Lms 17.9 : Yalnız Gezgin

avatar
646 12

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 17.9 : Yalnız Gezgin


Çevirmen : Clumsy-nim



Geomchiler dağılmış ve Ork Köyü ile Rosenheim Krallığının Eğitim Salonu eğitmenleri olarak işe girmişlerdi. Maaş düşüktü, dolayısıyla hiç kimsenin çalışmak istemediği o pozisyona rahatlıkla yerleşebilmişlerdi. İşe alınışları sonrasındaysa Eğitim Salonlarının yönetimi tamamen onlara emanet edilmişti.  

 

"Kılıç kullanmayı öğrenmek isteyenler Eğitim Salonuna gelsin!"

 

Ancak oyuncuların büyük bir çoğunluğu kayıtsız kalıyordu.

 

"Eğitim Salonu mu? Orası yalnızca korkuluklara vurmak için değil miydi?"

 

"Kılıç Ustalığını öğrenmek gibi can sıkıcı bir şeyi ne diye yapasınız ki? Dışarı çıkıp savaşınca öğreniliyor zaten."

 

Çaylaklar bile Geomchileri küçümsüyordu! Yine de Eğitim Salonunu arayan çok sayıda meraklı çaylak da oluyordu. Evet, Eğitim Salonunu ziyaret ediyorlardı, çünkü oyun başlangıcını takip eden 4 hafta boyunca şehirden ayrılmak mümkün değildi.

 

"Kılıcı bu şekilde tutmalı ve… güçlü bir şekilde savurmaktansa isabetli bir şekilde savurmalısınız. Kılıcı öyle körü körüne önünüzde tutmayın; canavarların eylemlerini gözlemlemeli ve savunmalarının arasındaki boşluklarda saldırmalısınız."

 

Geomchiler, Dojodan edindikleri çokça tecrübe sayesinde çaylakları rahatlıkla eğitebiliyorlardı.

 

"Eğitim Salonuna giderseniz size nasıl savaşıldığını öğretirler."

 

"Öğrenmeye gerek var mı ki?"

 

"Öğrenirsen kesinlikle daha iyi olur. Eğitim almış ve almamış olanların avlanma esnasındaki hareketleri bambaşka oluyor."

 

Bu durum, meydanda parti üyesi arama bağrışlarını değiştirmeye bile yetmişti.

 

"Kılıç Ustası arıyoruz. Yalnızca Eğitim Salonunda en az bir gün eğitim almış olanlar kabulümüzdür."

 

Çaylakların büyük bir çoğunluğunun dövüş kabiliyetinin eksik olduğu doğruydu. Yoğun fiziksel aktivite ve mücadeleleri tecrübe etmeleri için hiçbir sebep yoktu ve hızlı canavarlarla karşılaştıklarında kolayca panikliyorlardı. Geomchilerden kılıç kullanmayı öğrendiklerindeyse avlanmak kesinlikle daha kolay hale geliyordu. Geomchiler çeşitli türlerde canavarlarla nasıl yüzleşmek gerektiğini öğrettiği için diğer krallıklardaki oyuncular bile gelip kapılarında sıra oluyordu.

 

Geomchiler ne zaman bir ders verse insanlar sürü halinde akın ediyordu. 500 ila 1,000 arası öğrencinin oturup Geomchilerin gösterisini izlediği bile oluyordu.

 

"Kılıç keskindir, değil mi? Ama bundan korkmanıza gerek yok, çünkü adamakıllı öğrenilen bir kılıç hem sizi hem de takım arkadaşlarınızı koruyacaktır."

 

Geomchi501'in dersleri sorunsuzca ilerliyordu. Dojonun en genci sayılabileceği için kendince bir cazibesi vardı ve büyüklerine nasıl hizmet etmesi gerektiğini de biliyordu. Yetişkinlerin gözünde bir yeğen, genç öğrencilerin gözündeyse dostane bir abiydi.

 

"Çok havalı."

 

"Birazcık göz korkutucu görünüyor ama iyi biri bence."

 

Bir erkek en çok da kendini işine kaptırdığı anda havalı görünürdü!

 

Usta ve çıraklar da kendilerini dojoda kılıç ustalığına kaptırıp kan ter içerisinde kaldıkları sırada yeterli çekiciliğe ulaşıyordu. Tek sorun, kadınların bunu görme fırsatının olmayışıydı.

 

Ork Köyünde bir eğitmen olarak hizmet veren Geomchi419, kılıcını savurarak bir gösteri gerçekleştiriyordu. Çaylaklar kendisine ayak uydurabilsin diye ağır hareket etmek zorundaydı.

 

"Chwiik. Düzgün yapamıyorum, eğitmenim."

 

Bu hareketler, karakteristik yağlı göbekleri ve kalçaları nedeniyle dişi Orklar için kolay değildi. Ne zaman bir harekette takılsalar stajyer eğitmenler doğruca işe koyuluyordu.

 

"Bu kısım şu şekilde..."

 

Bir beli hafifçe kavrıyor veya bir bileği tutuyor ve kılıç yörüngesi çiziyorlardı. Doğal olarak gerçekleşen bir tensel temastı! Haliyle eğitmenlik yapan çırak Geomchilerin dudaklarında tatminkâr gülümsemeler beliriyordu.

 

"Eğitmenim, çok güvenilirsiniz."

 

"Vaktiniz varsa bizimle avlanmaya gelebilir misiniz acaba? Chwi chwit."

 

Geomchiler dişi Orkların taleplerini kabul etmeye dünden razıydı.

 

"Tabii ki."

 

Birlikte avlandıkları sırada eğitmenler, dişi Orklara nasıl çarpışılacağını gösteriyordu.

 

"Ben Leiachwi. Chwik. Yeniden çalışmamız mümkün olur mu?"

 

"Ben Geomchi419."

 

Geomchilerin canı gönülden istediği arkadaşlık talepleri bile sorunsuzca gelmeye başlıyordu.

 

"Siz moladayken dojo’ya ziyarete gelebilir miyiz acaba?"

 

"Eğlence parkında bir randevuya çıkalım hadi."

 

Girişken kadın oyuncular sayesinde ilk randevusuna giden çıraklar bile oluyordu. O randevuları cesurca sonlandıran çıraklar da gelip kahramanca başarılarını anlatıyordu.

 

"Onunla eğlence parkına gittim ve… huhu. *Sahyunglarım, meslektaşlarım, sakın şaşırmayın! Ama onun elini tuttum." (Sahyung, eğitimde yaşça büyük erkeklere hitap etmenin en kibar yoluymuş.)

 

"Geomchi419! Deli misin sen? Ya tokat yeseydin ne yapacaktın..."

 

"Kasten yaptığımı mı sanıyorsunuz? Bir çeşmeye bakarken ellerimiz bir şekilde birbirine değdi ve o da elini kaçırmayınca tuttum gitti."

 

"Demek elini kaçırmadı ha?"

 

"Nasıl ifade etsem, elini tutarsam sorun olmayacakmış gibi tuhaf bir his aldım işte."

 

"Öyle bir his mi varmış? Yalnızca elini tuttun diye bir kızdan tokat yeme hissi gibi değil yani?"

 

"Şey gibi, tecrübe etmeden anlaşılamayacak bir his ya."

 

Flört işinde kıdemli hale gelenlerin öğretilerini dinleyen usta ve çıraklar kendilerince randevu hayalleriyle yanıp tutuşuyordu.

 

Tabii onlardan eğitim alanlar yalnızca kadın oyuncularla sınırlı değildi. Toplu halde kılıç kullanmayı öğrenen kadınlar kadar erkekler de oluyordu. Her yaştan kadın ve erkek, Eğitim Salonunda toplanıyordu. Çünkü Kılıç Ustalığı seviyeleri İleri Düzeye ulaştı ulaşalı Geomchilerin eğitmenlik kabiliyetinde bir değişim söz konusuydu. Kılıç ustalığı gösterimi yaparak eğitim verdikleri sürece çaylaklar o kılıç ustalığını taklit edebiliyordu. Başlı başına bu bile çaylakların Kılıç Ustalığı yetkinliğinin son derece hızlı ilerlemesini sağlıyordu.

 

Kendilerini çırak olarak gören çaylak oyuncular akın ediyordu.

 

"Lütfen beni de eğitin, eğitmenim!"

 

"Avlanmak istiyorum. Bizi doğru yola sokun lütfen."

 

"Bugünkü ders saat kaçta?"

 

* * *

 

Geomchilerin Kılıç Ustalığını geliştirdiği haberiyle birlikte tonlarca kişi toplanmıştı. 4 haftanın sonunda köyden ayrılmış olanlar bile Eğitim Salonuna geri dönüyordu. 200. seviyenin üzerindeki ortalama oyuncu sayısı da hatırı sayılır düzeydeydi. Korkulukların yerleştirildiği Eğitim Salonları, Geomchilerin gerçek dövüş sanatları eğitimi verdiği eğitim alanlarına dönüşüyordu. Kişi sayısının artışı çırakların canını sıksa da öğrenme hevesleri olduğu sürece gelen insanları öğrencileri olarak kabul ediyorlardı. Hiç parası olmayan çaylaklar bile kabul görüyordu.

 

"Resmi çıraklık bedeli 9 arpa ekmeği."

 

"Kabul!"

 

"Açlık nedir bilmeyen, gerçek bir dövüşçü olamaz. Açlık, insanın esas gücünü uyandırır."

 

Geomchilerin kadınlı erkekli, her yaştan öğrencileri tüm Versailles Kıtasına yayılıyordu.

 

Geomchilerin geniş omuzlarının, delici bakışlarının ve bunun yanı sıra aralarında gerçekleşen sözsüz sohbetlerin namı Rosenheim Krallığı ve Yurokina Dağlarına dek ulaşıyordu.

 

Göğüslerinin sol yanına kılıç çizili bir grup ise meydanda takım arkadaşı arıyordu.

 

"Benim için bir zevktir."

 

"Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Sanıyorum ki seni bir keresinde Eğitim Salonunda görmüştüm. Birlikte avlansak mı acaba?"

 

"Kulağa hoş geliyor. Ama kaç yaşındasın?"

 

"On dokuz."

 

"Aynı yaştayız. Hangi nesildensin?"

 

"Benim ustam Geomchi385-nim."

 

"Ben de sahyung Geomchi417-nimden eğitim aldım."

 

Geomchiler Rosenheim Krallığı ve Yurokina Dağlarının kılıç eğitmenleri olarak tanınıyorlardı.

 

Ayrıca Versailles Kıtasının en güçlü canavarlarını avlama tutkusunu da unutmuş değillerdi.

 

"Korumamız gereken bir onurumuz var. Bir ay içerisinde Kemik Ejderha veya Imoogi gibi bir şeyler yakalamamız gerekmez mi?"

 

Bazen eğitim verirken bile avlanıyor, aynı zamanda Kılıç Ustalığı yeteneklerini geliştirmeye de çabalıyorlardı. Kişi kendinden güçlü canavarlarla dövüşüp üste çıkmayı başardığı sürece Kılıç Ustalığı yeteneği epey hızlı yükseltilebilirdi. Geomchiler rahatlıkla öldürülebilen güçsüz yaratıklara dikkat bile etmiyorlardı. Şöhretlerini büyük oranda avlanmaya borçluydular. Yalnızca iki Geomchi bir araya gelse bile dik bir uçurum absürt bir şekilde dümdüz bir ovaya dönüşüyordu.

 

"Sahyung, ben sıkıldım; yukarı çıkmaya ne dersin?"

 

"Eğlenceli görünüyor."

 

Geomchiler Yurokina Dağlarının sarp kayalıklarına tırmandıkça konsantrasyonları gelişiyordu. Kasten zorlu, tehlikeli arazileri aşmak onlar için kıymetli bir tecrübe edinme fırsatıydı. Geomchi4 ve Geomchi5, bir adım atmanın bile zor olduğu uçurumların sırtından yukarı tırmanıyordu.

 

"Çaylak5."

 

"Evet sahyung?"

 

"Buradan düşersek ölür müyüz?"

 

Öyle baş döndürücü bir yüksekliğe çıkmışlardı ki dağın etrafı bulutlarla kaplıydı. Geomchi5, dağın sırtından aşağı bakarak kafasını salladı.

 

"Ölmeyiz. Düşerken dışarıya uzanan ağaç dallarından birine tutunur ve geri sekerek yukarı zıplarız. Sonra da kısa kılıcımızı kayaya saplayıp aşağı kayarız."

 

"Hm, bu kadarcık şeyden de ölmeyiz sonuçta, ha?"

 

"Elbette."

 

"Canım sıkıldı, buradan atlamayı denemeye ne dersin öyleyse?"

 

Duydukları takdirde insanları şoka uğratacak kelimeler rahatlıkla ağızlarından dökülüyordu. Öldükleri takdirde yetenek yetkinlikleri düşecek, seviyeleri azalacak olsa ve hatta on binde bir şansla kuşandıkları ekipmanları kaybedecek olsalar bile hiçbir çekinceleri yoktu. Geomchi5, durumu hiçbir şey yokmuş gibi algılıyordu.

 

"Eğlenceli olacak gibi görünüyor?"

 

"Önce ben atlayacağım."

 

Uçurumla aralarındaki mesafe kısaydı ancak Geomchi, tepeden tüm hızıyla atladı.

 

Meydan okumaların tadını alarak rüzgârlar kadar özgür bir yaşam sürüyorlardı.

 

* * *

 

Weed, yeraltı zindanına girişinin dört gün sonrasında Matallost Kilisesi mahkumlarının tutulduğu yere ulaştı. Yalnızca işini halletmeye odaklansaydı bu vakti çok daha kısa tutabilirdi. Ancak ilerlerken canavarların kökünü kuruttuğu için işi uzun sürmüştü.

 

Weed’in tek başına verdiği hasarla çok sayıda canavarı yok etmesi birazcık daha uzun sürecekken Sarı Oğlanın da savaşa katılmasının büyük yardımı dokunmuştu. Söz konusu masum Sarı Oğlan olunca Weed’in düzlüklerde sırtına binip onu büyük oranda at gibi kullandığı pek çok sefer olmuştu. Bir at gibi hızla koşarken savaşması bile başlı başına tecrübe puanı kazandırır ve koşma becerisini yükseltirdi. Weed, koşacak pek fazla yerin olmadığı bir zindanda Sarı Oğlanı çoğunlukla savaş ganimetlerini toplamak için kullanıyordu. Ama Sarı Oğlan bu defa kendisine değerli bir kullanım alanı bulmuştu. Hwaryeong'un Baştan Çıkarma Dansı ile uyuttuğu Karanlık Şövalyelere arka ayaklarıyla güçlü tekmeler indiriyordu.

 

Bir boğanın arka tekmesi!

 

Onları muazzam kuvvetiyle güçlüce tekmelediği anda Karanlık Şövalyeler vahşice havalanıyordu. Kılıç Kayzeri saldırısı kadar iyiydi. O devasa darbeler öyle bir güçteydi ki onu yiyen Karanlık Şövalyeler Da’in veya Hwaryeong tarafından bir değnek veya kısa kılıç darbesi yediği anda ölüyordu. Kızlar Sarı Oğlanla birlikte Kafir Avcıların, Çırakların ve diğer canavarların icabına bakmaya başladıkça avlarının etkinliği iyice artıyordu.

 

Möööööööööö!

 

Sarı Oğlan, savaşçı bir boğa gibi arka ayaklarını canavarlara indirdiği her seferde galibiyetin tadına varıyordu.

 

"Aferin, Sarı Oğlan."

 

Da'in tarafından kafası okşandığındaysa keyiflenip kısa kuyruğunu sallıyordu. Weed Da'in’le ilgili hüznünden birazcık bahsetmiş olsa da Sarı Oğlan o sözlere hiç dikkat kesilmemişti ve Da'in’le iyi anlaşmaya devam ediyordu. Halbuki bir ineğin kulağına fısıldamak sağır bir adamın kapısını yok yere çalmak gibidir tarzında bir atasözü de yoktu.

 

Weed kısaca yaptığı değerlendirmeyle savaşma hızının arttığı sonucuna varmıştı.

 

"Nihayet yediği çimlerin hakkını veriyor." Weed’in övgü konusundaki cimriliğinin sonu yoktu! Sarı Oğlan içtenlikle valizleri taşıyarak dolansa ve savaşta bile yer alsa da Weed’in ağzından pozitif şeylerin çıktığı çok nadir görülüyordu. "Bu günlerde Kore ineklerinin piyasa fiyatı ne durumda? Yüksek fiyattan et alacak biri çıkmadığı sürece onu satmasak daha iyi."

 

Bir yeraltı hapishanesini aşıyorlardı! Son derece geniş bir labirentti ancak Weed, bu işin ortasına gelmiş olmasına rağmen hiç zorlanmıyordu. Başkalarının çoktan keşfettiği bir zindan olduğu için Tozludan aldığı bilgilerle rotayı çizmişti ve hassasiyetle üzerinden gidiyordu.

 

Matallost Kilisesi rahipleri bir deri bir kemik kalmış, cüppeleri toz topraktan kararıp siyaha dönmüştü.

 

"Kimsin sen?"

 

"Ben Embinyu Kilisesini mağlup ettim ve sizleri yuvanıza geri götürmeye geldim." diyen Weed, rahiplere bir Matallost Kilisesi kutsal emaneti gösterdi ve rahipler ancak bunun sonrasında Weed’e inanabildi.

 

"Neden bizi kurtarmaya daha yeni geliyorsun?"

 

"Lanet olsun, biz ihtiyarlar sonsuza dek burada hapsolup ölüp gideceğiz diye düşünüyordum."

 

Resmen Weed kendilerini kurtarmaya daha hızlı gelmedi diye sinirliydiler. Bir görevi içtenlikle tamamlamadığınız takdirde bu tarz şikayetlerle karşılaşabilirdiniz.

 

Weed’in de edecek pek çok şikayeti vardı. 'Heykellerimi yaptıktan, ganimetlerimi sattıktan ve görevi pazarladıktan sonra olabildiğince hızlı şekilde buraya geldim işte. Elimden gelenin en iyisini yaptım bir kere.'

 

Kendisini her durumda haklı çıkartmasına olanak tanıyan bir gurura sahipti! Diğer oyuncular sabırsızlık edebilir ve hatta böylesine minnet bilmez oldukları için ihtiyar rahiplere öfkelenebilirlerdi fakat Weed öyle biri değildi.

 

"Özür dilerim. Yalnızca sizi sağ salim yuvanıza ulaştırmaya çalıştığım ve Embinyu Kilisesinden kalanlar etrafta gizleniyor olabileceği için geciktim. Şimdi bizimle gelin lütfen." İhtiyar rahipler de onun müşterileri olduğu için dostane bir gülümseme takınmayı da ihmal etmedi.

 

"Öyle ya da böyle bizi kurtarmaya geldiğin için teşekkürler."

 

Diyen rahipler oturdukları yerden kalktılar ve Weed, bir Hırsız olmamasına rağmen ayak bileklerindeki pranga benzeri aparatları kolaylıkla çıkartabildi. Onlardan tek parça halinde kurtulmak için Demircilik yeteneğini kullandı. Sağlam demir materyal bulmuşken toplama fırsatını hayatta kaçıramazdı.

 

"Bizi de serbest bırak lütfen!"

 

Matallost Kilisesi rahiplerinin tutulduğu yerde bağlı daha pek çok tutsak vardı. Kuzeye küçük çapta yayılmış Cüce, Elf, Barbar ve avcı ırklarından oluşan 35 kişiydiler.  

 

Aşağı yukarı bu sıralarda, Matallost Kilisesi Rahiplerini Kurtarma görevini alan ve alanda avlanmakta olan insanlar bir araya geldi.

 

"Ne, çoktan gelmiş mi bile?"

 

"Bu kadar çabuk nasıl geldi ki?"

 

Görevi alan kişiler, söz konusu Weed olsa bile o kadar hızlı gelemez diye düşündükleri için afallamış durumdaydılar.

 

Artık yeraltı hapishanesinden ayrılma vakti gelmişti. Hapishaneden çıkış yolu pek zorlu değildi—Weed’i takip eden seyirciler hapishanenin önemli noktalarında avlandığı ve göreve katılan oyuncular canavarları temizlediği için oradan hızlıca ayrılabileceklerdi.

 

"Bizi kurtardığın için teşekkürlerimizi sunarız."

 

"Ben yalnızca yapmam gerekeni yaptım."

 

"Bir an önce yapmamız gereken bir şey var, birazcık bekleyebilir misin acaba?"

 

"Tabii. Doğru bir eylemse ne kadar sürerse sürsün bekleyeceğim."

 

Matallost Kilisesi rahipleri, Weed’in ve görev katılımcılarının dikkatli bakışları altında tapınağa geçtiler, temizlendiler ve meşalelerini yaktılar. Sonra da Feryat Nehrinin kinci ruhlarını yatıştıran bir ritüel gerçekleştirdiler.

 

ŞŞŞ!

 

Derken Feryat Nehrinin durgun ve bulanık suları, aşağılara doğru sorunsuzca akmaya başladı.

 

Ding!

 

****

 

Matallost Kilisesi Rahiplerini Kurtarma Görevi

 

Feryat Nehri diriltildi.

 

Haksız ölümlerin cefasını çeken ruhların gözyaşlarıyla akan nehir!

 

Matallost Kilisesi rahipleri açgözlülükten kaynaklanan hatalarından tövbe edecek ve ruhları yönlendirme görevine devam edecek.

 

- Matallost Kilisesine yapılan katkı 2,700 yükseldi.

 

- Seviye atladınız.

 

- Feryat Nehrinin arındırılışıyla Şöhret 320 yükseldi.

 

- İnanç 37 yükseldi.

 

- Şans 4 yükseldi.

 

****

 

Son derece hatırı sayılır bir karşılıktı. Ödül, ölülere rehberlik eden ve yeniden aktif hale gelen Matallost Kilisesindendi.

 

Weed, mahkumları kurtarmak için yeraltı hapishanesini keşfetmemişti. Can sıkıcı işlerin büyük bir çoğunluğunu diğer oyunculara bırakmış ama buna rağmen 1 seviye atlamıştı.

 

Yurin, Da'in ve diğer oyuncularsa ödül olarak kazandıkları devasa tecrübe puanı sayesinde 10 ila 20şer seviye atlamıştı.

 

"Yihuuu!"

 

"Aldığım en iyi görevdi!"

 

Onu paylaşanların gözünde bu, kendilerine kolay kolay hiçbir hazineyle değişmeyecekleri büyüklükte bir ödül veren bir görevdi.

 

Diğerlerinin seviye atlayışı Weed’de bir kuyruk acısı uyandırmamıştı. Doğal olarak seviye yükseldikçe güç de artardı. Ancak esas önemli olan, statlar veya yetenek yetkinlikleriydi. Yalnızca hızlıca seviye atlamaya odaklanırsanız neticede statlarınız eksik kalır, geliştirdiğiniz seviyenizle aralarında uyum olmazdı. Bu da gelişimi geciktirirdi, dolayısıyla geri adımlar atmak aslında ileriye gitmeyi daha da hızlandırırdı.

 

Sararıp bulanıklaşan kirli Feryat Nehri, görevin tamamlanışının yol açtığı değişimle yavaşça berraklaşmaya başlıyordu.

 

****

- Feryat Nehrinin rolünün gereğini adım adım yerine getirişiyle Versailles Kıtasındaki huzursuzluk tohumları azalıyor.

 

Ölüm nedeniyle sağlık düşecek ve talihsizlik ihtimali %13 azalacak. Ruh Çağıranlar Ölümsüzleri yükseltirken bir nebze daha çok Manaya ihtiyaç duyacak.

 

****

 

Bu sırada eski paralı asker Smith, ağır ağır konuşmaya başladı. "Demek öyle. Matallost Kilisesinin… Yalnızca Versailles Kıtasına zarar veren bir kilise olduğunu sanıyordum..."

 

Ding!

 

****

 

İhtiyar Smith'in İkinci Merakı görevi tamamlandı.

 

İhtiyar ayyaş Smith, Kont Savaoid’in ve Matallost Kilisesinin asıl kimliği hakkındaki gerçekleri öğrendi.

 

Son derece meraklı eski Paralı Asker, geçmişe dair pek de doğru olmayan hatıralarından birini daha çözüme kavuşturabildi.

 

- Şöhret 260 yükseldi.

 

- Niflheim İmparatorluğu Temsilcisi görevinin önkoşulları sağlandı.

 

****

 

A sınıfı zorluktaki görev tamamlanmıştı. Weed, Smith’i yanına almış, Feryat Nehrini arındırarak ve Embinyu Kilisesi takipçileriyle çarpışarak yola devam etmişti. Bu yalnızca Smith’in Kont Savoid hakkındaki merakının çözümlenişi değildi; bütün haldeki zincirleme görevin bir kısmının çözümlenişi olarak da görülmeliydi.

 

Eski Paralı Asker Smith, "Öyleyse olacağım tavernaya canın ne zaman isterse gelebilirsin. Sen bana epey alkol verdiğin için ben de sana içecek bir şey ısmarlayabilirim. Çok şey bilirim, yani merak ettiğin herhangi bir şey olursa her zaman gelip sorabilirsin." dedi.

 

Fakir Paralı Asker Smith’in absürt derecede yetersiz ödülü bundan ibaretti. Halbuki şimdiye kaç şişe şarabı ve konyağı mideye indirmişti… Ancak Weed onunla tartışmadı. Kontrol edilemez yükseklikteki Şöhreti nedeniyle pek çok mantıksız görev almışlığı vardı. Ve bazen büyük ödüller alırken ödülün küçük olduğu vakitler de olurdu.

 

Açık fikirli, anlayışlı olmaya çalışıyordu. 'Bu gece bir kabus göreceğim anlaşılan.'

 

Karşılığında günlüğüne Smith’le ilgili bir ton hakaret yazmakta karar kıldı.

 

"Bu işi seninle birlikte yapabildiğim için pek çok tecrübe edinme fırsatım oldu, kıdemlim. Artık Versailles Kıtasında birlikte seyahat edemeyecek olmamız çok üzücü."

 

Paralı Asker Smith, dişleri arasındaki boşlukları gösterip sırıtarak karşılık verdi. "Bu ihtiyar adamın tavernasına dönme vakti geldi. Gençken atıldığım maceralar bana yeter. Bundan böyle bir merakım olsa bile gidip bizzat peşine düşebileceğimi sanmıyorum. Doğru ya, artık paralı asker kartıma ihtiyacım olmamalı. Buyur, senin olsun."

 

- S sınıfı bir Yarı Profesyonel İttifak Loncası Paralı Asker Kimlik Kartı edindiniz.

 

Weed, kendisine verilen rüşveti reddedecek bir tip değildi.

 

"Tanımla!"

 

****

 

Yarı Profesyonel İttifak Loncası Paralı Asker Kimlik Kartı

 

Dayanıklılık: 30/30.

 

Bronzdan yapılı bir paralı asker kimlik kartı.

 

Derece: S

 

Seçenek: Arzulandığı takdirde tüm Paralı Asker loncası görevleri yerine getirilebilir. Fazladan %200 görev ücreti alınabilir.

 

****

 

Paralı Askerler için kıymetli bir hazine olduğu söylenebilecek bir paralı asker kimliğiydi; bir Paralı Asker olmasalar bile pek çok kişi görev almak için Paralı Asker loncasını kullanırdı.

 

'Satarsam kar getirir herhalde.'

 

Üstüne bir de bu kartların kıtlığı hesaba katılınca Weed, muazzam bir bedel elde edebilirdi. Yalnızca Matallost Kilisesi Mahkumlarını kurtarma görevine kendisiyle katılan oyuncuların ne kadar istekli olduğunu görmek bile bunu anlaması için yeterliydi.

 

Derken eski Paralı Asker Smith, Weed’e bir hediye daha verdi. "Bunu da al."

 

Weed bir kez daha kendisine söyleneni yaparak hediyeyi aldı.

 

Yeşimden yapılı damgası ve tutacak olarak kullanılabilecek altından yapılı ejderhasıyla antik bir mühürdü. Son derece eski bir öğeydi, bugünlerde bulunabilecek bir renkte değildi. Ayrıca yeşim damganın da bir kısmı kırıktı.

 

"Tanımla!"

 

****

 

Bilinmeyen Mühür:

 

Dayanıklılık 3/20.

 

Fazlasıyla olağanüstü bir oymacının elinden çıkma son derece kıymetli bir nesne.

 

Eski Paralı Asker Smith’in biriken alkol hesaplarına rağmen satmadığı bir öğe.

 

Geride bıraktığı bir savaş ve uzunca bir sürenin sonunda hafif bir hasarı mevcut.

 

Seçenek: Özel bir şans bahşeder.

 

****

 

Weed kafasını kaldırdı. Mührün dikkat çekici bir öğe olduğunu anlamıştı.

 

"Nedir bu?"

 

"Paralı Askerlik günlerimde Kont Savoid’in köşkünden aldığım bir şey. Onu aldım alalı şansım yaver gidiyormuş gibi geldiği için ona gözüm gibi bakıyordum ama... artık senin olabilir."

 

"Minnettarlıkla sahipleneceğim."

 

Diyen Weed, mührü cebine yerleştirdi.

 

Ding!

 

- Bir Niflheim İmparatorluğu hazinesi elde ettiniz.

 

Tam da beklediği gibiydi. 'Anlaşılan Niflheim İmparatorluğu görevi bununla gerçekleşecek.'

 

Öğenin kökenini detaylı olarak çözmek istiyorsa birazcık daha güçlü bir tanımlamaya ihtiyacı vardı.

 

'Öncesinde halletmem gereken bir şey var.'

 

Weed bu düşünceyle etrafına bakındı. Feryat Nehrinin dönüşümünü büyülenerek izleyen çok sayıda oyuncu vardı. Bu durum Versailles Kıtasında tarihi bir değişime sebep olacağı için fısıldaşmakla meşgul olanları görmek pek zor değildi.

 

"4 seviye atladım. Epey Şöhret de kazandım."

 

"Sahi mi? Kahretsin. Görevi ben de almalıydım. Yeraltı hapishanesindeki av da bayağı iyi gitmiş duyduğum kadarıyla?"

 

Weed, Matallost Kilisesi Rahiplerini Kurtarma görevini paylaşan oyuncuların mutlu olduğunu da görebiliyordu.

 

Derken onlara seslendi. "Millet."

 

"...?"

 

"Görev Matallost Kilisesi rahiplerinin kurtarılışıyla sona ermiyor."

 

"Bir zincirleme görev mi?"

 

"Öyleyse bizimle bir görev daha mı paylaşacaksın?"

 

Weed, kırsal bir yörenin cömert bir adamıymışçasına koskoca bir gülümsemeyle başını salladı. "Tabii ki. Bu göreve birlikte başladık, öyleyse sonunu da birlikte görmemiz gerekmez mi?"

