Bölüm 41:Şeytani Canavarlar

avatar
1796 2

Release That Witch - Bölüm 41:Şeytani Canavarlar


 

 Çevirmen: Lodos

Brian’ın da dediği gibi; Sınır Kasabası’nda kar bir kez başladı mı kolay kolay durmak bilmiyordu.

 

Kasaba bir gecede kırağı ile kaplanmıştı. Sabahın erken saatlerinde kar yağışı biraz daha hafiflemişti. Yalnızca birkaç kar tanesi düşüyordu belli aralıklarla ama hava hala kül rengindeydi. Güneşi birkaç ay boyunca göremeyeceği fikrini aklı almıyordu.

 

Bunun çok mantıksız olduğunu düşünüyordu. Büyünün bu dünyada yaygın olması ona daha garip geliyordu. Şeytani canavarların hava üzerinde nasıl bir etkisi olabilirdi ki? Maalesef bu dünyanın verilerine bakacak uyduları yoktu.

 

Kalenin batı duvarına doğru yürürken Carter seslendi: “Kasaba terkedilmiş durumda. Hala o kaçan soyluları takip eden bir grup insan var.”

 

Roland nefesi soğuk havada buharlaşırken: “Güzel. En azından bizi alıkoyamazlar. Ben de Barov’u sayım yapmakla görevlendirdim.” dedi.

 

 “Sayım nedir?”

 

Roland açıkladı: “Kapı kapı gezip burada kalanların sayısını, isimlerini ve ne iş yaptıklarını öğrenmemizi sağlayan bir uygulama. Bu bilgilerin hepsi kayıt altına alınacak. Böylece savaş sırasında ne kadar insan görevlendirebileceğimizi bileceğiz. Savaştan sonra da kime ne kadar maaş bağlanacağını kolaylıkla öğreneceğiz.”

 

 “Ne?” Carter kafası karışmışçasına gözlerini kırpıştırdı ve gülerek: “Majesteleri, siz önceki gibi değilsiniz.”

 

“Nasıl yani?”

 

“Geçmişte siz bir şeyler söylerdiniz, ben anlamazdım. Bazı esrarengiz, akıl sır ermez işler yapardınız ve bunlar da prens kimliğiniz ile pek uyuşmazdı. Ama şimdi…” Carter durakladı ve sonraki kelimelerini seçmeye çalışıyormuş gibi göründü: “Her ne kadar yaptığınız o düzenlemeler ve yenilikler garip olsa da sonuçlar şaşırtıcı derecede etkiliydi. Belki de bu büyükbabamın şu sözünü açıklar: Olağanüstü insanların olağanüstü olmalarının sebebi sıradan insanların gözden kaçırdığı ihtimalleri görebilmesidir. İçimde öyle bir his var ki; sizin Kral olma ihtimaliniz çok yüksek.”

 

“Evet…” Roland birden kalbinde sıcak bir şeyler hissetti. Diğer insanların sizin emeklerinizi hatırlamasından daha güzel bir his olabilir miydi? Kısa bir an için; kendini güçle dolu hissetti. Artık o kül rengi gök de eskisi kadar moral bozucu değildi.

 

Prens surlara vardığında Milis Kuvvetleri çoktan yerleri kardan arındırmış ve saygılarını göstermek üzere Prens’in önünde eğilmişlerdi.

 

Roland onların selamlamayı da öğrenmeleri gerektiğini düşündü. Sordu: “Dün gece durum nasıldı?”

 

“Şeytani canavarlardan hiçbir iz yok.” diye cevapladı Demir Balta. “Majesteleri, önceki tecrübelere göre; ilk kar yağışından sonra biraz daha durağan dönemler geçiririz. Bu süre boyunca; normal hayvanların sayısı Şeytani canavarlara göre daha fazla olur. Etrafta dolaşan Şeytani canavarlar da zaten zayıf türlerden olur.”

 

Roland başını salladı: “Yine de uyanık olun.”

 

Arka bölgedeki surlar barakalara dönüştürülmüştü. Böylece tehlike olmadığı zamanlarda insanların çoğu dinlenmek ve enerji toplamak için buralarda kalabilecekti. Roland düşük kış sıcaklıklarını da dikkate alarak bir devriye sistemi ortaya koymuştu. Her ekip iki saat devriye geziyor ardından devriye sırası değişiyordu.

 

Bütün bu saatler, ölçüler Roland tarafından ayarlanmıştı. Uzun Şarkı’da nasıl olduğunu Brian’a sormuştu ve orada Şeytani Canavarlar için yapılacak devriyede rotasyon olmadığını öğrenmişti. Canavarların hareketlerini izlemek ve gün boyu gözetleme yapmak için acemileri görevlendiriyorlardı. En nihayetinde gevşeyeceklerdi ve ortalıkta asker bile kalmayacak duruma gelecekti. Kış boyunca görev ihlali ya da askeri emir ihlallerinden dolayı yirmi-otuz kişi idam edilirdi.

 

Eğer canavarlara dair bir iz bulurlarsa bu savunma mevkilerine kendi adamlarını getirmedikleri için büyük bir karmaşaya sebep verirdi. Bu süre zarfında savaşın onuru düşünüldüğünde de Roland’ın bu konuda çok net bir anlayışa sahip olduğu görülüyordu. Kişisel onur ve cesarete çok önem veriyorlardı ve yağmalama konusu üstünde durmuşlardı. Bir şehre hücum ederken şövalyeler ön saflarda olsalar bile yağmalamaya çok ihtiyaç duymuyorlardı.

 

Roland surları son bir kez daha dolaştı ve her şeyin tıkırında ilerlediğini gördü. Ama bir problemi göz ardı etmişti.

 

O da barikat meselesiydi.

 

Bu engeller gayet görünürdeydi ve canavarları duvarın sağ tarafına yönlendirebilirdi evet ama ya Brian’ın dediği gibi olursa ve kar iki-üç ay boyunca hiç durmadan yağarsa? Bu canavarların hiçbir engel görmeden doğrudan altı yüz yardlık uzun sura saldırmasına neden olabilirdi. Ve onun milis kuvvetleri de böyle büyük bir alanda savaşa girmek için çok küçüktü.

 

Askerlerini aşağı karı temizlemeye göndermek kötü bir fikirdi. Çünkü şeytani kurtlar gibi birkaç tür fazlasıyla çevikti. Yani askerlerini kaybedebilirdi.

 

Belki de cadıların kuvvetlerine bel bağlamalıydı.

 

Mesela; Bülbül’e Anna’yı dışarı çıkartıp Anna’nın karları ateşiyle eritmesini sonra da Bülbül’ün Anna’yı tekrar içeri kaçırmasını sağlayabilirdi. Tıpkı Nana’yı birçok kez Pine ailesinin evinden alıp oraya geri bırakması gibi.

 

Tam bu sırada sol tarafındaki bir gözcüden bir ses geldi.

 

“Ön tarafa bakın!”

 

Roland ve Carter’ın ikisi de gözcünün işaret ettiği yere doğru baktılar. Orada bir grup küçük gölge karda sürünerek yavaşça surlara doğru geliyordu.

 

Bu savunma bölgesinin başındaki avcı Roland’a döndü ve:” Majesteleri, emriniz-“

 

 “Önceki eğitimlere göre durumla ilgilenin. Yani duruma kendin bak ve ona göre borazanı çal.” Diye emretti Roland: “Bu noktada sen benden daha tecrübelisin.”

 

Asker bir an tereddüt etti. Ardından arbaletinin yayını çekti ve şöyle bir göz atmak için surlara yaklaştı.

 

Roland tatmin olmuş bir biçimde başını salladı. Şimdilik kasabaya saldıracak canavarların sayısı bilinmediğinden dolayı surlar üstündeki düzeni sağlamak en önemli şeydi. Sonunda milis kuvvetleri hızlı bir şekilde kendilerine öğretildiği gibi savunma düzeni aldılar.

 

Gölgeler gittikçe surlara yaklaştılar. Surlara elli yardlık bir mesafe kaldığında ise; Roland onların görünüşlerini seçebilir olmuştu.

 

 Muhtemelen farklı bir çeşit tilkiydiler.

 

Kürkleri kül rengi-siyah arası bir yerdeydi ve gözleri kırmızıydı. Sonunda surlara geldiklerinde nefes nefese durumdaydılar.

 

Demir Balta yayıyla nişan alarak: “Bunlar canavar olalı çok olmamış. Tehdit değiller.” dedi.

 

“Yani sen bunların Batı’da ortaya çıkan Cehennem Nefesi’nden zehirlendiklerini mi söylüyorsun sadece?”

 

Carter geldi ve: “Sadece Batı’da olmuyor ama.” dedi. “Cehennemin Kapıları dağlarda herhangi bir yerde açılabilir. Dağlarda güvenli hiçbir yer yoktur. Kuzeyde özellikle canavarların saldırısına çok uğrayan geniş bir alan vardır. Orada sonu olmayan Geçilmez Dağlar’ın menzili kesilmiş durumdadır. On yıldan fazla bir süredir; bu yol canavarların saldırdığı asıl yoldur.’’

 

Bu manyak yaratıklar surların dibine gelip kısa bir süre oyalandıktan sonra başlarını kaldırdılar ve sert bir şekilde hırlayıp sıçramaya hazırlandılar. Neyse ki; Demir Balta yayının kirişini bıraktı ve keskin oku isabetli bir şekilde canavarlardan birinin boynuna saplandı. Bu da onu sert bir şekilde yere sermeye yetmişti.

 

 Roland canavardan fışkıran kanın siyah olduğunu fark etmişti.

 

Bu bozulma cadılarda ve canavarlarda aynıydı? Ama neden canavarlar vücutları mutasyona uğramış ve kafayı sıyırmış bir şekilde uyanırken cadılar uyandıktan sonra bilinçli oluyorlardı? Roland “Elimde olsa Umutsuzluk Dağı’nın arkasına gidip buna bakmak isterdim.” diye düşündü. Prens’in hafızasında orası herhangi bir insanın ayak basmadığı bir yerdi. Orası Cehennem’in Kapıları’nın açıldığı yerdi. Orayı kimse görmemişti. Yine de antik kitaplardan orası ile ilgili bilgi alabiliyorlardı. Ve Roland’ın da tüm bu konuşulanları doğrulamak için herhangi bir yolu yoktu. Bu yüzden de Cehennem’in Kapıları konusunda biraz şüphe içerisindeydi.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18126 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr