Bölüm 31: Dostumuz

avatar
1882 3

Release That Witch - Bölüm 31: Dostumuz


 

 Çevirmen: Lodos

Roland şaşkın bir şekilde masasında oturuyordu. Hiç kimsenin kalesinin içinde cinayete teşebbüs edebileceğini düşünmemişti. Eğer Bülbül katilleri zamanında bulmuş olmasaydı Roland’ı öldürebilirlerdi.

 

Kim böyle bir zamanda bir suikast düzenlerdi ki? Acaba üçüncü kız kardeşi miydi? Ya da diğer kardeşleri? Neden bu kadar endişeliydiler acaba? Yeni Kral’ın seçilmesi beş yıl sürerdi ve daha sadece birkaç ay olmuştu. Roland artan bir öfke ile masayı yumrukladı: Nasıl bir rezillik! Kışı atlatmama izin vermeyecekler mi?

 

Kapının dışından ayak sesleri duyuldu. Baş Şövalye Carter Lannis kapıyı tıklattı ve içeri girdi. “Majesteleri, cesetlerin kimlikleri belirlendi. Cesetlerin sekizi devriye ekibinin resmi üyesiymiş. Diğerinin kimliğini ise hala bilemiyoruz. İki kişi yaşıyor. Birinin bilinci cadı tarafından yani Bayan Pine tarafından iyileştirilmesine rağmen hala kapalı. Diğeri ise bir hücreye kapatıldı ve dikkatli şekilde gözetim altında tutuluyor.”

 

“Devriye ekibi mi?” Bu ekibi biliyordu. Önceki Lord tarafından eğitilmişlerdi ve güvenilmezlerdi. Roland sinirli bir şekilde dişlerini gıcırdattı. Bu on kişinin sekizi haindi. Bu şerefsizlerin askeri birliğe katılmasını engellemek ile iyi yapmıştı.

 

“Muhafızları uyar. Hapistekine dikkat etsinler. Geçen seferki gibi kendini zehirlemesin.”

 

"Geçen sefer mi?"

 

“Boş ver.” Roland başını salladı. Bülbül onu gece yarısı uyandırmıştı ve zihni hala bulanıktı.

 

“Her türlü benim her şeyi onun ağzından duymam lazım. Elebaşını, kimle irtibata geçtiklerini ve alıcıyı bulmamız lazım.”

 

“Emredersiniz, Majesteleri.” Carter cevap verdi fakat ayrılmadı. Onun yerine dizlerinin üzerine çöktü: “Bu suikastçıların kaleye girmesini engellemek benim işimdi ama ihmal etmiş bulundum. Lütfen cezalandırın beni, Majesteleri.”

 

“Yeter. Sen o sırada kalede değildin. Bu suikast girişiminin seninle bir ilgisi yok.”

 

“O zaman…” Carter bir saniye durakladı: “Bana söyler misiniz Majesteleri? Bu suikast girişimini kim önledi? Olay yerinde gördüklerim, onlar…” Şövalye yutkundu: “Onların hepsi tıpkı tek bir kişi tarafından öldürülmüş ve karşı saldırı şansı bulamamış gibiydiler.”

 

Roland’ın merakı uyanmıştı: “Bunları çözebildin mi?”

 

“Eğer iki taraf güç açısından eşit olsaydı olay yeri o kadar da düzenli ve temiz olmazdı. Ve suikastçının vücudunda her türlü yara izinin bulunması gerekirdi.” Carter bunu kısık sesle söyledi: “Ama suikastçıların hepsi deponun zemininde uzanmış yatıyorlardı. Bir tane bile kırık eşya yoktu. Et stokladığımız büyük kutuların üstünde bile bile bir tane kılıç izi yoktu. Bu demektir ki; bu suikastı engelleyen kişi dar bir alanda herhangi bir koruma kullanmadan hızlıca hareket edebilme yeteneğine sahip. Benim nacizane görüşüm Majesteleri, bunun imkansız olduğudur.”

 

Roland başını salladı: “Anlıyorum.” Carter’ın ne demek istediğini anlamıştı. Teoride dünya üzerindeki en güçlü adam bile düşmanlar tarafından çevrilse kötü bir duruma düşerdi. Gerçek savaşlar kahramanların bir düşman ardına başka birini dövdüğü filmlere ya da dizilere benzemezdi. En ölümcül olan kör noktadan saldırmaktı. İşte bu yüzden böyle bire karşı çok gibi durumlarda yapılacak en doğru şey çevreyi kullanarak savaşmaktı.

 

Neyse ki, Bülbül sıradan biri değildi.

 

“Öyle ya da böyle. Sen yapman gerekeni yap. Ben önleyen kişinin kim olduğunu henüz ifşa etmeyeceğim. Zamanı gelince bilgilendirilirsin.”

 

Baş Şövalye sadık, güvenilir ve Anna ile Nana’nın cadı olduğunu biliyor olsa da Roland şimdilik Bülbül’ü saklaması gerektiğini düşünüyordu. Diğer iki cadıdan farklı olarak Bülbül Roland’a bağlı değildi. Sınır Kasabası’nda yalnızca Anna için kalmıştı. Cadı Birliği’nin bir üyesi idi ve eninde sonunda buradan ayrılacaktı.

 

Carter yüzündeki hayal kırıklığı belli olur şekilde çıktı.

 

Roland onun düşündüklerini anlayabiliyordu. Kendinden öncekilerin öğretilerine uyarak kılıç ustalığını öğrenmiş biri olarak bu öğretileri her zaman mutlak doğrular olarak kabul etmişti. Böyle bir olay yerini görünce ister istemez kendisinden şüphe ediyordu. Eğer başka biri kılıç kullanmada bu kadar usta ise Carter ne ile gurur duyuyordu ki?

 

Bülbül kendini açığa çıkarttı: “Beni satacağını düşünmüştüm.” dedi. Bacak bacak üstüne atmış şekilde hala masanın köşesinde oturuyordu.

 

“Ben de öyle düşünmüştüm. Neden burada yaşamıyorsun ki? Benim gölge muhafızım olarak çalış, her ay iki kraliyet altını alırsın. Bu Anna’nın aldığının iki katı. Bu teklifi düşünmez misin?” Roland başlamıştı. Daha da zorluyordu. “Bahçeli bir evin olacak, haftada iki gün izinli olursun. Her sene ikramiyeler alırsın. Tatillerde de maaşın ödenecek.”

 

Roland’ı şaşırtan Bülbül’ün aniden reddetmemesi olmuştu. Gülümsedi ve katı bir kararlılıkla: “Kız kardeşlerimi geride bırakamam.” dedi.

 

“O zaman hepsine buraya gelmelerini söyle. Kış bittiği zaman Sınır Kasabası tamamıyla yenilenmiş olacak. Kasaba hayal ettiğin gibi çok fazla nüfusa sahip olabilecek. Ayrıca cadılar da ayrımcılık olmadan sokaklarda rahatça yürüyebilecekler. Hiç kimse size kötü gözüyle bakmayacak.”

 

Bülbül, omuz silkti: “Bunları başardığında tekrar haber verirsin.”

 

Pekâlâ. Israrla istemen için elinde somut bir şey olması gerekiyormuş demek ki. Roland konuyu değiştirdi: “Nana evine güvenli bir şekilde ulaştı mı?”

 

"Evet ama epey korkmuştu."

 

Prens iç çekti. Bülbül onu uyandırdığında gece yarısıydı. Olay yerini gördükten sonra neredeyse kusuyordu. Bülbül olanlar hakkında bir bilgi vermişti. Roland da ona gizlice Nana’yı getirmesini emretmişti. Daha önce yalnızca tavuk tedavi etmiş genç kız kanla kaplı askeri görünce neredeyse bayılıyordu.

 

Nana’nın ailesini rahatsız etmemek için Bülbül tekrardan ona eşlik etmişti eve götürerek.

 

Her şey hallolduğunda neredeyse şafak söküyordu.

 

“Bu kaza hakkında ne düşünüyorsun? Hangi erkek ya da kız kardeşimin bunu planladığını tahmin edebilir misin?”

 

Bülbül başını salladı: “Hepsi devriye ekibinin üyeleriydi. Tek istisna kimlik bilgisi taşımayan adamdı. Herhangi biri o suikastçıları kiralamış olabilir. Ama bence bu suikastın kardeşlerinden herhangi biri ile bir bağlantısı olmayabilir.”

 

"O nasıl oluyor?"

 

“Çok dikkatsizlerdi. Tek seferlik bir görevde bile iç çatışma yaşıyorlardı. Suikastçıların hiçbiri görev başarısız olunca intihara kalkışmadı en az iki üyeleri canlı kaldı. Aynı zamanda profesyonelden öte daha çok bir sokak çetesi gibiydiler. Her zaman böyle şeyler yapmadıkları belliydi. Bu daha çok amatörler tarafından hazırlanmış bir suikast girişimi gibi. Ben ortaya çıkmasam bile başarılı olma ihtimalleri çok düşüktü. Anna’nın hemen alt katında yattığını unutma.”

 

Bülbül, Roland’ın bardağını aldı. Soğukkanlı bir şekilde bir yudum aldı ve: “Her neyse. Baş Şövalyen biz konuşurken sorgu için mahkum hücrelerine doğru gidiyor. Yakında gerçeği öğrenecektir. Kız kardeşinin düzenlediği suikastın taktiklerine kıyasla bu adam çok daha adi biri. Onu öldürmemem için bana yalvardı.”

 

“Ağır yaralı devriye liderine gelince, sanki ben onu bir yerden hatırlıyor gibiyim.”

 

“Gerçekten mi?” Bülbül başını eğdi: “Onu cidden alkışlaman falan lazım. Diğerlerini oyalamasaydı o fareleri bodruma sızmadan önce bu kadar çabuk fark edemezdim. Neden yaptı bilmiyorum. Ama düşmanımın düşmanı dostumuzdur, değil mi?”

 

Evet, Roland düşünüyordu. Devriye liderinin bir müttefik mi yoksa düşman olduğu değildi asıl odaklandığı. Bülbül’ün az önce kullandığı kelimeydi.

 

“Dostumuz”.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr