Bölüm 110: Kartal Şehri Savaşı Part -1

avatar
1880 0

Release That Witch - Bölüm 110: Kartal Şehri Savaşı Part -1


 

 Çevirmen: Lodos

Timothy Wimbledon yoğun sabah sisi yüzünden, önündeki şehrin kulelerinde rüzgarla dalganan bayrakları belli belirsiz görebiliyordu.

 

Bakışlarını kaldırarak, bayraktaki amblemi belirlemeye çalıştı. Yeşil arkaplanda bir yelkenli ve üstünde de bir taç vardı. Bu bayrak şüphesiz kız kardeşi, Garcia Wimbledon’a aitti. Kentin en büyük bayrağıydı.

 

İkinci bayrakta da beyaz bir arka planda pagodanın etrafında dönen bir yılan vardı. Bu amblem Bayer Ailesi’ne aitti. Timothy bu bayrağı ilk görüşünde, kalbinin içinde küçümseme duygusu hissetti. Berrak Su Kraliçesi’nin himayesine girip sığınmak isteseydiler bile, bayraklarını şehrin üstünde astıkları için hala gururluydular, sadece çok yüzsüzlerdi. Seni yakalayana kadar bekle, sana bayrağını yedireceğim Earl Bayer, diye düşünüyordu Timothy.

 

En sondaysa en az diğerleri kadar yüzsüz Sheet ailesinin Kırmızı Aslan Kulesi vardı. Dışarıdan bakıldığında Timothy ifadesizdi. Ama kalbinin içinde Elin Sheet’i çoktan ölüme mahkum etmişti. Elbette her ikisine de kendi bayraklarını yedirecekti.

 

“Sir Neiman bayrağımı yükseltin. Gökhisar Krallığının bayrağını!!! dedi Timothy emrederek.

 

“Emredersiniz Majesteleri! onu onaylayan şövalye Linden arkasındaki askerlere doğru koştu. Bayrağı yükseltin!”

 

Tacı yeni alan Kral arkasını dönmüş ve bayrağının yükseldiğini görmüştü. Gri bayrak rüzgarda sallanıyordu. Üzerindeki siyah motif görkemli ve korku vericiydi. Büyük bir kulenin her iki tarafında iki adet çapraz mızrak vardı. Bu, Gökhisar Kral’ının amblemiydi.

 

“Bu bayrağın yetkisiyle, tüm hainleri tahta karşı işledikleri suçlarından dolayı yargılayacağım.”

 

Timothy Garcia’nın bağımsızlık ilanı haberini aldığı anda, hemen kendi cevabını göstermek için harekete geçmişti. Tüm birliklerini Doğu Dükü’nün birlikleriyle beraber harekete geçirerek, Kartal Şehri’ne saldırma emrini vermişti. Garcia’nın beklenmedik hızlı hareketiyle kendine olan güveni açıkça sarsılmış olsa da dışarıdan sakinmiş gibi görünüyordu. Bu da onu destekleyen bakanların kendisine olan inancını büyük ölçüde arttırmıştı.

 

Kendi birlikleriyle gemilerindeki birliklerini çağırması hemen hemen bir ayını almıştı. Sonraysa Doğu’ya gitmek bir hafta sürmüştü. Orada da hedeflerine ulaşması için yarım ay gerekiyordu.

 

Dün akşamın güneşi çoktan yol üzerinde kaybolduğunda, Timothy nihayet Kartal Şehri’ne varmıştı. Neyse ki Şeytan Ayları ilerleyişini etkilememişti; güney yolu karla engellenmemişti. Durumu Sınır Kasabası’ndaki durumun adeta tam tersiydi. Yollar soğuk hava sıcaklığı sayesinde daha da güçlenmişti böylece yiyecek taşıyan vagonların ve askerlerin her zamankinden daha hızlı hareket edebilmesini sağlıyordu.

 

Timothy’nin ekibi çok büyüktü. Güçlerin, çoğunluğu kendi muhafızlarından, Kral Şehri’nin şövalyelerinden ve Doğu Sınırı Dükü Frances’den gelen özel güçlerdi. Altı bin erkek, üç tabura ayrılmıştı, bin adamı iyi eğitilmiş ve iyi donanımlı şövalyelerden oluşuyordu. Toplayabildiği güvenilir istihbaratına göre, Garcia’nın birliklerinin büyüklüğü üç bin kişiden azdı ve çoğu da Berrak Su Limanı’nın sıradan halkındandı. Bunlar genellikle en yakınında hangi silah varsa ona sarılan türden eski çiftçiler ve iş adamlarıydı. Gerçek şövalyelerin karşısında bir tehdit oluşturamazlardı.

 

Maliye Bakanı Sör Arthur Golddess, Timothy’nin savaş planlarından haberdar olduğunda hemen itirazda bulunmuştu. Şeytan Ayları bittikten kısa bir süre sonra, çiftçilik birincil önceliğe sahip olurdu. Eğer Timothy, çiftçileri birliklerine dahil ederse hasat nasıl yapılacaktı?

 

Bu itirazı onaylayan Timothy, gemilerine kendi kölelerini zorla bindirmemişti. Bunun yerine, bölgedeki azat edilmiş köleleri toparlayıp teslim edilmelerini sağlayarak, lojistik sorumluluğu onlara vermişti. Sonuç olarak, güneyde savaşacak olsa da bu; sonbahar hasatını etkilemeyecekti.

 

Timothy’nin bakış açısına göre ne yapması gerektiği önemli değildi. Sonuç olarak Garcia’nın daha fazla krallığının güneyinde kalmasına izin veremezdi.

 

Kartal Şehri gelişmiş bir şehir değildi. Daha önce sadece çevredeki kasabaların ortasında yer alan bir pazar yeriydi. Fakat daha sonra – yüzyılı aşkın süre önce – çevresindeki kasabaların önemi arttıkça, yavaş yavaş bir şehir haline gelmişti. Önceki Lord pazarı geliştirmeyi planladığından dolayı sur inşa etmeyi akıl edememişti.

 

Üç bin siville birlikte iki kontun ordusu ne kadar güçlü olabilirdi ki? Timothy ne kadar hızlı karşılık verirse, kazanma ihtimali de o kadar fazla olacaktı.

 

Bir gece dinlenip iyi bir yemekten sonra birlikleri savaşmaya hazırdı. Güneş yavaş yavaş zayıf ışıklı halinden sabahın sisini dağıtan parlak bir altın top haline gelmişti. Timothy, Kartal Şehri’nin toprak renkli surlarını görebiliyordu. Yeni Kral’a göre sur denmeyi hak etmiyorlardı. En iyi ihtimalle, bir toprak yamacı olarak adlandırılabilirdi. Yamacın dibinden tepesi sanki bir rampaydı. Kuşatma merdiveni olmadan bile, birlikleri doğrudan yürüyerek tırmanabilirlerdi. Ayrıca, eğimi de bir kişinin yüksekliğindeydi. Üzerindeyse bir kişinin durabileceği kalınlıktaydı. Sur dedikleri şey mültecileri ve haydutları engellemek için yeterince iyi olsa da, ağır silah askerlerini asla durduramazdı.

 

Surların üzerinde çok seyrek adam olduğundan görünüşe göre surları savunmaya hazır değillerdi.

 

“Majesteleri Güney kapısını gözlemlemekle yükümlü olan süvari rapor verdi. En sonunda bir grup adamın ve atların hareket ettiğini görmüşler.” raporu veren şövalye Linden idi.

 

Timothy, Dük Frances’e döndü ve bunu biliyormuş gibi bakarak: “Kaçmak istiyor gibi görünüyor.” dedi.

 

Dük Frances yüzünde dikkatli bir ifadeyle başını salladı. “Muhtemelen doğru ve kendisi için belirleyici bir hareket olarak görülebilir. Kartal Şehri kuşatma için uygun değil, eğer birlikleriyle bu şehri savunmaya kalkarsa, bu bizim için açıkça zafer olur.

 

“Geçen geceki savaş toplantısında beklediğiniz gibi oldu. Gerçekten de bu kadar hızlı tepki göstermemizi beklemiyordu.dedi ve güldü.

 

Timothy: “Doğru zamanda geldik, geceleri hareket etmek istese bile hareket edemez.” dedi.

 

“Haklısınız efendim. Gece boyunca saldırmak herkesin harcı değil. Bunu gerçekten yapmış olsaydı o zaman rahat bir saldırı ile birliklerini kolayca çökertiriz ve birlikler gece sırasında çökerse de tekrar toplanma şansları çok nadir olur. Berrak Su Limanı’na geri kaçsa bile sadece kaçınılmaz sonu ertelemiş olur.”

 

“Bu yüzden, sevgili kardeşim birliklerini geri çekmek için sabaha kadar beklemek zorundaydı.” diyen Timothy, Kartal Şehri’ne memnuniyetle bakıyordu. Kale, alınmayı bekliyordu. Tüm yaptıkları onu zorlamış olmalıydı ama istediğini bir türlü başaramamıştı.

 

Garcia Kartal Şehri’nin sembolik statüsüne çok dalmıştı. Askerlerini buraya yerleştirirken bu olasılıkları hissediyordu. Güney sınırlarının koruyucusunun konağı elindeyken, güney soylularının kalplerini fethetmek gerçekten çok daha kolay olacaktı. Ama yararlarıyla birlikte riskleri de beraberinde getiriyordu. Timothy kasıtlı olarak yol boyunca yavaş hareket eden oyalayıcı bir ordu göndermişti. Kendisi süvari birliğiyle Doğu’ya hızla ilerlemişti.

 

Gerekli olan erzakları taşıyan at arabaları da onları takip ediyordu. Dükün konağına vardıktan sonra süvarilerle birlikte dinleniyorlardı. Buradan sonra Kartal Şehri’ni geçip, şehre ters taraftan yaklaştılar. Süvarilerin ilk görevi, tüm yolları engelleyerek casusların alarm verme ihtimallerini azaltmaktı.

 

Fakat bu büyük askeri faaliyeti sonsuza kadar saklayamazdı. Garcia saldırısının güncel haberini 2-3 gün önce almış olmalıydı. Bu sabah geri çekilmeye başlamaları aceleci bir hareket olarak görülebilirdi. Kartal Şehri’nden Berrak Su’ya geri çekilmek yürüyerek bir günde halledilebilirdi.

 

Dolayısıyla iki ayakla koşsalar bile, Timothy sayıları bini bulan güçlü süvarileriyle onları kolayca yakalayıp kolayca öldürebilirdi. Doğal olarak bu da yenilmeleri anlamına geliyordu.

 

Ne yazık ki, üç bin askerini üzerine fırlattığı sürece, Garcia şehirden atına atlayarak Timothy’nin güçlerinden kaçma şansı yakalayabilirdi. Canlı kalıp Berrak Su’ya geri dönmesi zor olmazdı.

 

Dük Frances: “Majesteleri, önceden hazırlanmış plana göre şimdi ayrılmalıyız. Şehri geçip Güney kapısından saldırdıktan sonra iç kentte beni bekleyeceksiniz, değil mi?

Ve eğer güçlü bir direnişle karşılaşırsak veya önümüz kesilirse dolambaçlı yollardan gideceğiz. ”

 

“Ben hala güneybatıdan saldırırsam daha iyi olacağını düşünüyorum. diyen Timothy: “Şövalyeler için dar sokaklarda hareket etmek kolay değil ve Garcia sokakları büyük miktarda enkazla kapatarak birliklerimizin ilerlemesine engel olabilir. Hatta dolambaçlı yoldan gidip gece savaşmamız gerekirse, onları takip edemeyeceğimizden dolayı yakalayamayacağız ve onları kılıçtan geçiremeyeceğiz. ”

 

“O zaman ben gidiyorum Majesteleri.”

 

“Dikkatli ol,” diye hatırlatan Timothy: “Garcia şehirde herhangi bir birlik bırakmasa bile hala ardında birçok tuzak bırakmış olabilir. Buna ek olarak, dar sokakların farkında ol. Evlerde birçok insan kalmış olabilir. Sadece sizi pusuya düşürmek için doğru zamanı bekliyorlar, bulduğunuz herkesi öldürün.

 

“Hahhahha!! Dük Frances dürüstçe gülmüştü: “Majesteleri lütfen rahat olun, ben babanızı bir çok savaşta takip ettim, yüzlerce başı bizzat kestim ve şimdiye dek hiç incinmedim.” elini sallayarak yanındaki muhafıza işaret verdi: Saldırınnnn!”

 

Arkasındaki birlikler hazırlanıp, diğer şövalyelerin önderliğindeki birkaç küçük formasyona bölündüler ve Kartal Şehri’ne doğru hareket ettiler. Ön cephedeki birlikler azat edilmişlerden oluşuyordu. Arkalarından zırhlı paralı askerler geliyordu. Kuşatmanın ana gücü bunlardı. Dük’ün şövalyeleriyse tamamen onun emirlerine odaklanmışlardı.

 

Ana kuvvet birlikleri surları vurmaya başladığında, Timothy şövalyelerin geri kalanlarıyla güneybatıya yönelmişti.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37610 Bölüm Sayısı


creator
manga tr