Bölüm 100: Kadim Kitap ve Ondan Geriye Kalanlar Part -1

avatar
1769 0

Release That Witch - Bölüm 100: Kadim Kitap ve Ondan Geriye Kalanlar Part -1


 

 

Çevirmen: Lodos

Wendy’nin söylediği gibi ertesi sabah kahvaltıdan sonra bir hizmetçi gelip, onları Roland’ın ofisine götürmüştü. Ve hepsine güzel birer parşömen verilmişti. Bazı cadıların okuma yazma bilmediği dikkate alındığından, Scroll parşömenin içeriğini bazı cadılara okudu. Ardından parmak izleriyle imzaladılar.

 

Roland, sözleşmeyle yazılan her satırın anlamını anlamalarının zor olduğunu biliyordu, ancak bu, o kadar da önemli değildi zaten bir süre sonra, onlardan ne istediğini anlamaya başlarlardı. Ayrıca, bu bir köle sözleşmesi olsaydı bile yine de imzalayacaklarını biliyordu ama Roland, sadece küçük menfaatler kazanmak için ilkelerinden vazgeçmenin iyi bir şey olmadığının farkında idi. Bu yolu takip etmeyi seçtikleri için, nereye yöneleceklerine dikkat etmeli idi. Şu ana kadar yaptığı her şey, geleceğe yönelik olumlu bir döngünün temelini atmaktı. Her iki tarafın da kazanmasına yarayacak uzun vadeli bir yatırımdı.

 

İmzalanan belgeleri aldıktan sonra Roland, dün akşam hazırladığı pratikleri verip her birine kişisel olarak ne yapmaları gerektiğini de açıkladı. Bitirdiğinde, Yaprak, Scroll ve Soraya’yı tekrar odasına çağırdı. Kapıyı kapattıktan sonra, Bülbül kız kardeşlerini şaşırtmış ve bir soylu selamı vermişti.

 

“Dün, Wendy’den duyduğum hikaye hakkında bütün gece uzunca düşündüm.” Roland perdeleri açtı, parlak güneş ışığı odayı aydınlattı. “Korkunç bir canavarla karşılaştığınızı ve sadece yedi kişinin hayatta kaldığını söyledi. Cadı Birliği’nin efendisi olan Cara bile vahşi doğada ölmüş. Bu yüzden karşılaştığınız şeyi bilmek istiyorum. Melez bir tür müydü yoksa şeytani bir canavar mıydı? ”

 

İlk konuşan Yaprak idi: “Şeytani canavarlardan değildi, cehennemin kapısından gelen Şeytanlardı. Uzun boylulardı, şeytani canavarlara binmişlerdi. Aynı zamanda büyü de kullanabiliyorlardı, sanki… ” Bir an tereddüt etti ve sonra: “Tıpkı bizim gibiydiler. dedi.

 

“Şeytanlar mı?” Roland kaşlarını çatarak bakışlarını Soraya’ya çevirdi: “Olay yerinde sen de var mıydın?”

 

Soraya tereddütle başını salladı.

 

“Bu sahneyi çizebilirsin, değil mi?” diye soran Roland ona bir parça kağıt verdi.

 

Soraya gözlerini kapadı, acı dolu anısını hatırlıyordu. Ama ne olursa olsun yine de kağıdı aldı ve masaya gitti.

 

Bunu takiben, sihirli kalemini elinde ortaya çıkmış ve yeteneğini tamamen sergilemeye başlamıştı. Elindeki kalem doğrudan kağıda renkli ışıklar saçmaya başlamıştı. Sanki kağıtta kademeli olarak canlı bir resim oluşuyordu. Üstelik Soraya çizim süreci boyunca gözünü dahi açmamıştı.

 

Roland masaya yaklaştığında, resimdeki görüntülerin çok gerçekçi gözüktüğünü fark etti. Hayır, kendini düzeltmek zorundaydı, bu bir resim değildi. Bu gerçek hayattan alınmış bir sahne idi.

 

Onun yeteneği tıpkı bir fotoğraf makinesi gibiydi, vahşi doğadaki soykırımı birinci şahıs perspektifinden ortaya çıkarmıştı.

 

Resmi çizmesi bittiğinde, Soraya’nın alnı terler içindeydi. Hafızasında bunun bir kabus olduğu net bir şekilde belli oluyordu.

 

Bülbül, masaya gidip bir göz attı ve: “Bu karşılaştığınız şeytanlar mı?” diye sordu.

 

“Evet, bunlar. Fotoğrafın çekildiği alanın en yakınında Yaprak vardı.”Metal eldiven giyen şeytan yıldırımla saldırabiliyor, diğeri de alışılmadık derecede güçlü, bir yayın attığı oktan birkaç kat daha hızlı bir şekilde mızrak fırlatabiliyor. Ellerinde düzinelerce kız kardeşimiz öldü. Ama bütün bu olanlar sırasında özel bir saldırı kullanamadılar. Kendilerini tekrar toparlamaya çalıştıkları anda onları öldürdüm.”

 

“Onları tek başına öldürebiliyor musun?” diye sordu Roland.

 

“Cara’nın sihirli yılanı, Demir El’in kaskını kırmıştı ve bu yaradan dolayı da öldü. Ben de aynı metodu kullanarak bir başkasını arbalet ile öldürdüm. Kask kırmızı bir gaz depoluyor gibi görünüyor ve eğer gazı sızdırırlarsa ölüyorlar. ”

 

Bu şey bir oksijen tankına benziyordu, vahşi yaratıklarda böyle bir şey olması nasıl mümkün olabilirdi? Roland şaşkınlıkla kendisine bunu soruyordu. Ancak doğrudan diyebileceği tek şey uzaylı olabilmeleriydi. Biraz erken doğmuş gibiydiler. Kıyafetlerine bakıldığında, deri ve hayvan ciltleriyle birleştirilmiş gibi görünüyordu. Bu da, uygarlık düzeylerinin bizimkinden daha gelişmiş olmadığını gösteriyordu.

 

İster sihir kullansınlar ister teknoloji, diğer gezegenlerden geldiklerine göre, zaten ne kadar güçlü olduklarını göstermişlerdi. Ayrıca yeryüzündeki insanlara karşı hala durmadan savaşabiliyorlardı. Elbette, bu egzotik uygarlığın doğuştan gelen bir becerileri olduğu aşikar idi. Roland için şu an önemli olan nokta “Şeytan” ın yenilmez bir düşman değil, öldürebilecek bir düşman olduğuydu.

 

“Şeytanlara ek olarak, gökyüzünde süzülen bir şehir de gördük. diye ekledi Yaprak. “Ona doğru ne kadar ilerlesek de her zaman önümüzde duruyordu. Şimşek hikayelerinde buna benzer bir şey söylemişti, sanırım buna serap deniliyordu. ”

 

“Şehrin resmini çizebilir misin?” Roland, Soraya’ya dönerek sordu.

 

Başını salladı, kalemini bir kez daha çağırarak Yaprak’ın anlattığı gibi, gökyüzünde süzülen bir şehir çizmeye başladı.

 

Roland resmi dikkatli bir şekilde inceledi. Ancak bu belirsiz sahneden fazla bir bilgi bulamadı. Resimde gözüken şehir gerçekten de sadece bir serap olsaydı bile, vahşi doğanın bir yerlerinde gerçek olanın var olduğu anlamına geliyordu. Şehrin üzerinde kırmızı bulutlar var gibi görünüyordu, belki de Şeytanların ihtiyaç duyduğu gazlar bunlardı. Bu açıklama, onların uzaylı olduğunu düşünmekten çok daha mantıklıydı. Sonuçta Geçilmez Dağ’ın arkasındaki geniş araziler tam bir gizem bölgesiydi, uzun süredir hiç kimse ayak basmamıştı. Bu yüzden de yeni bir ırk bulmak çok da şaşırtıcı değildi.

 

“Bülbül ve Wendy’den, Cara’nın kadim bir kitaptan bir şeyler okuduğu ve bunun yüzünden Kutsal Dağ’ı aramaya karar verdiğini duydum.” dedi Roland. “Scroll sen kitabı okudun mu?”

 

Scroll bir an tereddüt etti. Ama cevap verdi: Cara kitabı kimsenin okumasına izin vermiyordu,ama… Yine de biraz baktım. Metinler oldukça karışıktı… Ayrıca inanılmazdı.”

 

“Bir kopyasını hazırlayıp bana gösterebilir misin?” diye sordu Roland.

 

Scroll: “Kitapta yazılan metinler doğru değil, Majesteleri. Kutsal Dağ’ın olmadığını doğruladık. diye iç çekti. Ama yine de sağ elini kaldırdı ve: “Umarım kitabın içeriğinden dolayı kafanız karışmaz.” dedi.

 

Birdenbire altın ışıkla çevrelenmiş bir kitap havada ortaya çıkmıştı. Kitap açılmış ve sayfaları inanılmaz bir hızla çevriliyordu. Kitap sona erdiğinde doğrudan Scroll’un eline düşmüştü.  “Majesteleri, umarım okuyacak tek kişi siz olursunuz. Kız kardeşlerimin Cara gibi olmasını istemiyorum.” dedi.

 

Roland, kitabı Scroll’un elinden aldı ve: Anladım, merak etme. diyerek onu rahatlattı.

 

Diğer cadılar ofisten çıktığında, Bülbül sessizce kanepede oturuyordu. Elbisesini kaldırarak, her zamanki gibi iki ayağını da masaya koymuştu ve kurutulmuş balığını mutlu şekilde çiğniyordu.

 

“Bunu görmek istemiyor musun?” Roland bir gülümsemeyle sordu.

 

Alaycı bir sesle cevap vererek: ”Bakınca çılgınlaşacağım bir şeyle ilgilenmiyorum.” dedi.

 

Roland başını sallayıp masanın arkasına oturdu ve dikkatle kitabı açtı. Sayfalar sanki kitap gerçekmiş gibi hissettiriyordu.

 

Tıpkı Scroll’un söylediği gibi içeriğin çoğu karışıktı. Metin ortak dilde yazılmış gibi görünmüyordu. En azından dil bilgisi aynı değildi. Kitapta kanlı aydan ve büyük bir taş kapıdan bahsediliyordu. Ama hiçbir yerde Kutsal Dağ’a ait bir ipucu bulamamıştı. Aslında, ara sıra anladığı bazı kelimeler dışında birçok kelimenin anlamı o kadar da net değildi. Kitabın çoğunu okumamıştı. Ama şöyle düşünüyordu: Her kelimeyi bilsem bile, onu tamamen anlayabilir miyim bilemiyorum. Ayrıca bu sadece Scroll’un kısa bir bakışında gördükleri mi yoksa kitapta da gerçekten böyle mi yazıyor ondan emin değilim.”

 

Rolland uzun metinleri atladı. Doğrudan sonuna gelmişti. Kitap oldukça kalın bile olsa da içeriği çok azdı ve sayfaların çoğu anlamsızdı. Fakat son sayfaya çevirdiğinde, aniden okumaya değer bir metin gördü. Bu temiz yazı okunamaz bir haldeydi çünkü aceleyle yazılmıştı, birçok soru silinmişti ancak yine de içerik anlaşılabiliyordu.

 

Yinede temiz bir el yazısıyla yazılan ilk cümle şu şekildeydi: ”Başarısız olduk. Ölümlüler Şeytanın üstesinden gelemez. “

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18138 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr