Bölüm 62: Yemin

avatar
1759 2

Release That Witch - Bölüm 62: Yemin


 

 Çevirmen: Lodos

Bu gün öyle şaşırtıcı şeyler yaşanmıştı ki Roland buhar motoru konusunda yaptığı sıkıcı çalışmalara devam etmek istememişti. Bunun yerine, şefine karabiberli biftek ve sınırsız kızarmış yumurtadan oluşmuş harika bir akşam yemeği hazırlatmıştı . Yemekten sonra Şimşek ve Anna, şişmiş karınlarını sıvazlarlarken Nana hala aç gibiydi. Akşam yemeğine ek olarak, hizmetçisine ısı geçirmeyen porselen bir çanağın içine yahni ve püre hazırlamasını ve hazırladığı yemeği de Bülbül’e vermesini istemişti. Böylece Bülbül ve Wendy uyandıklarında sıcak yemek yiyebileceklerdi.

 

Akşam yemeğinden sonraki ilk iş herkes için bir oda ayarlamaktı. Neyse ki, kendisinden önceki Sınır bölgesi lordları ihtişamı seviyordu. Bu küçük kasaba ilk başta yalnızca bir güvenlik noktası olarak sonrasında da madencilik için inşa edilmiş olsa da, kale hala orta ölçekli bir kasabanın standartlarına göre inşa edilmişti. Bu sayede Roland şimdi dokuz yüz metrekarelik bir alana yayılan üç katlı bu yaşam alanına sahip olmuştu. Bunların yanı sıra bu dokuz yü metrekarelik geniş alana yayılmış gözetleme kuleleri ve kalenin dört köşesinde tapınak biçiminde ok kuleleri vardı. Ayrıca Roland’a has bir giriş ve arka bahçe vardı.

 

Roland Anna’nın yanındaki odayı Şimşek’e ondan sonraki odayı da Wendy’e iyileşmesi üzere vermişti. Roland, Nana’nın elinde bir şeker çubuğu ile Anna’nın odasına girdiğini gördüğünde keyifle başını sallıyordu.

 

Roland ofisine geri dönmüş ve kendisine bir kupa bira doldurmuştu. Planının ilk aşaması neredeyse iyi geçmişti. Bülbül’ün yardımı ve getireceği bir dizi cadı sayesinde bilim ve teknolojide bir artış, tarımın geliştirilmesi vb. konularda bir atılım yapacağını düşünmüştü ancak Cadı Birldiği’nin liderinin cadı olmayanlara karşı böyle bir düşmanlığa sahip olacağını hiç düşünmemişti. Bülbül gibi düşünen cadılar azınlık durumdaydı. Wendy… Şimşek’le yaptığı konuşmanın sonucunda Wendy’nin aslında Cadı Birliği’nden ayrılma niyetinin olmadığını öğrenmişti. O yalnızca Bülbül’ü kurtarmayı amaçlamıştı, ancak müdahalesinin ardından Cara ve diğer cadılar tarafından bir hain olarak görülmüştü.

 

İlkini içtikten sonra Roland ikinci bir bira doldurdu. Bira çok da iyi değildi. Ama yine de hiçbir şey olmamasından iyiydi.

 

Yemek sırasında Roland, Şimşek ve Wendy’nin yeteneklerini sormuştu. Şimşek, kuş gibi uçabildiğini ve Wendy’nin de rüzgarı kontrol edebildiğini söylemişti. Bunu duyan Roland, onların teknolojik bir gelişme konusunda iyi bir kaynak olamayacaklarını ama yaklaşan savaş açısından büyük potansiyel taşıdıklarını düşünmüştü.

 

Ayrıca, kamptaki diğer cadıların yeteneklerini de sormuş ve yeteneklerin çeşitlilik gösterdiğini, bir kurala göre ilerlemediğini fark etmişti. Duyduğu bazı yetenekler tamamen tuhaf iken bazıları bilim ile açıklanabilir yetenekler idi.

 

Örneğin, Cadı Birliği’nin kurucusu Yılan Cadı Cara. Sihrini yılanlara yoğunlaştırabilirdi. Bu yılanlar da bir düşmana saldırabilirlerdi. Yılanların farklı renkleri, farklı zehirleri temsil ediyordu. Şimşek sadece iki tür yılan görmüştü, felç ve zehir.

 

Roland sadece Anna’nın değil, Cara ve diğer cadıların da büyülerini küçük bir menzil aralığında kullanabildiklerini keşfetmişti. Örneğin, Anna’nın yeşil ateşi beş metrelik bir menzilden çıktığında birden kayboluyordu. Cara’nın yılanları da çok uzaklaşamazdı. Bülbül için bu daha da kısa bir mesafeydi. Bir objeye etki etmek istediğinde sisinden kısa bir süreliğine de olsa çıkması ve görünür olması gerekiyordu.

 

Bu nedenle, Kilise’ye karşı ya da Tanrı Gözü’nün İntikamı’na sahip başka herhangi bir orduya karşı kalmaları durumunda, yanlarında sürekli arbalet taşırlardı. Aksi takdirde, yapabilecekleri tek şey sağa sola kaçışmak olacaktı. Roland gece yarısına kadar çalıştı, şöminenin içindeki ateş iyice cansızlaşmıştı. Hapşırmaya başladığında uyuma zamanının geldiğini düşündü.

 

Yatak odasının kapısını açtığında, yanlış odaya girdiğini sandı. Kendi yatağında tanıdığı bir kadın oturuyordu. Karanlıkta silüetinin yarısı gizlenmişti. Ateşten yansıyan gölgesi bir mozaik gibiydi. Ama bu seferkinin öncekilere göre büyük bir farkı vardı, kadın artık bedenini gizleyen cüppesini giymiyordu. Bunun yerine cübbesini sıradan sivil giysilerle değiştirmişti. Görünüşü artık dış dünyadan gizlenmiyordu ve şimdi herkes onu doğrudan görebilirdi.

 

Bu kadın Bülbül idi.

 

Roland biraz gergindi. Bu tür bir savaş, şanslı olduğu savaşlardan biri miydi?

 

Bülbül, Prens’in içeri girdiğini fark ettiğinde kalktı ve yavaşça yürüdü. Sadece yarım gün dinlenmiş olsa dahi yüzü çoğu kadının yüzünden daha güzeldi. Bir cadının dayanıklılığı gerçekten harikaydı.

 

“Son birkaç günde çok çalıştın.” Roland sessizliği bozdu ve öksürerek devam etti: “Neden daha uzun süre dinlenmiyorsun? Şimşek bana zaten her şeyi anlattı. ”

 

Bunu duyan Bülbül ciddi bir şekilde başını salladı. Roland bir şeyler yanlışmış gibi hissediyordu. Bülbül’ün gözlerinde tarifsiz bir bağlılık görüyordu. Onun bir karar verdiğini ve duygularını Roland’a yönelttiğini fark etti. Bu kararlı bakışı insanların çoğunda görmek zordu bu yüzden Roland onun doğru kelimeleri bulmasını bekledi.

 

Bülbül hemen konuşmaya başlamadı. Bunun yerine derin bir nefes aldı. Eline bir hançer alarak diz çöktü ve hafifçe başını eğdi. Bu, standart şövalye töreni ritüeli idi. Aristokrasinin bir kısmı üstlerine bağlılık sözü vereceklerinde, genellikle böyle yaparlardı.

 

“Majesteleri Roland Wimbledon! Ben Veronica, namıdiğer Bülbül. Cadılara nazik davrandığınız sürece gerek şeytanlara karşı kullanacağınız bir kalkan gerek ise uzun gecelerde sizin şahsi kılıcınız olmak üzere, herhangi bir korku ya da pişmanlık duymadan ömrümün son anına dek size hizmet edeceğime yemin ederim!”

 

Cadı Birliği konusunda büyük bir hayal kırıklığı yaşadıktan ve cadıları güvenli bir geleceğe götürmek konusunda başarısız olduktan sonra bu kararı vermesi normal diye düşündü Roland. İşler istediği gibi gidiyor olsa idi teklifini reddederdi. Çünkü Roland bir işi yaptırma konusunda birisini kiralamaya daha çok alışmıştı. Daha fazla hırs ve ortak bir ideal olsaydı önlerinde; yoldaş haline gelebilirlerdi.

 

Bununla beraber, eşitliğe ve özgürlüğe vurgu yapmanın bazen anlamsız olduğunun da farkında idi. Uygun bir toprak olmadığı sürece, en iyi tohum bile çürürdü. Bir prens olarak, krallığı birleştirene kadar prens rolünden ayrılamayacaktı.

 

Biraz sessizlikten sonra Roland, eski prensin hatıralarındaki görgü kurallarına uyarak hareket etti. Hançeri aldı ve kendi kılıcıyla üç kez Bülbül’ün omuzlarına dokundu ve: “Sadakatini kabul ediyorum.” dedi.

 

Bülbül’ün omuzları hafifçe titredi. Sonunda rahatlamış gibi görünüyordu.

 

Sonra Roland sağ elini uzatarak Bülbül’ün önüne tuttu.

 

Bülbül, Roland’ın elini öptü. Bununla birlikte ritüel sona ermişti.

 

Roland, Bülbül’ün kendisine Veronica dediğini işitmişti: “Veronica gerçek adın mı? Soyadın yok mu? “ Roland onu kaldırıp sordu.

 

“Evet majesteleri. Sizden bir şey saklamaya niyetim yok. Beş yıl önce Gilen evinden ayrılmıştım. Artık o evin ve benim bir alakamız yok. Bülbül ona herşeyi anlatmış ve kendi geçmişi hakkında bilgi vererek kalbindeki en son engeli de ortadan kaldırmıştı.

 

O, Gümüş Şehir’de doğmuştu. Şehrin ismi gümüş madenlerinden geliyordu. Babası vikonttu, fakat annesi halktan bir kimseydi. Bu tür evlilikler pek yaygın değildi, fakat ikisi çok iyi anlaşıyordu. Bülbül’ün Hyde adlı bir erkek kardeşi vardı. Bütün çocukluğunu Gümüş Şehir’de geçirmişti ve o zamanlar hayatının en mutlu zamanlarıydı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18391 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37603 Bölüm Sayısı


creator
manga tr