Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 38 [ Tırtıl ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy 

 

――Bilinci yerine geldiğinde ilk fark ettiği şey damlayan suların sesi oldu.

 

Eşit aralıklarla, belli bir ritimle dökülüyor ve her düşüşlerinde sessiz odada sesleri yankılanıyor, Subaru’nun yavaş yavaş kendine gelişine eşlik ediyorlardı.

 

Uyuklayan beyni ve uyuşmuş sinirleri toparlanmaya başladı. Homurdanarak vücudunu kıpırdatmaya çalıştı ―― ama yapamadı.

 

Uzuvları onun emirlerini dinlemiyordu, soğuk zemine yapışıp kalmak dışında yapabileceği bir şey yoktu. O anda iyice yerine gelen duyularıyla, görüşünün tamamen karanlığa gömülü olduğunu fark etti.

 

――İki gözüm de kör mü!?

 

Mevcut durumda ilk ulaştığı sonuç buydu, ama korkusu tüm vücudunu esir almadan önce, gözlerini bağlayan bir şeyin ağırlığını hissedip bu fikirden uzaklaştı. Anlaşılan garip bir durumdaydı, gözleri bağlanmıştı.

 

Vücudunu da hareket ettiremediğine göre gözleri gibi kolları, bacakları da sıkıca bağlanmış olmalıydı.

 

Bileklerini saran ince ipin varlığını hissetmeye başlamıştı. Mücadele etse bile iplerden kurtulması zordu.

 

[Subaru: B- bu da ne……!?]

 

Neyse ki ağzına bir şeyler tıkılmamıştı, sesi normal çıkıyordu. Gerçek şu ki, Subaru’yu bu duruma sokan kişi küçük sohbetlerden memmun kalacak biri değildi.

 

Bu açıklayamadığı durumdan ve çevresinde neler olduğunu bilmemesinden dolayı içindeki korku yükselmeye başladı. Nefesini tutup beynini zorlayacaktı.

 

Mevcut şartları düşünelim: Gözleri bağlı. Kolları ve bacakları bağlı, kurtulmak imkansız. Hala konuşabiliyor. Yardım mı çağırsa? Bu ancak onu yakalayan kişiyi çekerdi. Erişebileceği mesafede kendisini kurtarabileceği bir şey var mıdır? Bu haldeyken emekleyerek almak zor olur. Başının sağ tarafı hala ağrıyor ve uyandığı anda büyük bir acı onu sarmaya başlıyor.

 

[Subaru: Başım, acıyor……]

 

Başındaki acıyı hissetmeye başlayan Subaru, bilincini kaybetmeden önce kendisine ne olduğunu hatırladı.

 

Ölümden dönüş yaşayıp mezardan ayrıldıktan sonra, Roswaal’la yüzleşmiş ve onun affedilemez ifadeleri karşısında öfkesini tutamayınca Garfiel tarafından bayıltılmıştı.

 

Aslında kendisine uyguladığı şiddeti düşününce “Yere serilmişti” demek daha uygun olacaktı. Sadece ordan çekilmesi için vurmuş olsa da resmen kafatasını kırmıştı, orda ölmesi bile şaşırtıcı olmazdı.

 

[Subaru: Eğer öldüysem bu ölümden dönüş olabilir, ama……]

 

Subaru’nun bağlanma ve bir yerlere kapatılma konusundaki tek deneyimi, bir animeyi taklit ederken sehpayı çevirip babasını çok sinirlendirmesi sonucunda depoya kapatılmasıydı.

 

Bu çok eski bir anıydı, ilkokuldan bile önceydi ve ölümden dönüş Subaru’yu o güne götürmüş olamazdı. O zaman kayıt noktasının değişmediğini varsayarsa, döner dönmez bağlanmış olabilirdi, ama o da pek mümkün görünmüyordu. O zaman geriye tek bir sonuç kalıyordu ――

 

[Subaru: Ölmeyi.. başaramadım mı……?]

 

Bu kafasındaki ağrıyı da şu anda bulunduğu durumu da açıklardı.

 

Roswaal’a karşı affedilemeyecek bir şiddet uygulamıştı. Duygusal olarak kabullenemese de ona gösterilen muamele teknik olarak doğruydu.

 

[???: ――Durumunu pek çabuk anlıyon, di mi?]

 

Subaru, hiçbir şey göremese de yüzünü sesin kaynağına doğru çevirdi.

 

[Subaru: Garfiel, değil mi?]

 

[Garfiel: Bunu da bildin. Anlaşılan kafan hala çalışıyo, rahatladım. Galiba biraz fazla patlatmışım, benim hatam, pardon.]

 

Adını duyan Garfiel, gözleri bağlı Subaru’dan özür diledi. Sesi pek de özür diler gibi olmasa da sözleri bu şekildeydi. [ Kimin aklına gelirdi ki] diye konuşmaya devam etti.

 

[Garfiel: Sana azcık vurdum diye ölcek hale gelceğini düşünmedim. Senin Emilia-sama’nın şövalyesi olduğunu duydum, daha iyi bi şey olcağını sanmıştım ama seni gözümde büyütmüşüm, huh.]

 

[Subaru: Hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm. Benim karakterim kas gücünden çok beyin gücüne dayalı…… Ee, nerdeyiz biz?]

 

Küçümseyici bir cevapla karşılık vererek direkt olarak konuya geçti. Bunu duyan Garfiel kısacık bir iç çekerek devam etti.

 

[Garfiel: Merak etme hala sığınaktasın. Ama katedral veya mezar diil, misafirlere verdiğimiz evlerden biri.]

 

[Subaru: Bir esir odası mı hazırladın? Hazırlıklı olmak iyidir derler ama böyle bir yer ayarlamış olman…… açıkçası biraz ödümü koparttı.]

 

[Garfiel: Beğenmiyosan git bunu yapan pislikle konuş. Aslında, sen onunla doğrudan konuşuyosun diil mi?]

 

Garfiel, hoşnutsuzluğunu ve rahatsızlığını bu cümleyle belli etmişti. Sözlerinde bir şey yakalayan Subaru’nun kaşları çatıldı.

 

[Subaru: Doğrudan… derken ne demek istiyorsun……?]

 

[Garfiel: Her yerin leş gibi cadı kokarken aptalı oynama. Onla mezarda buluştun, di mi? Başka türlü niye böyle kokasın?]

 

[Subaru: Mezarda mı buluştum……?]

 

Garfiel’in sözlerinde onu rahatsız eden bir şeyler vardı.

 

Mezar. Yargılama. Orada iletişim kurduğu kişi. Hepsi anlamsız geliyordu.

 

Yargılamada ailesiyle vedalaştıktan sonra, son anda, boş okul binasına gitmişti ve orda ――

 

[Subaru: Cadı……!]

 

――Aç gözlülük cadısıyla, Echidna’yla karşılaşmıştı.

 

Echidna’nın varlığını hatırlayınca uyuşmazlık hissi ortadan kalktı. Bir önceki döngüsünde her şeyi anlamıştı, şimdi neden unutmuştu ki?

 

Belki de bu, ilk görüşmelerinde koyduğu ‘’Şartın’’ sonucuydu. Ama ölümden dönüşün bu etkinin üzerinden gelememesi hayret vericiydi.

 

Ölümden dönüş onun anılarını hatırlamasına izin veriyordu, ama yine de onunla olan doğrudan temasını yeniden unutmuştu. Başka bir deyişle, Subaru her ölümden dönüşünde Echidna’yı unutacaktı ve ancak kendisine hatırlatıldığı zaman anıları geri dönecekti.

 

[Subaru: Roswaal’ın hatırladın mı dediği şey bu muydu acaba……?]

 

Ancak şimdi, cadının varlığı aklına geldiğinde bunu düşünebildi, ama bu sonuca varmak için henüz erkendi. Sonuçta Echidna’yı hatırlamış olsa da, konuşmalarında kendisini bu durumdan kurtaracak bir şeyin varlığını hatırlayamıyordu.

 

Roswaal’ın söylediğine göre, Subaru’nun ‘’Bir şeyleri’’ hatırlaması bile Roswaal’ın anlaşılmaz niyetlerini idrak edebilmesinde yeterli olacaktı.

 

Ama bu da ancak tamamlanmış bir incile sahip olmasıyla açıklanacak bir cümleydi.

 

[Garfiel: Bi anda sessizleşmeni suçluluk duygusuna mı bağlamalıyım?]

 

[Subaru: Ben susunca ölecek gibi olan liseli bir kız değilim, sadece sessizce bir iki şey düşünüyorum. Gerçi bir iki şey demek bu noktada pek yeterli olmaz.]

 

Subaru’nun beyin hücrelerini meşgul eden çok fazla şey vardı.

 

Emilia vardı. Rem. Beatrice. ――Aşağı yukarı tüm kız isimleri sıralanıyordu, kendisini bu durumdan çıkarmak için uğraşması gerekecekti.  Üstüne bir de sığınak, Elsa, Roswaal’ın gerçek niyeti ve inciller vardı. Ayrıca,

 

[Subaru: Bir de… Garfiel.]

 

Onu ikna edip desteğini kazanarak köşkü kurtarmaya götürmeliydi. Söz konusu Elsa’yla kapışmak olunca Garfiel’den daha iyi bir aday düşünemiyordu. Garfiel’in gücüne hem gözleriyle hem de kafasına yediği darbeyle güzelce şahit olmuştu.

 

[Subaru: ……Yanılmıyorsam, kafam ezilene kadar yumruklandı ya da tekmelendi, ne oldu o iş? ]

 

[Garfiel: Hah. Konuyu buraya getirmen uzun sürdü. Kafan ezilmedi, sadece azcık göçtü. Seni öylece ölmeye bıraksam sıkıntı çıkardı, o yüzden biraz iyileşmene izin verdim.]

 

[Subaru: Beni iyileştiren…… kim?]

 

[Garfiel: Burda benden başka biri mi var?]

 

Garfiel’in sesindeki gururu fark eden Subaru diyecek bir şey bulamadı.

 

Bu kaba-ve-gaddar görünümlü Garfiel’in iyileştirme büyüleri öğrendiğini kim tahmin edebilirdi ki. Hala bağlı olan Subaru vücudunu biraz kıpraştırdı.

 

[Subaru: Benim… başım hala orijinal şeklinde değil mi, kare veya piramit falan değil? ]

 

[Garfiel: Bi daha kırıldığında istediğin şekle sokarım istersen. ]

 

Aptal bir iç çekişle bu cevabı alan Subaru omuzlarını silkti ve en azından vücudunun sağlam durumda olduğundan emin oldu.

 

O zaman, şimdi sorgulanması gereken Garfiel’in niyetiydi.

 

[Subaru: En başta ezen sen olduğun için, iyileştirdiğin için teşekkürler demeyi garipsiyorum ama…… tüm bunların amacı neydi ki?]

 

[Garfiel: Ne? Amacımı mı soruyosun? ]

 

[Subaru: Şartları düşününce, senin bakış açından, beni indirerek doğru bir seçim yaptın, şikayetim yok. Tamamen kafayı yemiştim, beni durdurman iyi oldu. Bu söylemek istemediğim dağlar kadar şeyden biri ama kendime engel olamadım …]

 

[Garfiel: Bayaa karmaşık bi his. O piçin suratını dağıtmak istemeni anlamadığım için diil, ninemle ve diğerleriyle başım derde girmesin diye yaptım. ]

 

Görünen o ki, Garfiel de Subaru’nun Roswaal’la ilgili hislerini paylaşıyordu. Ama ikisi de onun varlığının ufak bir rol oynamadığını bildiği için bu nefreti pratiğe dökemiyorlardı.

 

Roswaal, Subarunun bu dünyada yaşamasını garantileyen kişiydi, Garfiel ve diğerleri için de sığınağın yöneticisi olarak önemli bir rol oynuyordu.

 

Ama Garfiel’in bahsettiği ilk sebep, Lewes olduğu için―― sığınaktakilerin hayatlarını kendisininkinden daha çok düşünüyor olmalıydı.

 

Bu, Frederica’nın bir önceki döngüsünde bahsettiği, Garfiel’in sığınaktakileri korumak için geride kalması hikayesiyle de uyuşuyordu.

 

[Subaru: Lewes ve diğerleri senin için önemli olduğundan, Roswaal’ın varlığı vazgeçilmez. O ve onun yarıinsan fetişi olmasaydı sığınak sakinleri hayatlarını şu anki gibi sürdüremezdi, ha.]

 

[Garfiel: Bana öyle her şeyi anlıyomuşsun gibi saçmalıklarla gelme. Kimin burda hassas sebeplerden ötürü kaldığını sanıyosun ki? Ben sadece burdan çıkamadığım için burdayım……]

 

[Subaru: Ablan Frederica çıkabildiği halde sen çıkamıyorsun, öyle mi Garf?]

 

Bir önceki döngüsünden gelen bilgisini kullanan Subaru, Garfiel’in tavırlarında bir değişim bekledi. Ama tepkisinin derinliği, hayal ettiğinden daha fazlaydı.

 

[Subaru: ――t!]

 

Bir rüzgar sesi eşliğinde, Subaru’nun kafasının yanında muazzam bir patlama oldu. Garfiel’in akıl almaz bir hızla geçirdiği tekme tüm odayı sarsmıştı.

 

Zemin yukarı doğru büküldü ve Subaru bir şok dalgasıyla havalandı. Kendisini toparlayamadığı için, ancak bir duvara çarparak durabildi.

 

Darbenin etkisiyle ciğerleri ve kafasının arkasındaki acı ona çığlık attırdı. Öksürürken ağzından salyalar akıyordu.

 

[Garfiel: Sana bunu kim söyledi, bok parçası? Frederica mı gereksiz şeyler söyledi yoksa……hayır, onun söylemesinin imkanı yok. Yollarımız ayrılınca kardeş bağımızı da koparmıştık.]

 

[Subaru: Böyle şeyler lafın gelişi, gerçekten kan bağını koparmanın imkanı yok……]

 

[Garfiel: Bunu şimdi söylemen daha da garip diil mi? Eğer bunu kullanmak isteseydin kullanabilceğin çok daha iyi yerler yok muydu? ]

 

Garfiel’in cümlesi gerçeklerden pek uzak değildi― hatta neredeyse tamamen doğruydu ve bu noktaya çok çabuk varmıştı.

 

Sanki olağanüstü bir anlayışa ya da ‘’İnkar etmesi imkansız’’ olan bir şeye sahipmiş gibiydi.

 

[Subaru: İmkanı yok……sen……de mi?]

 

――Bu olasılık aklına vurduğu anda, sesindeki titremeyi gizleyememişti.

 

[Garfiel: ――――]

 

Subaru’nun öznesiz sorusu yalnızca sessizlikle yanıtlandı. Aslında soruyu yönelteli yalnızca birkaç saniye olmuştu ama Subaru’ya sonsuzluk gibi geldi.

 

Yanıt yoktu. Neden konuşmuyordu? Subaru’nun sorusu çok üstü kapalı olduğu için mi? Basitçe, anlamadığını söyleseydi ya da Subaru’yu tekmeleseydi daha iyiydi.

 

Ama,

 

[Garfiel: Sen de……diyosun.]

 

Gürültülü adımlar. Garfiel’in kendisine yaklaştığını ve eğildiğini işaret eden sesler vardı. Kafasını yerden kaldırdığında Garfiel’in köpek dişleriyle dolu ağzının yüzüne çok yakın olduğunu anlamıştı.

 

[Garfiel: Sana bunu düşündüren ne peki, huh, oy?]

 

[Subaru: Daha fazla kötü duygu uyandıracak şekilde konuşmayı bırak. Az önce hiçbir anlam ifade etmeyen bir şey söylemedim mi? Öylece reddedebilirdin........ değil mi?]

 

[Garfiel: Ağliycak gibi ne diyosun öyle?]

 

Subaru’nun talebini görmezden gelerek aynı, anlamlı sesle konuşmuştu.  Verdiği yanıt yalnızca Subaru’nun stresinin artmasına yardımcı olmuştu.

 

Garfiel’in inkar etmesini istemişti. Ama aldığı yanıtlar yalnızca kalbinde yatan kuşkuyu derinleştirmişti.

 

Beatrice ve Roswaal, yandaş olarak değerlendirilebilecek iki kişi, incile sahipti. Üçüncü bir kişinin de bu olayı biliyor olması onu fazla şaşırtmayacaktı.

 

[Subaru: O zaman……! Sen de biliyorsun, değil mi……!?]

 

[Garfiel: ――Ah, konu buydu yani. Nerde fark ettiğini merak ettim.]

 

[Subaru: ――!?]

 

Boğazı şoktan donmuştu. Bağlı gözlerinin ardından Garfiel’in olması gereken yeri takip ediyordu.

 

Sesinin tonlaması, hafifçe iç çekişi. Hiçbiri Subaru’nun tanıdığı Garfiel’e uygun değildi.

 

[Garfiel: Şaşırmış görünüyosun ama bu kadar garip olamaz. Kendimi bildim bileli sığınakta yaşıyorum ve birbirimizi uzun süredir tanıyoruz. Yani pek çok fırsatım oldu.]

 

[Subaru: A…ma……sen… cadıdan nefret etmiyor muydun? O kadar aşırı tepki verdin……ama yine de…]

 

[Garfiel: Yeah, öyle. Cadıdan nefret ediyorum, leş gibi cadı kokuyo olmana güvenmiyorum ve yarı-cadı Emilia-sama’ya da pek sıcak baktığım söylenemez. Ama yine de, o şeyin söylediklerinin yalan olduğunu söyleyemem. Sonuçta bilmek istediklerimi kesinlikle biliyor. ]

 

[Subaru: Bilmek… istediklerin……]

 

[Garfiel: ――Sana bi şey söylemek için sebebim yok. Ama niye sormayı denemiyosun? Başka şansın olmayabilir.]

 

Subaru, Garfiel'in bu sözleri söyledikten sonra ayağa kalktığını hissetti. Ardından Subaru’dan uzaklaştı ve çıkışa doğru yöneldi―― elini kapıya koydu.

 

Ahşap kapının sesini duyan Subaru ayrılmak üzere olan Garfiel’e bağırdı. [Hey!]

 

[Subaru: Bekle! ……Ba-bana ne olacak? Daha doğrusu şu anda ne oluyor?]

 

[Garfiel: Roswaal piçini öldürmeye çalıştığın için doğal olarak dışarda bırakıldın. Şimdilik sonuçlar gelene kadar burda kalacaksın.]

 

Garfiel, hiç sesi çıkmayan Subaru’nun karşısında homurdandı.

 

[Garfiel: Her sabah ve akşam yemeğin gelcek. Aptalca şeylere kalkışma. Seni izliyo olcam.]

 

[Subaru: Sanki…… şu an böyle şeyleri umursayacakmışım gibi! Sonuçlar? Sonuçlar mı dedin? Ne sonuçları? Neyi bekliyorsunuz……?]

 

[Garfiel: Ne sonuçları olduğu apaçık ortada diil mi?]

 

Bu sefer Garfiel, hayatındaki en aptalca soruyu duymuş gibi davranmıştı.

 

[Garfiel: ――Emilia-sama’nın yargılama sonuçları. Senin naptığını duyduktan sonra korkunç derecede heyecanlandı, senin yaptıklarını telafi etmeye çalışıyor gibiydi.]

 

#Ne yani Garfiel de mi incili okuyor? 
Olaylar iyice dallanıp budaklandı. 
Subaru da her tarafı bağlı bir şekilde hapsedilmiş durumda. Kurtarması gereken çok kişi var, ama önce kendisinin kurtarılması gerek.
Peki bu durumu biri çözer mi dersiniz? Öğrenmek için okumaya devam!




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1007

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 738

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 620

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 543

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 533

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 229

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 112

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9351 Üye Sayısı
  • 248 Seri Sayısı
  • 14394 Bölüm Sayısı


creator
manga tr