Bölüm 27: Geçmiş

avatar
1902 4

Release That Witch - Bölüm 27: Geçmiş


 

 Çevirmen: Lodos

Hava gittikçe soğuyordu ve Roland da gittikçe geç uyanıyordu.

 

Bir yönetici olarak istediği kadar geç uyanma hakkına sahipti. Özellikle de büyük yatağı ve üç katman kadife battaniyeleri tarafından yatağa uzanır uzanmaz yumuşak bir kuşatma altına alınıyordu. Bu da onun kalkmasını daha da zorlaştırıyordu.

 

Elini yüzünü yıkadıktan sonra ofise giren Roland, Bülbül’ün uzun zamandır onu orada beklediğini gördü.

 

Bülbül dudaklarını yalayarak, “Buyurun, kahvaltınız. Sıcakken yarısını yedim ama şimdi soğudu tabi.” dedi. Başını yarım kalan ekmeğe doğru salladı sanki sahibi oymuş gibi.

 

Roland tabakları itip masaya oturdu, “Hiç kimse sana bir Prens’in önünde mütevazı olman gerektiğini öğretmedi mi? Başlarda kibardın diye hatırlıyorum.”

 

Roland sakince iç çekti. Bülbül’ün hızla arkadaş edindiğini fark etmişti. Her zaman ya Roland ile ya da Anna ile beraberdi. İlk başlarda bunu gizli tutuyordu ama etrafta hiçbir yabancı kalmayınca gönlünce etrafta dolaşabiliyordu kapüşon bile takmadan bile.

 

“Bunun gibi mi?” Bülbül masanın üstüne sıçradı ve kusursuz bir soylu hanımı gibi selam verdi. “Her geçen gün daha da geç uyanıyorsun. Kahvaltı da sürekli öylece duruyordu. Yiyerek size bir iyilik yapmak istemiştim aslında Majesteleri.” Roland’a doğru yürüdü, “Ama çok da umursamıyorsunuz değil mi? Bu aptal elitliği sevmediğinizi görebiliyorum.”

 

"Üçüncü bir gözü mü vardı?" Roland içinden merak etti "Bunu bile görebiliyor."

 

İç çekti, “Nasıl istersen ama ilerde eğer bir daha bir kahvaltıya başlarsan onu bitirmelisin. Eğer yemek istersem ben bir kez daha hazırlamalarını söylerim.”

 

“Evet, Majesteleri!” Gülümsedi ve tabağı alıp hızlıca odanın diğer köşesine doğru yürüdü.

 

Roland boş bir parşömen çıkardı. Önceki günden yarım kalan tasarım çizimini bitirmek istiyordu.

 

Eğer Sınır Kasabası’nı savunmak istiyorsa kışın ilk savaşında, neredeyse kaybetmeye eşit bir kazanç istemiyordu. Roland büyük bir kayıp yaşayacağını hissediyordu. Daha neredeyse hiçbir eğitim almamış askerlerinin şehir duvarının üstünde durmaya cesaret edemeyeceklerinden korkmuştu.

 

Eğer şeytani canavarlar üstünde kesin bir galibiyet istiyorsa modern silahlara ihtiyacı olacaktı.

 

Çakmaklı tüfeğe ihtiyacı olacağı konusunda hiçbir şüphesi yoktu.

 

Bu devir çakmaklı tüfeğin ortaya çıkması için her türlü koşul ile donanmıştı sanki. Simyacılar saraydaki kutlamalar için kullanılan kar tozu dedikleri bir şey üretmişlerdi. Aslında bu baruttu ama formülü yanlıştı ve o yüzden çok yavaş yanıyordu. Bakır bir tüpe koyduğunuzda ise olsa olsa ufak bir ses çıkarırdı sadece.

 

Çakmaklı tüfeğin prototipi, arkebüz, yaklaşık bir asırda ortaya çıkacaktı. Bu silahın biraz garip bir işleme süreci vardı. Bir kişinin doldurma diğerinin de ateş etmesi ile iki kişiye dayanarak ateş alıyordu bu silah. Genelde tek atışlık bir silah olarak kullanılırdı. Hızına ve gücüne gelince ise deneyimli bir okçunun hızına yetişemezdi.

 

Tabii ki Roland tarihi tekrar etme niyetinde değildi. Cadı’nın yeteneklerini kullanarak tıpkı buharlı motorda yaptığı gibi pratik bir şeyler katabilirdi bu silaha.

 

“Sen gelmeden masanın üstündeki siparişlere bir baktım.” Bülbül ekmeğin son parçasını da yuttu ve sordu; “O kadar çok buzla ne yapacaksın? Kıştayız ve soğuk bira içmek istiyorsan bir gece dışarıda tut olsun bitsin.”

 

Soylular yaz mevsimlerinde buz kullanmayı yani güherçileden yapılmış buz kullanmayı çok severlerdi. Onunla sütü, şarabı ya da meyve suyunu soğutabilirlerdi eğer isterlerse. Kış sağolsun, güherçilenin fiyatı epey düşüktü.

 

Roland tehlikeli bir şekilde, “Salamura peynir yapmak için tabii. Sıcaklık hala yeteri kadar düşmedi. Donma olmadan da olmaz.”

 

 

 

Önünde duran kadın düşmanı olmamasına rağmen onu Anna’yı tanıdığı kadar iyi tanımıyordu. Buharlı motorun aksine çakmaklı tüfeğin yapım sürecinde o kadar da teknik engel yoktu. Bir kez popüler oldu mu kendi inşaat işleri için çok elverişsiz bir durum olurdu bu. Bülbül’ü daha fazla tanıyana kadar bu bilgiyi ondan gizli tutmaya karar verdi. Bunu düşünürken deneme olsun diye, “Cadı Birliği Kutsal Dağ’ı aramanın yanı sıra katil de eğitiyor mu?”

 

“Hayır, onlar sadece bir hayal uğruna bir araya gelip Cadı Birliği’ne gelen birkaç zavallı.” Bülbül hafifçe sallandı ve: “Hem ben de Cadı Birliği’ne yalnızca iki sene önce katıldım.”

 

“Diğer bir deyişle başka biri için çalışıyorsun?” Öyle mükemmel bir hançer atışını biri tarafından yıllarca eğitilmeden yapamazdı. Roland bundan emindi. “Benden başka yanında cadı barındırmaya istekli biri var mı?”

 

“Barındırmak mı?” Bülbül biraz garip bakıyordu, “Nasıl olabilir ki? Eğer benim bir cadı olduğumu bilseydi kapısında bile yatırmazdı beni. Daha sonra olduğu gibi de eğer ona faydamı kanıtlamamış olsaydım muhtemelen beni gizlice öldürtmüştü.”

 

“Biraz daha açabilir misin acaba ne anlatmak istediğini?

 

Bülbül gülümseyerek başını hayır anlamında salladı. Bu gülümseme ifade edilemeyecek bazı duygular da barındırıyordu: “Majesteleri, zamanı geldiğinde öğreneceksiniz. Ne hakkında endişeli olduğunuzu biliyorum. Lütfen içiniz rahat olsun ve benim beş yıldır özgür olup kimse için çalışmadığımı bilin.”

 

Pazarlık başarısız olmuştu. Anlaşılan Roland sandığı kadar çekici değildi… Yine de verdiği cevap şüphelerini biraz da olsa doğrulamıştı. En azından beş yıl önce birileri için gizlice bir şeyler yapmıştı. Neyse ki; o kişi bütün cadıları kendi emrinde çalıştırmak yerine yalnızca Bülbül’ü kullanmıştı.

 

Roland daha soru sormadı. Başını eğdi ve tasarım ile uğraşmaya başladı.

 

Şaşırtırcasına her zaman Roland’ın yanında bulunmak isteyen Bülbül sessizleşmişti. Yalnızca şöminede yanan ateşin sesi vardı odada. Ve Roland ensesini rahatlatmak için başını geriye attığında Bülbül’ün ofisi terk etmiş olduğunu gördü.

 

Homurdanarak: “Bir görüşürüz bile demedi.” dedi ve parşömeni katlayıp iç çamaşırının iç cebine koydu.

 

Birkaç gün çalıştı ve sonunda bütün işi bitirdi. Çizimler, silah tasarımları ve kopyalar dahil her şeyi.

 

Teknik seviye açısından arkebüze benzeyen ve ateşleme süresi test edilmiş ünlü çakmaklı tüfeği alev borusunu arkaya ve kurşunu da öne gelecek şekilde tekrar tasarlamıştı. Böylece üç dakikada bir ateş alabilecekti. Yani aptal mutant canavarlar ile başa çıkmak için yeterince iyiydi.

 

Hayvanların çoğu duvara tırmanamayacaktı. Duvarın en üstünden zemine olan uzaklık yaklaşık dört metre idi. Bu mesafeden ıskalamak çok zordu ve merminin hızı da çok ufak bir ihtimal ile az etki gösterebilirdi. Yani eğer şeytani canavarlar çelikten daha sağlam bir deriye sahip olmalarını sağlayacak bir evrim geçirmezlerse tek kurşunda öleceklerdi.

 

Çakmaklı tüfeğin tek dezavantajı üretim süresinin çok uzun olmasıydı. İlk başta arkebüz gibi ustanın defalarca çekiç ile vurması gerekiyordu. Namludan tetiğe bütün silahı yapmak aşağı yukarı üç ay sürüyordu. Diğer bütün kısımlar arasında en çok zaman alan namlu idi. Ustanın demir sacı silindir bir şekil alana kadar defalarca dövmesi sonra demir tozu ile mühürlemesi ve en sonunda da yiv açması gerekiyordu. O kadar kusursuz aletlere de ihtiyaç yoktu. Yalnızca usta kaliteli namlu yapmayı bilecek kadar eğitimli olsun yeterdi.

 

İşte bu yüzden Roland buharlı motoru önce üretmişti.

 

Buharlı motor varken namluyu kolayca çelik matkap sayesinde delikli sert bir demire dönüştürebilirdi. Böylece de ustalara daha fazla iş düşmeden üretim epey hızlanmış olurdu. Şimdi ihtiyacı olan tek şey demir plakayı üstüne koyup düzeltebilmesine yarayacak bir masaydı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18330 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr