Bölüm 86: Cadıların Tercihi

avatar
1632 0

Release That Witch - Bölüm 86: Cadıların Tercihi


 

 Çevirmen: Lodos

Yaprak daha ne kadar dayanabileceğini bilemiyordu. Vahşi doğadan Geçilmez Dağ üstündeki kampa geri dönmesi hemen hemen yarım ay sürmüştü. Şeytani canavarlar tarafından fark edilmemek için, bir sonraki yere gitmeden önce etrafında hiçbir şeytani canavarın olmadığını doğruladıktan sonra bir ağacın kalın ve sağlam gövdesine gizleniyordu. İlerlemesinin yavaş olmasından endişe etmesine rağmen, başka bir seçeneği de yoktu. Şeytani canavarlar tarafından fark edilirse hayatta kalamazdı.

 

Bir düzineden fazla kız kardeşi şeytan saldırısında ölmüştü, hayatta kalan kız kardeşleride savaşta iyi değildi. Demir El kalabalığın içine atlayıp katliam başlattığı sırada her yöne dağılmışlardı. En sonunda hayatta kalıp kampa geri dönmeyi başarabilen az sayıda kişi vardı. Bütün ölüleri düşündüğünde, Yaprak’ın kalbini derin bir acı kaplıyordu.

 

Kaçış sırasında daima kendisini gizlemek zorundaydı bu yüzden büyük miktarda büyü kullanması gerekiyordu. Ayrıca günde sadece on altı kilometre ilerliyordu. Özellikle geceleri hayatta kalabilmek için gücünü koruması gerekiyordu. Ayrıca elindeki bütün yiyecekleri yediği andan itibaren açlığını bastırmak için yabani meyveler de aramalıydı. Buna ek olarak Cadı Birliği rozetindeki ısı büyüsü de yetersiz kalmıştı. Dolayısıyla sık sık kendisini sarmak için ağaç kabuklarını kullanmıştı. Yetişkin olmalarına izin verilmeyen ve korumak için söz verdiği genç cadıların ölümlerini her düşündüğünde, gözyaşlarının akmasını engelleyemiyordu.

 

Ve sanki bunlar yetmiyormuş gibi yine bir gece ağaç gövdesine sarıldığında, şeytan ısırığının gece boyu süren saldırısına dayanmak zorunda kalmıştı. Zihinsel ve fiziksel darbelerin saldırısı sonrasında rahatladığını düşünmüştü. Ama birdenbire göğsü koparılmış gibi hissetmiş ve ağrı tüm vücuduna hızla yayılmıştı. Ağrı o kadar ani saldırmıştı ki, neredeyse anında bilincini kaybetmişti. Dilini ısırıp ağzındaki kan tadını hissettiğinde biraz da olsa kendine gelmiş ve yapabileceği tek şeyin dayanmak olduğunu düşünmüştü. Devam eden ızdırap boyunca Yaprak birkaç kez vazgeçmeyi düşünmüştü. Ama kaçan yirmiden fazla kız kardeşinin sadece kendisinin iyileştirebileceği yaralarla kaçtığını düşündüğünde ısırıkla mücadele edip kampa dönme gücünü geri kazanmıştı.

 

Neyse ki, Şeytan’ın ısırığında uzunca bir süre acı çekmemişti. Nihayet acıdan kurtulduğunda vücudunu çevreleyen ağaç gövdesininde büyük bir boşluk olduğunu fark etti. Daha da kötüsü, kanıyla ıslanmıştı. Bu yüzden, kokusunun şeytani canavarlar tarafından fark edilmemesi için acıyla ve bitkinlikle savaşması gerektiği gibi başka bir ağaca kaçmadan önce kıyafetlerini de çıkarmalıydı. Aynı zamanda çıplak dallardan yeşil yapraklar çıkararak sıcak kıyafetler de dikmişti. Sihrinin rehberliğinde, dal bir iğne haline gelmiş ve yaprakların damarlarıda onun ipliği olmuştu.

 

Kaçışı boyunca pişmiş yiyecekler yiyememiş, bir yudum ılık su içememişti. Sonunda Geçilmez Dağ yoluna geldiğinde, kıyafetlerine iki kat daha yaprak eklemişti. Hem elini hem de ayağını sıkıca sarmıştı, ama bunların hepsi hızla düşen sıcaklığa ya da ayak bileğine kadar yükselen kara karşı yeterli değildi. Ayak parmakları donmuştu. Ayaklarını hiç hissetmiyordu ama en sonunda kampa geri dönmeyi başarmıştı.

 

Kız kardeşlerinden birinin tanıdık şeklini gördüğü anda bilinçsizce yere serilmişti.

 

İki gün sonra uyandığında, ayağındaki yaralar uzun zaman boyunca maruz kaldığı düşük sıcaklık nedeniyle o kadar ciddiydi ki kendi bitkisel iyileştirmesiyle bile kangrenin yayılmasını durduramamıştı. Sağ ve sol ayağından iki parmağını kesmekten başka çaresi kalmamıştı.

 

Bu kaybını hiç kafasına takmamıştı, çünkü hayatta kalmayı başarmıştı. Asla geri dönmemiş olan kız kardeşlerine kıyasla çok şanslıydı. Hayatta kalan kız kardeşlerinin kollarının hepsinde beyaz örtüler görünce, kalbinin içinde büyük bir üzüntü kontrol edilmez bir şekilde yayılmıştı.

 

Ayrılış sırasında 42 kız kardeşi vardı, ancak şimdi sadece altı kurtulan vardı. Yaprak nihayet sakinleşmeyi başardığında, diğerlerine başlarından neler geçtiğini sordu.

 

Bildiği gibi, Şeytanlarla kavga ederken, savaşta yeteneği olmayan cadılar, Geçilmez Dağ yolundaki kampa kaçma fırsatı bulmuşlardı. İlk gece, şeytani canavarlar tarafından saldırıya uğramışlardı. Yaban domuzu türlerinden oluşan bir grup saldırmıştı. Kavga edemeyen herkes bir kez daha kaçmaya mecbur kalmıştı. Zaten bir grup şeytani canavarlar tarafından tekrar saldırıya uğramaları gerçeği açıkça kötü bir şeye alametti, ancak buna karşı yapabilecekleri bir şey yoktu. Ertesi sabah, kurt biçimli şeytani canavarlardan yeni bir saldırı sonrasında sadece sekiz cadı kaçmayı başarmıştı. Neyse ki, Geçilmez Dağ yoluna ulaştıktan sonra, şeytani canavarlar onlara yetişememişti.

 

Nihayet birkaç gün önce kampa ulaştıkları sırada, iki kız kardeşi şeytan ısırığı tarafından saldırıya uğramıştı. Belki son bir kaç günün travmatik deneyimleri çok büyüktü ve gelecekte yaşayacakları şeyler çok karanlıktı. Sonuçta savaşmak için istekli değillerdi ve şeytan ısırığını atlatamamışlardı. Geri dönen savaşabilen bir cadı olmadığından, herkes onun şeytanların elinde öldüğünü düşünmüştü bu yüzden hiç kimse Yaprak’ın geri geleceğini ummamıştı.

 

Sonunda, birisi “Diğer kız kardeşlerimize ne oldu?” diye sordu. “Scarlet, Rüzgararayan ve kıymetli efendimiz Cara? Hayatta kalabildiler mi? ”

 

Yaprak başını sallayarak fısıldadı: Hayatta kalan tek kişi benim.”

 

“Sen nap-... Scroll sessizce konuşmaya başlayacak oldu ama vereceği cevabı tahmin etmişti. O yüzden konuşmayı kesti ve: “O halde iyice dinlen. Ayrıca… ” Bir an tereddüt ederek: ” Yaprak, önemli bir konu daha var.” dedi.

 

“Ne?” diye sordu Yaprak bitkin bir şekilde.

 

“Komadayken, biz kız kardeşlerimizle aramızda konuştuk ve Cara’nın geri gelmemesi durumunda, umarım efendi pozisyonunu alırsın. ”

 

Aniden bu soruyu sorması, Yaprak’ın dikkatini dağıtmıştı, bu yüzden düşünmek için gözlerini kapattı. Evet, Cadı Birliği ölümcül bir darbe almıştı, eğer yeni bir lider seçilmezse, çok geçmeden parçalanacaklardı. Fakat cadıların amacı, Kutsal Dağ’ı arayıp özgürlük ve barış elde edebilmeki. Ama Kutsal Dağ diye bir şey olmadığı ortaya çıkmıştı. Hayır Kutsal Dağ zaten başlı başına bir aldatmacaydı. Geçilmez Dağ yolunda yoktu, vahşi topraklarda da yoktu. Öyleyse neden cadı topluluğu var olmaya devam etmeliydi ki?

 

Yaprak’ın zihnini tamamen kaos kaplamıştı. Onlara bakmasa bile kız kardeşlerinin cevap bekleyen gözlerini üzerinde hissediyordu. Kız kardeşlerinin liderlik için bir kişiye ihtiyaçları vardı, vazgeçmemiş birisine. Uzun sessizliğin ardından Yaprak nihayet şöyle konuşarak: “Biz… Biz Bülbül’ü aramaya gideceğiz.”

 

Kararını dinleyen diğer kız kardeşler kargaşa içinde bağırmaya başlamışlardı.

 

“Ne, neden onu aramalıyız ki?”

 

“Yani Sınır Kasabasına gitmeliyiz?”

 

“Ya bize yalan söylüyorsa?”

 

“Wendy de orada.”

 

“O çok önceden öldü.”

 

Yeterince sıkıntıları olduğundan dolayı Scroll ellerini birbirine vurarak diğerlerini susturdu. Sonra Yaprağa dönerek: “Ya Bülbül’ün söylediği şeyler de bir aldatmacaysa?”

 

“Kasabanın dışında, güvenli bir mesafede bekleyebilirsin.” Yaprak, gözlerini açarken: Önce Bülbül yalan söylüyor mu söylemiyor mu, bunu anlamama izin verin. Şimdilik, Efendi rütbesini devralacağım. Ama eğer… eğer şehirde ölürsem Scroll komutayı alacak ve kız kardeşlerin güvenliğinden sorumlu olacaksın. ”

 

“Ama ben…” Scroll başladığı sırada, Yaprak tarafından lafı kesildi.

 

“Yeteneğinin savaşmak için uygun olmadığını biliyorum ve kampın günlük ihtiyaçları için de çok fazla yardımcı değil. Fakat şimdi, bunların iderlik için önemli olmadığını anladım. Efendi, en güçlü kişi olmak yerine bir rehber olmalı. Ne yazık ki bunu geç anladık. Temkinli ve sabırlı Wendy efendi olsaydı, sonuç tamamen farklı olmaz mıydı? “Sen ve Wendy Cadı İşbirliği Derneğine ilk katılanlardansın, yani çoktan ablasın. Tüm krallık boyunca doğudan yürüyerek Geçilmez Dağ’a ulaştın, bu nedenle çok fazla deneyime sahipsin. Dikkatlisin ve diğerlerinden daha üstün olduğunu da düşünmüyorsun. Bu nedenle, kız kardeşlerimize efendi olmak için daha uygun başka kimse yok.’’

 

Scroll bir an sessiz kaldı ve sonra: Ya ne Bülbül’ün dediği doğruysa?”

 

O halde artık Cadı Birliği’nin var olması için bir sebep yok,” Yaprak yavaşça açıklayarak: Çünkü bu, Sınır Kasabasının bizim ‘Kutsal Dağ’ımız’ olduğu anlamına gelir!”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18389 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37598 Bölüm Sayısı


creator
manga tr