Bölüm 168: Üç Numaralı Odadaki Hasta

avatar
475 0

My House of Horrors - Bölüm 168: Üç Numaralı Odadaki Hasta


Bölüm 168: Üç Numaralı Odadaki Hasta

Çeviri: RassNt  


Jiujiang Üçüncü Psikolojik İyileşme Merkezi 23 yıl önce açılmıştı. Jiujiang'daki ilk özel akıl hastanesiydi. İsminden de anlaşılacağı üzere devlet destekli değil, özel bir iyileştirme merkezi olarak çalışmıştı.


Merkezin üç tane hastalık binası vardı ve birinci hastalık binasının giriş ücreti devlet hastanesine kıyasla daha ucuz olsa da şartları son derece kötüydü. İkinci binanın ücreti normalden yüzde yirmi daha yüksekti ama orada uzmanlaşmış doktor ve hemşireler vardı. Üçüncü hastalık binası ise sadece az sayıda hasta için açıktı. Ücreti son derece yüksekti, normal bir odanın kat kat üstündeydi.


Müdürden geriye kalan notlara göre merkezin ilk açıldığı zamanki hali ile son zamanları arasında dağlar kadar fark vardı. En başta üçüncü hastalık binası mühürlü bir alan değildi. Hatta orası en yüksek ücret isteyen en iyi şartlara sahip binaydı.


Merkez üç aylık işledikten sonra özel bir hasta kabul etmişti. Müdür senaryoyu detaylı bir şekilde kayıt altına almıştı. O gün muhtemelen onun için dönüm noktasıydı.


Merkeze yabancı plakalı bir araba gelmiş ve iki adam hamile bir kadını arka koltuktan dışarı taşımıştı. Müdür onları bizzat karşılaşmıştı. Birkaç sorunun ardından kadının ciddi mental rahatsızlığının olduğunu fark etmişti. Anne ve bebeğin güvenlik kaygısı yüzünden müdür onların giriş ücretini kabul etmemişti.


Adam bunu tahmin etmiş olacak ki üçüncü hastalık binası için istenen ücretin on katını teklif etmişti. ayrıca müdüre yarım yıllık ödemeyi peşin yapacağını söylemişti.


Masaya konana para yığını müdürün ve doktorların ağzını sulandırmıştı. Merkez açıldığından beri birinci ve ikinci binalar ağzına kadar dolarken üçüncü binanın odalarının çoğu boş kalmıştı. Ne de olsa çoğu zengin hasta tedavi için resmi devlet akıl hastanelerini seçiyordu.


Müdür doktorları ikna ettikten sonra nihayet hamile kadını kabul etmiş ve ona üçüncü hastalık binasından bir oda vermişti. Kadının yerleştiğinden emin olduktan sonra adam müdüre telefon numarasını bırakmış ve kendini kadının kocası olarak tanıtmıştı. Fakat müdür evlilik cüzdanı sorduğunda adam gösterememişti.


Yine de parayı kabul ettiği için bir şey yapamamıştı. Pişman olmak için çok geçti. Artık tek yapabileceği şey kadına iyi bakmaktı. İlk teşhisin ardından kadının bipolar rahatsızlıktan muzdarip olduğu anlaşılmıştı. Kadın iletişim kurmayı reddediyordu ve bir saniye önce ağlarken bir saniye sonra öfkeden kudurabiliyordu. Gördüğü her şeyi deviriyor ve bazen kendine zarar veriyordu. Onu güvende tutmak adına doktorlar 3 numaralı odadaki her şeyi güvenli hale getirmişlerdi.


Kadının rahatsızlığı dengesiz haldeydi ama hamileliği yüzünden çoğu ilaç kullanılamıyordu. Doktorların tek yapabildiği psikolojik rehberlikti. Üç ay bu şekilde geçmişti ve kadının süresinin sonu geliyordu. Hastane günün yirmi dört saati onu izlemek için çok sayıda hemşire tutmuştu.


Bebeğin doğumu yaklaştığı için kadının annelik duygularının yükselmesinden mi yoksa rehberlik seanslarının faydasından mı bilinmez ama kadının rahatsızlığı alevlenmeyi kesmişti. Kadın birebir teması sevmiyordu ve zamanının çoğunu kadına dokunup kendi kendine konuşarak geçiriyordu.


Aylar sonra çocuk doğmuştu ve kadının durumu ciddi ölçüde düzelmişti. Müdür ve doktorlar rahat bir nefes almışlardı ve o gün kadının kocasını aradıklarında cevap bulamamışlardı.


Kalplerinde kötü bir his belirmişti ve adamın kimliğini araştırması için özel dedektif tutmuşlardı. Bundan sonra ise bütün belgelerin sahte olduğu ortaya çıkmıştı. Müdür ve doktorlar aralarında tartıştıktan sonra eğer adam parası bittikten sonra ortaya çıkmazsa polisi arayacaklardı. Kadının durumunu düşünerek bunu ona söylememişlerdi.


Kadın bebeğin doğumunun ardından hayata dair umudunu tekrar toplamış ve tam anlamıyla iş birliği içine girmişti. Çocuğu için en iyisini istemeye başlamıştı.  Ayrıca kocasını da sormaya başlamıştı çünkü aklınca artık iyileşmişti ve kocası geri dönecekti.


Fakat yarım yılın ardından adamın parası bitmişti ve kendisi adeta yeryüzünden silinip gitmişti.


Hastanede iki farklı düşünce vardı. Bazı hemşire ve doktorlar anne ve oğlu transfer etmeleri gerektiğini düşünüyordu, ikisine bedava bakmak çok zahmetli olacaktı. Müdür merhametli yaklaşarak onlara biraz daha beklemelerini söylemişti ama kadınla ilgilenen hemşire bu bilgiyi kazara ona sızdırmıştı.


Kadın kocasıyla konuşmayı talep etmiş ve aldığı karşılık duygusuz bir makina sesinin aradığı numaranın artık kullanım dışı olduğunu söylemesi olmuştu.


Görünüşe göre tedavi merkezine yatmadan önce kadın ile adam arasında bir anlaşma yapılmıştı. Şimdi ise o anlaşma bozulmuş ve kadının durumu gerilemeye başlamıştı. Etrafındaki herkese karşı düşmanca davranmaya başlamıştı. Adeta karanlık bir labirentte kaybolmuş ve yolunu bulamaz hale gelmişti. Kendi çocuğuna zarar vermesinin önüne geçmek adına doktorlar bebeği ondan ayırmışlardı.


Kadın aklını kaybetmiş ve iletişim kurmayı reddetmişti. Bebek o sırada çok küçüktü ve hastane onu evlat edinemezdi. Kadını iyileştirerek ondan adam ile ilgili bilgi almayı ve ücretin geri kalanını tahsis etmeyi umut etmişlerdi.


Kimse bu tedavinin üç yıl süreceğini düşünmemişti. Kadının çocuğu akıl hastanesinde büyümüş ve yürüyüp konuşmayı delilerle dolu bu yerde öğrenmişti.


Çocuğun hayatının ilk üç yılı bebeklik dönemiydi. Bu dönem en fazla bilgi aldığı ve geleceğinin temelinin oluştuğu zaman dilimiydi. Kadının çocuğu bu dönemini bu çarpık ve karmaşık çevrede geçirmişti.


Para çoktan bitmişti, o yüzden hastane onlara nezaketten bakıyordu. Birkaç gün sorun olmayacaktı ama günler geçtikçe şikayetler arttı ve çalışanlar bile çocuğu gördüklerinde gözlerini çevirmeye başlamıştı.


Deli anne odasına kilitlenmişti ve çocuğun bu üç yılda en fazla yaptığı şey doktorlardan ve hemşirelerden kendisini 3 numaralı odaya götürmesini istemekti. Kapının penceresine yaslanıp odanın içindeki kadına bakıyordu.


Çocuk yürümeyi öğrendiğinde bazen kendi başına 3 numaralı odaya gitmeye ve orada kendisinden kat kat büyük kapıya bakmaya başlamıştı. Günler günleri takip etmiş ve aylar yıllar olmuştu. Çocuğun yaşıtları kendi aile ve arkadaşlarıyla rengarenk bir hayata sahiplerdi ama onun dünyası farklıydı. Hafızasının çoğunu hastanenin badanalı duvarları doldurmuştu ve eninde sonunda normal çocuklardan farklı davranacaktı.


Chen Ge sonunu isteksizce okudu. Mektup müdürün günlüğünden alınmış gibiydi.


"Bu çocuğun çocukluğu benimkinden bile daha üzücü."


Kendisi çocukken manken kafaları ve plastik kemiklerle oynardı ve bunun üzücü olduğunu düşünürdü ama şimdi daha kötülerin olduğunu görmüştü.


Mektubu koyduktan sonra gönderilmemiş zarflara baktı. Zarflarda mühür yoktu ve adres yazılmamıştı. Zamanla sararmışlardı ve yıllar önce yazılmış gibilerdi. Chen Ge onları kronolojik sırayla açtı. İlk mektup yirmi yıl önce yazılmıştı. O zaman kadının çocuğu henüz iki yaşındaydı.


"Doktor Chen, ilk defa böyle parlak bir çocukla karşılaştım. Nesneleri insanüstü bir başarıyla topluyor.


"Böyle bir yerde doğdu, hastalıklı çevrede büyüyor, onu göndermeli miyim?


"Çocuk gelecekte kesinlikle dahi olacak ama bazı tepkileri beni endişelendiriyor.


"Yürümeyi öğrendiğinden beri tıpkı annesi gibi kendi kendine konuşuyor. Hayır, daha doğrusu bizim göremediğimiz bir şeyle iletişim kuruyor demek daha doğru.


"Doktorlar ve hemşireler çok meşguller ve benim dışımda ona konuşmayı öğretecek boşta kimse yok ama onun dudaklarından sürekli garip kelimelerin çıktığını duyuyorum. Bu kelimeleri doktorlar ve hemşirelerden mi  kaptı? Yoksa başka birisi mi öğretiyor?


"Ben materyalist biriyim ama bu çocuğun durumu inancımı sallamaya başladı. Söylentilere göre yeni yürümeye başlayan bir çocuk yetişkinlerin göremedikleri şeyleri görebilirmiş, bu gerçek mi?"







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18350 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37573 Bölüm Sayısı


creator
manga tr