Bölüm 119: Gerçek Alt Sokak

avatar
213 15

Lord Of Mysteries - Bölüm 119: Gerçek Alt Sokak


Çevirmen: Dnightshade

 

Tingen Şehri, 2 Daffodil Sokağı.

 

Klein notu bırakıp kapıyı kilitledikten sonra hızlı adımlarla yolun karşısında bekleyen Leonard Mitchell'ın yanına gitti.

 

Leonard'ın kısa, siyah saçları bu ay biraz uzamıştı ve bakımlı olmadığından oldukça dağınık görünüyordu.

 

Buna rağmen, dağınık saçları görünümüyle, yakut rengi gözleriyle ve şairane havasıyla uyum içindeydi. Farklı bir güzelliği vardı.

 

Gerçekten de, saç stili yüze göre çok fark ediyor... Diye düşündü Klein içinden. Demir Haç Caddesi'ni işaret ederek sordu, "Frye orada mı bekliyor?"

 

"Evet." Leonard gömleğinin duruşunu düzeltirken devam etti, "Belgelere bakarken bir şeyler keşfedebildin mi?"

 

Klein, elinde bastonuyla Leonard'ın yanında yürüyordu, "Hayır, zamanlar, mekanlar ya da ölüm sebepleri arasında herhangi bir bağlantı kuramadım. Şeytani tanrıları ya da iblisleri içeren büyülerin belirli bir zaman çerçevesi içinde ya da özel bir yöntem kullanılarak gerçekleştirilmesi gerektiğini biliyor olmalısın."

 

Leonard gömleğinin altında gizlenen özel yapım altıpatlarına dokunuren güldü.

 

"Bu mutlak bir kural değil. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak söylüyorum, bazı şeytani tanrılar ya da iblisler kolayca memnun olabiliyor, tabii kendilerinden istenen şey ilgi alanları dahilindeyse.

 

Ayrıca ölümlerin büyük bir kısmı normal görünüyor. Gerçek cevaba ulaşabilmek için bunları elememiz gerekecek."

 

Klein ona baktı, "Bu yüzden Kaptan bir kez daha araştırmamızı istedi. Normal olayları aradan çıkarmak için."

 

"Leonard, ses tonun ve anlattıkların bu alanda önemli miktarda deneyim sahibi olduğunu vurguluyor, ancak yalnızca dört yıldır Gece Kuşları ekibindesin ve ayda ortalama iki doğaüstü olayla karşılaşıldığı da göz önüne alınırsa... Dahası, bunların çoğu çözmesi basit şeylerdi."

 

Klein hep Leonard'ın biraz tuhaf ve gizemli olduğunu hissetmişti. Yalnızca ondan şüphelenmiyor, onda bir şey olduğuna inanıyordu. Buna ek olarak, Leonard'ın tutumu da sürekli değişim gösteriyordu, bazen sessiz, bazen kibirli, bazen uçarı, bazen de ağırbaşlıydı.

 

"Sen de tesadüfi bir karşılaşma yaşamış olabilir misin acaba? Kendini bir oyunun yıldızı gibi görmeni sağlayan bir şey?" Klein, geçmişte izlediği filmlere ve okuduğu romanlara dayanarak bir çıkarım yaptı.

 

Bu soruyu duyan Leonard gülerek cevap verdi, "Sen henüz tam yetkili bir Gece Kuşu değilsin de ondan. Hala eğitim aşamasındasın.

 

Kutsal Katedral, farklı piskoposlukların katedrallerinin yaşadığı tüm doğaüstü karşılaşmaların bir kaydını toplar ve altı ayda bir üyelerine teslim eder.

 

Mistisizm derlerinden ayrı olarak, Kaptan'a başvurarak bu kayıtları incelemek için Chanis Kapısı'ndan geçiş izni isteyebilirsin."

 

Klein başıyla onayadı.

 

"Kaptan bana bundan hiç bahsetmemişti."

 

Klein'ın karşısına henüz Chanis Kapısı'nın ardına geçme fırsatı çıkmamıştı.

 

Leonard güldü, "Kaptan'ın tarzına çoktan alıştın sanıyordum. Hala onun sana bir şeyler hatırlatacağını düşünmen ne naif..."

 

Bir an durakladıktan sonra ekledi, "Her şeyi hatırladığı bir gün olursa asıl o zaman temkinli olmamız lazım."

 

Bu, kontrol kaybı anlamına mı gelirdi? Klein ciddi bir ifadeyle başını salladı. Sonra sordu, "Unutkanlık Kaptan'a has bir özellik mi? Ben, Uykusuz Dizisi'nin bir etkisi sanmıştım bunu."

 

Gece yarısı yağını yakmak genellikle hafıza kaybına yol açar...

 

"Buna, bir Kabus'a has bir özellik demek daha doğru olur. Rüyaların ve gerçekliğin iç içe geçmesiyle, kişinin gerçekle hayal arasındaki farkı ayırt etmesi zorlaşır. Neyin gerçeğin bir parçası olmadığını hatırlamaları gerekir..." Leonard daha fazla anlatmak istiyordu ancak Demir Haç Caddesi'ne gelmiş ve Ceset Toplayıcı Frye'yi bulmuşlardı.

 

Frye siyah bir rüzgarlık giymiş ve aynı renkte bir şapka takmıştı, elinde de deri evrak çantası vardı. Rengi o kadar solgundu ki Klein onun kısa süre içinde düşüp bayılacağından korktu. Soğuk aurası, kaldırımdaki diğer herkesin ondan uzak durmasına neden oluyordu.

 

Gece Kuşları birbirlerini selamladıktan sonra yürümeye başlayıp Smyrin Fırını'nın önünden geçerek alt sokağa yöneldiler.

 

Sokağa girdikleri anda bir kargaşayla karşılaştılar. Midye çorbası, kurutulmuş balık, zencefil birası ve meyve satan tüccarlar dikkat çekmek için delice bağırarak yoldan geçen yayaların istemsizce yavaşlamasına neden oluyorlardı.

 

Saat beşi çoktan geçmişti. İnsanlar Demir Haç Caddesi'ne dönüyordu, sokağın kenarları giderek kalabalıklaşıyordu. Kalabalığın arasındaki bazı çocuklar buz gibi bakışlarla her şeyi izliyor, özellikle yayaların ceplerine bakıyorlardı.

 

Klein, uygun fiyatlı hazır yemekler için buraya sık sık gelirdi ve sokaklara aşinaydı, zaten kendisi de eskiden yakınlardaki bir apartmanda yaşıyordu. Gruba dönüp şöyle dedi, "Hırsızlara dikkat edin."

 

Leonard gülümsedi. "Onları kafana takma."

 

Gömleğini kaldırıp kılıfını düzeltir gibi yaparak tabancasını gösterdi.

 

Aniden onlara bakan tüm gözler başka yönlere çevrildi. Çevrelerindeki yayalar onlara yol açıyordu.

 

Klein bir an dona kalmıştı, sonra birkaç büyük adım atarak ekip arkadaşlarına yetişti. Başını eğdi, tanıdığı biriyle karşılaşmak istemiyordu.

 

Benson ve Melissa hala buradaki komşularıyla görüşüyordu. Sonuçta taşındıkları yer buradan çok uzak değildi.

 

Üç iş arkadaşı, seyyar satıcılarla dolu alandan geçerek Demir Haç Caddesi'nin gerçek alt sokağına döndü.

 

Buradaki yayaların üstünde eski, yırtık pırtık kıyafetler vardı. Bu insanlar temiz, güzel giysiler giyen yabancılara karşı temkinliydi; ancak aynı zamanda onlara açgözlü bakışlar da atıyorlardı, tıpkı avlarını izleyen akbabalar gibiydiler. Ancak Leonard'ın tabancası onları alıkoyuyordu.

 

"Önce dünkü ölümü araştıralım. Yaşamını kibrit kutuları satarak kazanan Bayan Lauwis ile başlayacağız." Leonard notlara tekrar göz attı ve ilerideki bir yeri işaret etti, "Birinci kat, 134 numara..."

 

Üç Gece Kuşu yürümeye devam ederken, üstlerinde eski kıyafetler olan, yolda oynayan çocuklar hızla kaçıp yolun kenarına saklanıyordu. Üç ekip arkadaşını merak ve korku dolu gözlerler izliyorlardı.

 

"Çocukların kollarına, bacaklarına bakın, kibrit çöpü kadar inceler." Leonard iç çekti. 134 numaralı binaya ilk adım atan da o olmuştu.

 

Klein'ın burnuna karmaşık kokular geliyordu. İdrar, ter, küf ve yanan kömürün kokusunu az çok ayırt edebiliyordu.

 

İçgüdüsel bir hamleyle elini kaldırıp burnunu tıkadı. Bu sırada, onları orada bekleyen Bitsch Mountbatten'ı gördü.

 

Kahverengiye çalan sarı bir bıyığı olan Memur Mountbatten, Leonard'ın müfettiş rütbesine imreniyordu.

 

"Efendim, Lauwis'e odasında beklemesini söyledim," dedi Bitsch eşsiz, tiz bir sesle.

 

Artık daha enerjik ve göreve uygun görünen Klein'ı tanımamıştı belli ki. Umurunda olan tek şey, karşısındaki üç memura yalakalık etmekti.

 

Lauwis'in evi oldukça sadeydi. Odanın içinde bir ranza ve sağ tarafı tutkal ve mukavvayla dolu olan bir masa vardı. Odanın köşesinde henüz katlanmamış kibrit kutuları, solunda ise hem giysilerin hem de tabak çanağın olduğu bir dolap duruyordu.

 

Kapının iki tarafında bir ocak, tuvalet ve bir miktar kömür ve kereste vardı, odanın ortasına ise iki kirli şilte atılmıştı. Yırtık bir battaniyenin altında uyuyan adam, diğerlerinin içerde dolaşmasını imkansız hale getiriyordu.

 

Ranzanın alt katında ise teni buz kesmiş bir kadın yatıyordu. Tüm yaşam belirtilerini kaybettiği barizdi.

 

Cesedin yanında, otuzlarında bir adam oturuyordu. Adamın saçları yağlıydı, keyifsiz görünüyordu ve gözleri parıltısını yitirmişti.

 

"Lauwis, bu memurlar bedeni incelemek ve sana sorular sormak için geldiler," Bitsch Mountbatten uyuyan adama aldırmadan yüksek sesle konuşmuştu.

 

Keyifsiz görünen adam başını kaldırdı ve şaşkın bir şekilde sordu, "Zaten bedeni inceleyip bana sorular sormamışlar mıydı?"

 

Adamın üzerinde, defalarca yamalanmış grimsi mavi bir işçi üniforması vardı.

 

"Ben cevap ver dediğimde vereceksin! Neden bu kadar çok soru soruyorsun?" Bitsch Mountbatten adamı azarladıktan sonra Leonard, Klein ve Frye'ye döndü. "Bu Lauwis. Yataktaki kişi de vefat etmiş olan eşi. İlk analizlerimize göre ani bir hastalık sebebiyle ölmüş."

 

Klein ve diğerleri yatağın kenarında duruyordu.

 

İnce dudaklı Frye hiçbir şey söylemedi. Bunun yerine, nazikçe Lauwis'in omzuna dokunarak cesede ulaşabilmek için diğer tarafa geçmesini işaret etti.

 

Klein uyuyan adama baktı, "Bu kim?"

 

"B-beim kiracım." Dedi Lauwis alnını ovuştururken, "Bu odanın haftalık kirası üç soli on peni. Ben yalnızca bir liman işçisiyim, karım da kibrit kutularını yapıştırarak sandık başına 2.25 peni kazanıyordu. Her sandıkta 130 kutu var. Bizim, bir de çocuğumuz var. Odanın geri kalanını kiralamaktan başka seçeneğimiz yoktu. Şilte için haftalık yalnızca bir soli alıyoruz..."

 

"Tiyatroda çalışan bir kiracım da var, akşam 10'dan önce dönmez. Gün boyu şilteyi b-bu adamın kullanabileceğini söyledi. Kendisi geceleri tiyatroda bekçilik yapıyor, ondan haftalık olarak altı peni alıyorum..."

 

Adamın kekelediğini duyan Klein dönüp odanın köşesindeki sandığa baktı.

 

Bir sandıkta 130 kibrit kutusu vardı ve onlara yalnızca 2.25 peni kazandırıyor, yüz gramlık siyah ekmeğin fiyatı... Bir günde kaç sandık yapabiliyordu ki?

 

Leonard da çevreyi inceledikten sonra adama döndü, "Eşiniz ölümünden önce tuhaf davranıyor muydu?"

 

Daha önce de benzer sorularla karşılaşmış olan Lauwis, sol göğsünü işaret etti, "Geçen hafta, şey - belki de önceki hafta, burasının sıkıştığını, nefes alamadığını söylemişti."

 

Bir kalp sorunun habercisi olabilir mi? Normal bir ölüm? Klein araya girdi, "Eşinizin nasıl öldüğünü gördünüz mü?"

 

Lauwis cevap verdi, "Güneş battıktan sonra çalışmayı bıraktı. Mumlar ve gaz, kibrit kutularının kazandırdığından daha pahalı... Çok yorgun olduğunu söyledi, çocuklarla konuşmamı istedi, dinlenecekti. Onu yeniden gördüğümde, nefes almayı çoktan bırakmıştı."

 

Lauwis artık duygularını bastıramıyordu, çektiği acı sesinden belli oluyordu.

 

Klein ve Leonard birkaç soru daha sordular ancak ölümün anormal bir yanını göremediler.

 

Aralarında bakıştıktan sonra Leonard şöyle dedi, "Bay Lauwis, lütfen birkaç saniye dışarıda bekleyin. Cesedi detaylı bir şekilde incelemek istiyoruz. Bunu görmek isteyeceğinizi sanmam."

 

"Tamam." Lauwis gergin bir şekilde ayağa kalktı.

 

Bitsch Mountbatten şilteye doğru yürüyüp kiracıyı tekmeledi ve adamı vahşi bir şekilde odadan çıkardı. Kendisi de onlarla çıkıp kapıyı kapattı.

 

"Eee?" Leonard Frye'ye baktı.

 

"Kalp krizi geçirmiş," dedi Frye emin bir şekilde.

 

Klein bir an düşündükten sonra cebinden bir bozukluk çıkardı.

 

"Bayan Lauwis'in kalp krizine sebep olan doğaüstü sebepler miydi?" Hayır, bu çok spesifik, cevap yanıltıcı olabilir... Hmm, "Bayan Lauwis'in ölümünü doğaüstü faktörler etkiledi." Bunu kullanacağım! Klein kehanet ifadesine hızla karar verdi.

 

İfadeyi tekrarlarken Bayan Lauwis'in cesedine yaklaştı. Bozukluğu havaya atarken gözleri koyulaştı.

 

Sesi odada yankılanan bozukluk Klein'ın avucuna düştü.

 

Bu kez, kralın portesi yukarı bakıyordu.

 

Bu da, Bayan Lauwis'in ölümünde doğaüstü faktörlerin etkili olduğu anlamına geliyordu!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 28232 Üye Sayısı
  • 265 Seri Sayısı
  • 38532 Bölüm Sayısı


creator
manga tr