Bölüm 42: Kazalar

avatar
1793 2

Release That Witch - Bölüm 42: Kazalar


 

Çevirmen: Lodos

Roland sordu: “Bir canavar bir insanı ısırırsa ne olur? İnsan da tıpkı canavar gibi mi olur?”

 

Roland bunun bir orta çağ Resident Evil meselesine dönüşmemesini umdu. Her şeyden öte; ellerindeki teknoloji de virüsü çıkartıp gerekli antijenleri üretmek için yeterli değildi.

 

Demir Balta ‘Nasıl böyle bir soru sorabilirsin?’ dercesine baktı ve: “Tabii ki hayır. Ceset oluyorlar.”

 

“Peki ya etleri? Yenilebilir oluyor mu?”

 

Carter gürültülü bir şaşkınlık ifadesi kopardı: “Majesteleri! O canavarlar Cehennemin Nefesi ile kirlenmişken nasıl onların etlerini yemeyi düşünebilirsiniz, ah!”

 

Roland Demir Balta’ya baktı. Demir Balta başını sallıyordu ve: “Baş şövalyeniz haklı. Ben köpeklerimi beslemek için bazı canavarlardan biraz et kesmiştim. Sonuç ise eti yedikten sonra kısa bir sürede köpeklerimin ölmeleri oldu.”

 

“Gerçekten mi? Yazık olmuş.” Roland içini çekti. Yemek kaynakları azdı. Eğer canavarların etlerini yiyebiliyor olsalardı kış ayları basit hasat aylarına dönüşecekti. Bir düşünsenize! Ormandaki tüm hayvanlar deliye dönüp Sınır Kasabası’na doğru koşacak ve siz etlerini yiyebileceksiniz. Askerlerin av aletlerini kullanmalarına gerek bile olmazdı hatta.

 

Roland bütün suru yürüdükten sonra Nana’yı ziyaret etmeye karar verdi.

 

Sınır Kasabası’ndan ayrılan bir soylunun saha hastanesi olarak kullandığı evini talep etmişti. Tabii ki oranın yabancı bir tıp okulu olacağını iddia etmişti ama her ihtimale karşı burası şehir surlarına çok yakındı ve Sınır Kasabası’ndaki en iyi korunan yerlerden biriydi.

 

Önceki sahibi Uzun Şarkı Kalesi’ne dönerken bütün mal varlığını da yanında götürmüştü ve Sınır Kasabası’ndaki diğer yerliler de evlerinden vazgeçmeye dünden razıydılar. Yani elindeki alan epey büyüktü. Ama pek fazla duvar resimleri, halıları, porselen vazoları ya da diğer dekorasyon eşyaları yoktu. Eğer bunların yanında o alan temiz de olmasaydı; uzun zaman önce terk edilmiş bir ev gibi olacaktı.

 

Roland ilk katı büyük bir odaya çevirmişti. Geride ise sadece yukarı çıkan merdivenler ve küçük bir koridor kalmıştı. Sonra odaya on tane yatak koydurdu. Böylece hastane bitmişti.

Baya basit olmuştu, hiç hemşire yahut doktor yoktu. O on yatak bile kullanılacak gibi durmuyordu. Çünkü Nana’nın tedavisinden sonra hastalar yatmaya ihtiyaç duymuyordu. Tedavisi hemen meyvesini veriyordu açıkçası.

 

Gün içinde Nana genelde hastanenin ikinci katında kalırdı. Anna da yapacak bir işi olmadığında uğrardı buraya. Bay Pine ve Brian ilk kattan sorumluydular ve girişte de iki muhafız duruyordu.

 

Roland, saha hastanesinin ilk hastasının surları savunan milis kuvvetlerindense Kuzey Yamaç Madeni’nden olmasını beklemiyordu.

 

*

 

Nils ellerinin titrediğini hissediyordu.

 

Demirin boğuk çığlığını tekrar duyduğunda hızını bir kez daha artırmaya çalıştı. Ama en son hızında bile uçamıyordu maalesef.

 

Bunun tek sebebi ihmalkâr davranmasıydı. Kahretsin! Kıdemli şövalyenin sürekli tekrarladığı uyarıları nasıl unutabilmişti ki?

 

Eğer önceden bilseydi büyük adamla çalışma şansını hiç kaçırır mıydı?

 

Büyük adam geceleri durmak üzere maden kapısının önünde görevlendirildiğinden beri madencilerin işi biraz daha kolay hale gelmişti.

 

Aslında işin en yorucu kısmı maden sepetleri taşla dolu olduğunda cevheri çıkarabilmekti. Genelde iki kişi önden iter diğerleri de arkadan çekerlerdi. Yıllar süren kullanımdan sonra başlarda engebeli olan tünel sepetlerin taşınmasından dolayı düzleşmişti. Cevher sepetinin altındaki kısmın da belirli aralıklarla değişmesi gerekiyordu.

 

Bir hafta önce baş şövalye, kıdemli şövalye ve adamlarına metalden yapılma garip şekilli bazı parçaları madenin yukarısına taşımalarını ve birkaç gün sonra da onları fırında birleştirmelerini emretmişti. Nils ateşle beslenen ve kendi kendine yanan böylesine bir fırını kırk yıl düşünse tahmin edemezdi. Sadece hareket etmiyordu aynı zamanda olağanüstü bir güce de sahipti.

 

Kıdemli şövalye bunun Majesteleri’nin icadı olduğunu ve adının da buhar makinesi olduğunu söylemişti.

 

İlk başta bir sepetin iple makineye bağlanması sonra da makine uğuldamaya başlamadan bir ateş yakılması gerekiyordu. Sonra ise vinç dönmeye ve sepeti çabuk bir şekilde madenin girişine doğru çekmeye başlıyordu.

 

İnanılmaz!

 

Kıdemli şövalye makineyi birkaç teste tabi tuttuktan sonra makineden sorumlu bir kişi seçmişti. Nils seçildiğinde çok mutluydu, böyle iyi bir fırsatı uzun zamandır bekliyordu. En nihayetinde onun sadece makinenin önünde durması gerekiyordu! Artık taş, maden için kazı yapması ya da sepetleri iterek taşıması gerekmiyordu. O son çökme olayı onu hala ürkütüyordu.

 

Kıdemli şövalyenin sözleri hala beyninin içindeydi.

 

Bunun zor bir görev olmadığını söylemişti. İşin çoğunu büyük adam yapıyordu. Onun tek yapması gereken önce yeşil kolu ardından kırmızı kolu çekmekti. Kıdemli şövalye yeşil kolun giriş valfine bağlı olduğunu söylemişti. Kırmızı kol da çıkış valfine bağlıydı. Böylece buhar doğrudan borudan geçerek silindirlere akıyordu. Sepet maden girişine çekilince de makineyi durdurmak isterse bu işlemin tam tersini yapması gerekiyordu. Yani önce kırmızı kolu ardından yeşil kolu çekiyordu. Böylece buhar kazanın yanına doğru kayıyordu. Her döngüden sonra fırına tamamen dolana kadar su eklenmesi gerekiyordu. Bir valfin ya da silindirin ne olduğunu anlamasa dahi bunları adım adım yapacağına söz vermişti.

 

Ama kıdemli şövalye önemli iki noktaya vurgu yapmıştı. İlki; bu düzenin asla bozulmaması gerektiğiydi. Motoru harekete geçirmek için yeşil kolun kırmızıdan önce; motoru durdurmak için ise kırmızıdan sonra çekilmesi gerekiyordu. Eğer bir hata yaparsa bu makinenin bozulmasına kadar gidebilirdi. İkincisi ise; buharın yerini değiştirirken madencilere sık sık kırmızı kol tamamen kalkana kadar geriye gitmelerini hatırlatmasıydı.

 

İlk kısım Nils’in aklına kazınmıştı. Öyle ki; gözü kapalı bile olsa hata yapmazdı. Ama ikinci kısımda biraz sıkıntı yaşıyor olabilirdi.

 

Bugün ise; her zamanki gibi makineyi kapatırken diğer madencilerin çoktan gittiklerini gördü. Ve etrafta kimse yokken bağırmak da ona aptalca geldiği için kendini tamamen kırmızı kolu çekmeye kaptırmıştı. Kırmızı kol çıkış valfine bağlı olduğu için çekmesi biraz daha zordu ve bu yüzden çekmeye çalışırken dişlerini sıkmıştı.

 

Kolu çektiğinde Titus’un tam da fırının önünde olmasını beklemiyordu. Buhar makinesinin büyüklüğünden dolayı onu görememiş ve makinenin çıkardığı gürültüden dolayı ayak seslerini duyamamıştı. Kazandan çıkan beyaz buhar direkt Titus’un yüzüne akın etmişti!

 

Nils korkudan donakalmıştı. Gördüğü tek şey Titus’un yere düşmesi ve yüzünü tutarak yuvarlanırken hayatı elinden alınıyormuşçasına çığlık atmasıydı. Titus’un çığlıkları öyle acı idi ki; Nils bu çığlıkları ta varoluşsal özünün içinde bile hissedebiliyordu.

 

Çok geçmeden diğer madenciler toplandı ve zorlayarak yaralarına bakmak için Titus’un yüzünü açtırdılar. Görülen şey ise onlara insan suratını belli belirsiz hatırlatıyordu. Bir kısmı yanmış bir kısmı çiğ olan yüzünden kanlar sızıyordu ve gözleri de beyaz inciler gibiydi. Orada bulunanların hepsi Titus’un kurtarılamayacağına emindi.

 

Nils yavaşça kendine geliyordu. Titus her zaman onun ile ilgilenmiş, ona bakmıştı. Yaşı sebebiyle Nils her zaman herkesten daha az görev almıştı ama ücret konusunda herkesle aynı alıyordu. Ve şimdi bu kaza sırf onun ihmalkarlığından dolayı meydana gelmişti.

 

Derin bir hüzün ve endişe arasında gidip geliyordu. Aniden kıdemli şövalyenin dediği başka bir şeyi hatırladı: Eğer madencilerden birisi kaza sonucu yaralanırsa hemen surların yanındaki güvenli bölgeye götürülmesi gerekiyordu. Oraya yeni bir sağlık ocağı kurulmuştu.

 

Her şeye rağmen Nils böyle ciddi bir yaralanmaya ve tedavisi olmayan böyle büyük bir yaraya bitkisel tedaviyle az da olsa yardım edilebileceğini düşünüyordu. Ama bu asla Titus’un sağlığındaki bozulmayı durduramazdı. Titus’un yüksek ateşi vardı ve yakında komaya girecek görünüyordu ama Nils yine de Titus’u yanındakilerin karmaşık bakışlarına aldırmadan kollarına aldı ve dişlerini gıcırdatıp koştu.

 

Eğer bir şey yapmazsa ve Titus ölürse; Nils hayatı boyunca kendini affedemeyeceğinden korkuyordu.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18192 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr