Bölüm 18: Köken ve Neden

avatar
316 10

Lord Of Mysteries - Bölüm 18: Köken ve Neden


Çevirmen: Dnightshade

 

Klein'ın sorusunu duyan Dunn, pencerenin dışına, Chanis Kapısı'na giden koridora doğru baktı. Piposunu çıkarıp içini tütün ve nane yapraklarıyla doldurduktan sonra burnuna tuttu. Sesi dalgın ve düşünceli bir hal alırken derin bir nefes aldı.

 

''Yalnızca evdeyken tütünün nane yapraklarıyla karışımının güzel lezzetinin tadını endişelenmeden çıkarabiliyorum... Klein, yaratılış efsanesini biliyor musun?''

 

''Elbette, Pazar okulunda ilkokul eğitimimi alırken, Evernight'ın Keşfi'ni okuyarak öğrenmiştik. Bunların arasında Bilgelik Kitabı ve Azizlerden Mektuplar, yaratılış efsanesinden bahsediyordu.'' Klein, orijinal Klein'ın anı parçalarından bunları çıkarmaya çalıştı. Yavaşlayarak devam etti, ''Yaratan, kaostan uyanıp karanlıkları kırar ve ilk ışını yaratır. Sonra kendisini tamamen evrene kaynaştırarak tüm varoluşu yaratır. Bedeni yıldızlara dönüşür. Gözlerinden biri güneş, diğeri kızıl ay olur. Kanının bir kısmı denizlere, nehirlere akar...''

 

Klein bunu söyledikten sonra durakladı. Kısmen, bu anılar bulanık olduğundan ve yaratılış efsanesi, Pangu'nun Çin yaratılış efsanesine oldukça benzer olduğundan.

 

Farklı dünyalardan insanların hayal güçleri, efsanelerindeki ortak noktalarda ortaya çıkıyordu.

 

Klein'ın 'zorlandığını' fark eden Dunn gülümsedi, ''Ciğerleri cinlere dönüşür; kalbi devlere; karaciğeri entelere; beyni ejderhalara; böbrekleri tüylü sürüngenlere; saçları ankalara, kulakları şeytani kurtlara; ağzı ve dişleri mutantlara, ve beden sıvıları da Naga'nın özü olan deniz canavarlarına dönüşür. Midesi, kalın ve ince bağırsakları ve bedeninin şeytani kısımları şeytanlara, şeytani ruhlara ve çeşitli bilinmeyen zararlı varlıklara dönüşür. Ruhu Ebedi Yanan Ateşe, Fırtınalar Lordu'na ve Bilgi ve Bilgelik Tanrısı'na dönüşür...''

 

''Bilgeliği insanlığı doğurmuştur. Bu ilk dönemdi, Kaos Dönemi.'' Klein, Dunn'ın yerine son cümleyi tamamladı ancak bunu komik ve gülünç bulmuştu.

 

Bir klavye bilimcisi olarak, bu kadar ayrıntılı olarak düzenlenmiş bir yaratılış efsanesi ile ilk kez karşılaşıyordu. O kadar detaylıydı ki hemen hemen tüm belirgin ırklar, Yaratcı'nın belirgin bir vücut kısmına karşılık geliyordu.

 

Çocukların sıra halinde oturmuş meyve yediği bir çocuk şarkısı gibiydi...

 

Dahası, yalnızca Evernight Tanrıçası'nın kanununda adı geçmiyordu. Fırtınalar Efendisi Kilisesi'nde ve Buhar ve Makine Tanrısı Kilisesi'nde de benzer açıklamalar vardı. Bunların hiçbiri, kendilerini teskin etmiyor ya da diğer tanrıları devalüe etmiyorlardı.

 

Bu, ya yaratılış efsanesinin gerçek olduğu ya da çok az kilisenin, Beşinci Dönemden önceki sosyal uzlaşmadan önce uzun bir çekişme sürecinden geçtiği anlamına geliyordu...

 

Klein, aklında bu düşünceyle aniden başka bir soru sordu. Kaşları çatılmıştı, ''Sorunlu gibi hissettiriyor. Ebedi Yanan Güneş, Fırtınalar Efendisi ve Bilgi ve Bilgelik Tanrısı neden doğrudan Yaratıcı'nın ruhundan doğuyor, neden Tanrıça'nın değil?''

 

Evernight'ın, tarih öncesi kayıtlarında, Evernight Tanrıçası, ancak İkinci Dönem'in sonunda uyanmıştı. Fırtınalar Efendisi, Ebedi Yanan Güneş ve diğer tanrılarla birlikte insanlığı kutsamış ve tufandan kurtulmalarına yardım etmişlerdi. Bu aynı zamanda, Üçüncü Dönem, Tuhan Dönemi olarak da biliniyordu.

 

Toprak Ana ve Savaş Tanrısı'nın ortaya çıktığı dönem de bu dönemdi. Orijinal adı İşçilik Tanrısı olan Buhar ve Makine Tanrısı'na gelince, o ancak Dördüncü Dönem'de doğmuştu.

 

Bu durumda, tanrılar arasında durmak, kendini kanıtlayıcı görünüyordu.

 

Daha eski olanlar daha ortodokstu. Bu oldukça barizdi!

 

Bu, Evernight Tanrıçası'nın inananlarını da rahatsız etmişti.

 

Dunn Smith diğer eliyle piposunu tutarken, soruya yanıt vermek yerine başka bir talepte bulundu, ''Tanrıça'nın tam unvanını tekrarla.''

 

Klein, midesinden bıçaklanmış gibi hissetti. Hafızasını zorlayarak hatırlamaya çalıştı.

 

''Evernight Tanrıçası, yıldızlardan daha asil ve sonsuzluktan daha sonsuzdur. Kendisi aynı zamanda Kızıl Kadın, Sırların Annesi, Felaket ve Dehşetin İmparatoriçesi, Sakinliğin ve Sessizliğin Hanımıdır.''

 

Neyse ki Klein'ın annesi, Evernight Tanrıçası'nın katı bir takipçisiydi. Hayattayken bunu, her akşam yemeğinde tekrarlardı. Orijinal Klein'ın anılarının bir kısmı kaybolmuştu ancak bir kısmı hala duruyordu.

 

''Kızıl Kadın neyi temsil eder?'' Diye sordu Dunn yol gösterici bir tonda.

 

''Kızıl ayı.'' Klein cevabı verdiği anda anladı.

 

''O halde kızıl ay, Yaratıcı'nın hangi kısmından gelir?''

 

''Tek gözünden!'' Klein ve Dunn birbirlerine gülümsediler.

 

Bunun, yaratıcı'nın ruhunun üçte birinden oluşan Fırtınalar Efendisi'nden daha az etkileyici olması imkansızdı!

 

Toprak Ana ve Savaş Tanrısı kiliselerine gelince, muhtemelen bunların da benzer açıklamaları vardı. Ancak Buhar ve Makine Tanrısı, bir sebep bulmak için çok geç doğmuştu; bu nedenle onların kilisesi, son bin yıldır falan güçsüzdü. Diğer tanrılarla gerçekten eşit olma fırsatını ancak buhar motorunun icadı ile elde edebilmişlerdi.

 

Dunn piposunu nazik bir şekilde okşadı.

 

''İnsanlık, Yaratıcı'nın bilgeliğinden doğdu, bu nedenle daha zeki ve olağanüstü beyinlerimiz var ancak diğer büyülü güçlerden yoksunuz. Ancak yaratılış efsanesinden, basit ancak net bir sonuca varabiliriz. Her şey aynı kökenden gelir.''

 

''Aynı kökenden gelir...'' Klein son kelimeleri tekrarladı.

 

''Bu sonuca göre, tanrılar tarafından korunan insanlar devlere, iblislere ve mutantlara direnebilirlerdi. Yavaş yavaş Beyonderların gücünü elde etmenin yollarını buldular. Şeytani ruhların, ejderhaların, canavarların, büyülü ağaçların, çiçeklerin ya da kristallerin karşılık gelen kısımlarını kullanıp bunları diğer materyallerle karıştırarak iksirler yarattılar. İksiri içen kişi, farklı güçler kazanacaktı. Bu, mistisizm çalışmaları içinde yaygın bir bilgidir.''

 

Dunn detaylı bir açıklama yapmadı, yalnızca kısa bir giriş yaptı. ''Bu süreçte atalarımız, yüksek dereceli veya olağanüstü iksirler tüketirlerse, bunun kolayca trajik sonuçlara varacağını zor yoldan öğrendiler. Üç olası sonuç var.''

 

''Hangi üç?'' dedi Klein merakla.

 

''Birincisi, zihinsel ölüm ve bedenin tamamen çöküşü. Her bir et parçası korkunç bir canavara dönüşür. İkincisi, kişilikleri, iksirin içindeki güçler tarafından değiştirilir. Soğuk, duyarsız, fevri, acımasız ve kayıtsız kişilere dönüşürler. Üçüncüsü de, şey...'' Dunn piposunu bırakıp porselen kupayı eline aldı ve bir yudum içti. ''Paz Nehri Vadisi'nin Fermo kahvesi acı ancak oldukça aromalı. Ağızda muhteşem bir tat bırakıyor. İster misin?''

 

''Feynapotter platosunun kahvesini tercih ederim. Elbette, bunu yalnızca birkaç kez Welch'in yerinde içtim.'' Klein nazikçe teklifi reddetti. ''Üçüncü sonuç ne?''

 

''Akli dengesizlik. Delirmek, şeytandan bile daha şeytani bir hale gelmek. Kontrolü kaybetmenin anlamı bu.'' Diye açıkladı Dunn 'kontrolü kaybetmek' derken neyi kast ettiğini.

 

Klein'ın bir şey söylemesini beklemeden, kahve kupasını masaya koyup devam etti, ''Uzun bir deney ve keşif döneminden sonra, Kutsala Hakaret Taşı'nın doğumuyla, insanlar sonunda iksir sistemini mükemmelleştirdi. Diziler olarak bilinen, istikrarlı ilerleme yollarına bağlanan katmanlı bir sistem oluşturduk. Bir Dizi'deki düşük numara, bir iksirin yüksek kademesi. Bu noktada, yedi büyük kilisenin her biri, en az bir tamamlanmış Dizi'nin kontrolündedir. Ayrıca, son yüzlerce, binlerce yılda toplanmış, tamamlanmamış 'yollar' da vardır.''

 

''Kutsala Hakaret Taşı?'' Klein terimi hemen fark etmişti.

 

Toplantıda, Asılan Adam da bundan bahsetmişti!

 

Asılı Adam'a göre Kutsala Hakaret Taşı, bir iksirin sistem oluşumunun ve tamamlanmasının en kritik faktörüydü!

 

Bu, Dunn'ın az önce söyledikleriyle çelişiyor gibi görünüyordu.

 

''Bunlar bazı şeytani tanrılar tarafından yaratılmıştı. Hangi çağda ortaya çıktığına, ne içerdiğine ya da onu özel yapanın ne olduğuna gelince, bundan ben de emin değilim. Herhangi bir ipucu bulursan derhal bana bildirmelisin. En yüksek tepki seviyesini hak ediyor,'' dedi Dunn. ''Kontrolü kaybetme türlerinden bahsettim. Şimdi sana kalan dördünden bahsedeceğim.''

 

''Tamamdır.'' Klein Kutsala Hakaret Taşı sorusunu zihninin bir köşesine itip dikkatle dinlemeye başladı.

 

''İnsanlar zeki olsalar da, olağanüstü güçlerden yoksundurlar, bu mutlak değil. Daima birkaç şanslı çıkar; belki de, onlara şanssız olanlar demeliyim. Bunlar nispeten daha yüksek algı seviyesi ile doğarlar. Bu aynı zamanda, ruhları hissetme yeteneği anlamına da gelir. Diğerlerinin duyamadıkları sesleri duyabilir, göremedikleri şeyleri görebilirler. Beyonderların özelliklerinin bir kısmına sahiplerdir.''

 

Dunn konuşurken çevresindeki boşluğa baktı ve Klein'ın korkuyla ürpermesini izledi. ''Başka bir deyişle, eğer Dizi 9'un yarısı iseler, ve sabit özelliklere sahiplerse. Oh, Dizi 9 'zincirdeki' en düşük sınıftır... Kısacası, yalnızca karşılık gelen, sabit bir Dizi yolu seçebilirler. Diğer iksirleri tüketirlerse, zihinsel bozukluklar gibi etkiler, hatta daha kötüsü, ölümler bile görülebilir.

 

''Anladım.'' Klein hafifçe başını salladı.

 

''Üçüncü tür de ikinci türe benzer. Bir Dizi zinciri seçtiğinde, o yoldan gitmeye zorlanırsın. Pişmanlık diye bir şeye yer yoktur. Diğer 'yolların' karşılık gelen Dizi'lerinden iksirler tüketirsen, büyük ihtimalle karışık, sıra dışı ve çarpık güçler elde edersin. Ancak yarı dengesiz bir durumda olacağın neredeyse kesindir; hassas ve öfkeli, zalim ve kana susamış, sessiz ve melankolik.''

 

''Ve bu fırsattan yalnızca bir tane vardır. Sonrasında, orijinal yolunun iksirlerini de seçsen, mevcut olan Dizi'nin iksirlerini de seçsen bunun tek sonucu kontrolü kaybetmen olur. Bu durumda da sonuç zihinsel ölüm olabilir; alternatif olarak, beden canavarlaşabilir ya da şeytani bir ruha dönüşebilir.'' Dunn konuşurken fincanını alıp kahveden bir yudum aldı.

 

Bunu duyduktan sonra dehşete kapılan Klein birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra, ''Peki ya dördüncü tür?''

 

''Dördüncü tür, heh heh. Bu en yaygın sorundur. Normalde olağanüstü varlıklara ait olan güçleri kazanmak için iksirler tükettiğimizde, doğal olmayan bir dönüşüm geçiririz. Bu nedenle, kalan manevi güçlerden az ya da çok etkileniriz. Semptomlar kimi zaman tezahür etmese ve diğerlerinin tespit edemeyeceği seviyelerde olsa da, kesinlikle kişinin zihninde gizlenir. Kişi, iksirin getirdiği olağanüstü güçleri tamamen kavramadan ve hafif izleri ortadan kaldırmadan, Dizi'deki daha yüksek seviyeli bir iksiri tüketmek için acele ederse, çılgınlık birikir ve kontrolü kaybetme riskini artırır...'' Dunn aniden sustu.

 

Kısa bir duraksamanın ardından iç çekti, ''Biz Gece kuşları'nın iç kurallarına gelince, bir takım arkadaşımız büyük bir katkı yapacak olsa bile, son iksiri üç yıl önce tüketmiş olmalı ve terfi etmeden önce muayene olmalıdır. Yine de, her yıl kontrolü kaybeden pek çok kişi oluyor.''

 

Ne kadar korkunç... Klein derin bir nefes aldı, ''Peki ya beşinci tür?''

 

Dunn'ın dudakları yukarı doğru kıvrılmıştı ancak gülümsemiyordu.

 

''Beşinci tür, kontrol kaybetmenin en yaygın sebebidir. Beyonderların manevi algısı az ya da çok gelişmiştir. Dizi'deki sayı ne kadar küçükse, algıları o kadar gelişmiş demektir. Bu nedenle onlar, diğerlerinin duyamadığı şeyleri duyar, göremediği şeyleri görür ve diğerlerinin karşılaşmayacağı şeylerle karşılaşırlar. Sürekli olarak gizemli kandırmacalarla ve yanıltıcı büyülerle karşılaşırlar. Aşırı uyarıldıklarında ya da aç gözlü arzulara sahip olduklarında, yavaş yavaş kontrolü kaybetmeye doğru giderler.''

 

Dunn konuşurken gözlerini Klein'dan ayırmıyordu, göz bebeklerinden Klein'ın figürü yansıyordu.

 

Sesi kasvetli bir hal almıştı, ''Gece Kuşları'nın kurucusu, Archbishop Chanis bir keresinde, 'Bizler muhafızlarız, ancak aynı zamanda da sürekli olarak tehlikelere ve deliliğe karşı savaşan zavallı sefilleriz' demişti.''

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 27760 Üye Sayısı
  • 248 Seri Sayısı
  • 37937 Bölüm Sayısı


creator
manga tr