Bölüm 91: Kalp Hapishanesi

avatar
1662 1

Release That Witch - Bölüm 91: Kalp Hapishanesi


 

 Çevirmen: Lodos

Ay ışığı koridordaki pencereden içeriye girerken, Anna’nın yüzünün sadece yarısı görünüyordu. Gözleri karanlıkta iki yıldız gibi soluk mavi bir ışıkla parlıyordu. Anna kapıya yaslandığından gövdesinin büyük kısmı gölgelerde gizlenmişti. Ama ana hatları hala fark edilebiliyordu – İyi beslenmeyle önceki ince ve sıska bedeninin yerini tamamen değişmiş yetişkin bir kadın vücudu almıştı. Vücudu mükkemeldi. Vücut hatları olgun bir kadın gibiydi fakat aynı zamanda gençliğinin verdiği bir cazibeye de sahipti.

 

Roland sakince Anna’ya yaklaştı. Tam önünde durdu. Birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı.

 

Roland: Bu sadece bir kazaydı, böyle bir şey yapacağını bilmiyordum-”

 

“Biliyorum.”

 

“O zaten küçük bir kız, bu yüzden umursamıyorum-”

 

“Bunu da biliyorum.”

 

Anna, Roland’ın beklediğinden tamamen farklı tepkiler veriyordu. Yüzünde herhangi bir hoşnutsuzluk belirtisi yoktu. Sadece ciddi bir ifade takınmıştı. Göl gibi mavi gözlerinde herhangi bir dalgalanma yoktu, Roland onun dürüst bir kadın olduğunu fark etti. Anna, herhangi bir esrardan yahut gizden hoşlanmıyordu. Hiçbir şeyi saklamaya ihtiyacı yoktu. Sonunda kendine güvendi ve konuşmaya başladı: Etrafta insanlar varken Şimşek gibi cesur davranıp öyle bir şeye kalkışamazdım. Bu yüzden seni burada beklemeliydim.”

 

Bu cümleden sonra yanakları kıpkırmızı kesilmişti. Ama hala geri çekilmiyor, ciddi bir şekilde Roland’ın gözlerine odaklanmıştı.

 

Roland’ın kalbi hızlıca atıyordu. Bir şeyler söylemek istiyordu. Ancak o anda söyleyebileceği her şeyin anlamsız geleceğini düşünmüştü.

 

Roland eğilip Anna’nın yanağına yaklaştı. Anna’nın nefesini yüzünde hissediyordu. Bu nefes sanki kalp atışlarını değiştiren bir bahar esintisi idi. Ortamda birbirlerinin gergin nefes alıp vermelerinden başka bir ses yoktu. Tam o sırada Anna’nın yumuşak dudakları Roland’ın yanağına dokundu ve Anna: “İyi geceler Majesteleri” diye fısıldadı. 

 

*

 

Wendy yatakta bazı kitaplara bakıyordu.

 

Vaktini boş geçirdiği çok nadir olurdu. Cadı Birliği’ndeki hayatı boyunca böyle bir yaşam sürebileceğini hiç düşünmemişti.

 

Çok uzun süredir kalmıyordu Sınır Kasbası’nda. Ama şimdiden bir şeyi alışkanlık haline getirmişti. Uyumadan önce vücudunu temizleyip ipek bir gecelik giyiyor, yatağına bacak bacak üstüne atarak oturuyor, sırtı ile duvar arasına yumuşak bir yastık koyarak Majesteleri’nden ödünç aldığı kitapları okuyordu.

 

Şimşek’i yatırması çok zaman almıştı. Dolayısıyla da kutlamaya devam etmek için arka bahçeye geri dönmemiş, onun yerine yıkanıp yatağına geçmişti.

 

O anda Kilise’nin kökeniyle ilgili bir tarih kitabı okuyordu.

 

Her ne kadar bir manastırda büyümüş olsa da bu onun pek bilmediği bir konuydu. Rahibeler onları her zaman Tanrı’nın öğretisine uymaları konusunda uyarmış olsalar da Tanrı’nın adından hiç söz etmiyorlardı. Çocukluğunda bile bu tutarsızlık onu hep şaşırtırdı. Her şeyin bir adı vardı, o halde neden her şeyden yüce olan Tanrı’nın bir adı yoktu?

 

Okuduğu kitaplarda anlatılanlarla, daha sonradan duyduğu söylentiler temelde aynı şeyi anlatıyordu. Dünya tarihinin başlangıcında üç büyük din vardı. Bu dinler birbirlerini sapkın olarak düşünürlerken, tanrılarının da tek olduğuna inanırlardı. Bu inanç savaşı neredeyse yüz yıl sürmüş ve en sonunda Kilise kazanmıştı. Diğer Tanrıların yok olduğunu ve Tanrı’yı başka bir adla çağırmanın yasaklandığını ilan etmişler ve bunun Tanrı’nın sözleri olduğunu iddia etmişlerdi.

 

Sonraki sayfalarda Eski Kutsal Şehir’in ve Yeni Kutsal Şehir’in inşası, kötü cadılara karşı alınmış zaferler ve kilisenin görkemini ile ebediliği anlatılıyordu. Wendy’ye göre bunların hepsi çok tuhaftı.

 

Roland’dan “Gökhisar Krallığı’nın Tarihi” ve “Dünya’nın Kısa Tarihi” adlı kitapları da ödünç almıştı. İlki Krallık’ın kuruluşunu, gelişimini ve önemli olaylarını içeriyordu. Her bir kralın isimleri, evlilik durumları ve çocuklarının nerelerde olduğu gibi bilgiler sayesinde ailenin tüm dalları ayrıntılarla tarif ediliyordu. Bir soy ağacına benziyordu.

 

Dünya’nın Kısa Tarihi’nde dört krallığın gelişimi, güç idaresindeki değişimler ve iç, dış siyasi mücadelelerden bahsediliyordu. Ama hala iktidarda olan ailelere daha çok önem verilmişti.

 

Kilise hakkındaki tarih kitabında Papa’ların isimleri yazmıyordu. Tıpkı Tanrı’nın isminin de yazılmaması gibiydi. Sadece eski isimleri Papa unvanıyla değiştirmişlerdi. Kitabın içindeki yüzlerce yıllık tarih boyunca sadece bir Papa varmış gibi görünüyordu. Bu mantıklı değildi. Sanki bilerek yapılmıştı.

 

Tam o anda Bülbül aniden Wendy’nin odasına girdi. Wendy onu fark etti, kitabını koydu ve ona ilgiyle bakarak: “Sanırım artık konuşmak için müsaitsin?” dedi.

 

Bülbül gerilerek boynunu ovaladı ve oturmak için yatağın başucuna giderek: “Nana’yı eve götürdüm. Sen Şimşek ile nasıl ilgilendin?” diye sordu.

 

“Sürekli babası hakkında konuşuyordu. Yatağa geldiğinde hemen uykuya daldı, hikaye okumama bile gerek kalmadı.” Wendy omuz silkerek: “Her zaman büyük bir kız gibi davranıyor, ama gerçekte hala küçük bir çocuk.” dedi.

 

Senin gözlerinde herkes bir çocuk. dedi Bülbül sataşarak. Wendy’nin az önce elinde olan kitabı alarak: “Majesteleri geceleri okumamalısın demişti. Özellikle de yatakta otururken. Işıklandırma yeterince iyi değil bu yüzden gözlerin zarar görebilir. ”

 

“Evet, Majesteleri bunu söylemişti.”

 

İkisi uzun süre boyunca konuştu. Gümüş Şehir’den Geçilmez Dağ’a vardıkları zamandan bahsettiler. Yakın zamanda ölen cadılara ne olduğunu, Şeytan Ayları’nda nasıl hayatta kaldıklarını konuştular. Bülbül’ün anlatacak çok şeyi vardı. O kadar fazlaydı ki Wendy arada sırada bir ya da iki cümle anca konuşabiliyordu. Son beş yıl içinde çok samimi olmuşlardı, konuşmadan bile birbirlerini anlayabiliyorlardı. Böylece zaman yavaş yavaş geçmişti. En sonunda mumlar sönmek üzereydi. Bunu gören Wendy gülerek: “Ne haldesin?” diye sordu. Yoksa bu gün Şimşek’in yaptıklarından sonra uyuyasın gelmiyor mu?”

 

“Neden bahsediyorsun…?”

 

“Başka ne olabilir ki?diye gülümsedi Wendy başını sallayarak: “Veronica, biz cadıyız, bunun ne demek olduğunu bilmelisin.”

 

“…”

 

 Bülbül sessiz kaldı. Biraz zaman geçmesine rağmen hala diyecek bir şey bulamamıştı. En son zar zor: “Pekala.” dedi.

 

Bu kaderdi. Bundan kaçabilecek hiçbir cadı yoktu. Wendy’nin gülümsemesi yavaşça silinmişti. İçini çekti ve sonra: “Roland Wimbledon, krallığın Dördüncü Prensi ve tahtı alması için mümkün olan her şeyi yapmalıyız. Krallık onun yönetimindeyken Kilise’den korkmamıza gerek kalmayacaktır.” dedi.

 

“Fakat bu aynı zamanda onun Kral olması demek. E devamında da onun bir Dük kızı veya başka bir krallığın prensesi ile evlenmesi gerekecek. Sonra çocukları olacak. Hatta belki birkaç tane. Eğer erkekse tahtın varisi olacak. Kız olursa da başka bir asil aileye gelin gidecek.”

 

Burada Wendy bir süre duraksadı. Bülbül’e cadıların duymayı sevmediği bir şey söylemek üzere idi. Bu yüzden kendini hazırladı ve: ”Veronica, biz cadılar, çocuk doğuramayız.” dedi. Bizim için en iyimser ihtimal sıradan bir insanla cadılar arasında hiçbir fark olmaması ve Majesteleri’nin ölümünden sonra bile özgürce yaşayabilmemiz olacak. Bakarsın bazı seçkin cadılar, soyluluğa bile yükselebilir. Ama cadılar hiçbir zaman evlat sahibi olamayacak ve herhangi bir evlat olmadan da ailenin ihtişamı devam edemeyeceği için, soylular herhangi bir cadıyla evlenmeyi dahi düşünmeyeceklerdir. Cadı olarak bazı şeyler kazanmış olabiliriz fakat aynı zamanda bazı önemli şeyleri de kaybettik. Bu bizim kaderimiz.diye fısıldadı. “Keşke sana bunu sana söylemek zorunda kalmasaydım. Ama gerçek bu.

 

“Anlıyorum. diye fısıldadı Bülbül.

 

 

Bülbül nihayet gittiğinde Wendy kendisini hiç iyi hissetmiyordu. Ama Bülbül’ün bunun üstesinden gelebileceğine inanıyordu. Sonuçta zaten çok zorlukla karşılaşmıştı ve kesinlikle bu sıkıntının da üstesinden gelecekti.

 

Wendy böyle inanıyordu.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18401 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37610 Bölüm Sayısı


creator
manga tr