Bölüm 20: Bülbül

avatar
1958 2

Release That Witch - Bölüm 20: Bülbül


 

Çevirmen: Lodos 

  “Korkmayın Majesteleri. Amacım size zarar vermek değil. Sadece sizinle konuşmak istiyorum.”

 

  “Lanet olsun, bu hangi türden bir konuşma?” Roland yutkundu ve önünü döndü. İnsan bir hançer ile göz göze olunca diğer taraf konuşana kadar bir şey yapamıyordu.

 

  Mum ışığının gölgesinde Roland diğer kadını da gördü. Roland’ın yatağına oturmuştu. Yüzünü kapatan bir kapüşon takmıştı ve bir de elbise giymişti. Yani Roland onu çok net göremiyordu. Ama mum ışığı gölgesini duvarın büyük bir kısmına yansıtıyordu.

 

  "Sen kimsin?"

 

  “Benim ismim yok, kız kardeşlerim bana Bülbül derler.” Ayağa kalktı, elbisesini çözdü ve normal bir leydinin yapacağı gibi selamladı Prens’i. “Öncelikle, size olan minnettarlığımı ifade etmeliyim, Yüce Ekselansları Roland Wimbledon.”

 

  “Minnettarlık mı?” Roland kadının elbisesindeki desenlerin mum ışığında garip garip parıldadığını fark etti. Bir göz şekli ile üç paralel üçgen. Bunu daha önce nerede görmüştü?

 

  'Paranın üzerindeki damga…  Yoksa bu Kutsal Dağ ve Büyülü Göz’ün nişanesi mi? Bu Cadı Birliği'nin amblemi.' Barov’un ona söylediği aklında şimşek gibi çakıverdi.

 

  “Sen, sen bir cadı mısın?”

 

  “Haha.” Kadın kıkırdadı. “Majesteleri baya bir şeyler biliyormuş.”

 

  Kadınların kimliğini tespit edince çaktırmadan rahatladı. Çünkü kadınların kardeşleri tarafından gönderilmemiş suikastçılar olmadığını anlamıştı. “Yani siz bu kadar uzaklığı Kuzey Yamaç Bölgesi’ndeki o cadı için mi geldiniz? Yine de bu bilgiyi nasıl aldığınız hakkında hiçbir fikrim yok, geç kaldınız. Eğer onun asılmasını isteseydim şimdiye çoktan ölmüş olurdu.”

 

  “Farkındayım ve eğer onu astırsaydınız bende de sizinle konuşmak için hiçbir istek olmazdı.” Bülbül yatağa oturdu. “Cadı Birliği dünya meselelerine girmek istemez, özellikle de kraliyet ailesinin içinde bulunduğu meselelere. Ama ben onlara kulak asmıyorum çok. Bir cadı için bir Prens öldürmek biraz uygunsuz olabilir. Ama yine de seni derinden etkileyebilirim.”

 

  Bu açık açık bir tehditti ama Roland sakinliğini korudu: “Cadı hayatta ve iyi.”

 

  “Aynı zamanda başka bir kızın olduğunun daha farkındayım, ismi Nana imiş.” Kadın başını salladı: “Bir hafta önce de burayı bir ziyaret ettim ama seni görememiştim. Her ne kadar diğer herkes gibi biz cadılara neden düşmanlık yapmadığını anlayamasam da bütün yaptıklarını izliyordum. Bu yüzden de Cadı Birliği adına sana teşekkür ederim.”

 

  “Bir haftadır burada mısın?” Roland alnını sildi. Her şeyi görmüş müydü? Bu bir haftadır devam ediyordu ve hiçbir şey anlamamıştı. “Her neyse. Şimdi bana buraya benimle konuşmak için mi yoksa bana teşekkür etmek için mi geldiğini söyle.”

 

  Kapüşonunu indirirken: “Ayaktayken konuşmak yorucu değil mi?” dedi. “Buraya gel de konuş. Çirkin değilimdir. Görünüşüm Majesteleri’ni korkutmaz.”

 

  “Çirkin değil” den çok daha fazlasıydı. Doğrusu güzel bile denebilirdi. Kapüşonunu indirdiği için Bülbül’ün altın renkli saçları bir şelale gibi açılmıştı, mum ışığının altında dans ediyordu sanki. Burnu uzundu ve gözleri ışıldıyordu. Nana ve Anna’nın çocuksu yüzünün aksine onun yüzü bir olgunluk havası taşıyordu. Karanlıktan dolayı kimse onun yüzünü tam olarak algılayamazdı. Yüzünün üzerindeki ince ve biçimli gölgeler bile onun güzel olduğunu kanıtlamaya yetiyordu.

 

  Roland yavaşça odanın bir tarafından diğer tarafına yürüdü ve yatakta onun hemen dibine oturdu. Böyle yapmasının nedeni onun güzelliğinin olası tehlikeleri unutturması değildi. Basitçe artık kadından zarar gelmeyeceğini düşünmesiydi.

 

  "Şimdi konuşabilirsin."

 

  “Beklediğim gibi, benden korkmuyorsun.” Kadının sesi mutlu çıkıyordu. “Senin diğer insanlardan niye farklı olduğunu şimdi anlayabiliyorum. Onlar bizden nefret ediyorlar çünkü bizden korkuyorlar. Onların gözündeki korkuyu görebiliyorum. Ama sana gelince…” Kadın, yavaşça elini Roland’ın yanağına koyup okşamaktan kendini alamadı. “Sen sadece meraklısın.”

 

  Roland garipçe öksürdü ve başını çevirdi. Kadındaki bu ani değişimden pek emin olamamıştı. Daha az önce ölümcül bir suikastçıydı ama şimdi aşırı usta bir diplomat gibi davranıyordu.

 

  Neyse ki, kadın duygularını hızlıca bastırdı. “Buraya sana Anna ve Nana’yı almak istediğimi söylemeye geldim.”

 

  Roland bir an bile düşünmeden: “Asla!” dedi. Kalbi küt küt atıyordu. Bu ani tepkisinin Bülbül’ü kızdıracağını düşünerek ekledi: “Onlara burada çok iyi bakılıyor. Kimse de onlara zarar veremiyor. Ayrıca onları nereye götürmek istiyorsun? Burası onlar için en güvenli yer.”

 

  “Onları Cadılar Birliği’ne götüreceğim. Varış yerleri orası yani.” Bülbül basit bir ret ile gidecek gibi değildi ve sakin ses tonunu korudu: “Topluluğun üyeleri onların arkadaşları, orada hiçbir ayrım ya da zulüm yok. Orada onların kim olduklarını saklamalarına gerek yok.”

 

  “Bu Cadılar Birliği’nin yeri tam nerede? Yoksa şey mi sizin hiç sabit bir yeriniz yok mu? Bir ay önce muhafızlarım Puslu Orman’da sizin kampınızı buldular. Anlaşılan o ki; şu anda da kuzeye doğru yol almaktasınız. Kuzeyde uçsuz bucaksız dağlardan başka ne var ki?!”

 

  “Haklısın. Sürekli olarak dağlarda saklanırız. Çünkü yalnızca oralarda güvende oluruz.”

 

  “Böyle vahşiler gibi dağlarda yaşamak, kışı dağlarda geçirmenin nesi güvenli? İçme suyu bile bulamazsınız ki. Ya yeterli yiyecek? Kalacak rahat bir yer? Şeytan’ın Ayları da gelmek üzere zaten, bütün kuzeybatı büyük tehlikede olacak. Ne düşünüyorsunuz acaba…” Roland kısa bir süre durdu. Barov tam olarak ne demişti? “Cadılar gerçek huzura ermek için Kutsal Dağ’a giderler. Cadılar Birliği de beraber yolculuk yapacakları cadıları toparlamaya çalışır.” Hayır, hayır! Yani onlar… “Yoksa siz Kutsal Dağ’ı bulmak için Geçilmez Dağ’a mı gidiyorsunuz?”

 

  “Bu konuda söyleyebileceğim bir şey yok.” Bülbül gülümsüyordu ama Roland’a bakışı söylediği şeylerle ilgili ne düşündüğünü gösterir gibiydi.

 

  Roland: “Bu durumda onların seninle gelmelerine asla izin veremem. Yalnızca iki ayda şeytani canavarlar kol geziyor olacaklar. Ve her ne kadar sen dağlarda insanlardan kaçınabilsen de şeytani canavarlardan kaçınamayacaksın. Kutsal Dağ her zaman bulunur. Sen kış için Sınır Kasabası’na gelmelisin ve kış geçene kadar da burada kalmalısın.”

 

  Bu Bülbül’ü sersemletmişti. “Burada kalmak mı? Sen gerçekten komik bir adamsın.” Bir anlık düşündü ve sonra başını salladı: “Majesteleri sizin cadılardan korkmamanız diğer herkesin de korkmadığı anlamına gelmez. Bir kere ifşa olduğumuz zaman, Kilise sizin kapınızı çalmaya gelir.”

 

  “Cadılar Şeytan Ayları’nın yükünü biraz hafifletirse benim halkım da cadıların kötü olmadıklarını anlayacaktır.” Roland ağzını açıp konuşmasına devam etmeden Bülbül onu durdurdu. “Ayrıca bizim düşünmemiz gerek bir konu daha var. Anna yetişkinliğe erişmek üzere.”

 

  "Yetişkinlik mi?"

 

  “Evet.” Roland’ın şüphelerini gören Bülbül, sakince açıklamaya girişti. “Yetişkinlik her cadının aşması gereken önemli bir engeldir. Ne kadar erken cadı olursan bu engeli aşmak da o kadar zorlaşır. Majesteleri, bizim neden Şeytan’ın cismiyle özdeşleşmemizin nedenini biliyor musunuz?''

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37380 Bölüm Sayısı


creator
manga tr