Bölüm 118: Takip Part -2

avatar
1563 2

Release That Witch - Bölüm 118: Takip Part -2


 

 Çevirmen: Lodos

Roland, Birinci Ordu’nun haftada en az iki kez pratik yapmasını emretmişti. Ama gece yürüyüşünü hiç denememişlerdi.

 

Gece yürüyüşü tehlikeliydi. Yol net bir şekilde görülmediğinden yabani hayvanların ve yılanların kolayca saldırısına uğrayabilirlerdi. Bunun dışında, meşale ışığı vahşi hayvanları cezbettiğinden yolu kaybedip kaybolmak da oldukça kolaydı. İşte bu yüzden Roland, ertesi günün şafak vaktine kadar bekledikten sonra birliğini harekete geçirerek düşman ordusunu takip etmeye başlayacaktı.

 

Bu planın başarıyla tamamlanması için Prens Roland, Birinci Ordu ile bir araya gelmiş ve takibe kendisi de katılmıştı. Elbette, engebeli yollarda at sürmek yerine Küçük Kasaba’da kalmayı tercih etmişti.

 

Yarım aylık eğitimden sonra Sinekkuşu kendi özel gücü olan nesneleri hafifletme gücü ile, 12 kiloluk top dönüşümünün süresini sabitleyebilmişti. Roland büyünün uzun işlem sürecini de düşündüğünden, Sinekkuşu’na şafak vaktinde topları dönüştürmesine başlamasını emretti. İlk topun dönüşümünün en uzun zamanı alacağını ama sonraki her topla beraber bunun yavaş yavaş azalacağını umuyordu.

 

Sinekkuşu’nun yeteneğinden faydalanan Küçük Kasaba dört topu ve tüm topçu ekibinin üyelerini yolculukları sırasında taşıyordu. Büyük beton gemiye, topçu ekibi ve Roland’ın yanı sıra başkaları da binmişti. Gemideki diğer üyeler Anna, Bülbül, Nana, Yaprak, Echo, Sinekkuşu, Tigui Pine ve Kaptan olarak çalışan Brian’la beraber gemiye güç sağlamaktan sorumlu olan Wendy vardı.

 

Scroll, Soraya, Lily ve Gizemli Ay gibi savaşta yararlı olmayanlar dışında, Sınır Kasabası’ndaki nerdeyse tüm cadılar katılmıştı. Anna’nın savaş alanında olmasına ihtiyacı yoktu. Ama Roland, Anna’nın gözündeki kararlılığı gördüğünde onu reddedememişti.

 

Karada gidenler Birinci Ordu’nun çakmaklı tüfek birliğiydi ve baş şövalye Carter ile Demir Balta tarafından yönlendiriliyordu. Şimşek düşmanın bulunduğu yeri tespit edip sonra da takip etmekle görevliydi. Ordusu sessizce düşmanları takip ediyordu. Aralarında ki mesafe düşman izcilerinin gözlem alanının dışındaydı. Şimşek izcilerin herhangi bir faaliyetini fark ettiğinde, birliğin yürüyüşünü durduruyordu. Yol boyunca bir sürü kaybolmuş paralı askerle azat edilmiş köle ele geçirmişlerdi ama teslim olan düşmanlarla uğraşamazlardı bu yüzden Roland, silahsız bir şekilde onları da yanına almıştı.

 

Bu, Roland’ın düşmanı ele geçirmek için büyük bir orduya liderlik ettiği ilk seferdi. Küçük Kasaba’nın önünde durup yüzünde üflenen rüzgarı hissettiğinde Roland, oldukça motive oluyordu.

 

“Seni bu kadar mutlu eden ne?” Anna aniden yanında belirmiş ve bu soruyu sormuştu.

 

Hmm... Roland yüzündeki gülümsemesini silerek: Hiçbir şey. dedi.

 

“Gerçekten mi?” diyen Anna mendilini Roland’a doğru uzatarak: Yüzündeki salyaları sil.” dedi.

 

“…”

 

 Roland girecek delik aramıştı: “Teşekkür ederim”

 

Şimşek, düşmanın kamp kurduğunu söylediğinde güneş çoktan batmaya başlamıştı. Araştırmaları sırasında topladığı bilgilere göre, Dük ve kuvvetleri böylesine büyük bir yenilgiden sonra aşırı demoralize olmuştu. Kamplarını akşam karanlığında kurup şövalyeleri izcilik için gönderiyorlardı ama şövalyeler karanlıkta geri dönememekten korktuklarından dolayı araştırmayı hızla bitirip kampa dönmek için acele ediyorlardı.

 

Roland’ın birlikleri ise, Dük’ün ordusundan iki kilometre uzaklıktaki gölün yanında kamp yapıyordu.

 

Fark edilmediklerinden dolayı saldırı planının yarısı şimdiden başarılı olmuştu.

 

Sıradaki aşama ise şuydu: Ertesi günün ilk ışıklarına kadar bekleyecekler ve düşmanın en hazırlıksız olduğu anda etraflarını sarmaya başlayacaklardı.

 

Roland ilk defa vahşi doğada kamp kurmuştu. Böceklerle dolu kampla karşılaştırıldığında, gemide yatmayı tercih etti. Topların yerleştirildiği ahşap kulübe boşaltılmıştı ve topçu takımının üyeleri kampa dinlenmek için giderken 12 poundluk topları da beraberlerinde götürmüşlerdi. Küçük Kasaba, Prens’in geçici sarayı olmuştu. Roland haricinde diğer tüm cadılar da teknede yatıyordu. Herkes çadırın içinde battaniyeyi üstlerine örterek yan yana uzanmıştı.

 

Roland bu durumdan kaçınmak istiyordu. Bununla beraber, cadıların bununla hiç ilgilenmediğini fark etti. Anna dışında tüm cadılar sıkıntılarla yakından tanışıyorlardı. Göçebe olarak yaşadıkları günlerden dolayı vahşi doğada bir gece geçirmek onlar için çok da yabancı bir şey değildi. Kısa süre sonra Roland ve Anna dışında herkes uyumuştu. Bunun birinci sebebi Roland’ın eskiden beri yumuşak bir yatakta yattığından sert tabanlı yatağa alışık olmamasıydı. İkincisi ise Anna’nın bilinmeyen düşüncelerle, Roland’a bakmasıydı. Prens her başını çevirdiğinde, Anna hemen gözlerini kapatıp uyuyormuş gibi davranıyordu. Bununla beraber ay ışığının altında, kirpikleri birazcık titriyordu. Diğerlerinin gürültüden dolayı uyanacağından korkuyor olmasaydı Roland gerçekten Anna’nın küçük burnunun ucundan tutup, gözlerini açtıktan sonra ona sarılmak istiyordu.

 

Her ikisi için de uykusuz bir geceydi.

 

Şafak vakti olmamıştı ancak Roland çoktan imha planını başlatmıştı. 270 kişilik çakmaklı tüfek ekibi, iki takıma ayrıldı. Takımlardan biri Küçük Kasaba’yı kullanarak iki topla beraber dükün ordusunun arkasına geçecek ve savunma hattını bir kilometre uzakta kuracaklardı. Şimşek ise, hareketleri takip etmekten sorumluydu. Toplar kurulduktan sonra Şimşek’in işaret vermesiyle beraber Carter’in liderliğindeki takım ön cepheden bir saldırı başlatacaktı.

 

Beton geminin güzergahından uzaklaşmasını önlemek için Bülbül sisin içindeydi. Sonuçta, siyah-beyaz görüntüyü gece görüşü olarak da kullanabilirdi. Brian’a verdiği talimatlarla gemi sanki gün ortasındaymış gibi manevra yapabiliyordu.

 

Bu süreci defalarca tekrarlamışlardı. Öyle ki gözleri kapalı bile görevlerini yapabilirlerdi. Wendy yelkene güç sağlamaktan sorumluydu. Böylece Küçük Kasaba’daki ekip sorunsuzca arka tarafa gidebilmişti. Sadece bir saat içinde tüm birlikler görev yerlerini almıştı. Müdahale ekibinin komutası Demir Balta’daydı. Bunu gören Şimşek, Carter’ın ekibine doğru uçmuş ve turuncu bayrağı göstermişti.

 

Şafak vaktiydi.

 

Plan başlıyordu.

 

Echo arka tarafta duruyordu. Ön cephedeki saldırıya atanan çakmaklı tüfek ekibinin hareket etmesine gerek yoktu. Yapmaları gereken tek şey, hat halinde sıraya dizilerek iki topu korumaktı. 12 poundluk toplar savaş alanına itilmiş ve düşmanın kampına ateş etmeye başlamıştı. O sırada, dükünün ordusu hala uyuyordu.

 

Topların gürleyen gürültüsüyle beraber top mermileri düşmanın kampına doğru fırlamıştı. Durumu fark eden şövalyeler ve paralı askerler çadırlardan fırladı ama Birinci Ordu’nun hali hazırda sıraya dizildiğini ve onları beklediklerini fark ettiler. Daha önceki korkunç deneyimlerinden dolayı kimse bu zayıf görünen savunma hattına meydan okumaya cesaret edemiyordu. Hepsi doğuya doğru kaçıyordu.

 

Demir Balta uzun süredir arka tarafta bekliyordu. Düşmanlar ortaya çıktığında nihayet bu planın son aşaması başlayacaktı.

 

Echo marşı çalmaya başlamıştı. Davul sesleriyle, iki hat halinde düşmana ilerlemeye başladılar. Dük biraz baskı yapmak istiyordu. Demir Balta saldırmak ve Dük’ü yakalamak için inisiyatif almıştı. Eğer eski konumlarında dursaydılar, düşman muhtemelen atlarıyla ormana doğru kaçacaktı.

 

Dük Ryan umutsuzluğa düşmüştü, onları nasıl yakaladıklarını hatta nasıl etrafını sardıklarını anlayamıyordu.

 

Başarısızlığımı kabul ederek teslim mi olmalıydı? Roland Wimbledon’ın, kılıcını kaldırıp kraliyet ailesinin bir üyesine saldırmaya cesaret eden bir Dük’e ne yapacağını merak ediyordu. Hapse mi atardı yoksa sürgüne mi yollardı bilmiyordu. Ama büyük ihtimalle doğrudan giyotinle işini bitirecekti. Tek bildiği Uzun Şarkı’ya dönmesine izin vermeyeceği idi.

 

Roland’ın birliği adım adım yaklaştığı sırada o korku verici silah da zaman zaman kükreyerek kırmızı alevler çıkarıyor ve adamlarının arasında kaos ortamı yaratıyordu. Dük tam o anda kaçmazsa, bir daha asla kaçma şansının olmayacağını biliyordu. Onunla kalan sadece 30 adamı vardı ve son çaresi de buydu. “Bizi durduramazlar!” diye bağırdı Dük: ”Yola vardığımız sürece, bize yetişemezler. Sonuçta, onlarında sadece iki tane bacağı var. Uzun Şarkı’ya varmamız sadece yarım gün sürecek!”

 

Daha sonra Dük atını ileri doğru sürdü, ne yazık ki, herkes gibi kendisi de umutsuzdu. Sonuç olarak kişisel muhafızları haricinde, yalnızca bazıları onu takip ediyordu. Müziğin durmasıyla, karşı taraf da aynı anda durdu. Sanki duvar gibi düz bir sıra halindeydiler.

 

Sonra karşı tarafın tuhaf sopalarını kaldırmaya başladıklarını gördü.

 

Dük ile bu asker saflarının arasında sadece yüz adım kaldığında birbiri ardına patlayan sesler duyulmuştu. Sonra göğsünü ve karnını delen bir ağrı hissetti, sanki bir savaş çekiciyle vurulmuş gibi hissediyordu. Sonradan gelen felçle beraber çaresizlik hissi de beraberinde gelmişti. Vücudu geriye doğru sallanıp atından düştü.

 

Düştüğü sırada Dük ağzını bir şeyler söylemek için açmaya çalıştı ama sesi çıkmamıştı. İki kez öksürdükten sonra güçlü bir koku burnuna gelmiş ve boğazı yapışkan bir sıvıyla tıkanmıştı. Daha sonra da karanlığın içine düşmüştü.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18391 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37603 Bölüm Sayısı


creator
manga tr