Bölüm 120: Yoksullar Yurdu

avatar
212 12

Lord Of Mysteries - Bölüm 120: Yoksullar Yurdu


Çevirmen: Dnightshade

 

"Doğaüstü faktörlerin etkisi var..." göz rengi normale dönen Klein dönüp Leonard ve Frye'ye baktı.

 

Leonard aniden güldü.

 

"Çok profesyonel, Kahin unvanını hak ediyor."

 

Bir şey mi ima etmeye çalışıyorsun... diye mırıldandı Klein içinden.

 

Frye elindeki çantayı açıp gümüş bir bıçak ve birkaç araç daha çıkardı. Bir an duraklayıp arkadaşlarına döndü, "Cesetteki belirtiler kadının gerçekten de ani bir kalp krizinden olduğunu gösteriyor. Kehanet yöntemleriyle daha detaylı bir cevap alman mümkün mü?"

 

Klein ciddi bir tavırla başını salladı, "Medyumluk ritüeli ile rüya kehanetini birleştirmeye çalışabilirim. Umarım Bayan Lauwis'in maneviyatının kalanından bir şeyler çıkar."

 

Frye soğuk ve vakur tavrını sürdürüyordu. İki adım geri çekilip cevap verdi, "Dene bakalım."

 

Sonra yan yan Klein'a baktı. Aniden iç çekerek monoton bir tonda devam etti. "Bu tür durumlara iyice alışmaya başladın."

 

Ben de buna bayılmıyorum herhalde... diye bağırmak istedi Klein. Cebinden saf çiy, öz yağları ve bitki tozlarının bulunduğu şişeleri çıkardı. Hızlı bir şekilde medyumluk ritüelini hazırladı.

 

Maneviyat duvarının içinden, Evernight Tanrıçası'nın unvanlarını sıraladı ve Hermes dilinde dualar okudu.

 

Kısa süre sonra çevresinde bir rüzgar esmeye başladı ve odanın ışığı karardı.

 

Gözleri tamamen simsiyah olan Klein kehanet ifadesini tekrarlamaya devam etti.

 

"Bayan Lauwis'in ölüm sebebi."

 

...

 

Hayal dünyasına girdiğinde, cesedin çevresinde süzülen sayfam bir ruh 'gördü'.

 

Hayali sağ elini uzatarak Bayan Lauwis'in kalan maneviyatına dokundu.

 

Bir anda önünde bir ışık patladı ve Klein'ın gözünün önünden ardı ardına sahneler geçmeye başladı.

 

Görüntülerden birinde, yırtık pırtık kıyafetler içinde, sıska, solgun bir kadın hızlı bir şekilde kibrit kutuları yapıyordu.

 

Kadın aniden duraklayıp göğsünü tuttu.

 

Başka bir görüntüde iki çocuğuyla konuşuyordu.

 

Nefes nefese kalmış kadının bedeni yaprak gibi titriyordu.

 

Yeni bir sahnede, kadın siyah ekmek alırken birisi omzuna dokundu.

 

Kadın pek çok kez kalp krizi semptomları göstermişti.

 

Yorgun hissederek yatağa uzanmış, ancak bir daha uyanmamıştı.

 

Klein, doğaüstü faktörlerden bir iz bulabilmek için her bir detayı gözlemledi. Ancak tüm sahneler sona erdiğinde, elinde hala bir ipucu yoktu. Bulanıklık dağılırken Klein rüya aleminden çıkıp gerçekliğe döndü.

 

Maneviyat duvarını dağıttıktan sonra Frye ve Leonard'a döndü,

 

"Doğrudan semptomlar yoktu. Sahnelerin çoğu, Bayan Lauwis'in uzun zamandır kalp sıkıntısı çektiğini gösterdi. Farklı olan tek sahne, birinin Bay Lauwis'in omzuna dokunduğu sahneydi. Ona dokunan el açık tenli ve inceydi, bir kadının eli olduğu belliydi."

 

"Böyle bir aile, bu insanlar çok ama çok hasta olmadıkları sürece doktora gitmezler. Ücretsiz bir yardım hastanesinde sıraya girebilirler elbet, ancak orada vakit öldürmeyi göze alamazlar. Çalışmadıkları bir gün, ertesi gün aç kalmaları demek." Duygulanan Leonard iç çekti.

 

Frye de yatakta yatan cesede bakarken iç çekmeden edemedi.

 

Henüz Klein cevap verememişti ki Leonard dalgın bir sesle araya girdi, "Doğaüstü faktörlerin, Bayan Lauwis'in omzuna dokunan bu kişiyle geldiğini mi söylüyorsun yani? O ince elli kadınla?"

 

Klein başıyla onayladı, "Evet, ancak bu yalnızca benim yorumum. Kehanetler hiçbir zaman kesin değildir."

 

Konuşma sona ermişti. Klein ile Leonard kenara çekilip, Frye'nin daha derin bir inceleme yapması için ona alan verdiler.

 

Bir süre sonra işini bitiren Frye araçlarını çantasına yerleştirdi. Son düzenlemeleri yapıp cesedin üzerini örten Frye arkasını dönüp şöyle dedi, "Ölüm sebebi doğal kalp krizi. Hiç şüphe yok."

 

Bunu duyan Leonard ileri geri volta atmaya başladı. Bir süre sonra durakladı, "Şimdilik bu kadar. Hadi Batı Bölgesi'ndeki yoksullar yurduna gidelim. Bakalım başka ipuçları bulabilecek miyiz. Belki iki olay birbiriyle bağlantılıdır."

 

"Tamamdır, umut etmekten başka seçeneğimiz yok," dedi hala biraz şaşkın olan Klein.

 

Frye çantasını aldıktan sonra, kimsenin battaniyesine basmamaya dikkat ederek yerdeki şiltelerin üzerinden geçip kapıya ulaştı.

 

Leonard kapıyı açtı ve diğerleriyle birlikte daireden dışarı çıktı. Kapının önünde Lauwis'e ve kiracıya bakarak şöyle edi, "Artık daireye dönebilirsiniz."

 

Bu sırada Klein araya girdi, "Bedeni gömmek için acele etmeyin. Yeniden detaylı inceleme yapılması gerekebilir, en iyisi bir gün daha bekleyin."

 

"P-peki Memur Bey." Lauwis, aceleyle cevap verirken hafifçe eğildi. Sonra kafası karışık bir şekilde ekledi, "A-aslında, benim... henüz onu gömecek param yok. Birkaç gün daha para biriktirmem gerekiyor, yalnızca birkaç gün daha. Neyse ki havalar soğudu."

 

Klein şok olmuştu, "Cesedin birkaç gün daha odada kalmasına izin mi vereceksiniz?"

 

Lauwis zoraki bir şekilde gülümsedi, "Evet, neyse ki son günlerde havalar soğudu. Geceleri cesedi masaya taşıyabilirim. Yemek yiyeceğimde de yatağa geri taşırım..."

 

Adam henüz cümlesini tamamlamamıştı ki Frye araya girdi, "Eşinizin cesedinin yanına, onu gömmenize yetecek bir miktar para bıraktım."

 

Oldukça sakin bir şekilde bu sözleri söyledikten sonra Lauwis'in şaşkınlığına aldırmadan apartmandan çıktı.

 

Klein da yola koyulmuş Frye'nin arkasından gidiyordu, bu sırada aklına bir soru geldi.

 

Hava hala Haziran ya da Temmuz'daki kadar sıcak olsa, Lauwis eşinin cesediyle ne yapacaktı?

 

Güçlü rüzgarların estiği karanlık bir gece seçip cesedi Tussock ya da Khoy Nehri'ne mi atacaktı? Ya da bir çukur kazıp onu öylece gömecek miydi?

 

Klein, cesetlerin mezara gömülmesini gerektiren yasanın bin yıldan önce, önceki çağın sonunda çıktığını biliyordu. Yedi büyük kilise ve her ülkenin imparatorluk haneleri, su hayaletleri, zombiler ve huzursuz ruhlar vakalarının sayısını azaltmak için bu yasayı onaylamıştı.

 

Her ülke ücretsiz bir arazi sağlıyor, her kilise de mezarlıkların gözetim sorumluluğunu üstleniyordu. Yalnızca yakım işlemi ve gömülme için gereken iş gücünü karşılayacak kadar ücret alıyorlardı.

 

Ancak gerçekten yoksul olanlar buna rağmen ücreti karşılayamıyordu.

 

Üç Gece Kuşu, Demir Haç Caddesi'nin Alt Sokak'ındaki 134 numaradan ayrıldıktan sonra Bitsch Mountbatten ile ayrıldı. Sokağı dönüp sessizce Batı Bölgesi'ndeki yoksullar yurduna yöneldiler.

 

Yaklaştıkları sırada Klein binanın önündeki uzun kuyruğu gördü. Bu ona, Dünya'daki Foodaholic İmparatorluğu'nda, insanların internette viral olan bir mağaza için sıraya girişini hatırlatmıştı. Mekan inanılmaz derecede kalabalıktı.

 

"Yaklaşık yüz, hayır, yaklaşık iki yüz kişi var," diye mırıldandı Klein şaşkın bir şekilde. Sıraya girmiş olan insanların eski püskü giysiler içinde olduklarını, donuk gözlerle baktıklarını fark etmişti. Zaman zaman başlarını kaldırıp sabırsızca yoksullar yurdunun kapısına bakıyorlardı.

 

Frye adımlarını yavaşlatırken soğuk bir tonda şöyle dedi, "Her yoksul yurdu günlük olarak sınırlı sayıda evsiz kabul ediyor. Onları sıraya göre içeri alıyorlar Elbette görevliler incelemeler yapıyor ve kriterlere uymayanları içeri kabul etmiyor."

 

"Son aylardaki ekonomik durgunluk da büyük rol oynadı..." dedi Leonard iç çekerek.

 

"Sıraya giremeyenler kendi başının çaresine bakmak zorunda mı kalıyor?" Diye sordu Klein.

 

"Diğer yoksul yurtlarında da şanslarını deneyebilirler. Farklı yoksul yurtları farklı saatlerde hizmet veriyor. Ancak hepsinin önünde kuyruk var. Bazıları öğlen ikide sıraya girmeye başlıyor." Frye durakladı. "Geri kalanlar çoğunlukla bütün gün aç kalıyor. Böylece iş bulamayacak hale geliyor ve doğrudan ölüme giden kısır bir döngüye giriyorlar. Zorluklarla dayanamayanlar, sonunda yasalara uyan iyi tarafta kalma mücadelelerini kaybediyorlar..."

 

Klein birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra iç çekti.

 

"Gazeteler bunları hiç yayınlamıyor... Bay Frye, ilk defa bir konuda bu kadar yorum yaptığınızı gördüm."

 

"Bir zamanlar Tanrıça'ya ait bir yoksullar evinde papazdım." Frye soğuk tavrından ödün vermiyordu.

 

Üç Gece Kuşu, Batı Bölgesi'ndeki yoksullar evinin kapısına vardıklarında kimlik belgelerini görevliye gösterip içeri girdiler.

 

Yoksullar evi olarak kullanılan bina eskiden kilise olarak kullanılıyordu. Şimdi ise ayin salonunun her yerinde şilteler ve hamaklar vardı. Keskin ter kokusu, sporcu ayağı kokusuyla birleşmiş, her köşeye nüfuz etmişti.

 

Salonun içinde ve dışında pek çok yoksul aile vardı. Bazıları çekiçler kullanarak kayalar kırıyor, bazıları da üstüpü topluyordu; hiç kimse boş durmuyordu.

 

"1336'da çıkarılan Yoksullar Kanunu, yoksulların, bu yardım evlerine gereğinden fazla bel bağlamamaları ve hergelelik etmemeleri için, her birinin yoksul evlerinde en fazla beş gün kalmasına izin veren bir kural getirdi. Süresi dolanları dışarı atıyorlar. Bu beş gün boyunca da kaya kırmak ya da üstüpü toplamak gibi işler yapmaları gerekiyor. Tıpkı hapishanelerdeki mahkumların yaptığı gibi," diye açıkladı Frye kısaca.

 

Leonard, açıklama mı yoksa şaka mı olduğuna kimsenin emin olamadığı bir cevap verdi, "Bu yoksul evinden ayrıldıklarında bir başka yoksul evine gidebilirler. Elbette içeri girebilecekleri garanti değil. Heh, belki de bazı insanlara göre yoksullar da suçlular gibidir."

 

"...Üstüpü toplamak ha?" Klein sessizdi. Başka ne soracağını bilememişti.

 

"Eski halatların telleri, teknelerdeki delikleri kapatmada oldukça işe yarıyor." Bu sırada Frye, yerde bir yanık izi bulmuştu.

 

Birkaç dakika sonra, yoksul evinin müdürü ve papazı yanlarına geldi. İkisi de kırklı yaşlarında adamlardı.

 

"Salus burada yangın başlattı ve sonunda kendi ölümüne yol açtı öyle mi?" Diye sordu Leonard yerdeki izi işaret ederken.

 

Yardım evinin müdürü geniş alınlı bir adamdı. Müfettif Mitchel'ın işaret ettiği alana bakarak başıyla onayladı.

 

"Evet."

 

"Bu olaydan önce, Salus tuhaf davranışlar sergiledi mi?" Diye sordu Klein.

 

Müdür bir süre düşündükten sonra cevap verdi, "Yanında uyuyan kişinin söylediklerine göre Salus, 'Tanrı benden vazgeçti,' 'Dünya çok pis,' 'Hiçbir şeyim kalmadı,' gibi şeyler sayıklıyormuş.  Kin doluydu ve umutsuzluğa kapılmıştı. Ancak kimse onun, herkes uyurken tüm gaz lambalarını kırıp binayı yakmak için yangın başlatmasını beklemiyordu. Tanrı'ya şükürler olsun ki biri zamanında fark edip ona engel oldu."

 

Daha sonra Klein ve Leonard, önceki gece Salus'un yanında uyumuş olan birkaç kişiyi ve olayı engellemiş olan adamı sorguya çekti. Ancak bu insanlardan yeni bir şey öğrenememişlerdi.

 

Elbette Ruh Görüsü ve kehanet gibi çeşitli yöntemler kullanarak insanların kendilerine yalan söyleyip söylemediklerini de kontrol etmişlerdi.

 

"Görünüşe göre, Salus intikam almayı ve kendini öldürmeyi uzun zaman önce kafaya koymuş. Oldukça normal bir vaka gibi görünüyor." Diyerek fikrini açıkladı Leonard, müdür ve papaz gittikten sonra.

 

Klein bir an düşündükten sonra cevap verdi, "Kehanet sonuçlarım, bu vakada da doğaüstü faktörlerin etkili olduğunu gösteriyor."

 

"Şimdilik Salun'un kundaklama olayını eleyelim," dedi Leonard.

 

O anda Frye aniden araya girdi, "Hayır, başka bir olasılık daha olabilir. Salus'u biri azmettirmiş olabilir, doğaüstü yöntemler kullanmamış olan bir Beyonder mesela."

 

Klein'ın gözleri parladı, "Bu çok olası, tıpkı önceki Azmettirici gibi!"

 

Azmettirici Tris!

 

Ancak bu, Bay Lauwis'in ölümüyle bağlantılı olamaz... diye düşündü hafifçe kaşlarını kaldırarak.

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 28232 Üye Sayısı
  • 265 Seri Sayısı
  • 38532 Bölüm Sayısı


creator
manga tr