Bölüm 5: Nedenler

avatar
2287 3

Release That Witch - Bölüm 5: Nedenler


 

 Çevirmen: Lodos

  “Termodinamiğin ikinci yasası der ki: Isı soğuktan sıcağa doğru transfer edilemez. Diğer bir deyişle başka nedenler doğurmadan tek bir kaynaktan gelen ısıyı işe dönüştürmek imkânsızdır. Öbür türlü entropi, geri dönüşümsüz ısı reaksiyonu halini alana kadar artar.”

 

Roland bu dünyanın dilini kullanarak bunu dikkatlice yazdı. Baktığında ise metin sanki bir solucana benziyordu. Yerlilerin bu kadar çok sayıdaki karışık harfi nasıl öğrendiklerini anlayamamıştı.

 

  Eğer en moral bozucu fizik kuralı hangisi diye sorulsaydı Roland kesinlikle termodinamiğin ikinci yasasını seçerdi. Bu yasa şunu anlatıyordu: “Isı daima yüksekten alçağa geçecekti, kaos düzene karışacaktı ve entropi artacaktı. Böylece de her şey hiçbir şeye dönüşecekti ve evren hastalıklı bir sessizliğe bürünecekti.''

 

  Her nasılsa bu dünya entropi artışı sorunundan muaf durumdaydı. Bu sürekli işleyen bir makineden daha fazla olacak şekilde herhangi bir şeyden büyü gücü üretebilirdi! “Kötülüğün gücü mü?” Roland kendi kendine güldü. “Buradaki insanlar doğanın evreni bile değiştirebilecek bu gücünü nasıl göremiyorlar anlamıyorum.”

 

  Tabi ki o ilk olarak bu kasabayı değiştirmekle işe başlayacaktı.

 

  Roland bir melodi mırıldandı, elindeki kağıdı yırttı ve küllerine kadar ayrılacağı şömineye attı. Ani ve neşeli bir özgürlük hissetti.

 

  Roland’ın yaptıklarından dolayı Maliye Bakanı’nın kafası karışmıştı. Ama neyse ki; eski Roland hep böyle garip davrandığından Barov sadece Roland’ın moralinin iyi olduğunu görüyordu.

 

  Barov Prens’i bilgilendirdi: “İşlem tamam, cadı öğle saatlerinde idam edildi.”

 

  Roland yazarken sordu: “Kimse bir şey anlatamaz değil mi? Sonuçta bütün mahkumlar kapüşon takıyor.”

 

  Kilise veya Cadı Birliği ile yaşanabilecek bir soruna karşı Roland, hapishane bekçisinden Anna ile yer değiştirebilmesi için idam cezası verilmiş ve vücudu benzeyen bir suçlu bulmasını istemişti. Baş Şövalye ve Maliye Bakanı hariç o gün zindanda Prens ile beraber olanlara sus parası olarak 20 kraliyet altını verilmişti ki bu onlar için çok büyük bir miktardı.

 

  Barov sessizliği tamamen sağlamak için herkesi öldürmeyi bile teklif etmişti ama Roland reddetmişti. Bu sırrın yayılmasını engelleyemeyeceğini biliyordu. Şimdilik bu çok önemli değildi çünkü gerçekten bu sırrın yayılmasını istiyordu sadece şimdi olmazdı. Kilise ile eninde sonunda bir gün çatışacaktı. O aptallara daha fazla tahammül edemeyeceğinden dolayı bu değerli kaynakları harcayacaktı. Peki diğer cadılar özgürce yaşayabilecekleri hatta özel muamele bile görebilecekleri bir kasabanın varlığını öğrenince ne düşüneceklerdi?

 

  Hangi çağ olursa olsun en önemli iki şey, yetenek ve insan gücüydü.

 

  Roland: “İyi. Şimdi de bana geçen yıl yapılan ticaretlerin, harcamaların ve ödenen vergilerin bir özetini vermen lazım. Ha bir de şehirdeki tekstil, çelik ve çömlek dükkanlarının sayısını da tutarsan sevinirim.''

 

  “Bu kayıtları hazırlamam için üç gün lazım, ama...” Barov ilk kafasını salladı sonra da cümlenin sonunu getiremedi.

 

  Roland: “Sorun ne?” diye sordu. Barov’un test edileceğini anlayınca yalan söyleme huyunu biliyordu. Şüphesiz Barov’un dün ne olduğuyla ilgili bazı soruları olduğunu biliyordu. Rezil birinin her zaman rezil biri olacağını bilmesine karşın kötü karakterin aynı zamanda aptal olmak anlamına gelmediğini de biliyordu. Maliye Bakanı’na göre yanında bir cadı bulundurmak dünyaya savaş açmak gibi bir şeydi.

 

  “Majesteleri, anlayamıyorum…” Barov kelimelerle boğuşuyordu. “Geçmişte çok sıkıntıya sebep oldunuz hepsi de zararsızdı ama şimdi… bir cadıyı kurtarmak için bu kadar fazla risk almak? Kilise’nin cadıları avlamak için çıkardığı bir kanun var. Bundan da öte bu kanunu bizzat babanız Majesteleri Wimbledon III destekliyor.”

 

  Roland bir anlığına düşündü ve sordu: “Bu kasabanın yaşamak için iyi bir yer olduğunu düşünüyor musunuz?”

 

  “Ah,bu..” Barov bu sorunun meseleyle ne ilgisi olduğunu anlayamamıştı ama sonunda dürüstçe cevap verdi: “Hayır, çok değil.”

 

  “Bu korkunç. Valencia veya Berrak Su limanına kıyaslayınca tahtı kazanma konusunda kardeşlerime karşı ne kadar şanslıyım sizce?”

 

  “…” Maliye Bakanı ağzını açtı ama cevap veremedi. Roland ifadesizce Barov’un tuzağına düşmesini bekledi: “Neredeyse sıfır. Bu yüzden ben de başka bir yol seçiyorum. Babamı bile etkileyebilecek bir yol.''

 

  Cadıların doğaları gereği kötü olduklarından bahsetmedi. Çünkü bu, işe yaramayacaktı. Barov yirmi yıldır Maliye Bakanı ve yetenekli bir politikacı idi. Ve politikacılar için kişisel kazanç etikten daha önemliydi.  Eğer Roland önceki prensin yaptıklarını tamamen hatırlasaydı duygu kullanmanın onun davranışlarına benzemediğini bilirdi. Çünkü çok da dürüst bir insan olarak tanınmazdı. Kilise’nin daima genişleyen gücü Wimbledon III için sürekli bir sorun olduğundan dolayı o da din ve küresel otorite arasındaki sonu olmayan çatışmayı kullanmayı seçmişti.

 

  Kilise Dünya’nın Tanrı’nın iradesi altında döndüğünü ve Papa’nın da Tanrı’nın sesi olduğunu ilan etmişti. Eğer insanlar söylediklerini yalan bulursa Kilise’nin otoritesi bir hayli sarsılırdı.

 

  Maliye Bakanı’nı “Cadılar kötü değil ben de onları kurtarmak istiyorum.” diyerek ikna edemezdi. Ama “Cadılar kötü değil ve ben de Kilise’ye saldırmak için onları kullanmak istiyorum.” derse Barov’un aklını kolaylıkla çelebilirdi.

 

  “Erkek ve kız kardeşlerimin arazileri ne kadar iyi olursa olsun en nihayetinde yine her şey Kilise’nin kontrolünde olacak. Kilise zaten kralların kutsal haklara sahip olduklarını ilan etti ki bu da hükümdarların Papa tarafından kutsanması gerektiğini belirtiyor. E o zaman acaba bu toprakların yöneticileri gerçekten biz miyiz?” Roland durdu ve şöyle dedi: “Babam bende yeni bir umut görecek; Bir Kral’ın orijinal haklarını elinde bulunduran ve Kilise tarafından bastırılmayan bir lider. O zaman geldiğinde seçim yapması çok kolay olacak.”

 

  Barov kendini sadece kraliyet ailesinin tarafında gördüğünden dolayı 'tüm dünyanın düşmanı' yerine 'sadece Kilise’nin düşmanı'nı kabul etmesi için daha kolay olacaktı.

 

  “Benzer şekilde, eğer babam cadıların Kilise ile yapılacak savaşta çok yardımcı olacaklarını görürse cadıların idamı için çıkarılan kanun şakadan başka bir şey olmayacaktır. Başarıyı yüzde yüz garantileyemeyiz belki ama bu imkansız olduğu anlamına da gelmiyor. Sence bu riski almaya değer mi?” Roland Maliye Bakanı’na baktı ve şunu söyledi: “Benden şüphe etme Barov. Yirmi yıldır benim Maliye Bakanı’msın değil mi? Eğer ben Wimbledon IV olursam bakanlık bölümünü ortadan kaldırırım hatta seni… Kral Yardımcısı bile yapabilirim ha?”

 

 

  Barov’un gittiğini görünce Roland rahatladı. Bu vaat hakkında doğal olarak çok düşünmediği aşikardı. Roland bile kendi yaptığı bu çabuk ve cüretkar planın başarılı olacağına inanmamıştı. Ne olursa olsun Barov’u ciddi olduğuna inandırmak daha da önemliydi. Bu basit plan korunaklı bir soylunun oğlu tarafından düşünülmüştü ve Roland’ın kiliseye olan nefretini kusup daha fazla cadıyı yanına çekebilmek için tasarlanmıştı. 

 

  Kendi gerçek düşüncelerine gelirsek, eğer Barov öğrenseydi bile anlayamazdı.

 

  Roland hizmetçisini çağırdı: “Bayan Anna’ya beni görmeye gelmesini söyleyin.”

 

“Şimdi işe dönme vakti.” Roland mutlu bir şekilde böyle düşündü.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr