Bölüm 18: Büyükelçi Part -2

avatar
1927 3

Release That Witch - Bölüm 18: Büyükelçi Part -2


 

 Çevirmen: Lodos

  Petrov endişelerini bir kenara bıraktı ve ziyafetin tadını çıkarmaya baktı.

 

 Yemekteki güzel, uyumlu hava yüzünden Prens Roland maden işlerinden konuşmadı. Petrov da bundan sonra konuşmanın uygunsuz olabileceğini düşündü.

 

  Prens hizmetçisini çağırıp tatlıları servis etmesini söyledikten sonra Petrov yarım ağız ile: “Majesteleri, önceki uygulamaya göre bugün madenlerin teslim edilmesi gerekiyordu. Ama ben tersanenin oradayken hiç maden görmedim.” dedi.

 

  Roland elindeki çubukları bıraktı ve başını salladı: “Maalesef, Kuzey Yamaç Madeni birkaç gün önce çöktü. Halk bu ayki üretime devam etmeye çalışıyor. Ama enkaz hala tam olarak temizlenemedi. Takvime göre; önümüzdeki senenin başına kadar maden üretemeyeceğiz gibi görünüyor.”

 

  “Çöktü mü?” Petrov bir anlığına sersemlemişti. “Bu bir bahane mi?” Ama sonra Roland’ın onu kandırmasının gereksiz olacağına kanaat etti içinden. E çünkü öbür türlü Kuzey Yamaç bölgesine gittiğinde neyin ne olduğunu öğrenebilirdi. Ve Prens’in de böyle fark edilebilir bir yalanı söylemeyeceğini düşündü.

 

  “Peki… Ya geçtiğimiz iki ayın madenleri?”

 

  “Onlardan da çok kalmadı. Normal uygulamaya göre, halkımın geçimini sağlayabileceği kadar çok yok.” Roland, “normal uygulamaya göre”  kelimelerini bastıra bastıra söylemişti. Devam etti: “Sayın Büyükelçi, siz iki yıl önceki Şeytan’ın Ayları’nı hatırlıyorsunuz değil mi?”

 

  Petrov pek tabii hatırlıyordu. Soğuk dört ay sürmüştü ve Sınır Kasabası’ndaki insanların hemen hemen ellisi Belediye Başkanı Reynolds yüzünden aç kalarak ölmüştü. Soylular arasında da muhalefet vardı. Bazıları Reynolds’un cezalandırılmasını bile istemişti. Ama bu olay onun aleyhine sıfır kayıpla sonuçlanmıştı. Ne de olsa o Dük’ün ikinci kızının kocasıydı.

 

  Prens şimdi bu konuyu açınca, Petrov kötü hissetmişti.

 

  Roland iç çekerek: “Daha da beteri eğer elimizdeki madeni eskisi gibi takas edersek sadece iki aya yetecek yiyeceğimiz olacak. Korkarım ki; halkım bu kışı bu kadar az yiyecek ile atlatamayacak. Eski yöntemler ortadan kalkmalı.”

 

  Petrov ağzını açtı ama Roland’ın dediklerine verecek bir cevap bulamadı. O profesyonel bir diplomat değildi ve böyle iyi bir sebep duymak onu duraklatmıştı. “Majesteleri, bu konu hakkında gerçekten çok üzgünüm. İnsan hayatında acı asla bitmez. Altı büyük aileyi size bir aylık yemek göndermeleri konusunda ikna edeceğim. Siz de üretime devam etmeye başladıktan sonra gelecek sene onlara ödersiniz.”

 

  “Eğer Söğüt Kasabası ile maden ticareti yaparsam o kadar geç ödememe gerek kalmaz.”

 

  "Ama..."

 

  “Ama mama yok.” Roland, Petrov’un sözünü kesmişti. “Onlar madeni kraliyet paralarıyla alıp buğday, bal, peynir ve de ekmeklerini satmaya istekliler… Kraliyet altını ile satın alınabilen her şeyi satmaya razılar. Buna ilaveten Büyükelçi, siz bize bir aylık yemek göndermeye istekli olsanız bile bakalım diğer beş aile buna katılacak mı? Bildiğim kadarı ile Ryan Dükü ile anlaşma yapmak o kadar da kolay değildir.”

 

  Petrov sessizliğe büründü. Prens Roland haklıydı. Kendi babasını ikna etmesi konusunda diğer beş aileyi ikna etmesinden daha fazla güvenmiyordu kendisine. Onların elindeki kontrolün onlarda kalması için ticaret düzenini değiştirmeleri gerekiyordu. Ama son söz kendisinde değildi. Büyükelçi ünvanına sahipti fakat o sadece bir sözcüden başka bir şey değildi. Belki de Dük, hiç kimsenin Sınır Kasabası ile gizli anlaşmalar yapmasını istememişti. Eski Lord veya Prens Roland ile yapılmış olsun, fark etmezdi. Belki de bu yüzden her mevsim ailesinin göz bebeği olmayan bir adayı atıyordu oraya.

 

  Sonuç ne olursa olsun, bir şans vermesi gerekiyordu. Bundan dolayı da Petrov elindeki son kartı da masaya sürdü. “Yüzde otuz.” Üç parmağını kaldırmıştı. “Uzun Şarkı madenleri piyasa fiyatından sadece yüzde otuz daha ucuza alacak. Sanıyorum bizim teklifimiz Söğüt Kasabası’nınkinden daha yüksek, Majesteleri.”

 

  Roland ellerini kaldırdı ve: “Sorumu hala cevaplamadınız. Diğer altı aileye bu kararı verdirebilir misiniz?”

 

  “Yarın Uzun Şarkı’ya gidiyorum. Bir anlaşmaya vardıktan sonra size daha yüksek bir teklifle geleceğim.”

 

  “Ama benim halkım o kadar uzun süre dayanamaz. Soyluların bir anlaşmaya varmasının genellikle sonsuza kadar sürdüğünü biliyor olmalısınız.”

 

  Petrov: “Majesteleri, Uzun Şarkı ile iş yapmak siz ve halkınız için en iyisi.  Şeytan Ayları sırasında oraya gidebilecek olsanız bile Söğüt Kasabası çok uzakta.” dedi ve sonra boğazının kuruduğunu hissetti: “Bu yolculuk… çok tehlikeli olur.”

 

  “Aman Tanrım! Ben ne yapıyorum?”  Kalbi küt küt atıyordu. ''Ben bir Prens’i mi tehdit ediyorum?''

 

  Roland beklendiğinin aksine öfkeye kapılmak yerine kahkaha attı: “Hahaha. Sayın Büyükelçi, bazı hatalar yapmış gibisiniz. Ben Söğüt Kasabası’na gitmeyi düşünmüyordum ki.”

 

  "Yani sen demek istiyorsun ki…"

 

  “Evet. Benim Uzun Şarkı’ya gitmeye de niyetim yok.” Roland ilgi ile Büyükelçiye bakıyordu: “Hiçbir yere gitmiyorum.”

 

  Bir anlığına, Petrov Prens’i yanlış duyduğunu düşündü.

 

  Neyse ki; Prens sessizliği bozdu ve kendisini açıklamaya girişti: “Bu kış Sınır Kasabası’nda kalıyorum. Sınır Kasabası Gökhisar Krallığı’nın yeni sınırı olacak. Şaşırmayınız dostum, ben şu an gayet mantıklı konuşuyorum. Sizi şehir duvarınızı görmeniz için Kuzey Yamaç Bölgesi’ne götüreyim.”

 

  "Şehir… duvarı mı?"

 

  “Evet, yaklaşık dört metre boyunda, iki metre genişliğinde Kuzey Yamacına ve Kızıl Su Irmağı’na bağlı taştan bir duvar. Duvar sayesinde şeytani canavarları geri püskürtebileceğiz.”

 

  Petrov beyninin çalışmadığını düşünüyordu. Önceki Büyükelçi hiçbir duvardan bahsetmemişti. E önceki Lord da Uzun Şarkı’dan gelme idi zaten. Duvarı inşa etmek için gereken insan gücünü nasıl yollayabilir ki zaten? E o zaman, Prens Roland buraya gelir gelmez mi başlamıştı inşaate? Öyle olsa bile daha sadece üç ay olmuştu. Bu kadar kısa zamanda böyle büyük bir şeyi nasıl inşa edebilmişlerdi ki?

 

  'Bir saniye… Majesteleri ne demişti? Dört metre yüksekliğinde ve iki metre genişliğinde mi? Kızıl Su Irmağı ile Kuzey Yamacını mı bağlıyordu?' Petrov aklından bir hesap yaptı. 'Öyle bir duvarı inşa etmek üç yıl sürerdi! Her şeyden önce o kadar taşı kesecek taş ustası bile yoktu! Sınır Kasabası Gökhisar gibi değildi, burada yaşayan insanların çoğu da fakir işçilerdi.'

 

  Roland’ın bir sonraki söyledikleri onu tekrar şok ettiğinde henüz sindirememişti bütün bu duvar haberlerini.

 

  “Maden satışlarına gelince de fiyatı gelecek yıldan itibaren yarıya indirebilirim. Ama tabi hepsini Uzun Şarkı’ya satmayacağım. Çünkü madene o kadar da ihtiyacınız yok. Düşündüm ki; belki de siz madenden çok kazma kürek gibi metal aletleri tercih edersiniz.” Bir anlık durdu, Petrov’un kelimelerini anlamasını bekliyordu. “Ham haldeki değerli taşlar için ise onlar bir müzayede vasıtasıyla en yüksek parayı verene satılacak. O taşlar yontulduktan sonra onları daha iyi bir fiyata satmak isterdim ama maalesef ki Sınır Kasabası’nda bunu yapabilecek kimse yok.”

 

  “Birkaç ay içinde bir duvar inşa etmeye yeteneğiniz var mı ki?!” Petrov kalbinin derinliklerinde çığlıklar atıyordu. “Peki, Uzun Şarkı’nın daha fazla madene ihtiyacı olmadığını söylerken ne demek istemişti? Ayrıca onların bin kraliyet altını kadar maden çıkarmaları bile tam bir yıl sürmüştü. Üretimde bir artış yaşansa bile en iyi ihtimalle ikiye katlanır! Yoksa o Uzun Şarkı’nın iki bin kraliyet altını veremeyeceğini mi söylemeye çalıştı? Ne kadar küstahça!”

 

  Hayal kırıklığını bastırmak ve görgü kurallarından ayrılmamak için çok uğraşıyordu.

 

  “Majesteleri, her söylediğinizi kafama yazdım. Acilen döneceğim ve diğer altı büyük aile ile bu meseleleri konuşacağım. Ama son bir şey var. Bahsettiğiniz o duvar… Ben gidip orayı bir görmek istiyorum.”

 

  Roland gülümsedi: “Tabii ki. O kadar acele etmenize gerek yok. Önce Kral’ın Şehrindeki pastaların bir tadına bakın. Gitmek için daha çok erken değil mi? Sayın Büyükelçi?”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18365 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37581 Bölüm Sayısı


creator
manga tr