Bölüm 9: Şeytan’ın Ayları Part -2

avatar
2216 2

Release That Witch - Bölüm 9: Şeytan’ın Ayları Part -2


 

Çevirmen: Lodos 

  Avcı: “Çok fazla değiller, Majesteleri.” diye cevapladı. “Her Şeytan’ın Ayları’nda iki ya da üç tane olur. Daha fazla olsa Uzun Şarkı Kalesi kendisini koruyamaz.”

 

 “Güzel, gayet iyi bir gözlemcisin.” Roland bunu aklına yazdı ve adama ayağa kalkmasını emredip sordu: “Adın ne? Gökhisar Krallığından değil gibisin.”

 

  “Yarı tarafım Mojin Klanı’ndan gelmedir. Ve kasabadaki insanlar bana Demir Balta der.”

 

  Mojin, zamanında güneybatıdaki çorak topraklarda yaşamış Demirkum Devi’nin torunları olan Demirkum insanlarıdır. Roland hafızasında Mojin Klanı ile ilgili bir şeyler aradı. Ve Demir Balta’nın eskiden bu ismi kullanmadığını, bu ismi ona Sınır Kasabası halkının verdiğini fark etti. Görünen o ki; Demirkum insanları ile bir bağlantısının olmasını istemiyordu. Sebebine gelince de Roland güney topraklarının çorak olduğu kadar üzücü olaylara da şahit olduğunu hatırladı ve sebebi bulması zor olmadı.

 

  Ama şu an o olaylar önemli değildi. Sınır Kasabası’nda geçmişe bakılmaksızın herkese hoşgörü gösterilirdi.

 

  Roland ellerini çırptı: “Bu yüzden buraya gelmenizi istemedim. Carter, bu adamların her birine on gümüş para ver. Gidebilirler.”

 

  Hep bir ağızdan: “Ödül için çok teşekkür ederiz, Majesteleri!” dediler.

 

  Sonra Carter adamları götürdü ve hızla geri dönüp sordu: “Majesteleri, neden bu soruları sordunuz? Yoksa burada mı kalmak istiyorsunuz?”

 

  Roland ifadesizce oturuyordu. Sordu: “Sen ne düşünüyorsun?”

 

  Şövalye yüksek sesle: “Bu mesele tartışılamaz bile, Majesteleri!” dedi.  “Avcıya göre şeytani domuzları alt etmek çok zormuş. Elli metreden etki etmiyormuş arbaletler. Biz kırk metreye gelene kadar beklemeliyiz, hatta belki otuz. Bunu da sadece kalifiye askerlerimiz başarabilir. Ayrıca çok fazla şeytani canavar var ve bizim de güçlü duvarlarımız yok. Onlara sadece yerel muhafızlar ile karşı durabiliriz. Kayıplar, kazançları aşacak ve yenilgimiz kesin olacaktır.”

 

  Roland iç çekti: “Çoktan bir cadının neler yapabildiğini gördün, neden birazcık iyimser düşünemiyorsun ki?”

 

  “Bu… cadılar kötü, ama Anna… Bayan Anna öyle değil. Baş Şövalyeniz olarak, ben doğruya ulaşmak için gerçekleri kullanırım.”

 

  “Eğer sana bir şehrin surlarını versem, bu Sınır Kasabası’nı savunmaya yeter mi?”

 

  “Ne?” Carter bir anlığına Roland’ı doğru duyup duymadığından şüphelendi.

 

  “Sana Kuzey Yamaç Dağı ile Kızılsu Irmağı arasında bir duvar versem, Sınır Kasabası’nı savunabilir miydin?” Roland söylediği her kelimeyi bastıra bastıra söylemişti.

 

“Tabi Gökhisardaki surlar gibi büyük olmayacak, sadece canavarları durdurabilmek için inşa edilecek. Bu yeterli olacaktır.”

 

  “Majesteleri, siz ne dediğinizi anlıyor musunuz?” Şövalye kızsa mı gülse mi karar veremiyordu. “Sizin bile bir sınırınız var. Daha ileri giderseniz görgüsüzlüğümü mazur görmek zorunda kalacaksınız.”

 

  “Hala üç ayımız var, değil mi? Kasabanın kayıtlarına baktım, ilk kar genellikle…”

 

  “Üç yılımız olsa bile yetmez! Bir sur inşa etmek için çok sayıda işçi lazım. Temeli atmak için zemine epey bir baskı yapmamız ve bir ya da iki ayağın birden güçlendirilmesi lazım. Öbür türlü çökme ihtimali çok yüksek. Bu da sadece en basit surlardan olur.” Carter tekrar tekrar kafasını salladı. “Tuğla ve taş duvarların inşası daha zor. Taşı şekillendirmek veya killeri pişirerek taş yapmak için yüzlerce taş ustasına ihtiyacımız var. Sonrasında onları tek tek üst üste dizmek gerekir. Majesteleri, istisnasız bütün duvarlar böyle yapılır. Bir gecede inşa edilen şehirler sadece efsanelerde olur.”

 

  Roland yeterince dinlediğini yüzüyle belirterek: “Anladım. O kadar da üzülmene gerek yok. Zaman geldiğinde eğer hiçbir duvar olmazsa sizi Uzun Şarkı Kalesi’ne tahliye edeceğim. Burada ölmeye niyetim yok.”

 

  Şövalye diz çöktü ve yemin etti: “Sizi koruyacağım!”

 

  Sonrasında kalenin güzel bahçelerinde Roland acı birasından bir yudum aldı. Kekleri dikkatle yiyen Anna’ya bakarken morali yerine geldi.

 

  Şeytani canavarları kalifiye askerler ile yerel muhafızları karıştırarak durdurmaya karar vermişti. Tarım alanlarını başlarına devriye koyarak genişlettikten sonra, serbest çiftçilikten alınan vergiyi artıracaktı. Kuzey Yamaç Dağı’na ve Kızılsu Irmağı’na kadar uzanan bir sur inşa etmek istiyorsa modern zamanların teknolojilerini kullanması şarttı.

 

  Roland bunu bir anda düşünmüş değildi. Öncesinde Sınır Kasabası’nın kenarlarını kontrol etmişti (Tabi ki kendisi kalkıp gitmemişti). Zihninde açık seçik bir tablo duruyordu. Kuzey Yamaç Dağı ile Kızılsu Irmağının en yakın olduğu yer toplamda altı yüz metreydi. Doğal bir boğaz gibiydi. Yıl boyunca da burası mağaradan çıkarılmış kaya ve çakılarla çevriliydi.

 

  Bu çakıllar kül grisiydi. Çokça kalsiyum karbonat içeriyordu. Toprak haline geldikten sonra kalker olarak kullanılabilirdi. Çözümü kalkerle bulmuştu. Çimentoyla aynı olacaktı. Suyu sertleştiren bir madde ile bir şeyler inşa edebilmek. Öyle ki bu maddenin hammaddesine ulaşmak da hazırlaması da çok kolay. Bu insanlık tarihini değiştirebilirdi. İnsanlığın en büyük başarılarından biri olarak bütün o tarla sürme araçlarının arasında yer alabilirdi.

 

  Roland zamana ihtiyacı olduğunu fark etti. Yeni teknolojiyi çimentoyla olsa bile bu dünyaya geçirebilseydi başarabileceğinden emin değildi. İhtiyacı olan çimento miktarı çok fazlaydı ve üç ay içinde o kadar çimento tozunu hazırlayabileceğinden emin değildi. Betonun dayanıklılığı ortalama altı olacaktı ve çelikle güçlendirmeleri gerekecekti. Yani bu konuda çok da şansı yoktu.

 

  Çimento stoklayabilmek için ellerindeki malzemelerin kullanımını üst düzeye çıkarmaları gerekiyordu. Kabataştan bir duvar örmek de en mantıklı seçim gibi görünüyordu.

 

  Kabataş ise asla bir düzelme yontulma altına gitmemiş taş demekti. Doğal maden ürünüydü. Bu taş, şekilsiz köşe ve kenarları yüzünden direk olarak inşaatlarda kullanılmazdı.

 

  Onun yerine önce bir taş ustası tarafından küçük tuğlalara bölünmesi gerekirdi. Kabataştan bir duvar örmek ve çimentoyu da harç olarak kullanmak mümkündü. Taşın ne kadar şekilsiz olduğuna bakılmaksızın —yine de kullanılabilir— aralarındaki boşluklar da çimento ile doldurulabilirdi. Bu işlemle de çimentoyu stoklayıp eldeki gereksiz malzemeleri kullanmış olurduk.

 

  Böylece rota da çizilmişti. Ama asıl uygulamaya gelince Roland bunu tamamıyla kendisinin yapmasından korkuyordu. Kabataş duvarı veya çimento tozu olsun bu iki fikir de o dönem için yeniydi. Onun dışında hiç kimse böyle şeyler görmemişti. Ve kimse nasıl yapacağını da bilmiyordu. Önündeki üç ay çok meşgul olacağından endişeleniyordu.

 

  Anna’nın duru sesi hemen arkasından geldi: “Sen, buraya bak.”

 

  Roland döner dönmez Anna’nın ellerinde sessizce yanmakta olan o ateş kümesini gördü. Hiç rüzgar yoktu, ama ateşin ucu sürekli yükselip alçalıyordu. Parmağını salladı ve alev usul usul parmağının ucuna doğru gitti. Sonunda alev işaret parmağının ucunda doğruyordu.

 

  “Başardın.” Bu inanılmaz bir görüntüydü. Roland az önce şahit olduğu şeye karşı içten bir hayranlık duydu. Bu bir yanılsama değildi ya da bir kimya hilesi. Bu bayağı bayağı doğaüstü bir güçtü. İşin aslı Roland’ın bu kadar kapıldığı şey parıldayan ateş değil Anna’nın yüz ifadesiydi.

 

  Anna dikkatlice ateşe bakarken göl gibi berrak gözleri ateşi bire bir yansıtıyordu. Gözlerinde safir mühürlenmiş bir elf gibiydi. Hapishanedeyken gördüğü işkencelerin izleri çoktan geçmişti. Hatta nadiren gülümsediği de oluyordu. Yüzü eskisi kadar cansız durmuyordu. Burnunun ucunda bir damla ter vardı ve gül renkli yanaklarına canlılık yayılmıştı. Ona bakan herkes direk neşeli bir ruh haline bürünürdü.

 

  “Sana ne oldu?”

 

  “Ah… Hiçbir şey.” Roland ona çok uzun süredir baktığını fark etti, gözlerini çekti ve öksürdü. “Peki o zaman, bunu demiri eritmek için kullan.”

 

  Geçmiş birkaç günde Anna yemek yemek ve uyumak dışında, durmaksızın çalışmaktan başka bir şey yapmamıştı. Çalışmaya hevesli birinin önünde Roland utançtan kızarırdı. Üniversite sınavlarına hazırlanırken bile bu kadar fazla çalışmamıştı.

 

  Roland şöyle düşündü: “Görünen o ki; bu gücü tamamen kontrol etmesi çok uzun sürmeyecek. Ve bir kez kontrol ettiğinde de benim projelerimi gerçek hayata uygulayabileceğiz.”

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37378 Bölüm Sayısı


creator
manga tr