Bölüm 72: Kral Tarafından Toplanan Kurul

avatar
1691 2

Release That Witch - Bölüm 72: Kral Tarafından Toplanan Kurul


 

 Çevirmen: Lodos

Timothy Wimbledon tahtında oturmuş elleriyle asasını ovuşturuyor ve pantheonun içindeki bakanları mağrurane bir eda ile inceliyordu.

 

Tüccarlar arasındaki bitmek bilmeyen karışıklıkları denetlemek mecburiyetinde Valencia’da boş boş beklemektense kendi çıkarlarım için çalışmanın hissettirdiği his daha güzelmiş.” diye düşündü.

 

Asayı ovuşturmayı bıraktı ve sertçe yere vurdu. Asadan çıkan son ses de duvarlar tarafından emildikten ve bütün gözler ona odaklandıktan sonra: “Başlayabilirsiniz.” diye emretti.

 

İlk adım atan kişi Demirkalp lakaplı şövalye Weimar idi. Kral’ın Şehri’nin savunması ile ilgili her türlü meseleden o sorumluydu ve: “Majesteleri, size iletmem gereken bir durum var.” dedi.

 

 “Konuş.”

 

“Cadı avlageçici bir süreliğine durdurulabilir mi? Majesteleri, son zamanlarda baskınlar giderek artıyor! Ayrıca dün şunu duydum. Birkaç kadın evlerinden çıkarılıp, tutuklanmış ve daha sonra zindanlarda saldırıya uğramışlar. Hatta bir tanesi hapishanedeyken öldürülmüş! Daha sonra da aslında hiçbirinin cadı olmadığını fark edilmiş! Şimdi de şehirde büyük bir panik ortaya çıktı. Baskınlar bu şekilde devam ederse büyük miktarda kaçak olacak.”

 

Timothy kaşlarını çattı, cadı avının başlamasına dair emir verenlerden birisi de o idi. Babasının ölümüyle ilgili gerçeği hala çözemememişti ve babasının intihar etmiş olmasına hala inanamıyordu. Babasının hançeri kendi bedenine saplamadan hemen önceki gülümseyişi aklına geldikçe Timothy’yi ürpertiyordu. Babası, Tanrı Gözü’nün İntikamı’nı kuşanmıştı. Hem Kilise de taşın orijinal olduğunu doğrulamıştı ancak bu, cadıların bunla alakası olmadığı anlamına gelmiyordu.

 

Düşündükleri belki biraz tuhaftı ama babasının ölümü konusunda içinde cadı geçmeyen hiçbir teori yoktu.

 

Langley’e doğru baktı. Bu baskınlardan o sorumluydu. Langley, hemen ayağa kalktı ve: “Majesteleri, bu sadece bir kazaydı ve buna sebep olanları da ciddi bir şekilde cezalandırdım. Müdür, kale muhafızları ve gardiyanlar on kırbaç ve yirmi beş kraliyet gümüşüyle cezalandırıldı.” dedi.

 

“Bir kadın ölmüş diğer üçü de acımasızca işkence görmüş. Tazminat olarak birkaç kırbaç ve biraz paranın yeterli olacağını mı sanıyorsun?” Sör Weimar soğuk bir sesle devam etti: “Peki, sana bu yargılama hakkını kim verdi? Başbakan Vic mi yoksa Adalet Bakanı Lord Padro mu?”

 

“Majesteleri! Şu anda olağanüstü bir zaman içerisindeyiz. Hızlı davranmak zorundaydım. Langley masum olduğunu iddia ederek dizleri üstüne çöktü: “Bazı küçük aksilikler göz ardı edilirse baskınlarda büyük başarılar elde ettiğimiz anlaşılacaktır. Şimdiye dek Kral’ın Şehrinde saklanan en az on beş cadı yakaladık ve şu anda işkence görüyorlar. Çok geçmeden babanızı onların öldür... – Ah hayır, yani demek istediğim, bir komplo planları olup olmadığını öğrenebileceğiz. ”

 

Timothy ona baktı, bu aptal neredeyse herkese gerçek niyetlerini söyleyecekti. Salonda bulunan bakanlar, büyük olasılıkla bu planın arkasındaki gerçek kişinin kendisi olduğunu tahmin etmişlerdi ancak halkın arasında yalnızca Prens Gerald’ın kralı öldürdüğü versiyonunu öğrenilmesine izin veriyordu. Buraya kadar gelmişken tahttan inmeyi göze alamazdı.

 

“On beş cadı. Sör Demirkalp küçümseyerek dalga geçti: “Öyleyse Kral’ın Şehri çoktan bir cadı karargahı haline geldi gibi görünüyor. Birkaç yıl önce Kilise, Kral’ın Şehrinin doğusundaki ormanda bir cadı avı başlatmıştı. Yalnızca altı cadı yakalayabilmişlerdi. Görünüşe göre adamlarınız Kilisenin adamlarından çok daha marifetli.”

 

“Sen…!” diye yüksek sesle bağırdı Langley ama Timothy tarafından derhal durduruldu.

 

“Yeter!” diye bağırdı Langley.

 

Langley Timothy’nin kontrolünün altındaki diğer aptallara benzemeye başlamıştı. Timothy, yanındaki adamların hepsinin yeteneksiz olmasından rahatsız oluyordu artık. Başta taht savaşı çıkarmak için ona ihtiyacı olmasa idi onu bu derece terfi ettirmezdi. Yalan söyleyecekse bile böyle inanılmaz sayılar atmamalıydı. Korkarım ki bu on beş kadın da tıpkı diğerleri gibi muamele görmek zorunda kalan şanssız halktan insanlardı.

 

Kilise’yi buna dahil etmek istemiyordu. Ancak şu an başka bir yol görmediği için emretti: “Kiliseye gideceksin ve bir rahibe para ödeyip yanına alacaksın. Böylece on beş kadının kimliğini doğrulayabilirsin. O zamana kadar işkenceleri durdurun. Yakaladığınız her kadını rahibin onaylamasına izin vereceksin! Adamlarının emirlerime uymadığını duyarsam seni balıkları beslemek için şehir hendeğine atarım! ”

 

“Ah, evet, Majesteleri.” Langley onaylayarak, “Emirlerinizi hemen uygulayacağım.”

 

Langley salondan ayrıldıktan sonra Timothy maliye bakanına döndü ve: “Bir önceki üç kişiyle beraber başka haksızlığa uğrayan kişi varsa, hepsine üçer tane kraliyet altını verilsin. Hapishanede ölen kadın için ise, parayı birkaç kat fazla olarak ailesine gönder.” dedi.

 

“Emredersiniz efendim. Maliye Bakanı başını sallayarak onayladı.

 

Sir Weimar Majesteleri’ni övmek üzere eğilip selam verdi ve: “Çok naziksiniz Majesteleri!” dedi.

 

“Sıradaki mesele! Timothy bir süre bekledi, fakat kimsenin bir şey söylemediğini görünce şöyle devam etti: “Madem kimsenin diyeceği bir şey yok. O zaman ben başlıyorum.Diplomasi Bakanı Sör Kurşun’a yani Yoshua’ya baktı ve: Kardeşlerimi geri çağırma emrimi yayınladığımdan beri çoktan bir ay geçti, ancak kimse Kral’ın Şehri’ne geri gelmedi. Bana verebileceğin yeni ne haberlerin var?diye sordu.

 

Sör Kurşun, Flynn Ailesi’nden geliyordu ve otuz yıldır görevdeydi. Kül rengi saçları ve kırışmış bir yüzü vardı. Bir ayuağı çukurda idi. Boğazını temizledi ve: “Majesteleri, üçüncü kız kardeşiniz Garcia Wimbledon henüz cevap vermedi. Dördüncü kardeşiniz Roland Wimbledon ise cevap verdi. Mektupta, Şeytan Ayları bitip halkının güvenliğini tam olarak sağladıktan sonra dönmeyi düşüneceği yazıyor.’’

 

Timothy sinirlenmişti: “Başka bir şey var mı?”

 

“Ve mektupta size Kral Timothy olarak hitap etmedi, Prens Timothy olarak hitap etti.”

 

Timothy alaycı kahkahalarını engelleyememişti. O tıpkı daha önceden olduğu gibi cahil ve umutsuz vaka denilen kardeşi idi. Eğer geri gelmeyi düşünüyorsa bana ‘Kralım’ diye hitap etmeliydi. Geri gelirse yaşamak için tıpkı şımartılmış bir prens gibi iyi bir yeri olacaktı. Eğer geri gelmezse, ölümü kolay olmayacaktı. ‘Tıpkı onunla satranç oynadığımızda olanla aynı şey olacak, ne yaparsa yapsın doğru hamleleri seçen ben olacağım.” diye düşündü Timothy.

 

Kendi haline bırak onu.” Timothy küçümseyerek elini salladı, Ya beşinci kız kardeşim?”

 

“Majesteleri, o… gitti” diye utanarak yanıtladı Sör Kurşun.

 

Timothy’nin kafası karışmıştı: “Ne? ‘O gitti’ derken ne demek istiyorsun?”

 

“Geri döneceğine söz veren ilk kişi oydu, ancak bir hafta sonra yaşadığı saraydan uşağı ve iki hizmetkarıyla birlikte ayrılıp kayıplara karıştı. Onu bulmak için çoktan birkaç adam ayarladım ama hala nerede olduğunu bulamadılar. ”

 

Bu da ne demekti? Çok yazıktı! Yalnızca bana inanması gerekiyordu! Timothy, kalbinin acıyla dolduğunu hissediyordu. Kız kardeşiyle ilgili yüksek beklentileri vardı. Onu yardımcısı yapmayı düşünüyordu. Tilly hep çok zeki bir insandı. Kendi zekasının ihtişamı bile onun zekası ile kıyaslanamazdı! Sadece kız olduğundan dolayı tacı kaybetmişti.

 

Başlangıçta, Timothy babası tarafından yapılan düzenlemelere bakarken bazı planları fark etmişti. Kral, Tilly’nin bu fırtınaya karışmasını istemiyordu. Bu sebeple onu Kral’ın Şehri’nin hemen yanında bulunan, askeri imkanları olmayan, yalnızca sıradan bir iş ortamına sahip olan Gümüş Şehri’ne göndermişti. Ama kaçabileceğini kim bilebilirdi ki? Bu yaptığı seçim, bilgece bir seçim miydi?

 

O gittiğine göre, eski lord tekrar Gümüş Şehrini devralmalı. Arama devam edecek, kraliyet kanı taşıyan birinin halk arasında dolaşmasına izin veremem.” Dişlerini gıcırdattı ve öfkesini bastırmaya çalışarak:Şu ana kadar yalnızca üçüncü kız kardeşim mi itaat etmeyi reddetti?” diye sordu.

 

“Evet, Majesteleri,” diye yanıtladı Sör Kurşun.

 

Timothy Başbakan Vic’e bakarak: “Çok inatçı olduğundan dolayı bazı sert önlemler almalıyız.” Bir savaş başlayacağı zaman hem Başbakan hem de Kral tarafından onay verilmesi gerekiyordu. En büyük destekçisi zaten Başbakan idi. Onayını almak bir sorun olmayacaktı: “Güney sınırını koruyan Dük Ryan’ın bunu halletmesini emredeceğim. Garcia’yı Berrak Su Limanı’ndan koparsın ve Kral’ın Şehri’ne kadar ona eşlik etsin.”

 

Marquis Vic: Elbette efendim. Bunda gecikme olmamalı lütfen siz de savaş emrini verin. Dışişleri Bakanı da bir an önce bu emri gerçekleştirsin.diye cevap verdi.

 

Timothy memnuniyetle başını salladı. Sekreterine emirlerin taslağını yazma emrini verdiği sırada salonun dışından aceleci adımlar duyuluyordu. Ardından, gürültülü bir sesle kapılar açıldı ve mavi çizgili bir pelerin giyen bir şövalye hızlı adımlarla salona girdi.

 

Timothy onu hemen tanımıştı. Bu, ünlü Soğuk Rüzgar Şövalyesi Naim Moor’du. Salonun merkezine doğru yürüdü, diz çökerek konuştu: “Majesteleri, az önce güneyden haber aldım. dedi. Bir anlık nefesini topladı. Sesi çok endişeli çıkıyordu: “Kız kardeşiniz Garcia Wimbledon, son beş gün içinde Dük Ryan’ın birliklerini mağlup ederek Kartal Şehri’ni işgal etti! Kendisini de Berrak Su’nun Kraliçesi ilan etti. Güneydeki tüm lordlar da buna cevap verdiler ve güneyin bağımsızlığını ilan ettiler.”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18331 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr