Cilt 6 Bölüm 12 [ Gözcü Kulesinin Vaftizi ] (1/2)

avatar
627 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 12 [ Gözcü Kulesinin Vaftizi ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



Bir anda zonklama da yakıcı acı da tamamen kaybolmuş ve Natsuki Subaru geri dönmüştü.

 

"―――"

 

Önündeki manzara karşısında çığlık atmadığı için kendisini övmek istiyordu.

 

Yaratıklarla çevrili çiçek tarhına ikinci dönüşünün hemen ardından panik içerisinde elleriyle ağzını kapatırken ciddiyetle düşündüğü şey buydu.

 

"Chitchchachichi"

 

Ağır bir çiçek kokusunun hüküm sürdüğü mekanda işitilen şey, Meili’nin dil şaklatma sesiydi.

 

Vagonun önünde dikilen Courtesan Ayısının dikkatini çekmek için parmaklarını hafifçe sallıyor ve dudaklarından bu sesi çıkartıyordu. Nefesini tutan topluluksa bu manzarayı izliyordu.

 

Subaru daha birkaç dakika önce tıpatıp aynı manzarayı izlemişti ve bu ana ikinci dönüşüydü.

 

―Şaka mı bu?

 

Subaru’nun beyni kendisine olanları kavrama çabasıyla hızla çalışıyordu.

 

Bir an önce odak noktasını değiştirmesi gerekiyordu. Az önce olanları, yani sayısız cadı yaratığının peşine takılışını ve en sonunda kanlar içerisinde paramparça oluşunu unutması gerekiyordu. Ama bundan önce önündekilerle baş etmek zorundaydı.

 

Esas problem hemen önünde yatıyordu.

 

Bir kedi çağrılışına benzer bir ses işitiyordu. Esas durum bundan tamamen farklı olsa da bu düşünce çiçek kokuları ardında gizleniyordu.

 

Kokulu, tatlı, gürültülü, can sıkıcı, sinir edici, acı verici, sıcak, bunu tarif etmek için doğru tabir hangisiydi?

 

"...?"

 

Düşündükçe beyni daha yoğun bir strese kapılıyor ama aklına elle tutulur bir çözüm gelmiyordu.

 

Beyni mevcut durumla o ana dek tecrübe ettiği durum arasındaki tutarsızlığa ayak uyduramıyordu. Subaru çaresizce “şu ana” adapte olmaya çalışıyordu. Bu sırada göğsünün hafifçe dürtüldüğünü hissetti.

 

"―――"

 

Ve kafasını eğdiğinde Beatrice’in ufak bedeninin göğsüne yaslandığını gördü.

 

Subaru onu göğsüne tamamen bastırıp sararken Beatrice, kendisi yerine dizginleri kavraması gerektiğini gösterircesine bakışlarını hafifçe çevirdi. Belki de onu “Ölümden Dönüşün” hemen sonrasındaki şaşkınlık anında yakalamıştı.

 

― Son “ölümünü” hatırlıyordu, Beatrice’in ağlayan suratını ve gözyaşlarını da hatırlıyordu.

 

"-hgh"

 

Doğru ya.

 

Bu, Subaru’nun bu duruma üçüncü ulaşışıydı.

 

Burada iki defa ölmüştü. İlk ölümünün nasıl olduğuna dair hiçbir fikri yoktu ama ikinci ölümünü bir nebze gözünde canlandırabiliyordu. Yine de ölüm anında çektikleri net değildi. 

 

İç organlarının bir tencerede kaynayıp eridiği hissiyatı – işte böyle bir şeydi.

 

― Yo, önceliği bu olmamalıydı. Şu anki önceliği,

 

"Chitchchachi ...Chi"

 

Tam da Subaru’nun düşünceleri ikinci “ölümüne” kayarken Meili, Courtesan Ayısının dikkatini çekmeyi başardı. Ve cadı yaratığı onun dil şaklatışı ile parmaklarının hareketi doğrultusunda bakışlarını yavaşça ejder vagonundan ayırarak kızın sağına doğru ilerlemeye başladı.

 

Ayı bu şekilde ayrılırsa ortada bir sorun kalmamalıydı. Ama Subaru, öyle olmayacağını biliyordu.  

 

"――――"

 

Harekete geçen ayının hemen yanındaki yer ejderinin – Gyan’ın nefes alıp verişi çılgıncaydı.

 

Bir cadı yaratığıyla bu kadar yakından yüzleşmek ve şiddetle yayılmayı sürdüren çiçeklerin kokusu – bu ikisinin doğurduğu baskı yer ejderinin sakinliğine işkence edecek, bu da bir anda kükremesine yol açacaktı.

 

Eğer yer ejderi o sesi çıkartırsa heyecana kapılan cadı yaratığı sürüsü hep birlikte saldırıya geçecekti. Ve bu yaşanırsa bu sefer de önceki iki “ölümün” tekrarından ibaret olacaktı.

 

"――――"

 

Ancak Subaru hariç hiç kimse Gyan’ın telaşlandığının farkında değildi. 

 

Dizginlerini tutan Julius’un ilgisi bile istemsizce yer ejderinden ayrılıp önlerindeki yaratık tehdidine kaymıştı. Dolayısıyla bu durumla baş edebilecek tek kişi Subaru’ydu.

 

Ama nasıl?

 

Konuşamazdı. Hızlıca yaklaşıp ejdere dokunması imkansızdı.

 

Julius’a seslenip ejderi sakinleştirmesini istemesi de çok riskliydi. Her şeyden önce, eğer hemen şu anda bir karar veremezse vaktinde müdahale edemeyecekti. Ne yapmalıydı――?

 

"――――"

 

İşte bu son saniyelerde Subaru, gözlerini kapattı.

 

Eğer aklına hiçbir şey gelmezse Julius’a seslenecekti, kararını vermişti. Beyninde son iki “ölümü”, yani cadı yaratıklarının katliamını ve Gözcü Kulesinin ışığını yeniden canlandırdı.

 

Ve ikinci “ölüm” öncesinde ağlaya ağlaya “beni yalnız bırakma” diyen Beatrice tarafından kucaklandığını hatırladı.

 

Subaru: “Beako, seni seviyorum."

 

Betty: "...?"

 

O küçük bedene arkadan sarılarak kulağına bu sözleri fısıldadı. Beatrice bu ani sevgi gösterisi karşısında şaşırsa da ağzına kapanan el yüzünden bağırması mümkün olmadı.

 

Bu sırada Subaru, sağ ön köşedeki Gyan’a “elini” uzattı.

 

“Ölümünden” önce Beatrice’in yüzünü kibarca okşayıp gözyaşlarını silen “Elini”. 

 

― Görünmez Takdir.

 

Ağzı sevgisini fısıldayarak itiraf etmekle meşgul olsa da maalesef ki tekniğin ismini kalbinden geçirmişti.

 

Tam da o saniyede Subaru’nun bedeninin merkezinde – Beatrice ile arasındaki bağlantıyla manasının çekildiği ankinden farklı bir hissiyatla – karanlık bir şey çağrıldı ve sessiz bir çığlık uyandırdı.

 

Dile getirilmemiş bir bağırışla bu dünyaya çağrılan “Tembelliğin” “Görünmez Eli”, Natsuki Subaru’nun hedeflerini gerçekleştirmesi için yardıma koştu.

 

"――――"

 

Yaratılan siyah el, Subaru’nun göğsünden çıkarak yavaşça dünyaya taşınıyordu. Tabii ki varlığını Subaru’dan başka hiç kimse göremiyordu. Kendisi Beatrice’i kucaklarken “Görünmez Eli” kızı aşıp geçiyor ve istenmedik herhangi bir temas gerçekleşmiyordu.

 

Subaru bu gerçeği takdir etse de içinde bir şeylerin her geçen saniye tükendiğini hissedebiliyordu. Lakin o şey ruhu mu yoksa akıl sağlığı mı bilmiyordu. Her halükarda Julius’a seslenmek zorunda kalmak istemiyorsa harcayacak fazla vakti yoktu.

 

Bu sırada kara büyü her an kükreyebilecek gibi görünen Gyan’ın boynuna uzandı. Ve avuç, kalın pullarla örtülü o iri boynu yavaşça okşamaya başladı.

 

İri yer ejderi birinin dokunuşu yüzünden ürperse de muhtemelen içgüdüleri o dokunuşta bir düşmanlık olmadığını söylüyordu. Bu sayede nefes alıp verişini düzene koyarak bedenini gevşetti.

 

Julius: "-Ha?"

 

Derken Julius da Gyan’ın tepkisini fark etti ve dizginleri çekerek yer ejderini içtenlikle sakinleştirdi. Tam da Juilius’tan beklendiği üzere yer ejderini başarıyla idare edip paniğinin farkına varmıştı ki aksi, yıkıcı olabilirdi.

 

Bunu gören Subaru “Görünmez Elle” bağlantısını anında sonlandırdı. Ve özgürlüğünden mahrum kalan el bir anda dağılarak hiçbir şey olmamışçasına kum denizinin kavruk rüzgarında yitip gitti.

 

"Vauuv...fuh"

 

Bu sorundan kıl payı kurtulan Subaru rahat bir nefes aldı.

 

Aynı saniyede göğsünde kara bir bulutun varlığını hissetti ve kusmak istedi. Tabii ki işler öyle basit değildi. Görünmez Takdiri kullanmak için ödediği bedel bir kayıp hissi doğurmuştu ve o his ruhunda varlığını koruyordu.

 

Böylece Subaru, göğsüne yerleşen o kayıp hissini düşünmeye başladı.

 

Görünmez Takdir. “Görünmez Eli” kullanmanın bedeli olan kayıp ve nefessizlik hissiyle baş etmek eskisine nazaran bariz şekilde “kolaydı”. 

 

Subaru’nun Görünmez Takdiri kullandığı ilk sefer, Sığınakta Garfiel ile yaptığı dövüş esnasındaydı.

 

O zaman heyecana kapılarak bu gücü kullandığında bedeninin yarısını istikrarsız hale getiren bir kayıp ve sarhoşluk hissinin saldırısına uğramıştı.

 

Zamanında kendisinin önünde aynı gücü kullanan rakibini düşünmek midesini bulandırıyordu ancak bu, olayın en başta Garfiel’i dövememesinden sonra gerçekleşmesinin mazereti değildi.

 

Tuhaf bir kabiliyet—daha ziyade otoriteydi ve hem onu kullanabilmesini sağlayan şartlarla hem de kullanmanın doğurduğu tehlikelerle Subaru’nun fazlasıyla ilgisini çekiyordu. Dolayısıyla şu ana dek bu gücü aktif olarak kullanmayı hiç aklından geçirmemişti.  

 

Subaru'nun “Görünmez Takdiri” o deli adamın orijinal “Görünmez Ellerinin” gücüne de esnekliğine de sahip değildi. En iyi ihtimalle gözyaşı silebiliyor veya tüm gücüyle kafa okşayabiliyordu.

 

Ruhuyla ödemek zorunda kaldığı takdirde bedel çok fazlaydı ama tek yolun ödün vermek olduğunu düşünüyordu.

 

Subaru: "Buna alışmış falan değilim."

 

Kayıp ve mide bulantısı hissiyle sarsılan Subaru, rahatlamadan ziyade gerginlik duyuyordu.

 

Elinde daha çok kart olması daima iyidir, Subaru’nun mantığı buydu. Ama bu, “Old Maid” oyununda birden fazla eşsiz jokeri elinde bulundurmanın fayda edeceği anlamına gelmiyordu.

 

Tabii ki bu, başka oyunlarda en iyi kart işlevi görürdü.

 

Subaru: "Uhuh."

 

Betty: "...Az önce ne yapıyordun sen, sanırım?"

 

Subaru: "Oh? Ne...?"

 

Subaru endişelerinin arasında ufak bir çığlık atarken ansızın huysuz bir ses yükseldi.

 

Gözlerinizi açıp yaşananları görecek olsaydınız burnunuzun ucunda bir surat bulurdunuz ve gözleriniz Beatrice’in gözleriyle buluşurdu.

 

İşte o Beatrice, oldukça alışılmadık bir haldeydi.

 

Subaru: “Beako, kafana ve elbisene ne oldu?"

 

Betty: ". . . Subaru’nun başından beri Betty’nin saçına ve kıyafetlerine yapışmasının sonucu. Neden böyle bir aşağılanmaya maruz kalmaya mecburum acaba!"

 

Subaru: "Ha, ben mi?"

 

Bir şey anlamamış şekilde kafasını kaldıran Subaru’nun önündeki hiddetli Beatrice, sesindeki öfkeyi gizlemeye çalışıyordu.

 

Muazzam bukleleri de modadan önde giden eksantrik, hoş elbisesi ve elbisesini kum fırtınalarından koruma amaçlı beyaz pelerini de darmadağındı. Hiç kimsenin aklına gelmeyecek son moda bir modeldi.

 

Betty: "- Kendinin farkında olmaman sinirimi bozuyor, doğrusu! Çok endişeliydin, sanırım, ama devamı geldi de geldi geldi de geldi geldi de geldi...Yeter artık! ... Bana söylediğin sevgi sözcüklerini hatırlıyor musun bari?"

 

Subaru: "Evet, hatırlıyorum. Beako, benim SEVGİM gerçek."

 

Betty: "Hıııhhh!"

 

Bu içten kelimeler sonrasında yüzü kızaran Beatrice, peleriniyle kafasını tamamen örtüp gizledi.

 

Subaru bu yabancı tatlı görünümü gerçekten takdir etmek istese de şu anda Beatrice ile oynamaya ayıracak vakti yoktu.

 

Subaru’nun dile getiremeyeceği çabaları sonucunda Gyan yaygara çıkarmamıştı ve Meili’nin kabiliyetiyle birlikte ejder vagonu yola koyulmak üzereydi. Fakat Subaru, Courtesan Ayılarının sağladığı boşluğu kullanarak Patrasche’yi vagonun yakınına yaklaştırdı.

 

Subaru: "Julius, Meili. Geçici olarak geri çekilelim ― işler kötü."

 

Ve iki “ölüm” nedeniyle stratejileri üzerinde tekrar çalışmayı teklif etti.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Meili: "Beni hayal kırıklığına uğrattın, büyük kardeş. Yalnızca azıcık gerginlik yaşandı, bu kadar erken kaçmak istemezdim."

 

Ram: "E Barusu hala Barusu sonuçta. Emilia-sama’nın şövalyesi olduktan sonra biraz daha iyiye gider sanmıştım. Ama sanırım bir insanın karakteri o kadar kolay değişmiyormuş. Fazla erken oldu."

 

Subaru: "Yeni bir güvenlik önlemi almanın ne zararı var ki!"

 

Çiçek tarhından bir şekilde geri koşturup “Kum Vaktini” aştıktan sonra belirledikleri buluşma noktasına dönüşlerinin ardından Subaru, geri çekilme kararından ötürü katı eleştirilere maruz kalmıştı.

 

İlk eleştiri ayıları başarıyla yola getiren ve kuleye giden yolu açan Meili’dendi, ikincisi de herhangi bir acil duruma hazırlıklı şekilde ejder vagonunun penceresine yapışmış olan Ram’dan.

 

Ejder vagonunu durdurup kumda yüz yüze bir toplantı gerçekleştirmeyi talep eden Subaru ise yalnızca onun fikrine dayanarak ilerlemeyi durdurmaları konusunda köşeye sıkıştığı için büzüşüp kalmıştı.

 

Emilia: "Ama ben Subaru’nun kararının yanlış olduğunu düşünmüyorum. Bana kalırsa çiçek tarhında geeeeerçekten ilerlesek bile aynı durum yaşanabilirdi. Ve bu durumda az önce yaptığımız gibi işin içinden çıkamayabilirdik.”

 

Meili: "Büyük kız kardeş benim yeteneğimden şüphe mi duyuyor? Büyük kardeşe benden daha mı çok güveniyor?"

 

Emilia: "Buraya kadar geldik. Ve ben ikinize de inanıyorum. Ama bilhassa Subaru’nun söylediklerine inanmak istiyorum, bu benim fikrim. Üzgünüm."

 

Subaru: "E・M・G ..."

 

O Meili’nin çocuksu çıkışlarına karşı koyan ve bu işe kalbini koyan EMILIA・MAJOR(büyük, başlıca)・ GODDESS(tanrıça) idi. Subaru ellerini birleştirirken hemen yanındaki Beatrice dağınık saçlarını ve kıyafetini düzeltiyordu. 

 

Betty: "Ee, sonuç olarak niyetin ne? Yaratıkçı kıza güvenmiyorsan bu çiçek tarhından geçmek çok pervasızca olur, sanırım... Zorunda kalsam bile bu yaratıklardan koca bir sürüyü imha edemezdim ama mevzu bu değil."

 

Emilia: "Puck burada olsaydı, ah neyse... Ben elimden geleni yapmayı denerim sanırım?"

 

Subaru: "Bunun gerçekten son çare olmasını isterim. Ve buradaki tüm Courtesan Ayılarını öldürseniz bile boşluğu başka yaratıklar doldurur ve bu sonsuz bir döngü olur gibime geliyor. Sen ne dersin, Meili?"

 

Meili somurtarak kafasını diğer tarafa çevirdi.

 

Eğilip küçük bir çocuk gibi çenesini dizlerine yerleştirdikten sonra da,

 

Meili: "Neeeee oldu?"

 

Subaru: "Duyduklarıma dayanarak çiçek tarhının sadece o ayıların bölgesi olması alışılmadık bir durum olur. Yani açıkça ifade edersem ayılar etrafta olmasa bile yerlerini başka yaratıklar doldurur diye düşünüyorum."

 

Meili: "........Bu doğru olabilir de olmayabilir de."

 

Subaru: “Hangisi?”

 

Meili: "Evet, büyük kardeşin söyledikleri doğru. Ama bu konuda ne yapacaksın?"

 

Subaru’nun bakış açısını teyit eden Meili, sorusuna soruyla karşılık verdi.

 

Ve ondan tatminsiz bir bakış alan Subaru kaşlarını çatarken de Julius omuzlarını silkti.

 

Julius: “Meili Hanımın değindiği noktayı anlıyorum. Subaru’nun endişeleri yerinde fakat yalnızca beklenmedik durumlara moralimizi bozarak hiçbir şey elde edemeyiz. Olacakları tahmin edip onlarla başa çıkabilseydik ‘beklenmedik’ olmazlardı zaten."

 

Subaru: “Yine de her şeyi ilahi korumanın ellerine bırakıp hiç düşünmeden koşturmak başka bir hikaye. Belki de bu teklif, karakterine hiç uygun değil demeliyim. Daha ziyade Garfiel’e uygun.”

 

Julius: "Doğal olarak böyle bir pervasızlığı asla önermem. Yapıcı bir tartışmanın ardından izleyeceğimiz yola karar vermeliyiz. Devam mı edeceğiz, geri mi döneceğiz sorusuna yani."

 

Julius tıpkı çiçek tarhına girmeden önce yaptığı gibi iki parmağını yükselterek böyle söyledi.

 

Subaru bu hareket karşısında homurdanırken de herkes meseleye kafa yormaya başladı. 

 

Ram: "Peki ya Barusu yaratıkları çekmek için yem görevi görse? Yaratıklar onu kovalarken biz de geçecek bir boşluk bulmuş oluruz."

 

Subaru: “Birbirimizden ayrılmayacağız!"

 

Ram: "Ram ve diğerleri güvende olur ve Rem için de bir tedavi bulabiliriz. Bence iyi bir fikir."

 

Subaru: "Beni yiyip bitirecekler ama!"

 

Emilia: "Yine de ben herkes için geeeeerçekten sıkı mücadele ederim..."

 

Subaru: "Emilia-tan, bu beklenmedik derecede *et beyinli bir tepkiydi." (aklı fikri kas yapmakta, savaşmakta, güçte vb olan iriyarı tiplere söylenen bir şeymiş ama birebir çeviri yapamadım.)

 

Emilia: "Et... beyinli mi...ha, aniden ne diyorsun öyle? Utanç verici."

 

Subaru: "Benim için de ani oldu! Koşulsuz şartsız övgüler saçan Emilia-tan’a hiç yakıştı mı bu?"

 

Julius: "İşi Meili Hanımın ilahi korumasına bırakalım ve çiçek tarhında elimizden geldiğince ilerleyelim… Sınıra ulaştığımızda da önleyici bir saldırıyla Gözcü Kulesine koştururuz. Bu güçlü bir kumar olur."

 

Subaru: "Bunu size açıklayamam fakat bu plan başarısız olacak. Açıklayamam ama bundan eminim."

 

Julius: “Hmm... Bunu tamamen kesin bir dayanağın varmış gibi söylüyorsun."

 

Subaru: "Ah, bilmiyorum. O kadar emin konuşamam."

 

Yasaklı “Ölümden Dönüş” konusuna değinmeden ilerleme stratejisini bozmak zordu.

 

Ve strateji açısından ilerleme eksikliği çeken bu tartışmada Subaru, fark ettiği şey üzerine şansını deniyordu.

 

Gyan’ın şokuna öncelik verdiği ve sonra da çiçek tarhından geri çekildikleri için o iki “ölümün” gerçekleşme sebeplerine kafa yormayı unutmuştu.

 

İlki çok aniydi ve ikincisi karman çormandı, bu yüzden çok net konuşamıyordu – ama Subaru’nun iki ölümü de önlerindeki ışıltılı kuleyle ilişkiliydi. 

 

Subaru: "O kulenin ışıldadığını, benden başka gören oldu mu?"

 

“Gözcü Kulesi ışıldıyor mu...?”

 

Subaru’nun sorusu karşısında herkes şaşkın yüzlerle kafasını kaldırdı.

 

Subaru ise bu yetersiz tepki ve kimsenin ışığı görmemiş oluşu karşısında homurdandı. Bu kadarı barizdi.

 

Açıkçası Subaru’nun ışığı görme anı “ölümüyle” aşağı yukarı aynı andı. Eğer o ışık gerçekten de öldürme niyeti taşıyorduysa o ışığı görenler gerçeği anlatacak kadar hayatta kalamazdı.

 

Anastasia: "Natsuki-kun, sen kulenin ışıldadığını mı gördün?"

 

Subaru: "Ne? Ah--, yanılıyor olabilirim ama bana aydınlanmış olabilir gibi geldi."

 

Anastasia: "Bu ne zaman oldu?"

 

Subaru: ".....Çiçek tarhındayken, sanırım?"

 

Anastasia’nın sorgusunu bu şekilde, soru sorarcasına yanıtladı. 

 

Yine de çiçek tarhında ses çıkartamayacağı bir duruma düştükleri için o sırada kulenin ışıldadığından bahsetmemiş olması şüpheli görünmüyordu. Ama Subaru “Ölümden Dönüşü” aktive ettiği iki seferde de kulenin ışıldadığını gördüğü için bu konuya değinmek riskli de olabilirdi.

 

Bir an için gerçeği yalnızca düzensiz parçacıklar halinde açıklayabiliyor olmasından pişmanlık duyarken--

 

Subaru: “Kule ışıldıyorsa bu kuledeki bilge-san’ın bizi izlediği anlamına gelmez mi?”

 

Anastasia: “İlla öyle olmak zorunda değil, sonuçta gece vakti ışık kullanması tuhaf olmaz.”

 

Emilia: "Anlıyorum. Eğer “Bilge” bizi fark ettiyse herhangi bir kötülük amaçlamadığımızı iletmemiz iyi bir fikir olabilir."

 

Subaru’nun argümanı çok belirsiz olduğu için Emilia’nın düşünceleri tamamen başka bir yöne kaymıştı. Tabii ki bu, dostane bir iletişimi hedefledikleri bir yolculuktu.

 

Ve ışığın kaynağı Bilgeyse böyle bir fikir geliştirmeleri normaldi.

 

Fakat o ışığın hiç de dostane olmadığını bilen Subaru için bu, uçuruma doğru koşmaktan farksızdı.

 

Subaru: "Bekleyin, önce bildiklerimizi bir toparlamaya çalışalım. Ve sonra da bilgeyle iletişime geçip geçmeyeceğimize karar verelim."

 

Emilia: "Bildiklerimizi mi toparlayalım?"

 

Subaru: “Evet, organize edelim. Çünkü, bilirsin ya, hepsi ortada. O ışık illa da bilgeye dair bir işaret olmak zorunda değil. Daha ziyade, şey… Belki de projektör ışığı gibidir, tehlikeli bir şeydir, olamaz mı?"

 

Emilia: “Pro...jektör mü..."

 

Anastasia: "Başka bir deyişle Natsuki-kun gördüğü o ışığın “Bilgenin” yerleştirdiği bir savunma mekanizması olabileceğini mi söylüyor?"

 

Subaru: "Aynen öyle!"

 

Emilia alışkın olmadığı bir kelimenin anlamını çözmeye çalışırken Anastasia/Kürk-dona, Subaru’nun sözlerinin ardındaki gerçek anlamı çözmüştü. Ve Julius da bunu işitip üzerine kafa yormaya başlamıştı. Bu sırada sessizce “Öyle mi?” diye mırıldanan şövalye,  

 

Julius: "Bilge yüzlerce yıldır hayatta mı yoksa bu yalnızca abartı mı bilmiyorum. Belki de o ışık bilgenin dünyayı korumak için geliştirdiği ve hala çalışan bir miras falandır?"

 

Subaru: "Oh, oh... O kadarını düşünmemiştim ama mümkün."

 

Julius: "Durum böyleyse yaklaşan herkesin, Kraliyetin ulaklarının bile “Kıskançlık Cadısını” diriltmeyi amaçladığını varsayıyor olabilir. Kraliyetin dostu olması gereken Bilgenin neden hikayelerde anlatıldığı kadar vahşi olduğu uzun zamandır süregelen bir gizem sonuçta."

 

Julius’un kelimeleri kulağa rahatlamış gibi gelmiş ve Subaru, “Demek böyle bir düşünce şekli de varmış?” düşüncesiyle hayranlık duymuştu.

 

Sahiden de bu savunma mekanizması bilge tarafından hazırlanıp geride bırakıldıysa sahibinin ölümünden sonra bile işgalcileri geri çeviriyor olabilirdi. Büyü dünyasında böyle bir sistemin var olması tuhaf değildi.

 

Subaru: "Durum böyleyse bu yolculuk boşa çıkacağı için beni biraz kendi halime bırakmanızı isterim..."

 

Ram: "Eğer Bilge ölmüşse arkasında bıraktığı herhangi bir bilgi veya doküman da iş görebilir. Henüz çaresizlik içerisinde dünyadan ayrılmak için çok erken, Barusu."

 

Subaru: “Nee-sama’nın zorba mizacının kafama işlemesine izin vermeyeceğim."

 

Julius’un tahminleri doğruysa bu yolculuğun temeli kökünden baltalanmış demekti. Ama Ram’ın kararlılığı bu olasılığa rağmen sarsılmamıştı. Beklenildiği gibi.

 

Anastasia: “Her halükarda yüzlerce yıl boyunca dinlenmeden gözcülük etmek... Hiç gerçekçi olmasa da bunun mümkün olduğunu bile düşünmüyorum. Ayrıca “Bilge” Shaula’nın hayatta olup olmadığı konusunda hayal kırıklığına kapılmaya gerek olduğunu da düşünmüyorum.”

 

Emilia: "Gerçekten mi? Neden?"

 

Anastasia: "Söz konusu uzun ömürlü bir ırksa şu anda bile hayatta olması çok da şaşırtıcı olmaz. Echidna’nın doğumu da yüzlerce yıl önceydi."

 

Cüppesinin içerisinden beyaz kürkünü çıkaran Anastasia kahkaha attı. Emilia ise karşılığında Puck’ı düşünerek anında kolyesine uzandı. 

 

Emilia: "Oh, benim Puck’ım da uzun zamandır yaşıyor. Echidna’dan aşağı kalmam."

 

Subaru: "Neden yarışıyorsun ki Emilia-tan? Ehh, benim Beako’m da tam bir loli nine. Haksız mıyım?"

 

Betty: "Betty’nin buna güleceğini ve yanıt vereceğini mi sanıyorsun, sanırım? Mide bulandırıcı."

 

Subaru, Beatrice’in öfkeyle attığı alaylı gülüş karşısında omuz silkti.

 

Konuşmanın konudan saptığını gören Ram ise ellerini çırptı.

 

Ram: "Bilgenin ölü veya diri olması tartışmamızla alakalı değil. Bunu bir kenara bırakırsak, esas problem Barusu’nun gördüğü ışığın gerçek kimliği. Tehlikeli mi değil mi, yoksa yalnızca Barusu’nun gördüğü bir hayal miydi, bu konuda bir sonuca varmak zorundayız."

 

Subaru: "Er ya da geç raporumun doğru olup olmadığı hepimiz için şüpheli olmaktan çıkacak."

 

Ram: “Mesele bunun yalan olup olmadığı değil, Ram bu kadarını kabul edecek."

 

Eğer ortak bir fikre varamazlarsa hiç ilerleme kaydedemeyebilirlerdi.

 

Her halükarda tartışma konusu yeniden ışığın gerçek kimliğine dönmüştü.

 

Subaru: “Bence… bence tehlikeli. En azından dostane değil."

 

Julius: "Ve dayanağın, yalnızca sezgilerin mi?"

 

Subaru: "...Şey, öyle."

 

Julius: "Öyle... Bu biraz can sıkıcı."

 

Gözcü Kulesinin ışığı – Subaru “ölümlerinin” sebebinin o olduğundan emindi ancak bu gerçeği aktarmak zordu. Yani mantığını “sezgilerine” dayandırmanın imkansız olduğunu düşünse de şaşırtıcı bir şekilde Ram, bu yanıtını ciddiye almıştı.

 

Ve bu Ram’la sınırlı kalmamıştı, Emilia ve Julius için de geçerliydi.

 

Subaru: “Eh? Yalnızca sezgilerime mi güveneceksiniz? Biraz fazla şüpheli değil mi bu?"

 

Emilia: "Yalnızca bir önsezi olsaydı öyle düşünebilirdim ama Subaru’nun sezgileri söz konusu. Bu durumda ansızın şüphe duymaktansa üzerine düşünmek daha mantıklı."

 

Julius: "Kendini bu kadar küçümseme. Daha önce de böyle umutsuz bir durumu atlattın, değil mi? Yalnızca böylelerinin sahip olduğu sezgiler vardır. Başka bir deyişle, bu bir nevi temel kural… Yani hiçbir şekilde hafife alınamaz."

 

Ram: "Tarla farelerinin sağanak yağıştan önce yer değiştirmesi gibi. Barusu’nun sezgileri şakaya gelmez."

 

Subaru: "Bu yeterince aptalca. . . . . .mı demeye çalışıyorsun?"

 

Kendisine yönelik zehirli sözlere refleks olarak verdiği karşılıkla birlikte Subaru’nun omuzları bir nebze gevşemişti.

 

Bilgi kaynağını açıklayamaması, bunun yakınına bile yaklaşamaması absürt bir gerçeklikti. Subaru daha önce de pek çok kez bu duruma düşmüş ama her seferinde başkalarının ilgisi ve güveni sayesinde kurtulmuş, aynı şeyi tekrar tekrar yaşamıştı.

 

Başkentte Rem. “Sığınakta” Otto ve Ram. Pristella’da Emilia ve Beatrice. Hepsi Subaru’ya, onun ifade ettiklerine inanmıştı. Ve bu yüzden,

 

Subaru: “O şeylere dostane bir şekilde seslenmek isteseniz bile buna imkan yok. Azıcık yüksek bir ses çıkaracak olursanız Ayı-san sizi bilgeden önce karşılayacak.”

 

Julius: “Bu da kaçınmak isteyeceğim bir şey. Öyleyse en gerçekçi yaklaşım Emilia-sama’nın büyü kullanması olur... Yani öyle görünüyor…”

 

Gözcü Kulesine doğru bakan Julius sağ elini uzatarak tek gözünü kapattı. 

 

Bu bir ressamın mesafe hesap etmek isterken yapacağı cinsten bir hareketti. Sonra da bir müddet böyle kalıp sessizce düşünerek,

 

Julius: “Kabaca, buradan Gözcü Kulesine olan mesafe yaklaşık on kilometre – çiçek tarhının önünden Emilia-sama’nın büyüsü için gerçekçi bir menzil olmuyor.”

 

Subaru: “Bu arada, Emilia-tan’ın büyüsü ne kadar uzağa ulaşabilir?"

 

Emilia: “Menzili mi soruyorsun? Eh, daha önce ölçmeyi denemedim, o yüzden bilmiyorum… Ama buradan kuleye ulaşabileceğini sanmıyorum. Hedefe ulaşamadan gözden kaybolacaktır."

 

“Gözcü Kulesinin” silueti bu noktada “Kum Vakti” öncesine nazaran bariz şekilde yakındı. Hatta çiçek tarhında mesafe kaydettikten sonraki hallerinden de yakındı.

 

Yine de çiçek tarhının önünden kuleyi hedef alma düşüncesi pek gerçekçi değildi.

 

Subaru: “Öncelikle öylece mesaj gönderilebilecek olsaydı Reinhard bunu yapmış olurdu. O herif söz konusu olunca… 10 kilometre ötesine ulaşabilecek bir büyü saldırısı yapamaz mıydı yani?”

 

Julius: "Bunu bilmenin ona sormaktan başka bir yok, zaten muhtemelen Reinhard bu işe kalkıştığı sırada “Kum Vaktini” aşmamıştır. Bizim şu ana dek bu noktaya ulaşabilmemiz de yalnızca Anastasia Hanımın… yo, Echidna’nın yolu bilmesi sayesinde."

 

Subaru: "Öyle mi?... ah, kahretsin. Daha fazla bilgin yok mu?"

 

Teklifi reddedilen Subaru, melankolik bir sesle Kürk-dona’yı işaret etti. Ardından Anastasia rolünü oynayan Kürk-dona, durumunu ustalıkla gizleyip kürkünü tutarak,

 

Anastasia: "Ne desem bilmiyorum. “Kum Vaktinin” diğer tarafında izlenecek bir yol vardı ve yalnızca bunu iddia edebilmek bile eşi benzeri görülmemiş bir başarıydı. Biraz daha takdir edilemez miyim?”

 

Subaru: "Buraya ulaşan ilk grup biziz, öyle mi yani? Belleğinde yolun yalnızca yarısını taşımak gazete standına talimat vermek gibi. Zorlu bir iş. "

 

Anastasia: “Hm, doğru bir noktaya parmak bastın.”

 

Subaru kaba bir teori sunsa da Kürk-dona bunu çürütmeye kalkmadı. Aksine sessizleşti ve Anastasia’ya geçirdiği düşünceli tavrın ardından ansızın yüzünü kaldırarak,  

 

Anastasia: “Bu doğru. Ama şu an için bildiklerimizi özetlemek daha iyi olacak gibi görünüyor.”

 

Subaru: “Bildiklerimiz -- Öyleyse...."

 

Anastasia: “Natsuki-kun’un gördüğü kuledeki ışık, o ışığın sözüm ona tehlikesi, kulenin önündeki çiçek tarhındaki yaratıklar, üç “Kum Vakti” ve… başka bir şey var mı?”

 

Anastasia o ana dek açılan tüm konuları listelemişti.

 

Bir rota oluşturup sonuca giden bir yol açmak önemliydi. Subaru bu düşünceyle kollarını kavuşturarak bir müddet yaşadıkları yolculuğu ve tanık olduğu tehlikeleri irdeledi.

 

Subaru: “Şimdi, geceki “Kum Vaktini” aşarak geldiğimiz yer burası. Ve ejderlerden bu çiçek tarhını geçmelerini istemenin fazla ağır bir yük olduğu ortaya çıktı. Ayrıca Meili peşimize bir yaratık taktığını bizden saklamış görünüyor.”

 

Meili: "Ha!?"

 

Subaru parmaklarıyla tek tek bu şeyleri sıralarken Meili’nin omuzları panik içerisinde kalktı. Küçük kızın bariz tepkisini görenlerin gözleriyse üzerine çevrildi.

 

Meili: “Aayh-, durun, durun. Evet, büyük kardeş haklı, ama… Nerden, bunu nerden bildin?”

 

Subaru: “Tahmin ettim. Yalnızca yönlendirici bir soruydu.”

 

Julius: "Subaru’nun sezgileri doğru çıkıyor gibi görünüyor. ― Ee, bu konuda ne yapacaksın?"

 

Julius kısık bir sesle Meili’nin ihanetiyle ilgili izlenecek yolu sordu. Onun bu tavrını işiten Meili’nin beti benzi atsa da Subaru işleri kötüleştirmek istemiyordu.

 

Bu yüzden Julius’u eliyle durdurup gözlerini Meili’ye odaklayarak,

 

Subaru: "Endişelenme. Azarlamak için söylemedim. Kendini bu şekilde garantiye aldığını anlıyorum. Yine de şüpheli bir faktördü."

 

Meili: "O, onu bırakmamı ister misin? Bunu yaparsam bana kızmayacak mısın?"

 

Subaru: "Bırakmana gerek yok. Bir garantiye ihtiyacın olduğunu düşünüyorsan tut lütfen. Hem Courtesan Ayıları grubu tarafından etrafımız sarılırsa veya peşimize takılırlarsa çok yardımı dokunur."

 

Meili: "------"

 

Şaka yapıyor olmalı diye düşünen Meili gözleri irileşerek başını sallamakla yetindi. Emin olmak adına henüz gözlerindeki temkinliliği yitirmemiş olan Julius’a dönen Subaru ise,

 

Subaru: "Çocuklar böyledir. Ona müsaade edelim gitsin.”

 

Julius: "Doğru düzgün ele alınabilecek bir çocuk olsaydı ben de tüm gücümle öyle yapardım. Ama bu kız öylece güvenip müsaade edemeyeceğimiz kadar güçlü. Özellikle de yaratıkların bahçesi denilebilecek Augria arazilerinde..."

 

Subaru: "Yine de hepimiz aynı ejder vagonunu paylaşıyoruz, o yüzden iyi geçinin lütfen."

 

Subaru böyle söylerken Julius kısa bir tereddüdün ardından kılıcına uzanmaktan vazgeçti.

 

Ve sessizleşen Julius’un yerine konuşan kişi, elini kaldıran Emilia oldu.

 

Emilia: "Ee, Subaru. Hadi önceki konuşmamıza dönelim."

 

Subaru: "Evet evet, devam ediyorum."

 

Emilia: "İş çiçek tarhını aşmaya geldiğinde… ne yapmayı planlıyorsun? Başka bir “Kum Vaktinde” aynı şeyi yapıp farklı bir noktayı denemek mi istiyorsun?"

 

Subaru: "Gerçi diğer taraftan... Bir saniye, denemek istediğim bir şey var aslında."

 

Emilia: "Denemek istediğin bir şey mi?"

 

Subaru’nun ne düşündüğüne dair hiçbir fikri olmayan Emilia, aklı karışarak kafasını kaldırdı. Ve Subaru da onun kalkık başını kopyalayarak gözlerini çiçek tarhına – Gözcü Kulesini çevreleyen çiçek denizine çevirdi.

 

Tabii ki sonunu göremiyordu ama―

 

Subaru: “Çiçek tarhının bir noktada bir açıklığı varsa hiç değilse her taraftan hedef alınmaktan yana endişe duymamıza gerek kalmaz. Böyle bir köşe varsa denemeye değer, haksız mıyım?”

 

#Aa ejderi bu şekilde sakinleştirip kaosu sonlandırabileceği hiç aklıma gelmemişti açıkçası. Herkes de lafını dinledi derken bir süreliğine yeniden huzur ortamı oluşabildi çok şükür. Anlaşılan şimdi bu yolda sakin bir nokta aranacak, olmadı yeni bir kum vakti denenecek. E bu yollar iyi hoş güzel de sonunda her şey yine ışık sorununa bağlanacak. Onu nasıl çözecekler çok merak ediyorum doğrusu.
 
Bu arada sonunda animede güncele geldim. Açıkçası o sıralarda neler olduğunu bayağı unutmuşum, ‘böyle bir şey olmuş muydu, burası böyle miydi yaa’ diye kendi kendime sora sora izledim çoğu kısmı. Otto’yu sevdiğim için onun geçmişini izlemek hoşuma gitti. Subaru’yu pataklayıp güçlü rolü yapmayı bırak, arkadaşına güven dediği sahne de iyiydi, canım Otto! Daha önce de söylemiştim ama animeyi izlerken Remciydim, yine de Subaru ile Emilia’nın mezardaki sahnelerine bayıldım. Çevirirken de beni çok etkilemişti zaten o bağırıp çağırmalı aşk itirafları. Sonrasında öpüşmeleri ve özellikle yanaklarındaki kızarma efektleri falan çok şirindi :D Garfiel’in kötü çocuk olmasını garipsedim, o kadar uzun süredir kaptan aşağı kaptan yukarı diye dolaşıyor ki bir anda onları yeniden düşman görmek tuhaf geldi. Subaru’nun ‘Garfiel 14 yaşında’ bilgisini öğrendiği anki yıkılması da harikaydı. Ve tabii en önemlisi Emilia’nın yargılama sahneleriydi. Küçük Emilia inanılmaz tatlı çizilmiş, yanaklarını sıka sıka sevesim geldi. Fortuna da çok güzel bir kadın olmuş ama o kıyafet neydi yaaa, bir kıyafetin altından göbek deliği nasıl bu kadar belli olabilir? Vallahi çoğu sahneyi kadının göbek deliğine bakarak izledim :D Geuse de nasıl eli yüzü düzgün yakışıklı bir abimizmiş, ne hallere gelmiş… Gerçekten olacakları bilsem de bayağı duygusal sahnelerdi. Son olarak Hector bayağı iyi olmuş, adam cidden buram buram melankoli kokuyordu.
Özetle keyif alarak izledim ve izlerken yine ‘öf beee şu seri bir an önce bitse de bütün gizemleri çözsek’ diye sabırsızlandım. Bir de söylemeden geçemeyeceğim, yıllardır kendim çevirmeye öyle alışmışım ki aynı olayları başka ağızlardan izleyip okumak çok tuhaf geliyor. Kullandıkları kelimeleri değiştiresim falan geliyor :D Bir türlü susmak bilmedim, buraya kadar okuyan varsa teşekkür ediyorum. Siz de yorum yapın da Regulus gibi tek başıma bir sayfa konuşmuş olmayayım. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21900 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40689 Bölüm Sayısı


creator
manga tr