Bölüm 24: Gelişim Planı

avatar
1911 3

Release That Witch - Bölüm 24: Gelişim Planı


 

 

Çevirmen: Lodos

Roland bu sabah Tyre yerine yaşlı bir hizmetçi tarafından uyandırılmıştı.

 

  Yatak odasından çıkarken Baş Şövalye Carter’ın onu beklediğini gördü.

 

  Carter: “Majesteleri size bazı kötü haberlerim var. Baş hizmetçiniz dün gece ölü bulunmuş.”

 

  “Ne?” Roland’ın göz kapakları bu sonucu bekliyor olmasına rağmen seğirdi. Kalbi hala rahat değildi. Her şeyden öte Tyre, onun yüzünden ölmüştü.

 

  “Odanın balkonundan aşağı düşmüş. Hiç boğuşma izi yok. Muhafız da girip çıkan birini görmemiş. Yani… kaza sonucu düşmüş olmalı. Bu bir kazaydı.''

 

  Roland garip bir ruh hali içerisindeyken Şövalye ona soruşturmanın sonuçlarını anlatmıştı. Roland

 

  Şövalye’nin ne düşündüğünü biliyordu. Gökhisar’da iken herkes Prens Roland’ın Tyre’a sahip olmak istediğini biliyordu. O dönemde Prens ve hizmetçilerin ilişkileri gayet normal karşılanıyordu. Çok az bir gece hayatı dışında herhangi bir eğlence yoktu. Bu yüzden zina yapmak dışında hiçbir seçenekleri kalmıyordu. Ayrıca Prens ve soyluların aralarında kadın değiştirdikleri hatta grupça partiler düzenledikleri bile olurdu. Soyluların da karmaşık bir hayatı olduğunu söylense bu yalan olmazdı.

 

  Roland bu açıdan gayet uslu biriydi. Cheng Yan, Roland olarak uyandıktan sonra tek bir kadına bile dokunmamıştı. Tyre dışındaki hizmetçiler oldukça salaştı doğrusu. Ayrıca zamanda yolculuktan sonra Şeytan Ayları ile karşı karşıya kalmıştı. Yani beyni projeler ile doluydu. Soyluluğun rahatlığının keyfini sürmeye daha fırsat bulamamıştı.

 

  Roland yapmacık bir vicdan azabı ile: “Çok yazık. Tyre’ın cenazesini de bu sabah beni uyandıran yaşlı hizmetçi halletsin. Artık yeni baş hizmetçim o.”

 

  Carter başını salladı, selam verdi ve ayrıldı.

 

  Roland ofise girer girmez Bülbül’ü maun masanın üstünde otururken gördü.

 

  "Herhangi bir şey öğrenebildin mi?"

 

  Bülbül hayal kırıklığına uğramış bir şekilde: “Hayır. Beni gördüğünde direk intihar etti. Çok hızlıydı, tereddüt bile etmedi.”

 

  Roland masanın arkasına dolandı ve sandalyesine oturdu: “Onu durdurmayı denemedin mi?”

 

  Bülbül uzanır şekilde: “Onu bağlamıştım. Ama dişinde zehir olduğundan haberim yoktu. Bu yüzden ben de kaza süsü vermek zorunda kaldım.”

 

  “Senin tecrübeli olduğunu sanıyordum. Şimdi bunun için ödül mü bekliyorsun?”

 

  “Hey, hemen öyle yargılama. Ondan bir bilgi alamamış olmam sana sunamayacağım bir şeyler olmaması anlamına gelmiyor.” Bülbül kıkırdadı ve Roland’ın önüne katlanmış bir kağıt koydu: “Bunu odasında buldum.”

 

Roland kağıdı açtı. Tyre’a abla diyen birinden gelmiş bir mektuptu bu. Yazılanlar ise klasik sohbetti. Ama yazan kişinin birkaç farklı kez denizden bahsettiğini fark etti. Sahil manzarasının ne kadar güzel göründüğünden, plajda kalmayı ve gün batımını izlemeyi ne kadar çok sevdiğinden falan bahsediyordu. En sonunda ise Tyre’ı çok özlediğinden dolayı ne zaman geri döneceğini soruyordu. Kardeşlerini aklından geçiren Roland emin olamadan sordu: “Berrak Su Limanı’nın başındaki Garcia mı?”

 

  “İki erkek kardeşinin denizle alakası olmadığında göre muhtemelen o. Sanıyorum ki; Prenses Garcia Tyre’ın kardeşini rehine olarak aldı ve Tyre’ı gizli piyonu olarak kullanıyordu. Tyre’ın suikast tarzına bakılırsa da bunun tesadüf olduğu düşünülemez. Yani bu şu demek; senin yanın yerleştirilmeden önce en az iki ya da üç yıl profesyonel eğitim almış. “

 

  Roland hafifçe iç çekti. Ve veliahtlık mücadelesinin o kadar kolay sona ermeyeceğini kendisine birkaç kez tekrarladı. Taht için savaşmıyor olsa bile bu, onun bu kavganın dışında kalması anlamına gelmiyordu. Kardeşlerinde hiç insaf veya vicdan yoktu o yüzden böyle olayların tekrarlanma ihtimali yüksekti.

 

  “Ah, birisi geliyor. Ben gitsem iyi olacak, Majesteleri.”

 

  Bülbül Roland’a doğru çapkın bir öpücük attı ve göz açıp kaparcasına ortadan kayboldu.

 

  Bunu ilk kez görmemesi olmasına rağmen gün ışığında görmek hala onu şok ediyordu. Bir anlık tereddüt etti ve ellerini havaya doğru esnetirken yarı yolda yumuşak bir el onu durdurdu. “Majesteleri, böyle yaparak Anna’yı üzdünüz.”

 

  [Anlaşılan onun yeteneği ortadan kaybolma değil görünmezlikti,] Roland düşünüyordu. [Bu şekilde çok daha fazla korkutucuydu.]

 

  Kapı çalındı: “Majesteleri, ben Barov.”

 

  Roland parmaklarını geri çekti ve ifadesiz bir yüz takındı: “İçeri gel.”

 

  Maliye Bakanı kollarında koca bir kağıt yığınıyla girer girmez bir haftalık hükümet meselelerini anlatmaya koyuldu. Roland da aklını boşalttı ve raporlara odaklandı. Bir aylık beraberlikten sonra Roland başlardaki kafa karışıklıklarına nazaran kendisini Barov’un çalışma stiline alışmış buldu.

 

  Sınır Kasabası’nın mali durumu genel olarak iyiye gidiyordu. Bunun da başlıca sebebi değerli taşların ve madenlerin Söğüt Kasabası’na hemen hemen iki yüz kraliyet altınına satılıyor olmasıydı. Yemek paraları ve maaşlardan sonra geriye hala doksan kraliyet altını kalıyordu.

 

  Barov’un morali yerindeydi. Şimdi biraz ekstra para gelmişti ve bu da bu kışı atlatmalarının o kadar da zor olmayacağına işaret ediyordu.

 

  Ama Roland bu paranın boşa kullanılmamasına karar vermişti. “Halktan Şeytani canavarlar ile savaşmaları için bir grup insan toplamak istiyorum. Eğitilmeleri için şimdiden toplanmalılar. Öğretmen Baş Şövalyem olacaktır. Ben ona detayları sonra anlatacağım. Senin ise bir satın alma planı yapman gerekiyor. Bu adamların sağlam deri zırhları ve silahları olacak ama onlara ikişer tane de kış giysisi vermek gerek.”

 

  “Majesteleri, bu… Sözleşmeye göre Bu geçici bir işe alım, değil mi?”

 

  “Düzgün bir eğitim olmadan savaşmak onları bir çeteden başka bir şey yapmaz. Şeytani canavarları sadece kaba kuvvet ile korkutamayız, değil mi? Eğer yenilirlerse bu daha büyük bir sıkıntı olur.”

 

  Barov tereddüt içerisinde sordu: “Gerçekten Sınır Kasabası’nda kalmak istediğinizi mi söylüyorsunuz?”

 

  “Eğer koruyamazsak tabii ki başka bir yoluna bakarız. Ama birkaç mutasyona uğramış canavarı da halledebileceğimizi düşünüyorum.”

 

  "Eğer sizin planınıza uyarsak daha fazla paraya ihtiyacımız olacak."

 

  Barov’un zavallı yüzünü gören Roland güldü: “Bunlar gerekli harcamalar. Hallet şu işi.”

 

  Şehir duvarını inşa edebilmek için harcamıştı epey ama kendi kasasında hala üç yüzden fazla altını vardı. Bir de buharlı motorun malzemeleri için demirciye ödeme yapmıştı. İlk makine ona yirmi altına mal olmuştu ve en az üç taneye daha ihtiyacı vardı.

 

  Buharlı motor Sanayi Devrimi’nin başlangıcıydı ama bu onun Sanayi Devrimi’ne eş olduğu anlamına gelmiyordu. O zamanlar İngiltere’nin maden elde edebilmesi için insanların ve hayvanların yerini alabilecek yeni bir kuvvete ihtiyacı vardı. Watt buharlı motorları icat ettikten sonra da denizaşırı ülkelerden büyük siparişler alınmıştı ve bu yeni güç çeşidi bir sürü endüstriye yayılmıştı.

 

  Şimdi ise Sınır Kasabası herhangi bir sanayi kuruluşun sahip değildi. Daha doğrusu sanayileşme denilen şey daha var olmamıştı bile. Bu yüzden Roland kutularca altın kazanmak için buharlı motorlarını satacak değildi. O sadece makineyi Kuzey Yamaç Bölgesi’nde maden aramak için kullanmak istiyordu. Ve maden üretimi arttığında da o buharlı motorların kullanım alanlarını genişletebilecekti. Bu sanayi gelişimini hızlandırmak için uygulanabilecek tek yoldu.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18403 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37611 Bölüm Sayısı


creator
manga tr