Bölüm 6: Eğitim Part -1

avatar
2227 2

Release That Witch - Bölüm 6: Eğitim Part -1


 

 Çevirmen: Lodos

  Kalenin arka bahçesinde iki pencereli ahşaptan yapılma bir kulübe vardı. Kulübenin önünde ırmak sularıyla doldurulmuş ve yaklaşık sekiz buçuk metre çaplı bir havuzcuk vardı. Kulübenin sadece ateşten uzakta durmasına yaramıyordu, aynı zamanda güzel de görünüyordu. Yerin üstünde demirciden gelen ve oraya bizzat Carter tarafından yerleştirilen birkaç demir kütük vardı.

 

  Roland burayı kuyuya yakın olduğu seçmişti, ama hala bir laboratuvara göre çok kaba sabaydı. Bir gecede mükemmel bir laboratuvar inşa edemeyeceğini fark ederek kafasını salladı. Adamakıllı bir atölye inşa edebilmesi için Barov’un, istediği malzemeleri toplayıp getirmesi gerekiyordu.

 

  Roland arkasını döndü ve kafası karışmış görünen Anna’ya sordu: “Nasılsın, iyi uyudun mu?”

 

  Dün gördüğü cadı ile şu anda karşısında duran cadı çok farklıydı. Eksiksiz bir banyodan sonra uzun lepiska saçı omzunu bir şal gibi örtmüş ve yumuşak parıltılar saçar olmuştu. Vücudu yaşama isteğiyle parlamış, burun kemerinin üstündeki çillerin dağılması da ona genç bir güç katmıştı. Vücudu hala öyle zayıftı ki güçlü bir rüzgâr esse devrilecek gibi duruyordu. Ama yanakları gül rengindeydi ve boynundaki yaralar ile izler geçmişti. Roland sihirli güçlerin sadece olağanüstü kuvvet verdiği konusunda düşündü, sanki onların bağışıklık sistemini de güçlendiriyor gibiydi. Anna’nın iyileşme süresi normal bir insanınkine göre çok çok hızlıydı.

 

  “Bu kadar zorlukla boğuşmuş olduğundan dolayı aslında birkaç gün daha dinlenmen gerekiyor olabilir. Ama zamanımız kısıtlı. Şüphen olmasın, daha sonra telafi ederim.” Roland kızın etrafında yürüyordu: “Kıyafetin tam uydu mu üstüne?”

 

  Anna, Roland’ın kendi çapkın duygularını tatmin etmek için özenle seçtiği kıyafetlerden giyiyordu. Demir işçilerinin koruyucu kıyafetleri Anna için çok büyüktü ve hiç de uygun değildi. Büyücülerin oyunlarda giydikleri zarif ve şık kıyafetler de hareket kabiliyetini kısıtlıyor ve kolaylıkla yanıp kül olabiliyorlardı. Ama hizmetçi kıyafetleri… Bundan daha iyisi var mıydı ki?

 

  Bu Dünya’nın modern kıyafetleri olmasa da sonraki kuşaklarla arasında çok da bir fark yoktu. Bu nedenle Roland, Tyre’dan birkaç kıyafet alıp onları Anna’nın boyuna göre kestirmişti. Eteği ve kolları kısaltmış, yakayı katlamış, bir de yay eklemişti. Böylece yeni cadı üniformalarını tasarlamış bulunmuştu.

 

  Bu üniformaya özel bir cadı şapkası, siyah botlar ve terzide dikilmiş bacaklara kadar uzanan bir pelerin eşlik ediyordu. Roland birden kendini filmlerde gördüğü karakterlerden birine bakarken buldu.

 

  Anna sordu: “Majesteleri… Sizin için ne yapabilirim?”

 

  Anna bu adamın fikirlerine asla ayak uyduramıyordu ve karar verme yetisini kaybeder gibi hissetmeye başlamıştı. Kafasında bir çuvalla zindanlardan dışarı sürüklenirken yakında bu lanetli hayatından azat olacağını düşünüyordu. Nasıl olduysa çuval çıkınca kendisini darağacında ya da giyotinde bulmamıştı. Aksine mükemmel bir odadaydı. Sonra ise bir grup insan içeri girip onu soyundurmaya ve koltuk altlarından ayak parmaklarına kirli bir yer kalmayana kadar yıkamıştı.

 

  Sonrasında Anna giyinmek için bir yardıma ihtiyaç duymasa bile onu giydirmişlerdi. Kıyafet denen şeyin bu kadar rahat olabileceğini bilmiyordu. Öyle ki; vücuduna tam uymuştu ve en ufak bir rahatsızlık vermiyordu.

 

  Son olarak ise sakallı bir ihtiyar odaya girip herkesin odadan çıkmasını emretmişti. Önüne bir kontrat koymuştu. İşte o anda Anna zindanlardayken kendisini işe almak isteyen adamın gerçekten krallığın bir prensi olduğunu ve bunun bir şaka olmadığını anlamıştı. Kontrat, eğer Prens için çalışırsa her ay bir kraliyet altını alacağını açıkça belirtiyordu.

 

  Anna bir kraliyet altınının ederini gayet iyi biliyordu. Madenci babası çıkardığı cevher kadar alıyordu ve şimdiye kadarki kazandığı en büyük para bir gümüş altındı. Yüz gümüş altın ise bir kraliyet altınına eşitti. Bu da altının saflığına göre değişiyordu tabii. E yani işi neydi, Prens’le yatmak mı? Banyo yaparken hizmetçilerin fısıldaşmalarından duymuştu bunu ama kendisinin bir Prens için fazla değersiz olduğunu düşünmüştü. Kanı şeytan tarafından lekelenmişti. Bunu bilen herkes ne pahasına olursa olsun ondan kaçardı. Prens’in merakı öyle güçlüydü ki şeytandan korkmamasını sağlayabiliyordu. Ama ona ödeme yapmasına da gerek yoktu.

 

  Odasına o gece kimse gelmedi ve huzurlu şekilde uyudu. Bu Anna’nın yattığı en yumuşak yataktı. Öyle ki; yatağa yatar yatmaz uykuya dalmıştı. Ertesi güne uyandığında çoktan öğlen olmuştu ve ekmek, peynir ve biftekten oluşan öğle yemeği servis edilmişti. Sonunda ölmeye hazırdı ama bu zengin yemeklerini yedikten sonra Anna ağlamak dışında bir şey yapamamıştı.

 

  Ağzında dağılan acı ve tatlının karışımlarından oluşmuş sos ve baharatlar son sürat tat tomurcuklarına saldırıyordu… Aniden dünya gözüne daha da parlak görünmeye başlamıştı.

 

  Anna her gün böyle yemekler yerse vücuduna saldıran şeytanlarla savaşmak için daha da cesaretleneceğini hissediyordu.

 

  Hapishane hücresi ile uzaktan yakından alakası olmayan bahçeyi seyreden Anna bir karar verdi. Prens onu istediğinden beri her istediğini  —bu garip kıyafetler giymek olsun hatta şeytanın gücünü kullanmak olsun—  denemeye istekliydi. Bu yüzden sorusunu tekrarladı, sadece bu sefer hiç tereddüt etmemişti.

 

  "Majesteleri, sizin için ne yapabilirim?"

 

  "Kendi öz güçlerini kontrol etmeni istiyorum. Ateşlerini özgürce yollayıp geri çekebilene kadar defalarca pratik yap."

 

  "Yani sen diyorsun ki Şeytan’ın…"

 

  Roland sözünü kesti: “Hayır, hayır Bayan Anna. Bu senin gücün.” Cadı o güzel mavi gözlerini kırpıştırdı.

 

  “Dünya’daki insanların çoğu cadıların güçlerinin Şeytan’a ait olduğu yanılgısına düşmüştür. Ama yanlış düşünüyorlar.” Roland gözleri aynı seviyeye gelene dek eğildi. “Ama sen öyle düşünmüyorsun, değil mi?

 

  Roland zindandayken Anna’nın kendi kendine kıkırdadığını hatırladı. Kendisinin saf kötü olduğunu düşünen biri hiç böyle gülebilir miydi?

 

  “Güçlerimi hiçbir zaman birinin canını yakmak için kullanmadım.” Mırıldandı: “O çapulcu hariç.”

 

  “Nefsi müdafaa suç değil. Hem sen doğru olanı yaptın. İnsanlar seni anlamadıklarından dolayı senden korkuyorlar. Tek bildikleri antrenman yapmanın güce götüreceği. Ama nasıl cadı olunduğunu asla bilmiyorlar. Bilinmeyen güç ise her zaman korkutucudur.”

 

  Anna: “Korkmuyorsun.” dedi.

 

  “Çünkü gücün sana ait olduğunu biliyorum.” Roland güldü: “Eğer o çapulcu anlattığın kadar güçlüyse ben karşısında senin kadar sakin duramayabilirdim.”

 

  “Tamam, hadi başlayalım.” dedi.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37378 Bölüm Sayısı


creator
manga tr