Bölüm 31: Suikastçının Hükmü

avatar
3260 18

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 31: Suikastçının Hükmü


Başlamadan önce;

Yorumlara elimden geldiğince baktım. Neden eksik seriler çevrilmezken yeni seri ekleniyor sorusundan başlayalım. Bu seriyi bana site yönetimi vermedi. Ben çevirmek istiyorum diyerek kendim aldım. Yani okuduğum bir seriyi çeviriyorum. Tercümanlık falan okumadığım için bu işte paradan ziyade kendi zevkimi ön planda tutuyorum. İkinci husus, serinin devamlılığı. Önceki bölümün altına yazdığım yorumda belirttiğim düzende son bölüme kadar çeviri yapacağım. Düzen değişikliği olursa size yine söylerim ama çevirinin durmayacağının teminatını verebilirim. Son olarak da, anlamadığınız yerleri yorumlara yazarsanız, gördüğüm zaman cevap veririm. Öneri vs. gibi şeyleri de belirtebilirsiniz. 

Keyifli okumalar...

***************************

 

Nie Yan bir süre sonra Lider sınıf Kaya Örümceklerinden birinin üç metre kadar yakınlarına ulaştı. Örümcek birdenbire titreyerek bakışlarını Nie Yan’ın olduğu yere odakladı.

 

Neyse ki Nie Yan mağaranın karanlığıyla tamamen bütünleşmişti. Gölgeler, kendini gizleyebilmesi için ona mükemmel bir ortam sağlıyordu.

 

Yine de Kaya Örümceğinin bakışları o kadar sabitti ki, sanki karanlığı delip ardına bakabilecek kapasiteye sahipti.

 

Nie Yan’ın gerginliği hat safhaya ulaştı. Nefesini tutup mağara duvarına mümkün olduğunca yaklaştı.

 

Örümceğin gözüne belli belirsiz bir siluet çarptı. Çığlığı bastıktan sonra bölgesine giren sinsi düşmana koşmaya başladı.

 

Lanet olsun! Bulundum! Hemen bir Hız Parşömeni kullanıp olabildiğince hızlı bir şekilde suya ulaşmak için hamle yaptı.

 

Bu sırada diğer iki örümcek de yanlardan Nie Yan’a yaklaşıyordu.

 

İkili Nie Yan’ın önünü kesti. Diğer örümcek de arkadan Nie Yan’a çarpmak üzereydi.

 

Nie Yan dizlerini sonuna kadar kırdı ve arkasından gelen örümceğin saldırısından sıçrayarak kurtuldu.

 

Karakterinin yük kapasitesi şu anda hafif yük kategorisindeydi. Bu da demek oluyordu ki 3 metre ileri, 0.5 metre de yukarı sıçrayabilirdi. Bir anda örümceğin saldırı menzilinden çıkıvermişti.

 

Kaya Örümceğinin devasa vücudu duvara tosladı. Çarpışmayla duvar çatladı, her yana taş parçaları dağıldı.

 

Aynı anda diğer iki örümcek de Nie Yan’a önden ve sağdan saldırdı.

 

Fakat Nie Yan’un hisleri kuvvetliydi. Yere temas ettikten sonra hemen takla atarak, üzerine gelen iki örümcekten kurtuldu. Örümcekler birbiriyle çarpışıp geri sektiler ve sırtlarının üzerlerine düştüler.

 

Lider sınıf Kaya Örümcekleri, neredeyse bütün kaçış yollarını devasa vücutlarıyla kapatmışlardı.

 

Nie Yan aralarında kalan küçücük bir aralıktan geçerek, örümceklerin kuşatmasını yardı ve suya doğru koşmaya devam etti. Beş metre kala hızını iyice artırarak şimşek gibi havuza fırladı.

 

Örümceklerin biri, diğerlerinden daha hızlı toparlanıp Nie Yan’ın üzerine atlamaya çalıştı. Ancak Nie Yan havaya sıçradı ve balıklama suya dalarak örümceklerden kurtulmuş oldu.

 

Kaya Örümcekleri su kenarına ulaştıklarında etrafta ileri geri koşturdular. Sonuçta hiçbiri suya girmeye cesaret edemedi.

 

Yine kıl payı kurtulmuştu. Suyun altına girdikten sonra Su Tiksinti İncisini etkinleştirdi.

 

Su altında o kadar az ışık vardı ki, görüşü iyice kısıtlanmıştı. Kendisini bir oraya bir buraya sürükleyen ve yüzmesine engel olan su altı akıntıları, Nie Yan’ın işini epey zorlaştırıyordu. Kimi zaman Nie Yan’ı yolundan çıkarıyor, kimi zaman da yolunda hızla ilerlemesini sağlıyordu.

 

Nie Yan vücudunu sabitleyebildikten sonra etrafa göz gezdirdi. Kontrolü tamamen sağlayınca yüzmeye devam etti.

 

Burada hiç yaratık olmaması lazım. 10 dakika daha yüzünce, yukarıdan suyu aydınlatan narin ışık sütunlarıyla karşılaştı.

 

Burayı hatırlıyorum! Etrafta bir hazine sandığı var!  Nie Yan göl tabanının karanlık sularında tekrar yola koyuldu. Geçmişte bu bölgenin her tarafı didik didik aranmıştı. Bakılmadık hiçbir köşe bucak kalmamıştı. Bu yüzden bir oyuncunun yakınlarda bir yerde bir hazine sandığı bulduğunu biliyordu.

 

Yukarılardaki kısımlar dışında, gölün tabanına yakın kısımlar zifiri karanlıktı. Bu yüzden Nie Yan yalnızca dokunma hissine güvenerek bölgede yön tayini yapıyordu. Ayağı yerdeki kayalara çarptığında hafiften bir acı hissetti. Gölün tabanına ulaşmıştı.

 

Acıyı görmezden gelerek, zemindeki kayalar arasında el yordamıyla ilerledi.

 

Elini yerdeki yumuşak kuma uzatıp yoklamaya başladı. Biraz sonra kumların altında gizlenmiş bir şey eline takıldı. Hemen eliyle zemini kazmaya geçti. Eliyle kum yığınlarını etrafa iterken, ansızın gözüne altın renkli bir ışık çarptı.

 

Zengin oldum! Altın hazine sandığı!

 

Altın hazine sandığı, göl tabanının karanlığında göz alıcı bir ışık yayıyordu. Sandığın bütün yüzeyi zarif oymalarla süslenmişti. Oymalar biraz yıllanmış ve aşınmış gibi görünseler de, sandığın güzelliğini hissettirecek kadar tazelerdi. Hatta sandığa tarihi değeri olan bir eser havası katıyorlardı.

 

Nie Yan’ın en çok dikkatini çeken ise, sandığın en merkezi kısmına konumlandırılmış olan kurt oymasıydı. Oymanın boyutu bir yetişkinin yumruğu kadardı. Dikkatle bakıldığında kurdun üzerindeki her bir kılı ayrı ayrı saymak mümkündü.

 

Atlanta Kıtasındaki ekipman ve diğer nesneler, farklı çağlardan kalma tarihi belgeler niteliğindeydiler. Her bir heykel, tablo, el işi ve silah, yapıldığı zamana ait izler taşıyordu. Bu sebepten hangi yıl, asır veya çağ olduğu fark etmeksizin, bu nesneler üzerinden ait olduğu zamanlara ait araştırmalar yapılabilirdi.

 

Tam on yıl bu oyunu oynamasının getirisi olarak, Nie Yan bu oymaların ardında yatan tarih hakkında ileri düzeyde anlayışa sahipti.

 

Bu sandıktaki oymalar Ortak Yönetim Döneminde (873-1235), Sinse Denizi Bölgesinde meşhur olmuş bir korsan grubuna aitti. Cumhuriyetin başına öyle büyük dertler açmışlardı ki en sonunda Cumhuriyetin yasama organları devreye girmişti. En seçkin donanma birliklerini korsanların üzerine göndermişlerdi. İnsanlar, devler, elfler ve hayvanadamlardan oluşan müttefik donanması korsanları bölgeden sürmüştü. Korsanlar yenilmişlerdi ama söylentilere göre Cumhuriyetin saldırısına uğramadan evvel, hazinelerini kıtanın değişik bölgelerine gizlemişlerdi. Nihayetinde Cumhuriyet de hazinelerin, onları bulan kişiye ait olacağını belirten bir bildiri yayınlamıştı. Bunun sonucunda birçok hazine avcısı gruplar halinde kayıp hazinelerin peşine düşmüştü. Gerçekten de bu gruplar umdukları gibi birçok hazineyi gün yüzüne çıkarmışlardı. Yine de çok sayıda hazine Atlanta Kıtasının bir yerlerinde hala bulunmayı bekliyordu. Bu hazineler öyle iyi saklanmışlardı ki, asırlardır Atlanta Kıtasında onların izine rastlayan biri bile çıkmamıştı.

 

Bu altın sandık da Ortak Yönetim Döneminden bugüne gelen bir kalıntıydı. Yalnızca sandık bile, tarihçilerin yüreklerini hoplatmaya yeterdi.

 

Nie Yan yalnızca bu bölgede bir sandık bulunduğunu biliyordu. Gelene kadar da sandığın sıradan bir şey olduğunu sanıyordu. Ortak Yönetim Döneminden kalma bir altın sandık bulmayı aklının ucundan bile geçirmemişti. Sandığı bulan kişinin, sandığın detaylarını titizlikle gizlemesinin sebebi demek ki buymuş.

 

Sandığı açıp içini yokladı. Biraz yokladıktan sonra eline gelen nesne bir hançerdi. Hançeri eline alınca heyecandan titremeye başladı.

 

Hemen hançeri sandıktan çıkarıp özelliklerine baktı.

  

Suikastçının Hükmü (Hançer)
Özellikler: Tanımlanmadı

 

 

Hançerin özelliklerini belirlemeden, nasıl bir şey olduğunu anlamak zordu. Ancak, asırlar boyu burada bekleyip eski ihtişamını kaybetmiş görünse de, hançeri kenarındaki parıltı keskinliğini hala koruduğuna işaretti. Sıradan hançerlerden farklı olarak eşsiz bir tasarıma sahipti. Kabzası renk renk mücevherlerle bezenmişti. Bu renklilik hançerin güzelliğine güzellik katıyordu. Kör kenarına açılan yiv ile hem aerodinamik kazandırılmış, hem de keskin bir hava katılmıştı. İçe doğru eğrilen hançerin ucu kancayı anımsatıyordu. Hançer, kesemeyeceği hiçbir şey yokmuş hissi veriyordu.

 

Suikastçının Hükmü… Nie Yan hançerle ilgili bir şeyler hatırlamaya çalışsa da bir sonuca varamadı. Daha önce bu hançere hiç rastlamadığından özelliklerini kestiremiyordu. Buna rağmen yalnızca hançerin tasarımına ve işçiliğine bakarak en azından Altın kademe olması gerektiğine inanıyordu.

 

Doğal olarak oyunun şu anki başlangıç evrelerinde Altın kademe ekipmana sahip olmanın ne demek olduğunu iyi biliyordu. Elinde bu hançer olmasa, ileride karşısına çıkacak birçok fırsattan mahrum kalabilirdi.

 

Bunun bilinciyle heyecanı daha da arttı. Hançeri çantasına attı. Cesaret Bölümü’ne ulaşamasa bile bu hançer yolculuğuna değer kazandırmaya yetmişti.

 

Oyun mantığında aynı bölgede, aynı kalitede iki sandığın belirmesi inanılmaz düşük bir ihtimaldi. Böyle bir durumun vuku bulması imkânsıza yakındı. Bu yüzden Nie Yan bu bölgede daha fazla oyalanmayarak, aydınlık olan su yüzeyine doğru çıkmaya başladı. Yüzeye yaklaştıkça ışığın şiddeti de arttı. Su yüzeyine ulaşıp başını sudan çıkardığında kendisini küçük bir kaynakta buldu.

 

Etrafı kolaçan ettikten sonra güzel bir vadi keşfetti. Şu an bulunduğu kaynak, vadinin tabanına doğru akıyordu. Oradan da aşağıdaki gür ormanlara… Gür çayırlar vadinin her tarafında özgürce büyümüşlerdi. Bütün manzara yeşil bir örtüyle örtülmüştü. Çeşit çeşit yabani çiçekler vadiye yayılmış, güzel kokularıyla burayı daha da çekici kılıyorlardı.

 

Vadinin etrafındaki dik yamaçlı yeşil dağlar, bölgeyi dışarıdan soyutluyordu. Bu dağlar ayrı bir bitki örtüsüne ev sahipliği yapıyordu. Başka bir deyişle, burası dış dünyadan kopmuş bir yerdi.

 

Kısa süre sonra, Nie Yan aşağıdaki ormanın içlerine kadar ulaşmıştı. Ağaçların yaprakları güneş ışığının orman zeminine ulaşmasını engelliyordu. Aradan sıvışmayı başarıp zemini aydınlatan birkaç huzme de yok değildi. Bu sayede orman tamamen karanlık olmaktan kurtulup, zümrüdün kapalı bir tonuna bürünüyordu. Gizemli ama bir o kadar da samimi bir havası vardı ormanın.

 

Nie Yan yolunda ilerledikçe, orman ona farklı bir dünyaya girmiş hissi yaşatıyordu.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 24318 Üye Sayısı
  • 839 Seri Sayısı
  • 42176 Bölüm Sayısı


creator
manga tr