Bölüm 45: Komplo Part -1

avatar
1822 1

Release That Witch - Bölüm 45: Komplo Part -1


 

 Çevirmen: Lodos

Yeni ay gecesinde, Gerald Wimbledon’un silueti Gökhisar Krallığı’nın surları dibinde görülüyordu.

 

Hermes’teki birkaç ay süren konuşlanması sona ermişti. Nihayet geri dönmüştü. Bu uzun yolculuk onu epey yormuştu, bitik hale düşürmüştü. Ama hala çevresinde olabilecek şeylere karşı tetikteydi. Durmak için atını dizginledi ve durum hakkında bilgi almak için yardımcısını harekete geçirdi.

 

Her şey planlandığı gibi giderse Bilgin bütün muhafızları Gerald’a sadık olan muhafızlarla değiştirecekti. Ve yardımcısı da sinyali verdiğinde asma köprünün yanındaki kapıyı aşağı indireceklerdi.

 

Gerald gözlerini genişçe açmış ileri bakıyordu ve muhafızların sinyali kaçırmalarından korkuyordu.

 

İşin aslı o kadar da uzun süre beklememişti ama Gerald tıpkı zaman donmuş gibi ve sonsuza kadar beklemesi gerekiyormuş gibi hissediyordu. Gözleri çoktan ağrımaya başladığı sırada uzakta titreyen bir ışık gördü. Surların altından iki kısa ışık ve surların üstünden ise cevap olarak üç kısa ışık görülüyordu. Bu sinyal her şeyin planlandığı gibi gittiğini gösteriyordu. Gerald ordusuna ilerleme emrini vermeden derin bir nefes aldı.

 

Bunu gördükten sonra tahttan yalnızca bir adım uzakta olduğuna iyice inandırmıştı kendisini.

 

Gerald yardımcılarıyla omuz omuza surun içindeki kapıya doğru at sürdü.

 

Arkasında onu takip eden otuzdan fazla süvarisi vardı. Kimseden çıt çıkmıyordu. Duyulan tek ses atlar yavaşça ilerlerken onların dizginlerinden çıkan sesti.

 

Şehrin surları Mağlup Ejderha Dağı’nın taşlarından yapılmıştı. Meşalelerin aydınlatması altında kahverengi-koyu kırmızı taşlar sanki surlar kan ile yıkanıyormuş gibi görünüyordu. Bütün sur yirmi feet genişliğindeydi ve dünyadaki en büyük sur unvanına sahipti. Binden fazla usta, köle, işçi ölmüştü inşaatı sırasında.

 

Bu şehrin insanları burayı geçilemez kale olarak biliyorlardı. Ama şimdi Gerald ve adamları surları kolayca geçiyor ve içerideki birlikleri sayesinde şehri fethediyorlardı. Birden aklına Kilise’nin yeni Kutsal Şehri gelmişti. Acaba oranın daha sağlam ve geçilemez duvarları da içeriden gelen bir ihanet yüzünden düşecekti?

 

Gerald, Bilgin’in sesini kapılardan duyabiliyordu: “Majesteleri, sizi uzun zamandır burada bekliyorum.” İşte orada Bilgin onu küçük bir birlik ile bekliyordu. Gerald’ı görünce hızlıca atından indi ve onun önünde eğildi.

 

Gerald bütün dikkat dağıtıcı düşüncelerini uzaklaştırdı. Muhtemelen biraz fazla heyecanlıydı ve bu da duygularını kontrol altına almasını engelliyordu. Ama devamında hayal gücünün istediğini yapmasına izin verdi ve: “İyi yapmışsın! Saray muhafızlarını da değiştirdin mi?” dedi.

 

“Değiştirecektim ama sonra beklenmedik bir problem ortaya çıktı. Yardım etmeyi çoktan kabul etmiş Gümüş Şövalyeniz beklenmedik bir şekilde güney çıkışına transfer oldu. Şu ana kadar saray muhafızları ile kendi muhafızlarımızı değiştirecek zamanı bulamamıştık.”

 

Gerald kaşlarını çattı. Bu demek oluyordu ki; kendisiyle beraber yirmi askerini saraya sokamazdı. Kendisini durdurmazlardı ama saray muhafızları Kraliyet Sarayı’na bu kadar silahlı adamın girmesine asla izin vermezlerdi.

 

“Neyse, tamam. Ekibi ikiye ayır ve benimle saray kapısına kadar gel. Kapıyı iyice koruyun ve ben yoldayken beni engelleyebilecek kimseyi içeri almayın.” Karar verene kadar bir an tereddüt etti. Plan değişmiş olsa da durum hala kontrolü altındaydı. Gece bekçileri illa ki babasının odasının kapısında bekliyor olacaktı. Ama biri onların dikkatini dağıtınca onları kılıcıyla ortadan kaldırabileceğine emindi.

 

ŞEHRİN İÇİ

 

Her şey ayrıldığı zamanki ile aynıydı. Geceleyin yürüyor olsa bile hala her bir sokağı hatırlayabiliyordu. Bu onun bölgesiydi, buna hiç şüphe yoktu. Herkes atlarından atlamış ve hızla saraya doğru ilerlemeye başlamışlardı. Kapıya vardıklarında yirmiden fazla asker yeni plana göre sarayın dışına gizlenmişti. Tıpkı Bilgin’in söylediği gibi muhafızlar Prens’in gecenin bu geç saatinde Kral’la konuşma isteği karşısında şaşırmışlardı. Ama Gerald’ın ‘konuşulacak çok önemli şeyler var’ blöfü sonrası direkt kapıyı açıp girmesine izin vermişlerdi.

 

E en nihayetinde o Kral’ın en büyük oğlu ve tahtın da ilk varisi idi.

 

Bilgin ve Gerald sarayın bahçe ve avlusu boyunca beraber yürüdüler. Sarayın önü III.Wimbledon’un köşkü idi. Bilgin meşalesini kaldırdı ve sağa sola salladı. Hemen sonrasında karanlıklardan bir muhafız ortaya çıktı ve tek dizi üstünde çöküp: “Majesteleri, lütfen benimle geliniz.” diye ricada bulundu.

 

Gerald sinirlenmişti, kan kokusu alıyordu.

 

Bilgin bütün muhafızları değiştirdiğini söylememiş miydi? Gölgedeki adama meşaleler yardımıyla bakmış ve iyi de bir izlenim almıştı. Kesinlikle tanıyordu bu adamı. Taht uğrunda Gerald’ın yanında savaşan ve onu destekleyen bir şövalye idi. Bu Gerald’a biraz huzur vermişti.

 

“Ne oldu? Yoksa biri saraya mı girdi?”

 

“Bu gecenin erken saatlerinde oldu efendim. Kral Ekselansları bu akşam için bir hizmetçi çağırmıştı ve o da tam muhafızların değişim saatinde geldi.” Diğeri cevap verdi: “Durumu iyice hallettiğimizden emin olun.”

 

Kral bir hizmetçi mi çağırmıştı? Babası annesinin ölümünden beri hiçbir kadına dokunmamıştı. Gerald biraz şaşırmıştı açıkçası ama şimdi zihnini böyle önemsiz bir meseleyle meşgul etmesinin sırası değildi. Bu yüzden başını salladı ve bu konuda daha fazla konuşmadı. Bunun yerine kaleye yöneldi ve muhafızlar da onu takip etti.

 

Gözleri kapalı şekilde bile köşkün içinde yolunu bulabilirdi. Yirmi yıldan fazla yaşamıştı burada. Burada gizli bir geçit vardı, burada gizli bir kapı vardı… Her şey onun için çok açık seçikti. Ama bu seyahatin amacı babasını tahtı kan dökülmeden kendisine vermeye ikna etmekti. Kaleye gizlice girmek anlamsızdı ama babasının odasının kapısında duran muhafızlardan da kurtulması gerekmekte idi. Sonra da babasının durumu iyice anlamasını sağlayacaktı. Böylece oturup ciddi ciddi verasetin kimin hakkı olduğunu konuşabileceklerdi.

 

Ama eğer onu ikna edemezse...

 

Gerald Wimbledon derin bir nefes aldı ve takipçilerine ‘Dur!’ işareti yaptı. Sonra demir kılıcını çıkardı ve sıkıca kavradı.

 

Koridorun sonundaki bronz kapı sarayın tek girişi idi. Yatak odasının kapısı ise bronz kapının arkasındaydı. Genelde burada iki ya da üç muhafız bekliyor olurdu. Ama şu an tarihte bir ilk yaşanıyor olabilirdi. İlk defa Kral’ın yatak odasının girişi korunmuyordu.

 

Gerald kapıyı azıcık açtı ve omzuyla içeri girip hızlıca savaş pozisyonu aldı. Ama odanın içerisi tamamen sessizdi. Tam o anda yoğun bir kan kokusu burnundan içeri girdi.

 

Aniden içine bir şey doğar gibi oldu ve beyninde şimşekler çaktı. Hızla babasının odasına koştu.

 

Çok sarsıcı bir sahne gördü.

 

Babası Wimbledon III yatakta geceliğini giymiş ve bir yastığa yaslanmış halde oturuyordu. Geceliğinin önü açıktı ve bir kılıcın kabzası göğsünde sıkışmış gibiydi. Kan göbeğine doğru damlamış ve yorganı batırmıştı.

 

Babasının yanında duran ise öz kardeşi, Timothy Wimbledon idi.

 

Gerald şaşırmış ve ürkmüş şekilde ayakta duruyordu: “N-Nasıl… Nasıl olabilir bu?”

 

“Tıpkı senin gibi kardeşim.” Timothy iç çekti: “Ben de yapmak istememiştim bunu.”

 

Ellerini çırptı ve epey bir zırhlı asker hızla içeri doluşup Gerald’ın etrafını sardılar: “Bu bir satranç oyunu idi ve ben de kurallara göre bitirmek istedim bu işi. Ama neden yapamadım biliyor musun, kardeşim? Eğer birini suçlayacaksan üçüncü kız kardeşimi suçla. O başından beri kurallarına göre oynamıyordu. Ama sen, sen kurallara göre oynadın. Öbür türlü neden Bilgin’in kehanetinden hemen sonra Kral’ın Şehri’ne gelesin ki? Cidden, eğer gelmese idin şu an çaresiz olurdum.”

 

“Bilgin!”

 

Gerald dişlerini gıcırdattı ve öfkeli bir şekilde Bilgin’e baktı. Bilgin korkudan geriye doğru atıyordu adımlarını. Ellerini kaldırarak: “Kıyamet yıldızı gelmeye başladı dediğimde sana yalan söylemedim. Mecazi olarak doğru yoldan sapmış herkesi avlar ama aynı zamanda bir düşüş anlamı da vardır.” dedi.

 

Gerald şimdi her şeyi tam olarak anlıyordu. En başından beri iyi tasarlanmış bir tuzağa düşürülmüştü. Kalenin önündeki kan kokusu muhtemelen hizmetçinin değil, aksine yeri değiştirildiği söylenen Gümüş Şövalye’ye aitti. Ama en büyük hayal kırıklığı da on yıldan fazla ona bakan, ona okumayı ve yazmayı öğreten Bilgin’in tıpkı babası gibi ikinci prensi seçmesi olmuştu.

 

“Timothy Wimbledon.” O da tıpkı Gerald gibi bir evlattı. Tek farkı babasından bütün ilgiyi o almıştı. En güzel bölgeyi o almıştı. Bu yüzden de ilk onun saldırmasını beklemezdiniz! “Sen cehennemden gelen bir şeytansın!”

 

Kısa bir anlığına, Timothy’nin gözlerinde bir öfke patlaması oldu ama çok geçmeden duruldu: “Gerçekten öyle mi düşünüyorsun? Sevgili kardeşim, eğer babamızın seçimini değiştiremeseydin gerçekten orada durup geri döner miydin? Kendini kandırma.”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr