Bölüm 107: Ağız Aramak

avatar
1595 0

Release That Witch - Bölüm 107: Ağız Aramak


 

 Çevirmen: Lodos

Akşam yemeğinden sonra Roland, aklındaki tüm temel matematik bilgilerini kağıda geçirmeye devam etmek üzere ofisine geri döndü.

 

Her şeyi hatırlayan olağanüstü bir hafızası olmadığından dolayı aklındakilerin zamanla azalacağı da unutulmamalıydı. Eski mesleğinden dolayı, işini yapmak için matematik ve fizik bilgileri sıklıkla kullanıyordu ama Tarih, Coğrafya, Biyoloji, Kimya ve bunun gibi diğer konulardaki bilgileri, zamanla giriş seviyesine gerilemişti. Dolayısıyla, birazcık erken bile olsa, tüm bilgilerini yazmak istiyordu, böylece en azından diğer insanlar öğrenebilirlerdi.

 

Her kağıt parçasını doldurduktan sonra Scroll’a vererek okumasını istedi. İçeriği görebildiği sürece, eserin kalıcı olarak korunmasıyla eşdeğerdi. Ne yazık ki, Scroll’un yeteneği yalnızca her şeyi hatırlamaktı, tüm içeriğe görmesine rağmen kendi kendine lise matematik bilgisini öğrenebileceği anlamına da gelmiyordu. Dolayısıyla Roland her müsait olduğunda, daha önceden okuduğu bilgiyi ona açıklıyordu.

 

Tabii ki başkalarına ders verme işini Roland çok beğenmişti ve ilginç bir iş olduğunu düşünmüştü. Scroll’un bir şeyi ilk defa gördüğünde yüzünde şaşkın bir ifade beliriyordu. Ama sonra ifadesi yoğunlaşıp tamamen anlamış gibi her gözüktüğünde, Roland büyük bir şey başarmış gibi hissediyordu. Bununla birlikte Roland, derslerinin hedefiyle ilgisi olduğunu da biliyordu.

 

Her ne kadar Scroll kırk yaşına yaklaşmış olsa da, yüzünün yaşlanması büyüsü yüzünden büyük ölçüde yavaşlamıştı. Yanağında hala sağlıklı bir kırmızı görünüm vardı. Saçlarını başının arkasında bağlamıştı. Böylece de olgun ve yetenekli bir görünüm kazanmıştı. Gözlerinin köşesindeki küçük karga ayağı genel estetik görünümüne zarar vermemiş hatta bunun yerine, kararlı birisi izlenimi katmıştı… Bir filmde oynayacak olsaydı, zarif ve çok yönlü bir öğretmen rolünü oynardı.

 

Roland sessizce kendine bir soru sordu: “Bu dünyadaki büyü neyin nesi idi?

 

İster birisi Kuzey Yamaç Bölgesi’ndeki madenlerin derinliklerinde olsun, ister Geçilmez Dağ üzerinde olsun, her yerde büyü vardı. Batının çorak barbar topraklarında veya doğudaki Deniz Meltemi Bölgesi’nde, cadılar her zaman inanılmaz büyüleri kullanabilirledi. Büyüye enerji gibi bakarsa, cadılar da elektrikli aletlerle benzerdi ama büyülü güç, açıkça elektrikten çok daha fazla olanak sunuyordu. Daha çok tüm enerjilerin “kökeni” gibiydi.

 

Örneğin Wendy, Cara’nın dört farklı sihirli yılan çağırabildiğini söylemişti: ölüm, acı, taşlaşma ve hiçlik. Her birinin farklı bir zehri vardı. Bir başka örnekse, Bülbül idi. Sisin içine girme yeteneğiydi. Sanki havayı büküyor gibiydi.

 

Ne olursa olsun, şu anda Roland sadece düşünebilirdi. Sonuçta, mevcut teknoloji seviyesiyle bu gücü yakından analiz edemezdi.

 

Onun için, endüstriyel devrimi teşvik ederek uygarlık standartını geliştirmek en önemli görevdi.

 

“Majesteleri?” Scroll, Prens’in yüzünde sarhoş olmuş bir görünümle düşüncelerinde kaybolduğunu gördüğünde, konuşmasına engel olamadı.

 

Roland, “Evet. dedikten sonra yavaş yavaş düşüncelerinden geri döndü. Utandığından dolayı iki kez öksürmüştü sonra da yanan muma bakarak: “Bugün için bu kadarı yeterli, yarın tekrar gelirsin.” dedi.

 

Roland yarım dakika sonra hala kapının sesini duymadığından, şaşırmış bir şekilde başını kaldırdı. Onun hala kapı yolunda durduğunu gördüğünden sordu: “Başka bir şey mi var?”

 

“Majesteleri... Scroll bir anlığına tereddüt etti ama sonra konuştu: ”Size bir soru sormak istiyorum.”

 

“İstediğini sorabilirsin” Roland başını sallayıp tüy kalemini bıraktı onun yerine fincanını alıp biraz çay içti. Cadılarla gerçekten bir sorunu yoktu. Eğer birisi bunu düşünüyorsa bu cadıların Roland’a yeterince güvenmedikleri anlamına geliyordu. Artık korkmayıp, daha rahat davransaydılar çok daha iyi olurdu.

 

Roland’ın tahminine göre onun sorusu her zamanki gibi: “Neden bize ev sahipliği yapmaya gönüllüsünüz? olacaktı. “Kilise ve benzerlerinin tehdidinden korkmuyor musun?Bülbül ve Wendy ona bu soruyu o kadar çok sormuşlardı ki artık sayamıyordu. Ama Scroll bu kadar ciddiyken doğal olarak ona ciddi bir şekilde cevap vermesi gerekiyordu. Bu sayede Roland’ı dürüst bir yoldaşları gibi görebilirlerdi.

 

“Bir cadıyla... Evlenmeniz mümkün mü?”

 

“Pfft,” Roland neredeyse ağzındaki çayı püskürtecekti: “Ah, neden bunu sordun?”

 

Ben...Scroll ağzını açmıştı ama sonuç olarak cevap veremedi.

 

‘Bir cadıyla evlenmek mi?’ Roland bu soruyu her düşündüğünde aklında beliren ilk kişi Anna idi. Zindanda onunla tanıştığı andan itibaren mavi bir göl gibi görünen gözleri onun üzerinde derin bir etki bırakmıştı. Uyanış yaşanmadan önce cadılar sıradan kadınlardı, ama daha sonra yetenekleri onları üstün yapıyordu. Vücutlarının görünümü hakkında da aynı şey söylenebilirdi. Her anlamda sıradan bir kadından üstünlerdi. Modern dünyada olsalardı kesinlikle herkesin ilgisini çekerlerdi. Tereddüt etmesini gerektirecek bir sebebi mi vardı? Tabii ki hayır.

 

Scroll’a baktı ve gülümseyerek cevap verdi: “Neden mümkün olmasın?”

 

 *

 

 Odasına dönen Wendy omzunu ovuşturuyordu.

 

‘Göğsüm çok büyük, sorun çıkarmak dışında başka bir işe yaramıyor.’ diye düşündü Wendy. Özellikle Küçük Kasaba’daki çatının üstünde küçük bir çarşafla kalması gerektiğinde sorun oluyordu. Rüzgarı çağırdığı zaman ellernii kaldırması gerekiyordu. Ama bunu yaptığında da geriye doğru kendini eğmeliydi, yoksa dengesini kaybederdi.

 

İlk test denemesine kıyasla, Küçük Kasaba’da birçok geliştirme yapılmıştı. Örneğin, çalıştığı yerde hem rüzgar ve yağmurun engellenmesi hem de güneşte kalmasını önlemesi için basit bir kulübesi vardı. Bir başka gelişmeyse, gemi gövdesinin etrafına bir kaç ağaç kabuğu yerleştirilmişti. Limana geldiğinde çarpışma kuvvetini azaltmak için kullanılıyordu. Ayrıca, geminin her iki tarafında iki çimento blok koyulmuştu, geminin kenevir ipiyle kolayca bağlanması sağlıyordu.

 

Ve yaklaşık bir aylık bir pratikten sonra, rüzgarı kontrol etmekte çok daha iyi olmuştu. Şimdi, geminin dengede olup olmadığına bakmaksızın, rüzgarın derecesini her zaman kontrol edebiliyor, hızlı veya yavaş esmesini sağlayabiliyordu. Büyü tüketimini ayarlamak için mevcut olan rüzgarları kullanmayı öğrenmişti. Böylece rüzgarları daha uzun süre kullanabilir olmuştu.

 

Wendy’den önce eve gelen Bülbül, banyosunu yapmış, yatağın üzerinde pijamalarıyla Wendy’nin gelmesini bekliyordu. Fakat Wendy onu gördüğünde, Bülbül’ün yüzünde engel olamadığı bir gülümseme vardı. Garip bir şey olmuş gibi görünüyordu.

 

Wendy, İyi bir şey olmuş. Ne oldu?” diye sordu. Ama o başını hiçbir şey söylemeden salladı, yalnızca gülümsemesi daha da derinleşmişti.

 

Wendy, dudaklarını kıvırdı. Bazı gece konuşmalarından sonra, Bülbül’ün ruh halinin çok da iyi olmadığının farkında idi. Yeni kart oyunu ortaya çıktıktan sonra yine bir miktar düzelmişti ama bugün, yüzü nasıl olmuştu da gülümsemeyle dolmuştu? Gümüş Şehri’ndeki ifadesiz Gölge Katili nereye gitmişti?

 

Bir cevap alamayan Wendy elbiselerini çıkararak, su dolu sıcak küvete girdi. Büyük ihtimalle bugün iyi bir kart kazanmıştı.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18137 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr