Bölüm 103: Hanımeli ve Elk Aileler Part -2

avatar
1623 0

Release That Witch - Bölüm 103: Hanımeli ve Elk Aileler Part -2


 

 Çevirmen: Lodos

Petrov topluluğa sormuştu: “Neler oluyor?”

 

“Sör Hull, Sınır Kasabasından bahsediyorlar. göğsünde Hanımeli arması olan biri yanıtladı. “Uzun Şarkı halkının eşyalarına el koymuşlar!”

 

“Bana Petrov diyebilirsin, durumdan bahset.

 

“Sana açıklayayım Bay Petrov. diyen Simon kalabalığın içinden geçerken yüzünde hoş bir gülümseme vardı. “Olan şu. Ben Dük’e hayatımla hizmet ederim. Bu yüzden madenleri yönetmekle sorumlu olduğumdan Sınır Kasabasında yaşıyordum. Her kış kasabanın sakinlerini Uzun Şarkı’ya geri götürerek, onları şeytani canavarların saldırılarından korurduk. Ancak bu yıl, Şeytani Aylar’ın sona ermesinden sonra, meslektaşım Cornelius Fletcher, Sınır Kasabasına geri döndüğünde evinin kasaba halkı tarafından yıkıldığını ve bunun için de herhangi bir tazminat ödenmeyeceğini öğrenmiş.”

 

“Evin sana ait olmadığını itiraf etmezsen, firarından dolayı asılmak üzere hapishaneye atılacaksın demişler.” Aynen Dördüncü Prens’in sözlerini kopyalamıştı: “Efendim sizin de bildiğiniz gibi firar olarak kastettiği şey yüz yıldır kullandığımız bir prosedür.”

 

Petrov, genç adamın zihninde görünmesini durduramıyordu. Dış dünya’ya göre Prens son derece katlanılmazdı. Ama kişisel deneyimlerine baktığında Prens ile iki kez görüşmüştü ve Roland Wimbledon gayet düzgün bir insana benziyordu. Ayrıca, firar kelimesini kullanması da pek yersiz değildi açıkçası. Ancak, diğer taraf bu konuyu düşünmeye çalışmıyor, sadece bir sebep arıyordu. Prens de bu grubu ikna etmeyi asla düşünmüyordu.

 

Petrov, onun uzun zamandır Uzun Şarkı ile ilişkilerini kestiğini biliyordu. Ama ya bu prosedürü bilmiyorsa? Açıkçası, bu pek de mümkün değildi. Suçu karşı tarafın üzerine yükleyerek onu tercih yapması için zorlamıştı. Ama en sonunda, karşı tarafın bu barbarca eylemi söylemesi için Uzun Şarkı’ya geri gelmesine izin vermişti. Prens’in amacı tam olarak ne idi?

 

Ama Petrov, Simon’a: “Fakat o hala Sınır Kasabasının Lordu. Lord olarak da kendi topraklarının kuralları belirleme yetkisine sahip.”

 

“Sınır Kasabası, Batı bölgesinin yargı yetkisinin içinde!” Simon mutsuzca soğuk bir sesle tersledi: ”Dük Ryan’ın otoritesini mi sorguluyorsun? Dük olarak, madeni denetlemek onun işi ve onun adına bu işi yapmaları için soyluları yerleştirir. Ama Roland soyluların tüm evini kendisine aldı. Altı soylu ailenin aleyhine işler yapıyor. Dük Ryan o istediğini yaparken öylece boş durmaz.”

 

“Dimitry Hill’i asan adamdan mı bahsediyorsun?” dedi Rene. Petrov onun hangi ara geldiğini fark edememişti: “Babam çok kızmıştı.”

 

“Genç Lord.Simon onu selamla karşılayarak: “Tam olarak o adam. Ve şimdi daha da çılgınca davranıyor. Korkarım sadece Dük Ryan Prensi durdurabilir ve umarım bu konuyu düke iletirsiniz. ”

 

“Endişelenmeyin. Dük Ryan çoktan hamlelerini hazırladı.” Rene’nin gelecek hakkında en ufak endişesi yok gibi gözüküyordu: Geri döndüğümden beri tamamen bu konuyla ilgileniyorum.”

 

“Gerçekten mi? Bu harika!Simon mutlulukla yanıtladı.

 

Petrov kaşlarını çattı, ticaret teklifini sunmaya gittiğinden beri Prens’in Sınır Kasabası’nda kış boyunca kaldığını biliyordu. Böyle bir gün er ya da geç gelecekti. Fakat bu savaşta kendi arkadaşının savaşacağını hiç düşünmemişti. Onlara bakan tüm gözlere rağmen, Rene’yi yanına çekti ve vazgeçirmeye çalıştı: “Savaşa gitmemelisin, savaşacağın kişi bir Prens.”

 

“Prens olduğunu biliyorum. Dağların Prensi.Rene, Petrov’un omzunu sıvazlayarak: “Dük Ryan’ın Prense zarar vermeyeceğine emin olabilirsin, belki geçmişte olduğu gibi bir direnişle karşılaştığında teslim olur. Direnmek isterse bile, atlarımızla saldırdığımız sürece, çiftçiler ve madenciler perişan bir şekilde dağılırlar. Dördüncü Prens asla kılıç ya da mızrak kullanmadı. O aptal saç kesmeyi bile beceremez.

 

‘Hayır, Prens tarafından yaralanacağından endişeleniyorum…’ diye düşündü Petrov ama bunu söyleyemed. Diğerlerinin asla ona inanmayacağını biliyordu. Çünkü kendisinin bile buna inanması zordu. Dük şövalyelere güveniyorken, Prens çiftçilerle ve madencilere güveniyordu. Nedenini bilmiyordu, ama bunu düşündüğünde kalbi huzursuzlanıyordu.

 

“Efendi Petrov, babanız sizi çağırdı, sizinle görüşeceği bir konu varmış.” Beyaz saçlı bir görevli aniden Petrov’un yanına gelmiş ve kulağına böyle seslenmişti.

 

“Anladım. diyen Petrov başını salladı ve Rene’yle erkenden vedalaştıktan sonra, Hanimeli evinin kahyasının eşliğinde arabacıyla geri döndü.

 

“Baba! diye çalışma odasına girdiğinde babası Shalafi Hull’ın, masanın üzerinde bir şeyler yazmakta olduğunu gördü.

 

Petrov’un sesini duyduğunda yazmasını durdurmadan: “Bölgemizdeki kişi sayısını ve gelirlerini özetlemeli sonrada bana vermelisin. Ardından da ilkbahar seferi için askerleri ayarlayacağım. Duke Ryan çoktan savaş çağrısını gönderdi. Kar eriyince biz ve diğer beş aile, şövalye ve paralı askerleri sağladıktan sonra Sınır Kasabası’na gideceğiz. ”

 

“Ne kadar asker sağlamamız gerekiyor?”

 

Kont kalemi indirdi ve başını kaldırarak: “Ne oldu? Şimdiye kadar bu tür sorunlarla hiç ilgilenmiyordun.” Masanın yanına uzanarak bir mektubu açtı: “En az 25 şövalye göndermeliyiz ve bir o kadar da yaver ve at. Paralı askerlerse tam donanımlı olmalı. Son olarak da basit silahlarla donatılmış 100 adam.

 

Petrov, beş ailenin sağlayacağı tüm askerleri eklerse 1000’den fazla askerin olacağını hesapladı. Dük’ün kendi birlikleri de eklendiğinde batıdaki herhangi bir gücü silebilecek bir güç olacaktı. Uzun Şarkı’nın savunma birliklerini dahil olmadan bile bu güç Sınır Kasabası’nın karşı koyabileceği bir şey değildi. Sınır Kasabası’nda sadece iki bin kişi yaşıyordu.

 

“Baba, lütfen savaştan uzak dur?” Petrov tereddütle rica etti.

 

Kont garip bir sesle: “Oğlum ne demek istiyorsun?” dedi.

 

“Güvenliğinden endişeleniyorum.”

 

“Majestelerinin yalnızca birkaç şövalyesi ve 50’den az muhafızı var. Sayımız onunkinden on kat daha fazla! ”

 

Teorik olarak, durum böyleydi ama babası daha önce Prens’i görmemişti, fakat Petrov onu görmüştü.

 

“Ama…baba, herkes Prens’in çamur macunundan yapılmış surlarının çok geçmeden çökeceğini söylemişti ama hala ayakta. Ayrıca, sadece Sınır Kasabasındaki madencileri ve çiftçileri asker yerine kullanarak şeytani canavarları durduramayacağını söylediler. Majesteleri sadece bunu yapmakla kalmadı. Şeytan Aylarının sonuna kadar kasabayı savunmayı başarıp üstüne bir de Şeytan Ayları sırasında hiç kimsenin Sınır Kasabasından kaçmamasını sağladı. Şimdi herkes bir kez daha, Dük Ryan’ın Roland Wimbledon’u yenebileceğini, Prensi ezmenin tıpkı bir karıncayı ezmek kadar kolay olduğunu düşünüyor. Baba, bunun düşündüğün kadar kolay olacağından emin misin? ”

 

“Bu kadarı yeter!” Shalafi yumruğunu masaya vurarak haykırdı. Başını salladı ve ayağa kalktı, sonra duvara gitti. Atalarının portrelerinin asılı olduğu duvara. “Her zaman bir işadamı gibiydin, ata binmekten savaşa gitmekten çok, mal almak ve satmaktan hoşlanıyordun. Bunda benim için bir problem yok ama bir tüccar olman bir korkak olacağın anlamına gelmiyor. Okyanusu aşan tüccarlar her gün ölümle yüzleşiyordu.” diye bağırırken duvarı işaret etti. “Şu portrelere bak, büyükbaban, büyükbabanın büyükbabası, hepsi uzun yaylarına ve kılıçlarına güvenerek şeytani canavarlara, haydutlara ve eşkiyalara karşı kendilerini savundular. Beni hayal kırıklığına uğrattın, savaşmaktan korkuyorsun! ”

 

Petrov başını eğdi. Babası ile tartışmak istemiyordu. O sırada aklından sadece şunlar geçiyordu: “O resimlere bir bak! Sen o çıkık göbeğin ve buruşmuş çenenle bir yay kullanabilir misin de bana onları örnek gösteriyorsun?”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18193 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr