Bölüm 3: Anna isimli Cadı Part -2

avatar
2440 2

Release That Witch - Bölüm 3: Anna isimli Cadı Part -2


 

Çevirmen: Lodos

  Roland kahvaltısındaki son parça yumurtayı da ağzına atıp mendille ağzını silerken: “Yani sen Cadı Birliğinin buradaki cadının ölmediğini duyunca geleceklerinden mi endişeleniyorsun?” diye sordu.

 

  Duyduğuma göre Cadılar acele ile bir yere gidiyorlarmış. O esir ölseydi daha da bize bir şey yapamazlardı. Ama hayatta! Eğer o cadılar bebekleri kaçıracak kadar çılgınsa soyu bozuk arkadaşlarını terk etmeyecekleri kesindir.

 

  Roland’ın kafası biraz karışmıştı ama bir şey bulamadı. Ama ters giden bir şeyler olduğunu hissediyordu. “Neden Maliye Bakanım ile Baş Şövalye cadılar hakkında hemen önümüzdeki korkunç bir düşman gibi konuşuyorlar?”

 

  'İdam edilecek kadın bir cadıydı, değil mi? Öyle zayıftı ki sanki rüzgar bile ayaklarını uçurup götürebilirdi. Eğer gerçekten korkutucu bir güce sahip olsaydı öylece durup idamını mı beklerdi? Hayır, yakalanmazdı bile. Kilisenin açıklamalarına göre o şeytanın vücut bulmuş haliydi. Cezalandırma ordusu veya diğer askeri birlikler bu yüzden onunla savaşsa çok fazla hasar alırlardı. Yine de kasabanın normal vatandaşları tarafından yakalanmıştı. Ve darağacına gidene kadar mümkün olan her türlü işkenceye maruz kalmıştı.  Ama hala korkutucu gücünden hiçbir iz yoktu.'

 

“Nasıl yakalandı?” diye sordu Roland.

 

  “Kuzey yamacındaki maden çöktükten sonra kaçarken kimliğini açık etmiş. Sonrasında da öfkeli köylüler yakalamış tabii.” diyerek cevapladı Barov.

 

  Roland içinden “Eminim ki bu olay benim zamanda yolculuk yaptığım gün olmuştur.” diye düşündü.

 

  Prens yüksek sesle “Peki, kimliğini nasıl açık etmiş?” diye sordu.

 

  Maliye Bakanı: “Ben … ben emin değilim.” dedi ve kafasını sallayıp devam etti: “Durum çok karışıkmış. Birisi onu büyü yaparken görmüş olabilir''

 

  Roland somurtarak sordu: “Doğru düzgün araştıramıyor musun şu meseleyi?”

 

  Maliye Bakanı: “Bizim önceliğimiz maden bölgesinin korunmasıdır Majesteleri!” diyerek çıkıştı."  “Gelirlerimizin yarısı demir madeninden geliyor. Dahası da var. Muhafızlar olay yerinde büyüyle öldürülen birinin varlığını doğruladılar.”

 

  Öncekine göre ilgisi daha da artan Roland sordu: “Nasıl bir büyü?”

 

  “Kafanın ve vücudun büyük bir bölümü sanki eritilmiş gibi yere saçılmış durumda. Sanki mum gibi yanmışlar.” Barov tiksintiyle baktı. “Majesteleri, emin olun böyle bir sahneyi görmek istemezdiniz.”

 

  Roland konu hakkında düşünürken bir yandan da gümüş çatalla oynuyordu.  Tarihsel konuşursak; Cadılar Birliği tarafından avlanan insanların çoğu masum olduğundan dolayı cadılar, Kilise’nin ve cahil insanların öfkesiyle karşı karşıya kaldılar.Doğrusu, cadılardan küçük bir kısım da kendi ölümleri için aranırlar. Bu cadı grubu genelde tuhaf şekilde giyinir ve bütün günlerini buldukları her türlü malzemeyi karıştırmakla, geleceği görebildiklerini ve ölüm ile yaşam arasındaki kararları bilebildiklerini iddia etmekle geçirirler.Bu iddialarını birkaç numara ile de desteklerler.  Örneğin; doğal ateş tepkimesini göstererek Tanrı’nın gücüne sahip olduklarını söylerler.

 

  Modern bir insan için bunlar basit kimya hileleridir. Fakat Orta Çağ zamanlarında böyle numaralarla insanları Tanrı harikaları diyerek kandırmanız çok kolaydır.

 

  Eriyen insanlar için ise Roland’ın aklına ilk gelen şey krom asidiydi. Bununla birlikte, bu asidin hazırlanması gerçekten bıktırıcıydı ve insanı eritebilmesi için insanın bütün vücudunun krom asidine daldırılması gerekiyordu. Hem erime bir mumun erimesi kadar bile değildi. Oysa krom asidi bilinen en güçlü asitlerdendi.

 

  E o zaman nasıl eritti ki?

 

  Eğer simyaya güveniyorsa belki kimyacı da olabilir. Tüm ülkede bile çok nadir bir şey bu, ama ya o öyleyse...?

 

  Roland düşündü, düşündü ve sonunda emredici bir tonla: “Beni onu görmeye götür.” dedi.

 

  Maliye Bakanı telaşla ayağa fırladı ve içmediği sütü yanlışlıkla döktü: “Majesteleri, gerçekten cadıyı görmek mi istiyorsunuz?

 

  Roland, Maliye Bakanı’na baktı ve gülümseyerek “Evet ve bu bir emirdir!” dedi.

 

  Prens Roland’ın böyle beklenmedik hareketleri olduğu için de bir bakıma şanslıydı.

 

  Roland kapıya doğru yürürken aniden durdu ve “Ah, evet.. Hep neden darağacı kullandığımızı sormak istemiştim.” dedi.

 

  "Ne?"

 

  Roland sorusunu yineledi: “Neden darağacı? Cadıların kazıklarda yakılması gerekmez mi?”

 

Barov şaşırmış görünüyordu “Gerekir mi? İyi de o ateşten korkmaz ki.”

 

  Çok fazla esiri içerde tutmayı karşılayamayacak kadar küçük olan kasabanın sadece bir tane zindanı vardı. Çoğu suçlu birkaç gün içinde yargılanarak salınır yahut idam edilirdi.

 

  Barov ile beraber iki muhafız, kale kumandanı, hapishane bekçisi ve Baş Şövalye de Prens’i takip ediyordu.

 

  Zindanın toplamda dört katı vardı ve duvarları sert granit bloklardan yapılmıştı.Bu Roland’ın böyle bir yere ilk gelişiydi.Aşağılara indikçe koridorların daralması ve hücre numaralarının giderek azalması dikkatini çekmişti. Mimarların önce ters koni şeklinde bir çukur kazıp sonrasında o çukuru taşlarla doldurduklarını düşündü. Zindan bu şekilde yapılmış olmalıydı.

 

  Böyle kaba bir işçilik doğası gereği iyi bir kanalizasyon sistemine sahip olamazdı. Yerler sürekli ıslak ve son kata kadar her yere çamur akmış olurdu muhtemelen.

 

  Cadı en alt katta hapsedilmişti. Aşağı gittikçe pis koku daha da güçleniyordu.

 

  “Majesteleri bunu yaparak çok risk alıyorsunuz. Tanrı’nın intikam madalyonu ile kilitlenmiş olsa dahi hala tam olarak güvenli değil.”

 

  Konuşan Baş Şövalye Carter Lannis idi. Prens’in cadıyı görmeye ineceğini öğrenir öğrenmez telaş içinde koşmuş ve Prens’i bundan vazgeçirtmek için yalvarmıştı. Prens’in emrini kabul etmeyip geri dönmeyi reddetmişti  –prens kendi güvenliği hakkında bu kadar ihmalkarken bunu yapamazdı– Roland şöyle düşündü: “Böyle uzun ve yakışıklı bir adam nasıl olur da bu kadar korkak olabilir?” Birinin Carter’ın ağzını dikip kapatmasını diledi. Sonra da “Kötülüğün gözlerine bakmaya cüret dahi edemiyorsan onu nasıl yeneceksin? Senin bunu bildiğini düşünüyordum.” dedi.

 

  Carter “Kötülükle savaşmadan önce gücünü bilmek gerekir. Dikkatsiz davranmak cesaret değildir.” diyerek reddetti.

 

  Roland ise “Aşağılık bir suçlu için adaleti sürdüreceksin ama güçlü bir düşmana karşı bir gözünü kapatacak mısın?” diyerek meydan okudu.

 

  Carter kekeledi: “Hayır Majesteleri… Ee, ben….”

 

  “Bundan önce cadı baskınından korkuyordun şimdi ise küçük bir kızı görmekten korkuyorsun. Baş şövalyem türünün tek örneği olabilir.” dedi Roland.

 

  Baş Şövalye konuşkan birisi olsa da konuşmayı sürdürme niyeti yoktu. Prens Roland gibi kusursuz bir konuşmacı karşısında hiç şansı yoktu. Çok geçmeden grup zindanın en aşağı katına ulaşmıştı.

 

  Bu kat yalnızca iki hücresi olması sebebiyle diğer katlardan çok daha küçüktü. Kale kumandanı duvardaki meşaleleri yaktı. Karanlık biraz açıldığında ise Roland köşedeki hücrenin kenarına kıvrılmış cadıyı gördü.

 

  Mevsim çoktan sonbaharın sonlarıydı ve zindanın sıcaklığı insan nefes verince havada sis oluşacak kadar düşüktü. Roland içten ipek astarlı bir kürk giymişti de soğuğu hissetmiyordu. Ama kız, vücudunu tam kapatmayan ince bir elbise giymişti ve bundan dolayı açıkta kalan kolları ile bacakları soğuktan donmuştu.

 

  Meşalelerin birden yanması onun arkasını dönmesine ve gözlerini kapatmasına sebep oldu. Az bir zaman geçince gözlerini açıp gruba bakabilmişti.

 

  Mavi gözleri sağanak yağıştan hemen önceki durgun göllere benziyordu. Cadının yüzünde hiçbir korku kin veya öfke belirtisi yoktu. Sadece bir anlığına Roland küçük bir kıza değil de ateşleri emip bitiren bir gölgeye bakıyormuş gibi hissetti. Meşaleler sanki biraz sönmüş gibi hissetmişti.

 

  Kız duvara karşı kalkmayı denedi ama halsiz hareketleri onu sanki her an düşebilecekmiş gibi gösterdi. Sonunda ayağa kalkmayı başardı ve ışığa doğru topalladı.

 

  Bu gruptakilerin çoğunu dehşete düşürmeye ve iki adım geri attırmaya yetmişti. Sadece Baş Şövalye sabit kalıp kalkanıyla Prens’i korumuştu.

 

  Roland çok da gergin olmadığını göstermek için Baş Şövalye’nin omzunu sıvazladı ve sordu: “Adın ne?”.

 

 Kız cevapladı: “Anna.”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18293 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37538 Bölüm Sayısı


creator
manga tr