Bölüm 44: Saklı Yanıtlar

avatar
1833 2

Release That Witch - Bölüm 44: Saklı Yanıtlar


 

 Çevirmen: Lodos

Roland kaleye döndüğünde vakit epey geç olmuştu. Kar eski şiddetiyle yağmaya devam ediyordu.

 

Direkt yatak odasına gitti, montunu çıkardı ve yakasındaki karları silkeledikten sonra şöminenin dibindeki askıya astı.

 

“Majesteleri, sizce de biraz hızlı gitmiyor musunuz?”

 

Bülbül’ün sesi gelmişti. Herhangi bir yerde olabilirdi. Birden Prens’e görünür hale geldi.

 

“Nana’dan mı bashediyorsun?” Roland ikisine de birer kadeh şarap doldurdu. Şarabın tadı kendi bildiği şarap tadından acıydı ama gittikçe alışıyordu.

 

Bülbül, Prens’in uzattığı kadehi aldı ama içmedi. Prens’in daha uzun bir cevap vermesini bekliyordu.

 

Roland: “Bundan daha uygun bir zaman olamaz.” dedi. İkincisini doldurabilmek için kadehindeki şarabı tek yudumda içti ve: “Ben aslında Nana’nın yeteneği sayesinde Şeytan Ayları boyunca daha büyük bir rol oynamasını planlamıştım. Ama öyle olursa cadı olduğunun duyulmaması imkânsız olurdu. Hayati yaraları bile anında iyileştirebiliyor! Bu ne bitkilerin sağladığı şifayla ne de kan dolaşımını artırmayla elde edilecek bir şey. Herkes bunu isteyecektir.”

 

“Sınır Kasabası krallığın en batısındaki yerleşke. Burada merkezden o kadar uzakta Kilise’nin etkisi epey kısıtlı. Ben onların yerinde olsam her an terk edilebilecek bu yere o kadar kraliyet altını harcamazdım.” Roland devam etti: “Kasabamızda küçük bir kilise yok. Misyonerler de soylu sınıfıyla birlikte çoktan Uzun Şarkı’ya gittiler. Bütün bunlar göz önüne alınırsa, sence Sınır Kasabası şu an nasıl bir konumdadır? Dış dünya ile bağlantısı tamamen kesilmiş bir ada durumunda.”

 

Bülbül şaşırmış bir şekilde: “Başından beri planın bu muydu?” diye sordu.

 

Roland başını salladı: “Hiç durmaksızın yağan kar sayesinde Uzun Şarkı’ya giden yol kapanacak. Ve bütün kasaba ellerimde olacak.Cadılar kötüdür.anlayışını tersine çevirmek için en az üç ayımız var. Sırf ağızdan ağıza şeklinde bu iş olmaz, etkisi çok kısıtlı olur. Bu yüzden cehalet ve anlayışsızlık yüzünden ortaya çıkan kini hızlı bir şekilde eleyebilmemiz için insanların yaşadıklarına güvenmemiz lazım.” 

 

Bu yüzden herkesin Brian’ın kurtarılmasından sorumlu olan kişinin Nana olduğunu düşünmelerini sağlamıştı. Bülbül hakkında daha farklı bir imaj yaratmak istiyordu.

 

Yoğun çaba sarf edip yaralı insan yüzdesini %42’den %2’ye indiren bir hemşire efsanesi peyda olmuştu. Bu yüzden savaşçılar Nana’ya ‘Lambalı Kadın’ lakabını takmışlardı ve hemşirelik mesleği popülaritesinin artması sayesinde tapılacak bir meslek haline gelmişti.

 

Nana’nın yeteneği iyileştirmekten ziyade -eğer o kişi savaş alanında ölmemişse- onu tıpkı hiç yara almamış gibi eski haline döndürmesiydi. Bu, Roland’ın elinde bulunan herhangi bir silahtan daha fazla moral takviyesi yapıyordu.

 

Aynı zamanda, Nana’nın ailesinin aristokrasideki düşüşü sağ olsun babası çiftçiler ve avcılarla ilgilenmek durumunda kalmıştı. Bu yüzden de halka karşı çok sakin ve nazik bir tutuma sahip olmuştu ve hatta Nana’nın Profesör Karl’ın okuluna gidip öğrenim görmesine bile izin vermişti. Böyle bir davranış en düşük seviyeli Baronlar için bile kabul edilemez bir durumdu. Çocuklarının asla köylülerle bir alakaları olmalarını istemezlerdi. Onların gözünde köylü halk dokunulmaması gereken kişilerdi.

 

Bülbül bile Kilise gibi büyük bir canavarla karşılaştığında olağanüstü derecede zayıf ve küçük hissediyordu kendisini: “Bu… Gerçekten bunu yapabilir miyiz?”

 

“Değişmeyi hiç denemez isek, cevabı asla bilemeyiz.”

 

Roland Sınır Kasabası’ndaki herkesin görüşünü değiştirmeyi falan beklemiyordu. Ama en azından kalplerine biraz da olsa tohum serpebilmeyi ve küçük bir destekçi grubu toplayabileceğini umuyordu. Sonra da o tohumları büyütüp, yeşertmeyi planlıyordu.

 

Üç ay içinde epey değişim başarılabilirdi.

 

Bülbül biraz düşündü ve fısıltıyla: “Neden sen de herkesin içine karışmıyorsun ve bize yardım ediyorsun?” diye sordu.

 

Kaynak üretmek, kendisini daha güçlü yapmak ve taht yolunda daha büyük bir şansa sahip olabilmek için onların güçleri lazımdı. Ama bu cevapların hiçbiri yüksek sesle söylenebilecek şeyler değildi. Roland bir makine mühendisi idi, birçok farklı çeşitte randevulaşma oyunları oynamıştı. Hatta bu konularda çok şey bilen bir usta olarak bile görülebilirdi. Ve iki dünyada da yaşadığı kırk yıldan fazla süren hayatın ona kattığı tecrübe sayesinde kritik bir soru ile yüzleştiğini ve doğru cevabı vermesi gerektiğini biliyordu.

 

Bu yüzden sonraki kelimelerini dikkatlice düşündü ve yavaşça: “Daha sana söylemedim ama ben Sınır Kasabası’ndaki yerlilerden hiçbirinin geçmişini umursamıyorum. Umarım bir gün, benim bölgemde cadılar da diğer herkes gibi özgür bir hayat yaşayabilirler.” dedi.

 

Bu sefer Bülbül uzunca bir süre sessiz kaldı. Yanan odunların çıtırtıları haricinde bir ses yoktu odada. Titrek ateşin aydınlığında, yüzü tıpkı uhrevi bir resim gibiydi.

 

Bülbül tekrar konuştuğunda Roland kendini bu güzel illüzyondan kurtaracak zamanı bulmuştu: “Bunların hepsini başarmak zorunda değilsin.” Sesi cılızdı ama nazikti: “Sana daha önce yalan söylediğim için lütfen beni affet. Cadı Birliği’ndeki kız kardeşlerim hayatlarını çok ama çok uzun zamandır mülteci gibi yaşıyorlar. Bekledikleri çok bir şey yok. Tek hedefleri inzivada yaşayabilecekleri bir yer bulmak. Böyle bir kalede yaşamak bile onlar için yeterli olur.”

 

Roland başını salladı: “Bunun bir kafeste yaşamaktan ne farkı olur ki?” dedi. Sonra birden kafasına dank etti. Gözleri genişçe açıldı ve şok içerisinde Bülbül’e baktı: “Sen, sen… Yani sen kız kardeşlerini buraya mı getirmek istediğini söylüyorsun?”

 

Bülbül içini çekti ve doğrudan Prens’e bakarak: “Ben bunu yaparsam, siz Kilise’nin düşmanı olursunuz.” dedi.

 

“Elleri, kolları çok uzamıştı zaten.” dedi ve ‘Kralın gücü Tanrı tarafından bağışlanmıştır.’ sloganı yüzünden geleceği umursamayarak: “Kilise ve ölümlülerin gücü er geç çatışacaktı zaten. Sınır Kasabası’na gelecek olursak da bizim şu an yapmamız gereken tek şey önümüzdeki ayları atlatmak olacaktır. Bize burada pek de bir şey yapamazlar. Onların güç merkezlerinden binlerce mil uzaktayız. Uzun Şarkı’nın piskoposu askeri bir birlik ile gelip beni çarmıha germeye çalışırsa ne olur sanıyorsun? Babam bunun olmasına asla izin vermez. Bu Kraliyet gücüne büyük bir saldırı demektir.” dedi.

 

“…”

 

 Bülbül ne cevap vereceğini bilemedi. Selam verip, çıktı. Bülbül odadan çıktığında Roland kendini yatağa bıraktı ve rahatlamak için derin bir nefes aldı. Bülbül’e söylemediği bazı şeyler vardı. Örneğin; Kilise’nin asıl merkezinin buradan binlerce mil uzakta olduğunu söylememişti. Dünya’nın globalleşme hızı göz önüne alınırsa da onlar muhtemelen bu habere en erken ilkbaharın sonlarında tepki verebilirlerdi. Bu mesafenin yanında bir de onun Prens olma durumu vardı. Yani büyük ihtimalle yapacakları tek şey; elçiler gönderip meselenin aslını astarını öğrenmek olurdu.

 

Sonuç olarak Roland onların buraya en erken yarım yılda gelebileceklerini düşünüyordu. O zamana kadar da çoktan onların gücünü kırmanın bir yolunu bulmuş olurdu.

 

Yani planının en büyük riski Kilise değil, aksine cadıların kendileri idi.

 

Bu nokta da yalnız kendisi tarafından biliniyordu.

 

Her ne kadar cadılar şu anda dezavantajlı durumda olsalar da bu durum sonsuza dek sürmeyecekti. Cadıların gücünün genetikle alakası olmadığından cadıların ne zaman dönüştükleri ile ilgili kesin bir düzen yoktu. Her şey tamamen rastgele idi. Bu da onların sayılarının azalmayacağına aksine artacağına işaret ediyordu.

 

Kilise, Tanrı Gözü’nün İntikamı’na güveniyordu ve şu anda avantaj onlardaydı. Ama bu sadece cadıların gücünü dengeleyebiliyordu. Neyse ki; cadıların uyanışı onlara geniş bir yetenek katmanın yanında aynı zamanda onların fiziksel güç ve zihinsel tepkilerini hızlandırıp artırıyordu. Dış görünüş olarak bile diğer insanlardan güzel oluyorlardı.

 

Aslında yeni bir insan türü olarak bile tanımlanabilirlerdi.

 

Zulüm ne kadar artarsa, direniş de o kadar yoğunlaşıyordu. Cadılar bir isyan başlatsalar Gökhisar’a ne kadar zarar verebilirlerdi? Çünkü Kilise’nin doğurduğu kinin kontrolünü bir kez kaybedince bu kin Gökhisar Krallığı’ndakilerin hepsine yönelecekti.

 

Roland bunun olduğunu görmek istemiyordu.

 

Bu yüzden Sınır Kasabası’ndan başlayarak iki tarafı da içeren bir yapı inşa etmeye koyulmuştu. Sonrasında bu yapıyı Uzun Şarkı ile genişletecek ve sonunda da bütün krallığa yayacaktı.

 

Cadıların ve normal insanların bir arada yaşayabileceği bir evren yaratmak istiyordu.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37611 Bölüm Sayısı


creator
manga tr