Bölüm 37: Tigui Pine’ın Aile Tarihi

avatar
1810 3

Release That Witch - Bölüm 37: Tigui Pine’ın Aile Tarihi


 

 Çevirmen: Lodos

“Tehlike görecelidir, Bay Pine. Ama fırsatlar da tehlike ile gelir.” Roland zihninde, yardımcı bakanı tarafından bir araya getirilmiş belgelere konu ile ilgili bir şeyler bulmak için göz atarak: “Unvanınızı babanızdan aldınız, değil mi? O bir Şövalye idi ve savaştaki cesaretinden dolayı bir unvan ve arazi ile ödüllendirilmişti.” dedi.

 

Tigui başını sallayarak: “Aynen öyle.” dedi.

 

Roland, Tigui’ye bakarak: “Savaş aynı zamanda Şeytan Ayları’nda başlamıştı. Masumlar için yapılmış onur verici bir savaştı. Bir gün az sayıda bir grup canavar kazara kale savunmamızı geçmiş ve Kızıl Su Irmağı vasıtasıyla Batı Bölgesi’nin hinterlandına kadar gitmişti. Sizin babanız devriye görevinde iken o canavarlarla karşı karşıya gelmişti. Arkasındaki kasabanın herhangi bir kuvveti yoktu. Bu onun hükmünde olan bir şey olmasa bile aynı şartlar altında birçok insanın yapacağı gibi destek için geri çekilmek yerine canavarlara saldırmayı seçmişti.” dedi. “Sanıyorum siz sonrasında neler olduğu konusunda benden daha bilgilisinizdir. Kasaba’da ve meydanda biriken insanlar ile canavarların üstüne yürümüş ve onları yenmişti.”

 

Tigui kendi tarihine duyduğu hayranlığı sebebiyle sesi titreyerek: “Kesinlikle.” dedi. “Canavarlardan korkunç büyüklükte bir geyik ya da bir öküz ya da her ikisinin de karışımı gibi görünen ve bacağı benim babamın gövdesinden kalın olan bir tanesi koşarken yeri sallıyormuş. Eğer orada ben olsaydım böyle bir canavarı asla yenemezdim.”

 

“Ama o başarmış. Dar bir oluğun yanında dururken babam o canavarı kendine doğru çekmiş ve saldırmak için hızlandığında da o oluğa yatmış ve kılıcını ucu yukarı bakacak şekilde tutmuş. Görünüşte yenilmez olarak duran o canavar açık göbeğinden içeri giren kılıçtan kaçınamamış ve bağırsakları dışarı dökülüp babamın üstünü başını kaplamış. Şimdi ise evde ocağın üstünde o savaşın ganimeti hala durur. Bir canavardan alınmış büyükçe bir boynuz.”

 

Roland biraz çay içip sakince: “O savaş gerçekten hayranlığı hak ediyor. Babanız inancını, şefkatini ve şövalye cesaretini korumuş. Joe Kohl, babanıza unvan ve toprak veren adam o zamanlar Uzun Şarkı’nın reisiymiş. Yirmi beş yıl önce babam Kral III.Wimbledon tarafından Dük olması vaat edilmiş birisi. Bütün güney bölgesini kapsayan Güney Sınırı’nın muhafızı olarak atanmıştı. Uzun Şarkı’da kimsenin Pine ailesine destek vermek için kalmaması üzücü. Joe Kohl yeni görevinin başına geçtikten sonra da Uzun Şarkı Dükü’nün gözüne batmış tabii.” dedi.

 

“Hepsini gayet iyi biliyorsunuz.” Tigui nefesini verdi, biraz beceriksiz görünüyordu: “Lord Joe Uzun Şarkı Dükü ile pek anlaşamazdı ve Dük’ten de reis unvanını alamamıştı. Kraliyet ailesinin bir dalına uzanan kan bağına göre de ister aile olsun ister kan bağı; Dük Ryan’ın altında değildi.”

 

Roland içinden babası Kral III.Wimbledon’un bunu iki gücü dengelemek için yaptığını bilerek: “Bu siyasettir.” dedi.

 

Bu iki aile arasındaki karmaşık ilişkileri tamamen anlamak için yardımcı bakanı ile bir günü harcamışlardı.

 

Soylular arasındaki arazi ve yönetim işleri bir hayli karışıktı. Teoride üstün olan, altta olana onun arazisinde bile emir verebiliyordu. Ama iş bunu uygulamaya gelince çok daha karmaşıklaşıyordu her şey. Joe Kohl ve Dük Ryan’dan da görüldüğü üzere; Batı bölgesindeki arazilere sahip olsa bile direk olarak Kral tarafından reis unvanı verilmiş Joe Kohl halkı tarafından en az Dük Ryan kadar seviliyordu ve saygı görüyordu.

 

Joe Güney Bölgesi’nin Dükü unvanını aldıktan sonra da kraliyet siyasi dengeyi korumak için hep yaptığı gibi direk bu araziye casuslar yerleştirdi.

 

Roland yavaşça: “Bu sebeple araziler size geçtiğinde de ticaret ve tarım çok kötüye gitti ve elinizdeki mülkler eskisi kadar para getirmemeye başladı. İşte şimdi önünüzde yeni bir fırsat var.” dedi.

 

"Yeni bir… fırsat mı?"

 

“Sanıyorum ki; iki sene önceki kıtlıktan haberiniz vardır. Uzun Şarkı yetersiz cevher çıkarılması yüzünden bir sonraki ayın yemeğine el koymuştu. Bu sene de aynı sıkıntıyı çektik. Kuzey Yamaç Bölgesi’ndeki beklenmeyen çökme hadisesi halkımı köşeye sıkıştırdı. Biz de canavarları yeni inşa edilen duvarlarımız sayesinde def etmek zorundayız. Savaş zor ve çetin olacak. Ama dediğim gibi fırsatlar, tehlike ile birlikte gelir.”

 

"..."

 

 Tigui Prens’in ne demek istediğini anlamıştı. Kaşlarını çattı ve bir şey söylemedi.

 

“Öyle görünüyor ki siz alelade bir soylu değilsiniz.” Roland gülümsedi: “Hiçbir soylu dışarı çıkarken sizin gibi giyinmiyor ya da ellerinde babasından kalan boynuzlar olacak şekilde doğmuyor. Bay Pine, babanızın mirasını arkada bırakmadınız, değil mi? Bir Şövalye’nin dövüş yeteneklerini yani?

 

Roland onun asla bu yetenekleri geride bırakmadığını düşündü. Eğer öyle olmasa Puslu Orman’da bu kadar vakit geçirmezdi. Barov tarafından iletilen bilgide haftanın en az üç gününü Puslu Orman ’da geçirdiği yazıyordu. Her defasında tam teçhizatlıydı ve yanında avcılar götürürdü çünkü beylere sürekli para yetiremiyordu. Bazı insanlar savaşı severdi. Öyle görünüyordu ki; Tigui Pine da onlardan biriydi.

 

“Size bu fırsatı babanızın onuruna tekrar kavuşasınız diye veriyorum. Kılıcınız ve cesaretinizle onlar için tekrar savaşmak için. Eğer savaşta iyi iş çıkarırsanız da Sizi Sınır Kasabası’nın doğusundaki bir arazi ile ödüllendireceğim. Bir vikont için gayet uygun bir arazi.''

 

Nadiren olmasına rağmen, teklif geçerliydi. Bunu başka lordların otoritesi altındakilere yapması biraz zor olsa da bir Prens o yaşa geldiğinde vikont, baron ya da şövalye atamaya kanunlara göre gücü yetiyordu. Hem lordların onu yasak bölgede avlanırken yakalama ihtimalinden hem de reddedilme ihtimali yüzünden korkuyordu. Ama Roland’a göre Nana’nın iyileştirme gücünün yanında terbiye hiçbir şeydi bu yüzden de Bay Pine tarafından reddedilme ihtimali yüzünden korkuyordu. Joe, Tigui’nin babasını Güney Sınırı Muhafızlığı’na giderken götürmediğine göre de anlaşılıyordu ki; Joe Pine’lardan umudu kesmişti.

 

Nihayet Tigui: “Majesteleri, Nana’yı tekrardan Uzun Şarkı’ya gönderebilir miyiz? Şimdiye kadar burada kimse canavarları yenemedi. Ben de eğer savaşı kaybedersek kızımın burada ölüp gitmesini istemiyorum.” dedi.

 

“Size en başından beri söylüyorum Bay Pine. Tehlike görecelidir. Ya Uzun Şarkı’da biri Nana’nın cadı olduğunu anlarsa? Bunu hiç düşündünüz mü? Buranın aksine Uzun Şarkı’da kilisenin kökü uzundur. Her yerde talebeleri ve casusları varken bir kere kimliği açığa çıktı mı onu kurtarmam mümkün olmaz.”

 

Roland bir an durup devam etti: “Sınır Kasabası düşmeyecek. Ben de Şeytan Ayları geldiğinde duvarın üstünde halkımla yan yana savaşacağım. Düşmanlarımız yalnızca mutasyon geçirmiş hayvanlar, yenilmez şeytanlar değil. Sizin babanız hiç korunmadan basit bir şekilde yenmiş onları. Şu an elimizde daha fazlası var. Canavarlar ile bizim aramızda duran bir duvar var. Eğer… yani, gerçekten tehlikedeysek; Nana’yı güvenliği için göndereceğim.” Durakladı: “Ve Anna’yı da. Rıhtımda onlar için bir bot hazırlatacağım. Söz veriyorum, güvende olacaklar.”

 

Tigui Pine: “O zaman… size olan güvenimi sunuyorum, Majesteleri.” dedi. Ayağa kalktı ve diz çöktü göğsü yükseldi ve göbeği sallandı. Prens’i bir şövalye nezaketiyle selamlamadan önce söz verdi: “Sizin için savaşacağım.”

 

...

 

Tigui ve Nana evlerine gönderildikten sonra Anna gözlerini Roland’a çevirdi.

 

“Neyin hayalini kuruyorsun? Ben hiçbir yere gitmiyorum.” dedi.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37610 Bölüm Sayısı


creator
manga tr