Bölüm 29: Brian’ın Öfkesi

avatar
1889 4

Release That Witch - Bölüm 29: Brian’ın Öfkesi


 

 Çevirmen: Lodos

Sınır Kasabası’ndaki kale aslında tam olarak olması gereken yerde değildi.

 

Temel atılırken yeraltında bir mağara vardı ve keşfedilmemiş durumdaydı. Zemin aniden çöktü. Bu yüzden de kalenin yerini değiştirmek dışında yapacak bir şeyleri kalmamıştı.

 

Su yolları çökme sırasında harap olmadan çok önce kazılmıştı. Aralarından bazıları el değmemiş gibi olsa da her türlü tekrar inşa edilecekleri için öylece bırakılmışlardı.

 

Brian, gençliğinde bu tünellerde oynardı. Bir gün kazara metruk bir kuyunun direk olarak kalenin bahçesindeki kuyuya çıktığını keşfetti. Bunu babasına söyledi diye de babasından birkaç kez dayak yedi. Babası onu kaleye gizlice girmenin cezasının ölüm olacağı konusunda uyardı. Bir kere suçlu bulundu mu doğruca dar ağacına yollanırdı.

 

Brian korkusundan bir daha hiç su yoluna gitmedi. Ama herkesin bir araya gelip bir şeyler içip sohbet ettiği zamanlarda kaleye gizlice girmenin yolunu bildiğini söyleyerek çok kere övünmüştü. Şimdi ise bundan pişmanlık duyuyordu.

 

Göktazı dışında dokuz kişiydiler. Diğer bir deyişle; bütün devriye ekibi Korkunç Yara tarafından ikna edilmişti. Batının Efendisi Dük Ryan’a hizmet etmek gibi büyük bir fırsat çok az insanın direnebileceği bir şeydi.

 

Metruk kuyu çorak bir arazide çöküş alanının hemen başındaydı. Korkunç Yara tarafından boğazına dayanmış kılıç ve grubun geri kalanlarının etrafını çevrelemesi sebebiyle Brian istemeyerek de olsa kuyuya indi. Bir zamanlar çok geniş olan kuyu şimdi çok dardı. Senelerdir girip çıkan olmamıştı. Suyun yönü de değişmişti. Mağaranın her yeri sarmaşıklarla dolmuştu.

 

Göktazıyı bıçaklayan herif eğilmiş şekilde önde gidiyor ve meşaleyi taşıyordu. Önüne çıkanları ortadan kaldırmak için de küçük bir balta kullanıyordu.

 

Brian yolu hatırlamaya çalışıyormuş gibi yapıyordu ama aslında tek düşündüğü kaçıp kurtulmaktı.

 

Böyle sıkışık bir yerde kaçması neredeyse imkansızdı. Tek yapabileceği kaleye ulaşana kadar bir şans yakalamayı beklemekti. Bir kere oraya gitti mi ne yapacaktı? Majesteleri’nin dikkatini çekebilmek için muhafızlara bağıracak mıydı? Hayır. Korkunç Yara tek hamlede onun işini bitirirdi. Önce aralarındaki mesafeyi biraz açmalıydı. Yoksa onun da sonu Göktazı gibi olurdu.

 

Göktazıyı düşünmek Brian’ı tekrardan üzmüştü.

 

O ve Göktazı daha kurulmadan önce bile Sınır Kasabası’nda yaşıyorlardı. İkisi çocukluk arkadaşıydı ve devriye ekibine katılmak Brian’ın fikriydi. Göktazının devriye ekibinin lideri olacağını hiç mi hiç beklemiyordu.

 

Brian uzun bir süre boyunca onun için mutluydu. Kekemeliği yüzünden diğerleri tarafından hep küçümsenmişti. Şimdi ise nihayet eline daima hatırlanmak için bir fırsat geçmişti. En azından Brian böyle düşünüyordu.

 

Ama Göktazı düşüp Brian bağırdığında Korkunç Yara çoktan yüzbaşılarını seçtiğini söylemişti.

 

“Aptal, devriye liderlerinin ateşi parlak tutup herkesi uyarmak için Şeytan Ayları’nın sonuna kadar kalmaları gerekiyor. Eğer bu işi siz yapmasaydınız, benim yapmamı falan mı bekliyordunuz?”

 

Bu cümle Brian’ın kalbine bir bıçak gibi saplanmıştı.

 

Bütün o iltifatlar ve tebrikler yalandı. Asıl sebep çok çirkindi. Şok olmuş şekilde bakıyordu ve çaresizlik içinde yükselen öfkesini gizlemeye çalışıyordu. Bu sadece kabul edilemezdi. Brian gizlice dişlerini sıktı. Biri bunun bedelini ödemeliydi!

 

Yarım saat boyunca kuru yolda yürüdükten sonra en sonunda suyun sesini duymuşlardı.

 

Bu varacakları yere çok kalmadığının göstergesiydi.

 

Bir köşeyi döndükten sonra yol daha da sıkıştı. Yalnızca iki insan yan yana şekilde yürüyebiliyordu. Birliğin önünde yürüyen adam: “Buradan daha ileri gidiş yok, sadece bir sütun var.” dedi.

 

Korkunç Yara kılıçla dürterek: “Neler oluyor?” diye sordu.

 

Brian: “Yukarı bakmasını söyle, vardık.” dedi.

 

Terk edilmiş su yolu kalenin arka bahçesinin ortasından geçen su yoluna bağlanıyordu. Belki de dikkatsizlik sebebiyle hiç kapatılmamıştı. Korkunç Yara duvara yapıştı ve yukarı baktı. Doksan santim aşağısında fışkıran bir su vardı, kafasının üstünde ise küçük bir daire boşluktan gökyüzünü görebiliyordu.

 

Diğerlerine Brian’ı kollamalarını söyledi. Çantasından bir ip çıkardı, bir kancaya bağladı ve yavaşça yukarı doğru fırlattı. Bir dang sesi duyulduğunda ise kancanın kuyunun kenarına takıldığını anladı.

 

Korkunç Yara ipi takip etti ve dikkatlice yukarı tırmandı. Çok geçmeden de aşağıdakilere yukarının temiz olduğunu artık gelebileceklerini anlatmak için ipe birkaç kez asıldı.

 

Adamlar ipi tırmanırken neredeyse yarım günlük çaba harcadılar. Uzaktan görünen kale şimdi önlerinde duruyordu işte.

 

Korkunç Yara Brian’ı tuttu ve: “Acele et ve bizi depoya götür.” dedi.

 

Brian buraya bir kez gelmişti. Önceki hatırladıkları belirsiz olmasına rağmen onları yavaşça yönlendirdi. En yakın ahşap kapıyı gözetledi ve kalenin içine süzülüverdi.

 

Bu saatte kalenin içindekilerin çoğu uyuyor olurdu. Duvar boyu sıralanmış lambalar dönmüş durumdaydı. Zifiri karanlıkta, birlikten biri ateş yaktı. Solgun ateş yalnızca ufak bir yeri aydınlatıyordu. İşte o an Brian zamanın geldiğini anladı.

 

Birlik bodruma doğru giderken o merdivenin alt kısmını hedefledi ve birden atladı. Brian’ı tutan adam onun hareketlerine dikkat etse de sıçrama çok hızlı gerçekleşmişti. Tepki bile veremeden çarpıştılar ve Brian ile yuvarlanmaya başladı.

 

Merdivenin aşağısında ise ikisi ateş menzilinden çıktı ve karanlıkta kayboldu.

 

“Kahretsin!” Korkunç Yara aniden hançerini çekti ve arkalarından gitti. Brian’ın saklambaç oynamak için karanlığı kullanmadığına kanaat getirmişti. Ama Brian yalnızca kaçmamıştı merdivenin aşağısında sessizce onu bekliyordu.

 

Korkunç Yara Brian ile yuvarlanan adamın yerde hareketsizce yatmakta olduğunu gördü. Brian da adamın silahını elinde tutuyordu.

 

“Aptal, kazanabileceğini mi düşünüyordun?” Korkunç Yara hücum pozisyonu aldı. Diğerlerinin aşağı gelmesini bekliyordu. “Biz yedi kişiyiz sense tek başınasın.” dedi.

 

Brian cevap vermedi. Artık öfkesini daha fazla bastırmasına gerek yoktu. Kılıcı salladı ve kıvılcımlar çıkacak şekilde büyük bir hızla Korkunç Yara’nın kılıcının ucuna vurdu. Tekrar duruş almayı bile düşünmeden kılıcı direk Korkunç Yara’nın omzuna sapladı!

 

Korkunç Yara kükredi ve geriye doğru sendeledi. Brian’ın devam eden saldırısını engellemek için bir adım öne çıktı.

 

Hazır, bu dar koridor rakibe çok büyük dezavantaj sağlarken bu saldırmak için mükemmel bir konumdu. Tek yapması gereken koridorun ortasında durup düşmanla yüzleşmesiydi ve rakip bir şey yapamayacaktı. Koridor basitçe rakibin kılıcını savurması için çok dardı.

 

Kılıç ustalığı sayesinde Brian devriye ekibinden kimseye yenilmeyeceğini biliyordu.

 

Bu salak grup etrafta aylak aylak dolaşırken, kumar oynarken veya barlarda içerken o dövüş yeteneklerini geliştirmeye çalışıyordu. Rüzgar, don, yağmur veya kar olsa bile bu rutini her gün tekrarlamıştı ve asla kesmemişti. İşte bu yüzden de yardım için bağırmamayı seçmişti.

 

Göktazı’nın intikamını şahsen almak istemişti.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18137 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr