Bölüm 469: Lanetli Topraklar

avatar
919 34

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 469: Lanetli Topraklar


"Kim bilir! Patronun sürekli beklenmedik yerlerde ortaya çıkan birisi olduğunu biliyorsun. Nereye gittiğini kimseye söylemez. Keşiş, hadi gidip patrona yardım edelim! Büyücü İttifakının serserilerini öldürelim!" Pis Abaza bağırarak konuştu. Nie Yan'ın burada oluşu, artık korkacak bir şey kalmamasını sağlamıştı.

 

Nie Yan Savaşçıyı öldürdükten sonra yakınlardaki bir Esrarlı Büyücüye yöneldi.

 

Esrarlı Büyücünün kalbi titredi. Asasını kaldırarak bir Yavaşlatma uyguladı, fakat tek gördüğü şey Nie Yan'ın görüşten kaybolmasıydı.

 

Iska!

 

"Lanet olsun, Yavaşlatma büyüsü anlık yapılan bir büyü değil mi?" Esrarlı Büyücü küfürlü şekilde konuştu. Mantıklı düşünülecek olursa, anlık uygulanan büyülerden kaçınabilmek imkansız olmalıydı. Fakat, Nie Yan elbette rakibinin nasıl bir hamle yapacağını çok iyi tahmin edebilen birisiydi. Önceki hayatındaki tecrübeler bu durumlar için harika bir pratik olmuştu. Çoğu Seviye 100 üzeri oyuncu bunu rahatlıkla yapabiliyordu. Fakat şimdiki zamanda bunu yapabilecek biri yoktu.

 

Esrarlı Büyücü Nie Yan'ın kayboluşuyla şoka girmiş gibi şaşkındı. Kaçmak için arkasını döndü ama artık çok geç kalmıştı.

 

Gırtlak Kesiği!

 

Esrarlı Büyücünün boğazından saçılan kan etrafa yayıldı. Vücudu cansız şekilde yere serildi.

 

Bu tarz basit oyuncular Nie Yan'a layık rakipler değildi.

 

Nie Yan kaşla göz arasında üç kişiyi ardı ardına öldürdü, bu hamlesi düşmanı korkutmuştu. Nie Yan şu anda yürüyen bir ölüm tanrısı gibiydi, rakiplerinin canını emen bir makine gibiydi.

 

Nie Yan herhangi bir zorluk yaşamadan hamlelerine devam ediyordu. Kitle kontrol büyüleri ile karşılaştığı halde bile kolaylıkla sıyrılabiliyordu.

 

Büyücü İttifakının morali yerle bir olmuştu. Savaşma isteklerini kaybetmişlerdi, az evvel bütün güçleri ile saldırıp kaçan Niuren Birliği oyuncularını kovalıyorlardı. Şu anda Büyücü İttifakının oyuncularının savaşmaya devam etmesi demek Nie Yan'ın kılıcının gırtlaklarına dayanması demekti.

 

Nie Yan bu esnada büyü sözlerini okumaya başlamıştı, hemen ardından ise Küçük Altın'ın devasa vücudu bir anda belirdi. Küçük Altın ağzını açtığı gibi etrafa kavurucu alevler saçılmaya başladı, birbiri ardına oyuncuları yakarak kömüre çevirmeye başlamıştı.

 

Yaklaşık beş dakika sonra Büyücü İttifakı oyuncularının hepsi ölmüştü. Niuren Birliğinden 10 civarı, Safir Tapınaktan ise 8 civarı oyuncu ayaktaydı.

 

"Diğerleri nerede?" Diye sordu Pis Abaza.

 

"Mezarlıktan buraya doğru koşuyorlar," diye cevapladı Mutlu Keşiş. Ağır kayıplar vermişlerdi.

 

Savaş alanı Büyücü İttifakı ve İlahi Muhafızlar oyuncularının cesetleri ile doluydu.

 

Etrafta olayları izleyen tarafsız oyuncular şaşkınlık içerisindeydi. Bu savaşın en az iki ya da üç saat boyunca daha devam edeceğini düşünüyorlardı. Nie Yan'ın bir anda burada ortaya çıkacağını kimse beklemiyordu. Gidişat şaşırtıcı şekilde yön değiştirmişti.

 

Büyücü İttifakı ve İlahi Muhafızların oyuncularından hiçbiri cesetlerine geri dönme cesaretinde bulunamıyorlardı. Neden hemen geri ölmek için dirileceklerdi ki?

 

Nie Yan ve Küçük Altın'ın etrafındaki ceset yığını manzarası göz kamaştırıcıydı.

 

Nie Yan bir kez daha herkesin gözü önünde inanılmaz bir başarıya daha imza atmıştı.

 

Pis Abaza, Mutlu Keşiş ve grubun diğer üyeleri Nie Yan'ı karşılamak için yanına koştular.

 

"Patron, sen ne zaman geldin buraya?" Pis Abaza heyecanlı şekilde sordu. Nie Yan'ı daha önce sadece birlik toplantılarında görebilmişti. İlk defa Nie Yan'la yüz yüze geliyordu!

 

Nie Yan anladığını göstererek kafasını salladı. Karşısındaki kişilerin Niuren Birliğinden tanıdık yüzler olduğunu görebiliyordu fakat isimlerini bilmiyordu.

 

Pis Abaza? Mutlu Keşiş? Nie Yan düşüncelere daldı. Bu iki isim bir yerden tanıdık geliyordu, fakat nereden hatırladığını bir türlü anlayamadı.

 

"Ben buraya bir görev için geldim. Herkes dirildi mi?" Nie Yan savaş meydanındaki Niuren Birliği oyuncularına baktı. Zeminde sadece Büyücü İttifakı ve İlahi Muhafızlar oyuncularının cesetleri kalmıştı.

 

"Hala iki kişiyi bekliyoruz," diye cevapladı Mutlu Keşiş. Eğer Nie Yan vaktinde yetişemeseydi grup kesinlikle mahvolacaktı.

 

Bir süre sonra zemindeki cesetler yavaşça kaybolmaya başladı. Büyücü İttifakı ve İlahı Muhafızlar oyuncuları mezarlıkta dirilmeye arar vermişlerdi. Burada dirildikten sonra ise kendi şehirlerine geri döndüler.

 

Nie Yan'ın yakınlarda olduğunu bilmek onların kaçmasına sebep olmuştu.

 

Mezarlıkta savaşmak yasaklanmıştı, aksi takdirde Pis Abaza ve Mutlu Keşiş mezarlıkta doğan düşman oyuncuları da öldürmek için plan yapardı. Niuren Birliğindeki oyuncuların çoğu iki ya da üç defa öldürülmüştü. Doğal olarak mutlu olamazlardı. Neyse ki, dirilip cesedine koşan oyuncular tecrübe puanlarının sadece %20'sini kaybediyordu. Büyücü İttifakı ve İlahi Muhafızlar oyuncularına gelince, onlar direkt olarak bir seviye düşüş yaşamışlardı.

 

Pis Abaza ve grubu savaş alanını temizlediler.

 

"Ganimetleri kendi aranızda bölüşün. Birlik hazinesine götürmenize gerek yok. Ama savaşta çok tecrübe kaybetmiş kardeşlerinize fazladan ganimet vermeyi ihmal etmeyin." dedi Nie Yan. Oyuncular bu tarz bir emir beklemiyordu.

 

"Hmm, anlaşıldı! Teşekkürler patron!" Pis Abaza başını sallayarak onayladı. Yardımlarına koşan Safir Tapınak oyuncularına teşekkür ettikten sonra tekrar grup formasyonuna geçip Yeraltı Madenlerine yöneldiler.

 

"Ben ayrılıyorum artık," dedi Nie Yan. Küçük Altın'ı geri gönderdi ve Altın Şehir'e doğru yöneldi.

 

Nie Yan'ın uzaklaşan siluetini gören oyuncular şaşkındı. Çılgın Hırsız sadece beş dakika boyunca kendini göstermişti ama savaşın kaderini değiştirmek için bu bile yeterli olmuştu. Mağlubiyete doğru sürüklenen bir savaşın gidişatı bir anda yön değiştirmişti. Büyücü İttifakı ve İlahi Muhafızların tamamı öldürülmüştü. Savaş alanının her tarafına yayılmış cesetler korkutucu bir manzara oluşturmuştu. Nie Yan'a karşı derin bir saygı duyuyorlardı.

 

Gökleri bile yerinden oynatabilen bir varlık!

 

Nie Yan'ın Altın Şehir'e girdiğini gören Mutlu Keşiş ve Pis Abaza şaşırmışlardı. "Altın Şehir'de Seviye 90 yaratıklar var diye biliyorum, öyle değil mi?" Altın Şehir iki bölgeye ayrılmıştı. Alt kademesi Seviye 60 olan Yeraltı Madenleriydi. Üst kademede Seviye 90 yaratıklar doğduğu için kimse buraya girmeye cesaret edemiyordu. Nie Yan neden oraya gidiyordu ki? Amacı Seviye 90 yaratıklarla savaşmak olabilir miydi?

 

"Evet, doğru biliyorsun. Ama patronun hamlelerini mantığını kullanarak anlayamazsın. Bahse varım Seviye 90 yaratıklar patron için tam bir çocuk oyuncağıdır," dedi Mutlu Keşiş. Bir seferinde Güneş'in Seviye 90 bir Elit'i alt etmek için alışılmadık bir yöntem uyguladığını görmüştü. O olayın ardından video yayınlandığında Güneş'e bir tanrı gözüyle bakmaya başlamışlardı. Güneş gibi bir gencin bu kadar yetenekli olabileceğini kim tahmin edebilirdi ki? Güneş bunu yapabiliyorsa, Nie Yan hayli hayli yapabilirdi.

 

Seviye 90 bir haritayı tek başına keşfetmek Mutlu Keşiş için sadece bir hayalden ibaret olabilirdi. Kendisi de Hırsız sınıfı bir oyuncuydu. Doğal olarak kendisi de Güneş ve Nie Yan gibi gökleri yerinden oynatabilen bir varlık olmak istiyordu. Nie Yan gibi olabilmek ise en büyük hayaliydi.

 

...

 

Yangın Şehri, Yarıgölge İmparatorluğu Birliğinin karargahı.

 

Ebedi Günah astlarını Yangın Şehrine getirerek Yarıgölge İmparatorluğunu oluşturmak için beş yerel birlik satın almıştı. Bu birlik kısa zamanda hızla büyüyerek on adetten fazla kale ele geçirmişti. Diğer birliklerin aksine, Yarıgölge İmparatorluğu hiçbir mali grubun desteğini arkasına almamıştı. Zaten üyelerinin birçoğu varlıklıydı. Örneğin, kurucu isim olan Ebedi Günah, bir numaralı Hırsız olan Şeker ve birkaç diğer kişinin mali gücü Yüzyıl Mali Grubu ile yarışabilecek seviyedeydi.

 

Yüzyıl Mali Grubu bu kişilerle birkaç olay esnasında iletişim kurmuştu, fakat her defasında teklifleri geri çevrilmişti. Arkasında mali grupların desteği olmadığı halde, Koyu Işık İmparatorluğu Yangın Şehri'nin hakimi olmuştu.

 

Ebedi Günah Nie Yan'ın Altın Şehir'de Büyücü İttifakı ve İlahi Muhafızları harap ettiği bir videoya erişti. Videoyu izledikten sonra Şeker’e döndü. "Zamanında rast geldiğimiz o Hırsız'ın Niuren Birliğinin lideri olacağını kim tahmin edebilirdi ki? Yetenekleri gerçekten de korkutucu. Eğer onunla savaşsan, kim kazanır sence?"

 

Şeker bir süre düşündü ve acı şekilde gülümseyerek konuştu, "Benim kazanma ihtimalim %10, hatta belki de daha az. Sen ne düşünüyorsun Koca Adam? Sence Büyücü İttifakı ve İlahi Muhafızlarla mı ittifak kurmalıyız yoksa Niuren Birliği ile mi? Tarafsız kalmamız söz konusu değil. İşin sonunda yok olmak istemiyorsak bir tanesini seçmek zorundayız."

 

"Şu anda bir karar vermek gerçekten de çok zor. An itibariyle, en büyük iki güç Niuren Birliği ve Büyücü İttifakı. Bizim Yarıgölge İmparatorluğumuz ve Ayışığı Şehri'nin Katleden Kılıcı sadece son dönemlerde güç kazanabildi. Hala zamanımız var, şimdilik böyle devam etmeye ne dersiniz?" Ebedi Günah gizemli bir gülümseme yaptı. Aklında kendi planlarının olduğu belli oluyordu.

 

...

 

Nie Yan Altın Şehir'e girdi. Karanlık bir atmosfere sahip olan bu ortam kan kokusu ile doluydu. Her tuğla ve sütun altından imal edilmişti. Her sütunun etrafı ürkütücü ve parlak bir görünüme sahip gece incileri ile kaplıydı.

 

Nie Yan Kutsal Taşın Arama becerisini aktif etti. Kutsal Taş parlak bir ışıkla beraber zihnine bazı bilgiler iletebiliyordu. Nie Yan bu şekilde Despot Abak Setinin bir parçasının Altın Şehir'de olduğunu anlayabilmişti.

 

Nie Yan geniş salonun içinde ilerlerken sanki geçmişe geri gitmiş gibi hissetti. Duvarlar ve sütunlar yüzyıllar boyunca görmezden gelinmiş olmanın etkisi ile tozlanmıştı.

 

Bir anda bir sistem bildirimi geldi.

 

Maden Kölesi Igrin'in Lanetli Topraklarına girdiniz. Statüleriniz %10 oranında düşürüldü.

Nie Yan garip bir hisle beraber, gücünün bir kısmının kaybolduğunu hissetti. Neyse ki, statüleri bu duruma direnebilmek için yeterli güçteydi. Her ne kadar %10'luk bir kayıp yaşamış olsa da, çok da büyük bir mesele değildi bu. Eğer sıradan bir oyuncu bu tarz bir lanete maruz kalsaydı, ilerlemek için yeterli güce sahip olamazdı.

 

Bu esnada ileride çok sayıda üç metre boyunda devler belirdi. Derileri koyu kırmızı renkteydi, ellerinde ise devasa metal balyozlar vardı. Ön kapının etrafında devriye geziyorlardı.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 25400 Üye Sayısı
  • 846 Seri Sayısı
  • 42788 Bölüm Sayısı


creator
manga tr