Bölüm 38: Ateşli Silahlar Dönemi

avatar
1835 3

Release That Witch - Bölüm 38: Ateşli Silahlar Dönemi


 

 Çevirmen: Lodos

Demir Balta gözetim altında olduğunu biliyordu.

 

Deneme patlamasına dahil olan avcılar kalenin yanındaki iki katlı binaya toplanmışlardı. Camdan bakarak kaleyi kuşatan taş duvarları ve girişi koruyan muhafızları görüyordu.

 

Bu onu rahatsız etmemişti. Onun yerine onları kollamaları için yalnızca iki muhafız göndermesi ona biraz umursamaz gelmişti.

 

Şu anda bile patlamanın sesi zihninde yankılanıyordu. Onu bu kadar şaşırtan başka bir silah olmamıştı. Aşağı Güney Arazilerinde yıllarca yanan turuncu bir ateşe tanık olmuştu. Sonsuz Pelerin’de canavar gibi dalgalar ve rüzgarlar da görmüştü… Ama onlar tanrıların sonsuz prestijlerinin bir göstergesiydi. Toprak Ana ve Deniz Tanrısı’nın bir eseriydi. Tıpkı tanrıların yaratıkları cezalandırmak için kullandıkları demir kırbaçlar gibiydi.

 

Yine de Majesteleri bütün yaratıkları cezalandırmak için, Üç Tanrı’nın kuvvetini ve Mutlak Tanrı’nın kudretini gasp etmiş gibiydi. Tanrıların yıldırımları ile asla kıyaslanamazdı ama yine de sıradan insanların erişebileceği bir şey değildi.

 

Eğer Demir Kum Şehri’ndeki pay sahipleri hala işe yarar olduklarını kanıtlarlarsa dilleri genelde kesilirdi. Tabi ki bu sır saklamanın en güvenli yolu değildi. Yalnızca ölüm ile o sır mezara giderdi. Yabancılar için ise; onların görülmesi bile küfürlere sebep olurdu. Hiç kimse Mojin Klan’ının çekirdeğine kadar giremezdi, bu imkansızdı.

 

Her ne kadar Prens farklı bir ırktan olsa da yine de onun Tanrı’nın Cezalandırması Ateşi’ni izlemesine izin vermişti. Prens ona Avcı Ekibi’ni yönettirmeye bile niyetlenmişti. Demir Balta’nın ruhundan ve sıcakkanlı oluşundan etkilenmişti belki de.

 

Demir Kum Şehri’nde defalarca küçük düşürülüp ihanete uğramasından sonra Gökhisar Krallığı’nın güney bölgesine kaçmıştı. Ama yine de Gökhisar halkı ile Kum Ulusu’nun kanının bir araya gelmesinden dolayı ayrımcılık sıkıntıları yaşamıştı. Moralsiz bir şekilde ömrünün geri kalanı boyunca avcı olarak çalışma niyetiyle Sınır Kasabası’na gelmişti. Burada da beklenmedik bir şekilde Prens’in gözüne girmişti.

 

Bu silahın kraliyet mücadelesi yolunu Prens Roland için açacağından hiç şüphesi yoktu.

 

Müstakbel Kral’a hizmet edebilme şansı yakaladığı için çok heyecanlıydı.

 

"Herkes, aşağı insin!"

 

Bağırmayı duyan Demir Balta etrafına bakındı. Ses Carter Lannis’e, Prens’in Baş Şövalyesi’ne, aitti.

 

Giyindi ve hızla aşağı indi. Carter’a doğru yürüdü ve tam önünde durdu. Askeri Birliğin eğitimine katılmıştı ve Majesteleri’nin birliğin düzenli ve disiplinli olmasını istediğini biliyordu. Diğer avcılar çok yavaştı. Altı adam sıraya girmek için yedi-sekiz dakika harcamışlardı.

 

Umursamaz bir şekilde: “Aynı yer. Beni takip edin.” dedi ve herkesle birlikte şehir duvarına doğru yöneldi.

 

Bu geçenki deneme alanının aynısıydı sadece ağaçlar yoktu.

 

Roland haricinde onunla beraber dört şövalye vardı. Hepsi Carter’ın subayları idi. Demir Balta Prens’in şövalyelere elindeki garip şekilli uzun metal çubukla oynayarak bir şeyler anlattığını fark etti.

 

Demir Balta ve diğerlerinin geldiğini gören Roland yaklaştı ve: “Yeni yerinizde yaşamaya alıştınız mı?” diye sordu.

 

Herkes eğildi ve yeni evlerinin konforu hakkında cevap verdiler: “Teşekkür ederiz, Majesteleri.”

 

Demir Balta yeni evlerinin eskisinden çok daha iyi olduğunu düşünüyordu. En azından sızıntı yoktu. Çatılar küçük hasır battaniyeler yerine düzenli bir şekilde fayansla döşenmişti.

 

“Bu harika.” Roland başını salladı ve devam etti: “Bu ayarlamayı güvenlik meselelerinden dolayı yaptık. Şeytan Ayları bitince eski evlerinize dönebilirsiniz. İlk ayın maaşlarını ailelerinize dağıttım bu arada. Onlarla hafta sonu görüşebilirsiniz, tabii muhafızlar eşliğinde.”

 

“Bu kibarlığınızdan dolayı teşekkür ederiz, Majesteleri.” Avcıların cevapları epey neşe doluydu.

 

Bu Demir Balta’yı biraz şaşırtmıştı. Kum Ulusu’ndaki kanunu boşver Gökhisar Krallığı’ndaki askeri kuruş bile bu kadar gevşek olmamalıydı. Bu Majesteleri’nin onlara gösterdiği yardımseverlik miydi? Biraz endişelenmişti. Eğer Prens taht için savaşmak istiyorsa merhametsiz olmalıydı. Demir Balta bunları Demir Kum Şehri’nde yaşadığından biliyordu.

 

Ama Prens Roland barutla işleyen yeni bir silahı test edeceklerini söyleyince bütün endişeleri geride kalmıştı. Prens’in onlara garip şekilli iki demir çubuğu göstermesini gözünü kırpmadan izliyordu.

 

Roland: “Buna çakmaklı tüfek deniyor. Şimdi size bunun nasıl kullanıldığını göstereceğim.” dedi.

 

...

 

Demir Balta’nın bu silahı kullanmayı öğrenmesi yarım saati almıştı.

 

Barutu—Tanrı’nın Cezalandırma Ateşi’nde kullanılan siyah tozu—namluya koy. Bir çubuk ile barut borunun sonuna gidene kadar it. Sonra barutu arkadaki emniyete dök, nişan al ve tetiği çek.

 

Uzun yıllar boyu antrenman ve savaş tecrübeleri yüzünden öldürme konusunda ve bütün silah çeşitlerinde—kılıç, bıçak, balta, çekiç ve mızrak—mahir olduğunu düşünürdü. Ama bir silahı yarım saatte öğrenmek… Bu öğrenme hızı anca yay ile kıyaslanabilirdi.

 

Diğer çakmaklı tüfek Carter’da idi.

 

Baş Şövalye de yeni silahtan etkilenmişti ve onu indirmeye isteksizdi.

 

Birkaç el denemeden sonra; Roland onlara cephane ile silahın gücünü test etmeleri için izin verdi. Hedef çoktan hazırdı. Tahta bir çubuk ile tutturulmuş plakadan bir zırhtı. İki şövalye tarafından dikilmişti ve dokuz metre öteye kurulmuştu.

 

Prens tarafından gösterilen atış yöntemini takip ederek Carter ve Demir Balta tetiği çekti.

 

İlk atıştaki yüksek ses herkesi bir anlık duraksatmıştı. Demir Balta ifadesizdi. Ama çok geçmeden herkesin yüzünü şaşkınlık kaplamıştı.

 

Plaka zırhta küçük bir delik vardı. Atış baya baya plakanın en kalın yerini delip geçmişti.

 

Demir Balta atışa başlamadan önce dikkatle incelemişti zırhı. Bir el yapımı atölyesinden gelme kalitesiz bir şey değildi. Çekiç ve örs izleri bunun Gökhisar Krallığı’ndaki Demirci Topluluğu tarafından yapılmış standart bir zırh olduğunu kanıtlıyordu. Zırhın en kalın yeri bir parmak kalınlığının yarısıydı. Yakın mesafeden gelen bir arbalet okuna direnirdi. Böyle bir zırhla mücadele etmen gerekiyorsa; daha ağır bir arbalet, bir çekiç ya da baltalı bir kargı kullanmalıydın.

 

Bu sebeple de çakmaklı tüfek arbalet kullanması gibi kolaydı ama güç açısından çok daha güçlüydü. Yükleme süresi de arbalet ile neredeyse eşitti. Sonuca gelirsek de… Dokuz metre ötedeki biri yok olurdu.

 

Carter dedi: “Majesteleri, bu silahın üretimi…”

 

“Şu anda yalnızca iki tane var. Şeytan Ayları’na kadar iki tane daha üretebiliriz.”

 

Demir Balta Carter’ın görünür bir şekilde rahatladığını fark etti. Düşüncelerini az çok anlayabiliyordu. Eğer bu silah kolaylıkla üretilebilseydi çakmaklı tüfek ile savaşabilecek çok sayıda hızlı savaşçı yetiştirilebilirdi. Yaş kısıtlaması olmazdı. Meslek ayrımı olmazdı. Hatta cinsiyet bile önemli olmazdı. Çıtkırıldım bir kadın bile şövalyeler için bir tehdit oluşturabilirdi.

 

Tanrı’nın Cezalandırma Ateşi kadar şok edici olmasa da yine de mükemmel bir silahtı. Demir Balta bununla kalın derili dev canavarları öldürmenin kolay olacağını düşünüyordu. Eğer geçmişte şeytani melezler ile karşılaştığında elinde bir çakmaklı tüfek olsaydı sonuç o kadar da kötü olmazdı belki.

 

Orada bir tek Roland bu silahın gerçek anlamını biliyordu.

 

Tamamen kendi elleriyle ateşli silahların perdesini kaldırmıştı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18121 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr