Bölüm 39: Kış

avatar
1799 3

Release That Witch - Bölüm 39: Kış


 

 Çevirmen: Lodos

Roland, şehir duvarının üstünde durdu ve kuzeye doğru baktı. Geçen ayda kaleyi, madenleri ve şehir duvarını defalarca teftiş etmiş ihmal edilen bir nokta kalmaması için kontroller yapmıştı.

 

Birlik silahları kullanma konusunda iyice yetenekli bir hale gelmişti. Carter’ın tekrarlı antrenmanları sayesinde yüzbaşı saldırı emrini verene kadar mızraklarını dengelemeyi öğrenmişlerdi.

 

Onların arkasında Avcı Takımı  duruyordu. Sınır Kasabası’nda kalan ve yay ile arbalette ustalaşmış avcılar bu takıma toplanmıştı. Bu tecrübeli avcılar canavarlar ile girilecek savaşta asıl güç rolünü oynayacaklardı. Dört metre uzunluğundaki şehir duvarının üstünden ve köşeden atış yaparak saldıracaklardı. Kaçırmaları imkansız gibi bir şeydi.

 

Carter, Demir Balta ve diğer iki elit avcının da içinde bulunduğu son takım ise Çakmaklı Tüfek Takımı idi. Bu takım ise önceden yüklenmiş, Demirci Topluluğu tarafından dövülmüş ve Anna tarafından birleştirilmiş çakmaklı tüfekleri kullanıyordu. Onların işi ise yay veya arbalet okları ile zırhları delinemeyecek canavarları ve şeytani melezleri avlamaktı. Bu iki yüz metrelik bölgede onlara ihtiyaç duyulan her yerde olacaklardı.

 

Patlama paketleri ise şehir duvarlarına yakın bir depoda istiflenmişti. İhtiyaç olduğu takdirde şehir duvarına nakliye edilecekti. Ama eğer nakliye sırasında canavarların vereceği zarardan çok daha fazla zarar verecekti. Canavarlar ise çimentoyu ya da molozu ısıramıyorlardı ama patlayıcı paketleri bütün şehri birden öbür dünyaya göçürebilirdi.

 

Şimdiye kadar Roland patlayıcıları da içeren iki savaş tatbikatı yapmıştı. Bu iki tatbikat sayesinde Birlik artık patlama sesinden silahlarını uzağa atıp saklanmayacak kadar korkmuyorlardı. Diğer fayda ise Prens’in elinde o kadar güçlü silahlar bulunduğu açığa çıkınca bütün takımın moralinin aniden yükselmesi olmuştu.

 

Barov yakasını düzeltti ve: “Majesteleri maden gelirinin yarısını harcadık. Eğer Şeytan Ayları astrologların söylediği kadar uzun sürerse kışı atlatabileceğimizi düşünmüyorum.” dedi.

 

Roland tereddüt etmeden: “O zaman kasayı doldurmak için madeni kullanın.” dedi. “Ve Söğüt Kasabası ile yaptığımız ticarete devam edin. İlk buharlı motor madene ulaştı ve enkaz temizliği de hemen hemen tamamlandı. Kışın bile az bir verim alabiliriz yani. Özellikle de değerli taşları mümkün olan en erken zamanda satmamız lazım. Fiyat hakkında o kadar çok düşünmeyin. Daha fazla yemek depolamak—özellikle de kurutulmuş et—en önemlisi.”

 

Barov başını salladı: “Emredersiniz, Majesteleri. Ama…”

 

Yardımcı bakanının yüzündeki ikilemli bakışı gören Roland onun ne demek istediğini hemen anladı: “Merak etme. Bir bot ayarladım. Eğer tamamen yenilirsek, ayrılacağım.”

 

Barov: “O zaman şimdi rahatladım.” dedi.

 

Roland ona gülümsedi: "Şimdi gidip işini yapabilirsin. Gelip tekrar bir bakacağım."

 

Barov gittiğinde de Prens yavaşça gözetleme kulesine çıktı. Bu şehir duvarındaki en yüksek noktaydı. Burada durarak önündeki kıvrılan tepelere ve geniş ormanlara bakabiliyordu. Soğuk bir rüzgar esti ama umursamadı. Bu yüksek ve üstü açık platformda onun morali ancak savaş olursa sakinleşebilirdi.

 

Etrafındaki biri: “Ona yalan söyledin. Ayrılmaya hiç niyetin yok aslında.” dedi.

 

"Hayat o kadar zor ki; bazı şeyler gizli kalmalı."

 

“Ne dediğini anlamıyorum. Eğer bir Prens olmanın zor olduğunu düşünüyorsan işlerin bizim için ne kadar zor olduğunu bir düşün.” Bülbül kendini gösterdi. “Kral olamasan bile Kraliyet Kararnamesi sayesinde beş yılı atlatırsan bir Lord olabilirsin. Bunun hakkında endişelenmek yerine Anna’ya eşlik edebilirsin. Korkarım… çok yaşamayacak.”

 

Roland biraz sessiz kaldı. Sonra: “Onun Şeytan Ayları boyunca ölmeyeceğini düşünüyorum.” dedi.

 

"Neden böyle düşünüyorsun?"

 

"Şeytani İşkence’ye yenilmeyeceğini söyledi bana." Durakladı. "Ve ben ona inanıyorum."

 

Bülbül başını sallayarak: “Bir cadıya bile inanıyorsun, ha? Biz Şeytan tarafından lanetlenmişleriz.”

 

"Gerçekten mi? Ben sana da inanıyorum."

 

"..."

 

*******************

 

Brian günlük kıyafetler giymişti ve işte Göktazı’nın mezarının başındaydı.

 

Daha yepyeni olan taşa dokundu ve saf beyaz yüzeye kazınmış harflere baktı: “ İsimsiz ve ölümsüz. Sınır Kasabası’nın kahramanı.”

 

"Göktazı."

 

[Hayalimin ne olduğunu buldum. Şeytan Ayları sonunda Prens Roland benim için terfi töreni düzenleyecek.]

 

[Ama ben yatağıma oturup beklemek istemiyorum.]

 

[Yaralarım iyileşti, benim olmam gereken yer şehir duvarı.]

 

[Şeytan Ayları geliyor. Canavarlar korkunç olabilir ama bizim kuracağımız savunma hattı sebebiyle geri basacaklar ve bir adım bile ileri gidemeyecekler.]

 

[Kılıcımı kasabayı savunma uğruna sallayacağım. Ve senin için ve kendim için yapacağım bunu.]

 

[Bu bir son olmayacak.]

 

[Sana kumpas kuran adam hala hayatta… Ama çok uzun yaşamayacak. Majesteleri bana böyle söz verdi.]

 

[Sana bir sonraki gelişimde güzel haberler ile geleceğim.]

 

Brian çöktü ve mezara bir buket çiçek koydu.

 

Brian sessizce: “Hoşça kal kardeşim.” dedi Göktazı’ya.

 

*******************

 

Nana bacaklarını çaprazlamış şekilde yatakta uzanırken: “Anna abla, sen korkmuyor musun?” dedi.

 

"Neden korkmuyor muyum?"

 

“Şeytani İşkence’den. Bülbül onun kışın gerçekleşeceğini söyledi. Ben de bu sonbaharda cadı oldum. Yani bu da benim ilk…”

 

Anna: “İlk seferin çok acıyacak. ve bazen sadece ölmek isteyeceksin.” dedi.

 

Nana bağırdı ve birden ağzını kapattı: “Ah!”

 

“Ama sen de benim gibi hayatta kalacaksın.”

 

"Bilmem ki... " Nana fısıldayarak konuşuyordu: "Ben senin kadar güçlü değilim."

 

“Ben de o kadar güçlü değilim ki.” Anna gözlerini kapattı ve Roland ile tanıştığı ilk sahneyi göz önüne getirdi. Karanlık ve soğuk zindanlarda idi. Kendi kıyafetlerini onun üstüne örtmüş ve yavaşça onu işe alacağını söylemişti. Şimdi bile inanılmaz hissediyordu kendisini: “Hayatta kalmak için sıkıntılar çekmen gerekse bile eğer hayatına devam etmek istiyorsan bazı şeyler ile karşılaşmayı öğrenmelisin.”

 

"Ne gibi…?"

 

“Soslu bir biftek gibi mesela.” Anna iç çekti: “Ne istediğini nerden bilebilirim ki, ha?”

 

Nana’nın kendisine baktığını gören Anna eliyle yüzünü sildi ve: “Yüzümde kir falan mı var?” diye sordu.

 

“Hayır…” Nana başını salladı: “Ben sadece biraz şaşkınım. Daha önce hiç benimle bu kadar konuşmazdın… Anna Abla, gözün kapalı bir şeyler düşünürken çok güzel oluyorsun.”

 

Anna gözlerini devirdi, yataktan atladı ve pencereye gitti.

 

Nana da onu takip etti: “Neye bakıyorsun, Puslu Orman’a mı?”

 

Anna yüzünü ekşiterek: “Orman batıda. Ben sadece Kızıl Su Irmağı’nı görebiliyorum.”

 

“Anna abla, bak!” Kız gökyüzünü işaret ediyordu.

 

Anna korkmuştu. Camı açtı. Birkaç kar tanesi ile beraber odaya soğuk bir rüzgar doldu.

 

Elini esnetti ve kristal beyazı kar tanelerini elinde ezdi. Parmaklarına bir serinlik gelmişti.

 

"Kar yağıyor."

 

*******************

 

"..."

 

Uzun bir sessizlikten sonra Bülbül: “Yalan söylememiştin.” dedi.

 

“Tabii ki.” Roland güldü: “Ben çok nadir yalan söylerim.”

 

Bülbül hiçbir şey dememişti. Gözlerinde bilinmez bir bakışla başını eğdi.

 

Aniden ensesinde bir soğuk hissetti ve kendisini titremekten alıkoyamadı. Yukarı baktı ve kar tanelerinin şehir duvarının üstünde süzüldüğünü gördü. Kül rengi gökyüzünde sayısız kar tanesi vardı. Kuzey rüzgarında dans ediyorlar ve Askeri Birlik’in sloganına eşlik edercesine etrafta uçuşuyorlardı.

 

Şeytan Ayları başlamıştı.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37380 Bölüm Sayısı


creator
manga tr