 

Matallost Kilisesinin zincirleme görevi!

 

Matallost Kilisesi rahipleri Weed’e doğru yürümeye başlamıştı.

 

"Büyük bir stresten kurtulmanın rahatlığını yaşasak da hala yapılması gereken pek çok şey var. Ayrıca kiliseyi onarmak için yeni müritler de toplamalıyız..."

 

"Bu bölgede hala Embinyu Kilisesinin izinden gidenler olduğuna dair bir tedirginlik içerisindeyim."

 

Embinyu Kilisesinin 11. Tarikatının Yok Edilişi ve Matallost Kilisesinin Uzun Vadeli Arzusu görevleri hala varlığını koruyordu.

 

'Embinyu kalıntıları—geriye epey güçlü bir grup kalmış olmalı, yani muhtemelen onları tam anlamıyla mağlup etmek gerekecek. Ve Matallost Kilisesinin Uzun Vadeli Arzusuna gelince, pek çok mürit toplamak ve diğer kiliseler kadar başarılı olmak istiyor olmalılar.'

 

Weed, isimlerine bakarak kendisini nasıl görevler beklediğini aşağı yukarı hesap edebiliyordu.

 

Bu Morata için de fena olmazdı. Matallost Kilisesi hatırı sayılır kutsal güce sahip militan bir gruptu! Yeraltı hapishanesinden çıkarken sergiledikleri iyileştirme, kutsama ve kutsal saldırı büyüleriyle müritleri olmak isteyecek pek çok kişi çıkacağı kesindi. Weed çaylakların da Feryat Nehri hareket portalını kullanmasına müsaade ederse Matallost Kilisesinin dirilişi hiç değilse Morata için işe yarardı! Zincirleme bir görev olsa da Embinyu Kalesini yok edip bir de Matallost Kilisesi rahiplerini kurtarışıyla görevin tatlılığının sonu gelmişti. Dolayısıyla Weed, kalan görevleri yalnız tamamlamak yerine buradaki diğer kişilerle paylaşmayı planlıyordu.

 

"OHAA!"

 

"Morata Lordu, Savaş Tanrısı Weed, zincirleme görevini paylaşacak."

 

"Çok yaşa Morata Lordu!

 

Feryat Nehrine bakarken kıskançlıklarını gizleyemeyen insanlar hızlıca toplanmaya başlıyordu.

 

"Lütfen önce benimle paylaşın!"

 

"Ben! Önce ben!"

 

Anne kuşun vereceği solucanı yakalamak için gagalarını olabildiğince açan yavru kuşlara benziyorlardı!

 

İşte o sırada Weed ağzındaki baklayı çıkardı. "Ancak katılım ücreti 998 Altın..."

 

"..."

 

"..."

 

Dingin bir sessizlik oluştu.

 

Ve Weed'in sözleri dört bir yana yayıldı. "Bu kırk yılda bir rastlanan bir fırsat. En az 2 dostunu veya takım arkadaşını getirenlere 30 Altın indirim yapacağım. Minimum 7 kişilik topluluklara grup indirimi bile yapabilirim."

 

Bu sorgusuz sualsiz bir soygundu.

 

Evet, tıpkı yazın tatil sezonunda sahillerde elde edilen aşırı kar gibi bu da gerçekten reddi mümkün olmayan bir soygundu!  

 

Bu durum karşısında neşelenip tatlı tatlı gülümseyen tek kişiyse Hwaryeong’tu. "Ne harika! Weed-nim güç bela aldığı bir görevi bile başkalarıyla paylaşıyor; ne kadar da iyi biri!"

 

#Geomchilere bayılıyorum ya, sonunda sosyalleşip randevulara bile çıkabilmelerine kendi arkadaşlarım kısmet bulmuşçasına sevindim :D Bu arada sanal gerçeklikte maceralara atılabilmek harika değil mi? Dağdan atlamayı hiçbir türlü gözüm yemezdi ama gerçek hayatta yapamayacağım bazı şeyleri böyle bir oyunda deneyebilmeyi çok isterdim.
Neyse. Weed de yine bildiğimiz gibi. Neredeyse hiç çaba sarf etmeden görevi bitirdi, şimdi de adam başı neredeyse bin altına kalan görevleri pazarlıyor, bir de grup indirimi yapacakmış haspam. Ne olacak bu çocuğun hali diyerek sıradaki bölüme geçiyorum arkadaşlar, orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 26517 Üye Sayısı
  • 848 Seri Sayısı
  • 43025 Bölüm Sayısı


creator
manga tr