Bölüm 85: Dikenli Yol

avatar
1600 0

Release That Witch - Bölüm 85: Dikenli Yol


 

 Çevirmen: Lodos

Yaşlı adamın tepki vermesi biraz zaman almıştı. Yavaşça yorganını kaldırıp yatağın yanına koyduktan sonra Başpiskoposa doğru baktı.

 

Sonra ağzını açıp sorarak: “Bu lanetli yere kapatılan eğer sen olsaydın, burda yemek yemeyi düşünebilir miydin?” Onu anlamak biraz zordu. Sanki boğazında bir şey tıkalı gibiydi: “Yarım yıl, ben yarım yıldır burda tutsağım ve hiçbir şeyden haberim yok… Oğullarım ve kızlarım nasıllar?”

 

Mayne, hücreye daha dikkatli bakıldığında, duvarın çiviyle çizildiği fark etti. Yaşlı adam tarihi hesaplamak için bu yöntemi mi kullanmıştı? Krala doğru olan sandalyeye ilerlerken cevaplayarak: “Neden seni mutsuz edecek şeyleri soruyorsun?”

 

“…”

 

 Kral sessizliğini uzunca bir süre korudu ama sonunda: “Benim için sıkıntı değil, sonuçta beni yine de öldüreceksin.”

 

Mayne sadece tek bir kelime ile cevap vererek: “Evet.” dedi.

 

“Ölü bir adama ne zevk verebilir ki? Ölmeden önce, sadece durumlarını bilmek istiyorum! ” Wimbledon uzunca konuştuğunda, sesi homurdanma gibi çıkıyordu.

 

Mayne: “Ne bekliyordum ki?” diye düşündü. O bir Kral idi. Nasıl güçlü durması gerektiğini iyi biliyordu. Kral kaçırılmış yerine de Kilise’nin bir müridi yerleştirilmişti. Hermes yolunda defalarca kaçmayı denemişti. Hapsedildikten sonra, delirmemiş hatta her zaman özgürlüğü için müzakere etmeye çalışmıştı. Cezalandırmalar sırasında bile hiç çığlık atmamıştı, bu hapishanede böyle bir şey çok nadirdi. Planı değiştirmek imkansız olmasaydı, Mayne gerçekten böyle bir insanı harcamak istemezdi. Kral’ın tek hatası Kilise’nin karşı tarafında yer alıyor olması idi.

 

“Sadece ben geldim. Ona durum hakkında bilgi vermeliyim. Farklı bir durum yaşanırsa da sadece bir emir vererek, yargılardan birinin gelip onun hayatını sona erdirmesini sağlayabilirim.” diye düşündü Başpiskopos.

 

Mayne nihayet yavaş yavaş: “Büyük oğlun Gerald çoktan öldü. İkinci oğlun Timothy tarafından ihanet suçu üzerine yıkıldı. Üçüncü kızın Garcia güney sınır bölgesinin bağımsızlığını ilan ederek kendisini Berrak Su Kraliçesi ilan etti. Timothy ile onun arasında bir savaş olması kaçınılmaz. Dördüncü oğlun ve beşinci kızına gelirsek, onlar hakkında pek bilgi sahibi değiliz. Ama… hala yaşıyorlar.’’

 

“Se..Sen ne diyorsun?!? İsyan? Bağımsızlık? Sen ne yaptın?” diye sinirlenerek sordu Kral. “Bir sonraki Kral kim olacak diye savaşmalarına izin verdik. diye zevkle cevapladı Mayne: “Çocuklarınızı bütün Krallık’a yaydık ve topraklarını en iyi yönetenin bir sonraki kral olacağını ilan ettik.”

 

Olanları duyan Wimbledon gözlerini acıyla kapamıştı. Dışarıda olanları düşünmek bile istemiyordu. Uzun süre sonra sonunda fısıldayarak: Tüm bunları neden yapıyorsun? Yıllık dua gününü kendi lehine kullandın. Dua etmek için beni izole edilmiş bir odaya götürüp elbiselerimi çıkardın… Tanrı Gözü’nün İntikamı’nı da aldın. Sonra bir cadı benim yerime başka birinin geçmesi için gücünü kullandı. Bu yer değiştirme sayesinde Kilisenin her kasabayı kontrol etmesini sağlayıp ülkeyi yavaşça devralabilirdin. Peki neden taht savaşı için emir verdin ki?! Be..Ben yapmazdım… Kral gittikçe daha da çok öfkeleniyordu, öksürmeye başlamıştı. Vücudunun her zerresi titriyordu.

 

“Çocuklarının birbiri ardına katledilmesini sağlayacak bir emri vermek istemezdik!” Mayne, eski Kral’ın işini bitirmek için sözlü saldırısına devam etti: “Belki bize karşı çıkmazdın, ancak çocukların büyük ihtimalle senin istediğin gibi davranmaz. Onlar da büyüyüp, gelişip kendi düşüncelerine sahip olacak. Tıpkı üçüncü kızın Garcia’da olduğu gibi. Beş yıl önce Berrak Su Limanı’nında projesini uygulamaya başlamış. Taht savaşı olmama durumunda bile doğal olarak bir noktada ölecekse sence boş boş bekleyerek Gerald’ın tahta çıkmasını izleyeceğini mi düşünüyordun? Fakat erkenden hareket etmemizin en önemli nedeni, senin de tahmin edebildiğin gibi cadının gücünün kalıcı olmaması... Bu yüzden senin ecelinin gelmesini bekliyordu.”

 

“Kahretsin! Kilise çocuklarımın kavga etmesinden ne kazanacak? Kilise de bununla beraber bir ateş denizine batacaktır. Birçok insan savaş sırasında ölece ve krallık tamamen dağılacak… Kral’ın birden dikkati başka yöne çekilmişti, sanki bir şeyi fark etmiş gibiydi: “Bunu mu istiy-” Başka bir şiddetli öksürük, Kral’ın konuşmasını bir kez daha aksattı. Sonunda tekrar konuşmaya başladığında, öksürük sanki tüm enerjisini tüketmiş gibiydi: “Sen… Kraliyet ailesini yok etmek istiyorsun!”

 

“Kesinlikle. Ama özel bir aileden ziyade kraliyetin gücü demek daha doğru olurdu.” Mayne Kral’ın vardığı sonuç için onu içinden övmeye engel olamadı. Tamamen karanlık olan bu zindanda altı ay kaldıktan sonra dahi, bilincini kaybetmemesiyle zaten güçlü iradeli birisi olduğunu göstermişti. Ancak zekasını bile korumayı başarmıştı. Bunu yapabilecek kişiler bir elin parmaklarını geçmezdi.

 

“Monarşi her zaman Kilisenin gelişimine bir engel teşkil eder. Ne kadar zayıf olursa olsun, her zaman bir ot gibi tekrardan yeşerir. Yani sadece tamamen yok olduğunda Kilise, Krallık’ı ‘gerçekten’ kontrol edebilecek.”

 

“…”

 

Birdenbire Wimbledon sanki daha da yaşlanmıştı. Daha önceden sadece dış görünüşü yaşlanmış gibiydi. Ama şimdi ruhu onu terk etmiş gibi gözleri donuklaşmıştı.

 

“Gökhisar Krallığı, anakaradaki en geniş topraklara sahip olan krallık. Aynı zamanda en büyük orduya da sahip. Dolayısıyla tamamen bir cephe savaşı durumunda Kilise dara düşebilir. Tüm bunları uzun zamandır planlıyorduk. Bu iç savaş sırasında, Krallık’ın çok fazla askeri ve paralı askeri ortadan kalkmış olacak. Ve sadece iki ya da üç yıl bekledikten sonra, Tanrı’nın Cezalandırma Ordusu ülkenin tüm topraklarını kolayca ele geçirecek. Ancak üzülmene gerek yok. Boyun eğdireceğimiz tek krallık siz değilsiniz. Diğer üç krallık da aynı durumla karşı karşıya. Yakında anakaradaki dört krallıkta yok olacak. Kurt Yüreği Krallığı, Ebedi Kış Krallığı, Şafak Krallığı ve Gökhisar Krallığı yerine tüm ülkelere hükmeden güç, Kilise olacak. ”

 

Wimbledon tamamen susmuştu. Zamanında ordusunu getirip tahtı kardeşinden alan birisi şu an tamamen hissiz durumdaydı. Böyle bir şey ile Mayne bile başa çıkamazdı. Bundan en ufak bir pişmanlık bile duymuyordu. Kilise bu plana çok fazla yatırım yapmıştı. Çok sayıda seçkin mürit, kendilerini isteyerek bir piyon olarak kullandırmışlardı, tehlikesi ne olursa olsun.

 

Örneğin, Wimbledon III’ü oynayan adam Yargılara bağlı bir üyeydi. Güçlü bir mürit idi ve kesinlikle Kilise’ye sadıktı, ve değişim törenini yaparak gerçek bir Tanrı’nın Cezalandırma Ordusu üyesi olmuştu. Ama görevini tamamlamak için görünüşü bir cadı tarafından değiştirilmişti. Eğer kalede ölseydi herhangi bir onur kazanamazdı. Görevden önce adı Hermes Kilisesinin anıtının tepesine oyulmuş olabilirdi ama şimdi Kilise sadece adını sonsuza kadar gömmüş olacaktı.

 

Mayne, Wimbledon’un daha fazla konuşamayacağı fikrine vardığında küçük bir porselen şişeyi cebinden çıkararak içmesi için ona verdi. Wimbledon kendini toplayıp iksiri içtiğinde son sözleri “Lanet …” olmuştu.

 

Evet?” diye soran Mayne, Kral’ın devam etmesini beklemişti.

 

“Seni lanetliyorum… Cehennemin derinliklerinde seni bekliyorum.” Wimbledon’un sesi her kelimesiyle daha da soluyordu. Mayne söylediklerini duyabilmek için yaklaşmış ve sonunda ne dediğini anlayabilmişti.

 

“Bu dünyada cehennem olmadığı için üzgünüm. Eğer varsa bile, benim ait olduğum yer orası değil. Yaptığım her şey insanlığın devamı için. Sadece dört Krallığı birleştirerek, gerçek düşmanımızla yüzleşmek için yeterli gücümüz olabilir, yoksa… ” Başpiskopos konuşmasını Wimbledon’un elinin gücünü kaybederek yere düştüğünü gördüğünde durdurdu. Kral’ın başı bir yana bükülmüş ve göğsü inip kalkmayı bırakmıştı.

 

Bu bir Kralın sonu, ama bizim başlangıcımız.” diye düşündü.

 

Mayne şişeyi aldı ve cebine geri koydu. Sonra kapıyı açtı ve sessiz koridora adım attı. Sanki buradakiler hiç bağırmamıştı. Yargı üyesine onunla nasıl yüzleştiğini söyledikten sonra bir kez bile kaleye bakmadan oradan ayrıldı.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18364 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr