Bölüm 10: Taş Ustası

avatar
2147 2

Release That Witch - Bölüm 10: Taş Ustası


 

 

Çevirmen: Lodos

  Hava tüm hafta boyunca kötüydü. Gökyüzü ise sürekli kül rengindeydi. Karl van Bate’in ruh hali de aynı hava gibiydi: aşırı kasvetli.

 

 Islak taş yoldan inerken her gören selamlıyordu onu. Karl kasabadaki okulu yönetiyordu. Gökhisar Krallığındaki sadece soyluların çocukları okula gidebilir anlayışını kırmıştı. Buradaki insanlara bunun aksinin olabileceğini göstermişti. Bu nedenle de Sınır Kasabası’nda büyük bir itabarı vardı. “Günaydın, Bay van Bate.”

 

  “Efendim, oğlumun durumu nasıl, iyi gidiyor mu?”

 

  “Ne zaman müsaitsiniz? Bir ara balık tutmaya gidelim.”

 

  Karl genelde onlara gülümser ve cevap verirdi. Ama bugün hiç konuşmadan sadece kafasını sallamıştı.

 

  Anna’nın idamına yeni şahit olmuştu. Gözlerindeki mükemmel dünyada bir çatlak açılmıştı. Aslında bu çatlak Gökhisar’dan ayrıldığı zaman açılmıştı ama o bile isteye bu olanlara gözünü kapatmıştı. Bu hislerini uyuşturmak için yoğun işinden faydalanıyordu. Bir ölçüde de bu çatlağı tamir edebilmek için öğrencilerinin gülümseyen yüzlerini kullanmıştı..

 

  Şöyle düşündü: “Anna ölene kadar dünya değişmemişti.” Ama idamdan sonra çatlak kapanmak yerine daha da genişlemişti.

 

  Anna hakkındaki anıları altı ay öncesine aitti. Sınıfındaki otuz öğrencinin içinde normal görüntüsü ve az konuşmasıyla çok da dikkat çekmiyordu doğrusu. Ama onda Karl’ı derinden etkileyen bir şeyler vardı.

 

  Bu Anna’nın bilgiye olan tutkusuydu. Ne öğretirse öğretsin, tarihi karakterler bile olsa, ilk denemesinde sürekli hatırlıyordu. Sıkıcı tarih bilgileri veya dinin nasıl evrildiği bile olsa gün boyu okurdu. Bu genç hanımı komşusunun koyununa bakarken de görmüştü. Güneşte oturmuş koyunun tüylerini sanki bir bebek severcesine okşuyordu. Gayet açık bir şekilde onun o tatlı gülüşünü hatırlıyordu. Ne olursa olsun asla Anna’yı kötü ve günahkar bir insan olarak düşünemiyordu.

 

  Annesi talihsiz bir şekilde vefat ettikten sonra Anna okula bir daha gelmemişti. O da onu geçen hafta cadı olduğu kanıtlanıp idam edilene kadar bir daha görmemişti.

 

  “Şeytanın tuzağına mı düşmüş? Kirli bir insan mı? Kötü mü? Hepsi yalan!” Hayatında ilk defa Kutsal Kilise’den ve onun söylemlerinden şüphe etmişti.

 

 Anna cadı olsun ya da olmasın o kesinlikle kötü değildi! Gökhisardaki yöneticiler bir genç kızı dünyaya yabancı ve merak dolu olduğu için kötü diye nitelendirebiliyorsa o zaman onlar da cehennemden gelme ve Şeytan tarafından ele geçirilmişlerdi. Birkaç yüz kraliyet altını ellerinde kalsın diye tiyatroyu inşa ederken kullanılacak taşı değiştirmeleri tiyatronun çökmesine ve otuzdan fazla taş ustasının ölmesine yol açmıştı.

 

  Ama bir tanesi bile idam edilmemişti! Yargıç en sonunda taş ustalarının şefinin bu işi yapmaya uygun olmadığı kararına vararak onu sürgün etmişti. Aynı zamanda Taş Ustaları Birliği de dağılmaya zorlanmıştı. İşin aslını bilen Karl, Gökhisar Krallığından kaçıp Batı’ya giden yolu takip etmiş ve sonunda kendini Sınır Kasabası’nda bulmuştu.

 

  Burada yeni arkadaşlar bulmayı, komşularıyla tanışmayı ve bir okul kurmayı başarmıştı. Ama Gökhisar Krallığı’ndaki subayların işlediği suç beynine kazınmıştı. Şimdi Dünya’nın onunla bir kez daha dalga geçtiğini düşünüyordu. Acaba cennetteki tanrılar iyiyi kötüden ayırt edebiliyorlar mıydı?

 

  Karl için bardağı taşıran son damla Nana’ydı.

 

  Nana ve Anna o kadar farklıydı ki onları dışarıdan biri görse tamamen zıt karakterler olduklarını düşünürdü. Ders bittikten sonra onu kuşlarla oynarken ya da çimlerde yuvarlanırken görürdünüz. Ona ne yaptığını sorduğunuzda da cevap vermeden kısa bir süre kıkırdar ve çekirgeyle karıncanın kavgasını izlediğini söylerdi.

 

  Nana daima gülümserdi sanki bu onun doğasında vardı. Bu dünyanın dertlerine karşı çok umursamazdı —en azından okuldayken— umursamazca gülümsemeye devam ederdi. Karl onun doğduğunda bile ağlamamış olabileceğinden şüphelenirdi.

 

  İki gün önce Nana gözleri yaşlı şekilde ona gelip: “Öğretmenim, ben de Anna gibi idam mı edileceğim?” diye sormuştu.

 

 Bu Karl’ın, öğrencisinin - Nana Pine’nın - da cadı olduğunu anlamasını sağlamıştı.

 

 “Ah, o Bay van Bate değil mi? Buraya gelin ve şu yazıyı okumamıza yardım edin.”

 

  Karl birinin omzundan çektiğini hissedince kasaba meydanına vardığını anladı. Birçok insan ilan tahtasının etrafına toplanmışlardı ve van Bate ismini duyunca hepsi ona yol açtı.

 

  “Tam zamanında geldiniz efendim. Lütfen bunu okumada bize yardımcı olun.”

 

  “Evet. Bunu bize Meg’in okuması gerekiyordu ama karnı ağrıyor diye tuvalete gitti, hala da dönmedi.”

 

  Genelde kafasını sallayarak gülümser ve meydandaki insanlara tahtada yazan detayları açıklardı. Bu insanların heyecan ve gülümsemeleri samimiydi. Ama bu, işleri onların rol yaparak gülmelerinden daha zor bir hale getiriyordu.

 

  Anna’nın idamını bildiren duyur da buraya asılmıştı ve herkes neşeli neşeli bu mesele hakkında konuşuyordu. Karl şöyle düşündü: “Diğer bir açıdan hepiniz onun katilisiniz. Cehaletiniz ve korkunuz onu öldürttü.”

 

  Karl düşüncelerine hakim oldu, derin bir nefes aldı ve ilan listesinin önüne doğru yürüdü.

 

“Sınır Kasabası’na inşa edilecek yeni yapılar için Prens işçi arıyor. Ayrıca bir sürü farklı iş kolunda da eksikler var.” dedi.

 

  “Ama aynı zamanda ben de onun katiliyim. E o zaman ben onları suçlama hakkını nasıl bulabiliyorum? Ben değil miydim onlara cadıların kötü olduğunu öğreten?” Karl ağzında acı bir tat hissetti. “Çocuklara öğrettiğime bak. Kilisenin ilkelerinin hepsini bire bir takip ettim ve onlara iyi şeyler öğrettiğimi düşünüyordum, kahretsin!”

 

  “Erkek, yirmi ile kırk yaşları arasında, sağlıklı ve güçlü, taş öğütücüler aranıyor. Maaşı günlük yirmi beş bronz para olacaktır.”

 

  “Cinsiyet sınırlaması yok, on sekiz yaş üstü, taş ustalığı konusunda deneyimli çamur ustası aranıyor. Maaşı günlük kırk beş bronz para.”

 

  “Tamirci, erkek, on sekiz yaş üstü, maaşı günlük on iki bronz para.”

 

"…"

 

 Hayır, bir şeyler yapması lazımdı. Tamam ki Anna’nın ölümünün geri dönüşü yok en azından Nana’nın ölümüne izin vermemeliydi. “Taş Ustaları Birliği dağıldığında hiçbir şey yapmadın. Anna asıldığında hiçbir şey yapmadın. Şimdi de mi hiçbir şey yapmayıp o tatlı çocuğun darağacına çekilmesine izin vereceksin?”

 

  Ama ne yapabilirdi ki? Nana’yı da alıp Sınır Kasabası’ndan kaçabilir miydi? Onun da kendi ailesi vardı. Hem de ta Gökhisar’dan kalkıp buraya gelmiş bir ailesi. Hayatları daha yeni yeni iyiye giderken tekrar gidecekler miydi onunla? Ya doğuştan zengin bir aileye sahip olan Nana kendi rahat hayatını bırakıp gidebilecek miydi?

 

  “Taş ustası, cinsiyet sınırlaması yok, yaş sınırlaması yok, belediyenin inşaat işine katılan herkes için uzun- süreli bir pozisyon. Maaş aylık bir kraliyet altını.”

 

  “Dipnot: Deneyimi çok olup iyi performans gösterenler resmi bir pozisyon ile ödüllendirilecektir.”

 

  İlanı duyan insanlar daha da gürültü olmuşlardı. “Aylık bir kraliyet altını Uzun Şarkı’nın süvarilerinden daha fazla maaş demek!”

 

  “Sen bu işi yapabilir misin ki? Bir çamur yığını inşa edebildin diye bir kale inşa edebileceğini mi düşünüyorsun?”

 

  “Sadece ona bakma. İlk birkaç iş de o kadar kötü değil ki. Eğer her gün para alırsan hemen hemen bir avcıyla aynı parayı kazanırsın.”

 

  “Aynı zamanda avcılık kelle koltukta bir iş ve Puslu Orman da tehlikelerle dolu.”

 

  Karl van Bate bu laklaka çok takılmadı. Onun dikkatini ilanın en altındaki imza çekmişti. Bu imza Dördüncü Prens’e, Roland Wimbledon’a, aitti.

 

  Acaba Prens Şeytan’ın Ayları’nın yaklaşmakta olduğunu bilmiyor muydu? Ne inşa etmek istiyorsa başlamak için iyi bir zaman değildi. Majestelerinin inşaat işinden hiç anlamadığı anlaşılıyordu. Ya bir taş ustası olup onun dikkatini çekebilirse… Karl’ın aklına aniden bir fikir geldi. Belki de bu iş yoluyla Prens’in kendisiyle tanışabilirdi. Sınır Kasabası’ndaki en güçlü insanla.

 

  Karl korkuyla yutkundu. Acaba Prens’i cadıların kötü olmadığına ikna edebilir miydi? Majestelerinin eşsiz fikirleri olduğu hakkında söylentiler vardı. Kesinlikle sıradan insanlardan farklıydı ve Kilise’den de nefret ediyordu. “Belki de başarabilirim.” diye düşündü. “Anna’nın idam emrini o vermiş olsa bile insanlar bunu isteksizce yaptığını söylüyor.”

 

  Prens yirmili yaşlardaydı. Bu da onu bu genç kızların kötü olmayacağını daha kolay anlayabilen bir insan yapıyordu.

 

  Tabi ki, Karl’ın da cadı yardımcısı diye damgalanıp cadılarla birlikte darağacına gitme olasılığı vardı. Kilise cadıları koruyan ya da onlara hoşgörü ile yaklaşılmasını isteyenlerin de Şeytan’ın hizmetçileri olarak muamele göreceği yasasını koymuştu.

 

  Yalnızca, Prens’in Kilise’ye olan nefretinin yasaları bile çiğneyecek kadar olmasını umuyordu.

 

  Karl içinden dua etti.

 

  Hangi Tanrı’ya dua edeceğini bilmese bile gözlerini kapattı ve kutsanma için dua etti.

 

  Anna’nın ölümü için, Nana’nın ruhu için, canlı olan herkes için ve kendi kalbinin de kırılmaması için bu riski almaya karar verdi.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37378 Bölüm Sayısı


creator
manga tr