Bölüm 59: Kaşif

avatar
1629 1

Release That Witch - Bölüm 59: Kaşif


 

 Çevirmen: Lodos

“Saygıdeğer efendimiz!” Cara’nın düştüğünü gören etraftaki tüm cadılar paniklediler.

 

“Aptallar! Ah…” Cara yarayı eliyle kapatmaya çalıştı, bedeninin alt tarafını hissedemiyordu: “Çabuk, gidin ve hainleri öldürün!”

 

O sırada Wendy’yi taşımakta olan Bülbül, çoktan sisin içindeydi.

 

Yoldaki ayrıma geri döndüklerinde Bülbül, Wendy’nin bayıldığını ve kolunun siyah renge dönmekte olduğunu fark etti. Zehir yayılıyordu. Şu anda tereddüt edecek vakti yoktu, her saniye çok önemliydi. Dişlerini gıcırdattı, Wendy’nin koluna bağlı bezi aldı ve sonra kolunu olabildiğince sıkıca bağlamak için kullandı. Daha sonra çizmesinin tabanından bir hançer çıkartarak Wendy’nin yarasını açtı.

 

Yarım saatten az bir sürede Wendy’nin yarasını açabilmişti. Kol tamamen kopmadığı sürece Nana onu iyileştirebilecekti. Yapabileceği her şeyi yaptığında, Bülbül ipi ikiye ayırıp Wendy’yi sırtına bağladı. Bülbül, Wendy’yi Sınır Kasabası’na canlı bir şekilde ulaştırabildiği sürece Nana onu iyileştirebilirdi.

 

Ama onu bu kadar uzun süre hayatta tutmak mümkün müydü?

 

Yolda yalnız başına yürüdüğünde bile üç gün sürmüştü. Şimdi bir insanı taşıyor olduğundan doğal olarak daha uzun sürede kasabaya varabileceklerdi. Eğer hızlı gitmeye çalışırsa ve kazayla patikadan düşerse de tekrar tırmanıp tırmanamayacağından emin değildi.

 

Wendy’nin kolu hala kan kaybediyordu; asla üç ya da dört gün dayanamazdı. Ancak Bülbül’ün başka seçeneği yoktu. Wendy’yi asla bırakmayacaktı. Sonuçta yaralanmasının sebebi Bülbül idi.

 

“Yardıma ihtiyacın var mı?” Aniden, göremediği bir yerden bir ses duyulmuştu.

 

Bülbül irkilir irkilmez sis dünyasını girmiş ve savunma pozisyonu almıştı.

 

Ancak önünde kimse yoktu.

 

“Gerilmene gerek yok, savaşmaya gelmedim.”

 

Bülbül havada uçan birini gördü. Sonra şaşkın bir sesle, “Sen kimsin?” diye sordu.

 

“Benim adım Şimşek, Cadı Birliği’ne daha yeni katıldım. Genelde uzaklarda olduğumdan, beni tanımaman normal.” Rahatça gülümsemeyi deneyerek: “Ancak ünlü Bülbül’ü tanıyorum, Gölge Suikastçısı.”

 

“Seni Cara mı gönderdi?”

 

Şimşek: “Hayır, hayır, beni yanlış anlama,” dedi ve yavaş yavaş aşağıya indi. Ayağını yere basarak: “Seninle gelmek istiyorum.” dedi.

 

Bülbül duyduğuna inanamadı ve: “Ne?” diye sordu.

 

“Sen dedin ki: ‘Kendi yaşam biçimimizi seçme hakkına sahip olmalıyız.’” Şimşek bir saniye durdu ve sonra: “Seninle gelmeyi seçtim işte, bu kadar basit.” dedi.

 

“Ne…” Bülbül kız kardeşlerinin tepkisinden tamamen hayal kırıklığına uğramıştı. Wendy bile ona inanmamıştı. Ama şu anda önünde duran on dört-on beş yaşlarındaki bu kız; yaşına uymayan bir olgunluktaki temiz ve narin kısa sarı saçlara, yüce ruhla dolu bir yüze, düzgün konuşabilme yeteneğine ve kendine güvene sahipti. Ayrıca tipik Cadı Birliği üniforması da giymiyordu. Bunun yerine, birçok cebi ve yaması olan uzun bir pantolon giyiyordu. Ceketi hakkında da söylenebilirdi aynı şeyler. Kıyafetinin son kısmı ise beline takılan kaba görünümlü bir kemerdi. Onu nereden aldığını yalnızca Tanrı bilebilirdi. İlk bakışta bu bir erkeğin kıyafetine benziyordu.

 

 Şimşek heyecanla konuşuyordu: “Sadece ilginç yerlere giden bir kaşif olmakta kararlıyım.”

 

Ne tür bir sebepti bu… Bülbül ürküyordu ama ses çıkarmadı. Şimşek’in yalan söylemediğini biliyordu. “Anlamıyorum… Bir maceraperest olmak istiyorsan, neden Cadı Birliği’nden ayrılıp bana katılıyorsun?”

 

“Bir maceraperest değil, bir kâşif olmak istiyorum!” diye vurguladı Şimşek. “Sadece para ile yönlendirilen, risk aldığını söyleyen ama aslında başkalarının kirli işlerini yapan birisi değilim ben. Kaşifler sadece ilgilerini çeken şeylere göre hareket ederler! Neden Cadı Birliği’nde olmak istemiyorum diye soruyorsan da… “diye kendinden emin bir şekilde açıkladı Şimşek: “Kutsal Dağ’ı kim arar ki? Bir kâşifin hayali olmalı mı bu yahu? Cara macera ruhunu anlamıyor, tamamen kadim kitapların içine dalmış, sadece orada tarif edilen özelliklerde bir yol arıyor. Dağ yollarında yürüyor ve sadece iki yıpranmış sütunu arıyor. Eğer böyle yapmaya devam ederse gerçek Kutsal Dağ’ı asla bulamaz. Babam her zaman bir kâşifin dürüstçe her şeyi kaydetmesi gerektiğini vurgulardı. Bir kâşifin meseleyi bu şekilde çözmesi gerekir.”

 

Bülbül, ne tür bir babanın böyle fikirler öğretip böyle garip bir kız çocuğu yetiştirdiğini bilmek isterdi ama şimdi sohbetin sırası değildi. Her şeyden önce, Wendy’nin hayatı tehlikedeydi. Herhangi bir zarar vermeyecekse, bu ek bir yardımcı anlamına geliyordu.

 

En sonunda Bülbül sadece: “Yeteneğin uçmak mı?” diye sordu.

 

“Eh, evet.” diye başını gururla salladı Şimşek: “İkinizi de de taşıyabilirim ve bir rüzgar gibi sonsuza dek süzülebilirim.”

 

“O halde sana zahmet vermem gerekecek.” Bülbül, Wendy’nin kendi sırtına iyice yaslandığından emin oldu, ardından Şimşek’in omuzlarını tuttu ve ellerini göğsünden arkasına sardı.

 

“Ah… Gerçekten çok ağır.” Şimşek dişlerini gıcırdattı, yavaş yavaş yukarı doğru yükseldi ve: “Sanırım rüzgâr kadar hızlı olmayacağız.” dedi.

 

……

 

Böylece, garip gezilerine başlamış oldular. Şimşek yorulduğunda üçü birden sise girip Bülbül tarafından taşınıyordu. Şimşek fiziksel olarak kendini topladığında ise Bülbül tekrardan Şimşek’in sırtına tırmanıyor ve uçuyorlardı. Her ikisi de yorulduğunda ve dinlenmeye mecbur olduklarında, Bülbül ona bazı sorular sormak için zaman bulabiliyordu. Örneğin; babasının kim olduğu veya ailesiyle olan durumu hakkında bazı sorular.

 

Şimşek, babasının dünyanın en büyük kâşifi olduğunu ve okyanusu bile geçtiğini söyledi. Babasının yelkenli bir filosu vardı ve mürettebatının ona Yıldırım diye seslendiğini söyledi. Annesini çok küçük yaşta kaybetmişti, bu yüzden onunla çok fazla anısı yoktu. Bir deniz yolculuğunda iken, gemileri fırtınanın ortasında alabora olup karaya oturmuştu. Şimşek şanslıydı ve okyanus akıntılarıyla sayesinde bir adaya sürüklenmişti. Ancak babasını bir daha görememişti. Adada babasının hayatta kalma konusunda öğrettiği bilgi ve becerileri kullanmıştı. Kış ayında uyanış yaşayana değin; o adada neredeyse iki ay geçirmişti.

 

Yeni yeteneği sayesinde batıya doğru uçarak Gökhisar’ın güneyiyle kesişen kanala ulaşmıştı. Sayısız aksilik yaşadıktan sonra, sonunda Cadı Birliği’ne katılmıştı. Keşfetmeye devam ettiği sürece bir gün bir mucize ile karşılaşabileceğini ve babasını tekrar görebileceğini umuyordu.

 

Bülbül bu diyalogdan çok yararlı bilgi alamamıştı. Yeteneğini yalnızca diğer tarafın yalan söyleyip söylemediğini ayırt etmek için kullanabiliyordu sözlerin güvenilirliğini bilemiyordu. Başka bir deyişle, karşısındaki güneşin kare olduğunu söylediği ve bundan şüphe duymadığı sürece yeteneği doğruyu söylediğini anlatırdı Bülbül’e.

 

Bununla birlikte, aslında çıkartılabilecek bazı bilgiler de vardı. Örneğin; zengin bir ailede doğmuş olmalıydı. Yoksullukla mücadele eden ailelerin keşif için zamanı olmazdı. Babasının okyanus gezmek için bir filoya sahip olması da bu düşünceyi doğruluyordu. Bu nedenle, Yıldırım’ın gerçek kimliği; belki de okyanustan geçen zengin bir iş adamı profili idi. Anakaradaki Kraliyet ailelerinin soylarının aksine, Şimşek sarı saçlara sahipti ve daha çok fiyortlarda kara insanları ile kesişen bölgenin deniz insanlarına benziyordu.

 

Wendy birkaç kez uyanmıştı. Bu zamanlarda, Bülbül ona olabildiğince su içirmeye çalışıyordu, içtikten sonra ise bilincini kaybediyordu. Bülbül, Wendy’nin vücut sıcaklığının düştüğünü hissediyordu. Bu da onu giderek kaygılandırıyordu.

 

İkilinin acele etmekten başka yolları yoktu. Normalde üç gün süren yolu bitirmeleri bir buçuk gün sürmüştü. Girişte, Prens’ten ayrıldığı yerdeki atlar hala aynı yerde bağlıydı ve önündeki saman yığınının da daha sadece yarısı yenmişti. Bülbül, bir yandan da Wendy’yi taşıyarak bir atın üzerine çıktı ve hızlıca atını sürdü. Arkasından gelen Şimşek ile beraber Sınır Kasabası’nda durmaksızın ilerlediler.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18137 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr