Bölüm 40: Bir Aile Mektubu

avatar
1832 2

Release That Witch - Bölüm 40: Bir Aile Mektubu


 

 

Çevirmen: Lodos 

Ateş yanıyordu ama Gerald Wimbledon pek ısınmadı.

 

Kenarları tamamen toprağa gömülmüş çadır büyük ve deridendi. Hiçbir hava sızıntısı olmamalıydı. Yine de soğuk hissediyordu, özellikle de uyuşukluk derecesine kadar donmuş olan ayaklarını.

 

‘’Bu lanet olası yerde insanın çişi bile donar.’’ Tükürdü ve ayağa kalktı, ellerini büyük sağlam tahta masanın her iki tarafına koyup kaldırınca ellerindeki damarlar belirginleşti.

 

Masayı ateşin yanına bırakan Gerald bir rahatlık hissi yaşadı. Ayakkabılarını çıkarıp ısınmak için ayaklarını ateşe doğru uzattı. Sonra bir parşömen çıkarıp tamamlanmamış mektuba devam etti.

 

‘’Sevgili Olivia,

 

1 aydan fazladır kilisedeki adamların ‘Yeni Kutsal Şehir’ demeyi sevdiği Hermes’teyim. Şeytan Ayları’ndaki antlaşma olmasaydı hala burada olmayı dilemezdim. Tek isteğim eve dönüp seninle sıcak bir yatak paylaşmak.

 

Antlaşma sağolsun Kilise’yi denetleyen müfreze onların müttefiki oldu. Çok ironik değil mi? Kilise’den bahsetmişken, kabul etmeliyim ki yaptıkları gerçekten inanılmaz. 20 yıl önce Hermes sadece dağ ve taştan ibaretti ve kasabanın kilisesi dağın eteğinde yatıyordu. Ama şimdi kağnılar yokuşu çıkabilsin diye yolu kazdılar ve dağın tepesine büyük bir kale şehri inşa ettiler.

 

Yaz olsaydı burayı görmek için benimle gelmeliydin. Sözde “Yeni Kutsal Şehir”Gökhisar’dan bile daha muhteşem. Gökhisar’daki tiyatroyu hatırlıyor musun? Birlikte ‘Hamlet’i izlemiştik. Sonra da tiyatronun ne kadar zekice ve içerisinin ne kadar ferah olduğunu söyleyip duygusal bir şekilde iç çekmiştin.

 

Ama Yeni Kutsal Şehir’deki Askeri İşler Salon’unu görürsen Gökhisar’daki tiyatronun kıyaslanamaz olduğunu anlarsın. Bir binadan ziyade üstün bir parça sanat olduğunu varsayıyorum ben. Tiyatro çok büyük olmasına rağmen onu destekleyecek tek bir sütun bile yok. Ondan ziyade, şeytan kemiği gibi olan 8 tane şey dış duvarlara doğru uzanıyor. Sonra birçok ağaç dalı ve kenevir ipi bu kemiklerle birleştirilip tavanın havada durması sağlanıyor. Nasıl akıl ettiler acaba?

 

Ve eğer bu kemikler gerçekten de şeytani bir yaratıktan alınmışsa bu yaratık 33 metreden uzun olmalı. Böyle bir yaratıkla sadece Hermes’te karşılaşılabilir. Ama sakın korkma canım. Şeytani canavarlar ne kadar büyük olurlarsa olsunlar,şeytanların yardakçılarından fazlası değiller. Ve hiçbir kötü, Tanrı’nın yaptırımlarından kaçamaz, ne şeytani yaratıklar, ne cadılar, ne de şeytanların kendileri. Hepsi küle dönüşür.’’

 

Bu noktada Gerald Wimbledon kalemini bıraktı ve uyuşan ellerini salladı. Gün boyu 15 kiloluk, iki elle tutulan bir kılıcı sallarken rahat ama kısa bir süreliğine yazı yazarken yorulması garipti. Kendine güldü ve ‘’Kaba görevlere gerçekten uygunum.’’ diye düşündü.

 

‘’Şeytanlardan bahsetmişken, kardeşimin Sınır Kasabası gibi kötü yerlerden birinde görevlendirildiğini hatırladım.  Oradaki şeytanlar Hermes’tekilerin yanında bir hiç olsa da korkarım ki çoktan Uzun Şarkı’ya sığınmış. Onu suçlayamam. Öyle bir yere gitmiş olsam ben de sığınak arardım. Böylece babamın ne kadar adaletsiz olduğunu görebilirsin. İkinci kardeşimin sadece zekasıyla mı tahta çıkacağını düşünüyordu? Babam Gökhisar tahtını kendisinin zekayla kazanmadığını unutmuş. Annemin ölümünden beri düşüncelerini anlamakta iyice zorlanıyorum.’’

 

Gerald nasıl devam edeceğini bilmiyordu, zira Olivia’ya gerçeği söyleyip söylememesi gerektiğini bilmiyordu. Bir saniye durakladı sonra yazmaya devam etmeye karar verdi. Plan iyi giderse mektup alındığında kendisi de Gökhisar Sarayına varmış olacaktı.

 

‘’Canım, Astrolog Ansger haklı. Eğer bir şey yapmazsam taht kesinlikle bana ait olmayacak. Bunu yıldız görüşünde okudu, ‘Kıyamet Yıldızı güneşten uzaklaşıyor. En fazla 4 ay içerisinde yörüngesinden tamamen sapmış olacak.’ Astrolog  bunu bana söylediğinden geriye çok zaman kalmamış olmalı. Başıboş durmamalıyım.

 

Bugünkü savaştan sonra sadık şövalyelerimle gizlice kralın şehrine döneceğim.Soğuk Rüzgar Ovası zenginlik açısından Valencia’dan çok geride. Ama cesur savaşçı bakımından o kadar da kötü değiller. Altın vaad edildiği sürece aç kurtlar gibi verilen görevi yerine getirmeye çalışırlar. Tabiki bu ideal yöntemim değil. Tek istediğim babama veliaht seçimini neden bu kadar sıkıntı ettiğini bizzat sormak. Sonuçta ona benim tahta çıkma hakkımı unutturan ne?     

 

Astrolog Ansger herşeyi zaten ayarladı. Olivia, aşkım, daha fazla beklemeyeceksin. Kral olduğum gün, seninle evlenmek ve seni kraliçem yapmak niyetindeyim. Başarısız olursam… kralın şehrine dönmene gerek olmayacak. Git, Soğuk Rüzgar Ovası’nda iyi bir hayat yaşa. Gerald seni seviyor.’’

 

Katlanmış mektubu dikkatlice zarfın içine koydu ve mum yağıyla mühürledi. Birkaç defa kontrol ettikten sonra masaya vurdu ve bir koruma çadıra girdi.

 

‘’Bu mektup Soğuk Rüzgar Ovası’ndaki Rose’a gönderilecek. Gece ve gündüz boyunca yol almak ve bir ata binmek zorunda değilsin. Sıradan bir seyyah gibi giyinecek ve iki yer arasında iş seyahati yapacaksın. En önemlisi bu mektup şahsen gönderilmeli,’’

 

‘’Evet, Prens Hazretleri!’’

 

‘’Güzel, gidebilirsin.’’ Gerald korumaları gönderdi ve basitçe masanın üstüne oturdu, ayakları kızgın çukura doğru sallanıyordu.

 

Geriye dönüş yoktu.

 

Gözlerini kapattı, çocukluğunu anımsadı. O zamanlar Timothy ve Garcia ile kralın şehrinin bahçesinde saklambaç oynardı. Garcia yere düştüğünde, Timothy ile yanına giderlerdi. Ne ara bu kadar mesafeli olmuşlardı ki.

 

Gerald kafasını sallayıp bu karışık düşünceyi aklından uzaklaştırdı. Öyle duygusal şeyler hiç ona uygun değildi. Ne de olsa bütün karışıklığın ne zaman sona ereceğini biliyordu­- kendisi tahta çıktığında.­-

 

O anda bir borunun boğuk sesi duyuldu.

 

‘’Waaawaaawaaa-!’’

 

‘’Burdalar!’’ Masadan atlayıp ayakkabılarını giydi. Çadırın dışında tabur harekete geçmişti. Koşan askerler ve bayraklar bir araya gelerek savaş alanına doğru giden bir sel oluşturmuştu. Ses dağlara doğru bitmeyen bir şekilde yankılanıyordu.

 

Şeytani canavarlar geliyordu.

 

‘’Benimle gel!’’ Atını sürdü ve şehir duvarının tepesine vardı.

 

Ancak Yeni Kutsal Şehrin duvarlarında durduğunuzda muhteşemliğini hissederdiniz. Geçilemez Dağların eteğinde duran ve aşılması mümkün olmayan doğal bir hendek gibiydi. Üstü düz ve genişti, bu yüzden düzinelerce insan yan yana durabilirdi. Önünde doğal buzullar yatıyordu, arkası ise platoydu.

 

Kilise’nin, Yeni Kutsal Şehri bir dağın tepesine kurmayı bu kadar çok istemesinin sebebi de buydu.

 

Bu sert araziyle savunma hattını geçmek neredeyse imkansızdı.

 

Gerald Wimbledon’un uzun vadeli bir öngörüsü vardı. Hermes’in kuruluşunda Kilise’nin gösterdiği güç sersemletici idi. Keresteleri ve taşları dağın eteğinden tepesine taşıyarak bu şehri inşa etmek sadece yirmi yıl sürmüştü.

 

Her ne kadar Kilise’nin hergelelerinden artık nefret etmese de Gerald’ın itiraf etmesi gereken bir şey vardı. Eğer Hermes’in savunmasını desteklemezlerse, kıtadaki bütün ülkeler bir faciayla karşı karşıya kalırdı ki bu da Şeytan Ayları’ndaki antlaşmayı imzalamanın temeliydi.

 

Şeytan Ayları geldiğinde Hermes’e sınırı olan dört ülke, Kilise’nin Yargı Ordu’sunun yanında savaşması için birlik göndermek zorundalardı.

 

Dört sancak havada dalgalandı. Şafak Krallığı’nın yılan kraliyet asası, Kurt Yüreği Krallığı’nın bıçak kalkan çaprazlaması, Buzul Krallığı’nın buzdağı gülü…

 

Ve Gökhisar Krallığı’nın kule ve mızrağı.

 

Uzakta olan gökyüzüne bakarken Gerald Wimbledon kılıcını kavradı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37378 Bölüm Sayısı


creator
manga tr