Lms 17.8 : Da'in'le Karşılaşma

avatar
843 14

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 17.8 : Da'in'le Karşılaşma


Çevirmen : Clumsy-nim



Pavo’nun bir Mimar olarak büyük tutkuları vardı. Artık hem işyeri hem de ev inşasında beceri kazanmıştı.

 

Morata’da tercih edilen ev çeşitliliği oldukça fazlaydı. Diğer zengin krallıklarda kendine ait bir ev sahibi olmak için ya yüksek bir seviyeye ya da sağlam bir paraya ihtiyaç duyulurdu. Çünkü diğerlerinin altında kalmamak adına bir villa veya lüks bir rezidans inşa etmek gerekirdi. Fakat Morata’da temsili bir ev tarzı vardı.

 

O da kulübeydi!

 

Kolaylıkla inşa edilebiliyor ve neredeyse hiçbir inşaat ve bakım ücreti gerektirmiyordu. O beş para etmez kulübeler yalnızca yağmuru ve rüzgarı engelleyebilse de sayıları öyle çoktu ki kimsenin utanç duyması için bir sebep teşkil etmiyordu.

 

Oyuna yeni başlayanlar bile kereste topladıkları takdirde yalnızca 20 veya 30. seviye civarında bir ev hazırlayabiliyordu. Kendime ait bir evim olsun şeklindeki kıymetli düşü kolaylıkla gerçeğe dönüştürebiliyorlardı. Bir ev hazırladıktan sonra da kullanmadıkları ekipman veya malları orada bırakabiliyor ve hatta arkadaşlarını çağırıp parti verebiliyorlardı. Morata onların vatanıydı ve orada bir yuvaları bile vardı; işte çaylakların geliştikten sonra bile Morata’dan ayrılamamasının ana sebebi buydu.

 

Normal şartlarda çok sayıda inşa edildiği takdirde kamu güvenliği ve sağlığı büyük oranda düşeceği için kulübe inşasına pek sık izin verilmezdi. Diğer şehirlerde arsa değerleri de yüksekti, dolayısıyla bir ev inşa etmek tonla para gerektirirdi. Ama Morata’da arsalar ucuzdu ve kamu sağlığıyla güvenliği de epey iyi düzeydeydi. Lord pahalı bir kanal yapmış, ihtiyatlı birlikler yerleştirmişti ve Freya Kilisesinin etkisi sayesinde fakirlere düzenli olarak yardım yapılıyordu, dolayısıyla neredeyse hiç hırsızlık gerçekleşmiyordu.

 

"Hiçbir köy kulübe yapısını buradan daha çok idealize edemez."

 

Pavo hatırı sayılır ölçüde kulübe inşa etmişti. Dayanıklı oluşları ve güzel iç dizaynları sayesinde kulübeleri popülerdi. Yeni inşa edilmiş bir kulübenin de kendince bir cazibesi vardı. Uzun bir sürenin sonunda kötüleşir, çürür, kırılır veya sızdırırdı ama yeni gibi bir kulübede yaşamaya değdiği söylenebilirdi.

 

Ana Kıtayı aşıp gelen Maceraperestler, Tüccarlar ve zengin oyuncularsa kaliteli konutlar istiyordu.

 

"Bana Morata’ya tepeden bakan bir ev inşa edin lütfen. Şöyle büyük bir deposu olmalı ve bir de pahalı materyalleri kullanın ne olur."

 

Kaliteli ev veya işyerleri konusunda da yoğun bir talep olduğu için Pavo sıkı çalışıyordu. Binlerce kulübe, yüzlerce lüks villa, Morata köprüsü ve bizzat inşa ettiği işyerleri artık gezilip görülecek yerlere dönüşmüştü.

 

"Tasarım ve İnşa yeteneğim bugünlerde pek gelişim göstermiyor."

 

Kulübelerden edindiği yetkinlik önemsiz düzeydeydi. İşyeri veya villa tamamlayarak elde ettiği Şöhret ve yetkinlik de azalış gösteriyordu.

 

"Gerçekten harika bir iş çıkartmak zorundayım."

 

Pavo'nun Morata’ya olan bağlılığı oldukça yüksekti. Tüccarlar ve Morata sakinleri tarafından kullanılan çok sayıda bina inşa ettiği için bir Mimar olarak buraya kendi şehriymişçesine düşkün hale gelmişti.

 

"Şöyle doğru düzgün bir bina yapmaya çalışalım."

 

Derken Weed’in mükemmel bir zamanlamayla gelen talebi bir Mimar olarak içinde bulunan meydan okuma ateşini harlamıştı. Doğum ve ölümle ilgili heykel ve sayısız oyuncak bebeği yerleştirmek için bir inşaat işi yapmalıydı.

 

"Orta Düzey Tasarım!"

 

Ding!

 

- Tasarım yapılıyor.

 

Bu mesajla birlikte Pavo’nun önünde yarı saydam, 3 boyutlu bir görüntü şeklinde proje planı belirdi.

 

Mana kullanarak gerçekten ev yapıyormuşçasına duvarları, sütunları yerleştirmeyi deneyebilir ve hatta iç mekanı dekore edebilirdi. Başlangıç düzeyi Tasarım yeteneğiyle genel boyutun bir sınırı vardı ve çok çeşitli materyal kullanmak da mümkün değildi.

 

Tasarım ve İnşa yetenekleri birbirinden ayrılamazdı. İnşaatta kullanılan materyaller ve yeni stiller Tasarım yeteneğini anında etkiler ve geliştirirdi. Mobilya düzeni veya evin yapısı gibi şeyler Tasarım aracılığıyla tamamlanırdı. Bir proje planı çizildikten sonra işçilere talimat vermek bile mümkündü.

 

Pavo'nun Tasarım yeteneği Orta Düzey 3. seviyedeydi. Bir kale inşa edebilecek düzeyde olmasa da kesinlikle oldukça büyük bina ve bahçeler yapabilirdi.

 

"Tek seferde 3 lüks villa yapan şey yetenektir."

 

Pavo muazzam bir yapı projesi hazırlamıştı.

 

Weed, oyuncakları bir çocuk için yaptığını söylemişti.

 

"Bu asilce hedefi... hayal kırıklığına uğratamam."

 

Weed 1,980 Altınlık bir bütçeye onay vermişti! Bu para tek bir ev için ancak ucu ucuna yeterliydi. Fakat Pavo, inşaat materyallerine yatırım yaparken taviz vermemeyi planlıyordu.

 

"Bahçeyi dekore etmek için kıtanın en iyi ağaç ve çiçeklerinden getirelim. Bahçeyi bir buçuk dönüm kadar yapalım, bina alanı da en az 8 dönüm olmalı."

 

Pavo’nun zihninde canlandırdığı o nihai sembol şeklindeki bina, daha önce hiç yapmadığı bir boyut ve tasarımda olacaktı. Tüccarlıktan sonra en çok para getiren meslek olduğu söylenen Mimarlıkla edindiği serveti kullanıp Morata’yı simgelemeye layık bir bina yapmaya çalışacaktı.

 

"Bir sanatçı olarak Weed’in heykellerini sergilemeye layık tek bir yere bile sahip olmaması saçmalık."

 

Weed’in heykelleri sergilenebilsin, Morata sakinleri ve maceraperestler gelip onları görebilsin diye bu işi yapacaktı.

 

Pavo işte böylece inşaata başladı. Ve kendisini muazzam bir iş beklediği için doğruca üretime atıldı.

 

* * *

 

Pale, Weed’den bir fısıltı geldiği sırada bir zindanda grubuyla avlanma işinin ortasındaydı.

 

- Bir yeraltı hapishanesinin içerisinde avlanmam lazım. Biraz tehlikeli olabilir ama bana bir iki kişi gönder lütfen.

 

Embinyu Kalesi yeraltı hapishanesi son derece karmaşıktı. Her yerde avlanan gruplar ve sayısız canavar mevcuttu. Mutlaka zehir kullanan bir canavar da çıkacağı için pervasızca savaşmak zor olacaktı.

 

- Anlaşıldı.

 

Fısıldaşmanın sonlanışının ardından Pale, grubuna döndü. "Weed yanına birini göndermemizi istedi."

 

"Ben gideyim mi?" Hwaryeong bunu bekliyormuşçasına hemen öne çıktı. Uzun bir süre üzerine Weed’le bir araya gelme fırsatını kaçırması mümkün değildi.

 

"Weed elbette seni hoş karşılayacaktır, Hwaryeong, ama zehri iyileştirebilen birine ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Irene, sen de gitmek ister misin?"

 

"Ben gidersem siz burada ne yapacaksınız?"

 

"Bir şekilde hallederiz. Da'in de bizimle olduğu için sıkıntı çıkmaz."

 

Pale'in grubu Morata’da pek çok görev tamamlamıştı. ‘Antik Göğüs Zırhı Yapım Sırları’ kitabıyla birlikte avlanıyor ve görev yapıyorlardı. Şu anda yaptıkları görev C sınıfı zorlukta olsa da hasarları son derece yüksek canavarlar tarafından saldırıya uğradıkları tehlikeli bir zindan avı söz konusuydu.

 

"Hem Hwaryeong hem de ben gidersek geride kalanlar için işler tehlikeli hale gelmez mi?"

 

"Olabilir. Zephyr’in ne kadar dayanabileceğine bağlı ama birazcık daha tehlikeli olacağı kesin, ne dersiniz?"

 

Savaşçı veya Şövalye barındırmayan bir grup olarak her zindan keşiflerinde tedirgin oldukları doğruydu. Zephyr defans işini üstlense de çok fazla canavarın hücumuna uğradıklarında işler zorlaşıyordu. Hwaryeong Kafa Karışıklığı Dansı veya Baştan Çıkarma Dansıyla canavarları rahatsız ediyordu, dolayısıyla o ve Irene aynı anda gidecek olursa seferleri büyük oranda etkilenirdi.

 

"Ben giderim." Derken elinde bir değnek tutan Da'in öne çıktı.

 

Şamanlık on parmağında on marifet denilebilecek bir meslekti! Da'in’in dikkat çekici bir gücü vardı ama aynı zamanda delirdikleri sırada canavarları adamakıllı hırpalamak da uzmanlıkları arasındaydı.

 

Değneğini sallarken kendi kendine mırıldanıyordu. "Dayağı elle atmak gerekir sonuçta. Hırpalamanın tadını almadan avlanmanın keyfi olmuyor."

 

Morata’nın en popüler Şamanı, Pale’in grubuna yardım ediyordu.

 

Zephyr başıyla onay verdi. "Zehir etkisini giderebildiği ve hatta tedavi edebildiği için Da'in Hanıma güvenilebilir. Yani Hwaryeong ve Da'in birlikte gidip Weed’e yardım edebilir."

 

Yeraltı hapishanesine gidecek kişilere karar verilişinin ardından Yurin, Weed’in açıklamalarına dayanarak bir resim çizdi. O resimde Yurin, Da'in ve Hwaryeong karanlık bir hapishanenin girişinde Weed’le yan yanaydı. Resme Işınlanmanın avantajı, çok sayıda kişiyi tek seferde taşıyabilmekti. Elbette tek bir kağıdın üzerine çizmek gerektiği için absürt sayıda insanı ışınlamak mümkün değildi. Mana kısıtlaması gereği zindanın derinliklerine de ışınlanamazlardı.

 

"Resme Işınlanma!"

 

Yurin, Hwaryeong ve Da'in bu komutla birlikte resmin içine çekilmişçesine ortadan kayboldu. Ve bir varoluş sarsılışıyla birlikte ansızın Weed’in beklediği noktada, yani yeraltı hapishanesinin girişinde belirdiler.

 

MÖÖÖÖÖÖ!

 

Sarı Oğlan onları gördüğüne sevinmişçesine nazik bir yüz ifadesiyle selam verdi. O bir erkekti ve sanat yaratımlarının kendine has özellikleri gereği güzel insanlardan hoşlanırdı.

 

"Ohh, ne kadar da yakışıklı ve gösterişli bir boğa."

 

Hwaryeong kibarca Sarı Oğlanın ensesini okşadı. Naif bir ifadeyle ağzı beş karış açılan Sarı Oğlan için mutlu bir andı.

 

"Oppa, bu çocuk kaç kilo çekiyor?"

 

"Birinci sınıf bir Kore ineği. Antrikot gibi özel kısımlara azıcık ekleme de yaptım."

 

"Lezzetli görünüyor. Kısık ateşte pirinçle birlikte kemik suyuyla karıştırıp ağır ağır pişirirsek bayağı iyi olur."

 

Yurin, Weed’in önünde olduğu için şakalaşıyordu! Sarı Oğlanınsa yüzündeki tüm renk çekilmişti.

 

İşte bu sırada Weed ve Da'in ikilisi birbirini gördü.

 

Morata’da yediği lanetin etkileri nedeniyle Da'in'in yüzünü tanımak zordu. Aslında lanetten kurtulabilirdi ama Weed’in ne durumda olduğunu görmek için etkileri kaldırmamıştı.

 

Onunla ilk kez karşılaşırmışçasına beline dek hafifçe eğildi. "Merhaba. Hakkında çok şey işittim."

 

Konuşmasında Weed’le uzun bir süre üzerine karşılaşmanın doğurduğu karmaşık hisleri gizlemişti.

 

Weed de kısaca kendisini tanıttı. "Ben Oymacı Weed. Demek Pale’in tanıttığı Şaman sensin."

 

"İsmim Da'in."

 

Weed’in gözleri anlık olarak ışıldadı. Pale’in partisinde Da'in isimli bir Şaman olduğunu işitti işiteli bunun tuhaf bir tesadüf olduğunu düşünüyordu.

 

"İsmin Da'in... ve bir Şaman olduğunu söylüyorsun."

 

"Evet, ne oldu ki?"

 

Weed zihninden bir şeyler atmak istermişçesine kafasını salladı. "Yok bir şey. Yalnızca eski bir anıyı anımsadım da."

 

"Nasıl bir anıymış o?"

 

"Şey, sadece... kendime sakladığım bir anı işte. Şimdi uzun hikayeleri paylaşacak vaktimiz yok." Lavias’taki acı tatlı hatıralarını anımsadığı için sesi soğuktu.

 

Weed’in yeraltı hapishanesinin girişine vardığının duyulması sonrası etrafa bakınmak için pek çok kişi toplanmıştı. Weed’i Matallost Kilisesi tapınağından beri takip edenler de vardı. Bir an önce paralı asker Smith’i de yanına alıp görevi tamamlasa iyi ederdi.

 

"Hadi önce yeraltı hapishanesine gidelim, sohbeti sonraya bırakırız."

 

Diyen Weed, kılıcını çekerek harekete geçti. Önceden Kılıç Bileme ve Zırh Cilalama yeteneklerini kullandığı için kendisine mani olan hiçbir şey yoktu.

 

Da'in de değneğini sallayarak büyülerini sıraladı. Büyülerin etkisiyle Weed’in Kuvveti, Çevikliği, hareket hızı ve saldırı hızı gelişti, hatta teni sertleşti. Etkiler öyle bir düzeydeydi ki normal bir Şaman olduğuna inanmak mümkün değildi. Kuvveti 230dan fazla yükselmiş ve hareket hızı epey iyi hale gelmişti. Tüm bedeni kuvvetle dolup taşıyordu, ağır bir yükü üzerinden atmış gibiydi. Dayanıklılık ve Çevikliğindeki artış sayesinde rüzgar gibi koşabilecek, uçurumdan uçuruma atlayabilecekmiş gibi hissediyordu. Bir çita gibi koşabilecekti adeta!

 

'İnanılmaz bir Şaman!' diye düşündü Weed kendi kendine.

 

Morata’nın en iyi Şamanlarından biriydi ve yetenek yetkinlikleri ortalamanın fazlasıyla üstündeydi.

 

* * *

 

"Ne muazzam bir yeraltı zindanı. Bu kadar derin olacağını düşünmemiştim."

 

Savaşçı Hon, etrafına bakınıyordu. Embinyu'nun yeraltı hapishanesi devasa bir boyuta ulaştırılmış, karmaşık bir labirent ve çeşitli test konularıyla donatılmıştı. Ayrıca canavarların seviyesi yüksek, tuzakların sayısı çoktu. Grubun Hırsız oyuncuları tüm tuzakları etkisiz hale getirmeye çalışsa da Matallost Kilisesi rahiplerinin bağlandığı noktaya açılan yollardaki mücadeleleri yirmi beş günden fazla sürmüştü.

 

‘Matallost Kilisesi Rahiplerini Kurtarma’ görevini paylaşan oyuncuların sayısı 40ı aşkındı ve seviyeleri de epey yüksekti. Uçsuz bucaksız zindanı bu noktaya dek tarayabilmelerini ise yalnızca Kaşif ve Element Ustası gibi oyuncuların yardımlarına borçluydular.

 

Paladin Billeo, "Embinyu Kalesinin altındaki bir yeraltı hapishanesi olduğu için… gerçekten normal bir zindan değilmiş. Sizce Weed aşağı yukarı ne zaman gelir?" dedi.

 

Büyücü Easton boş boş ateş yakarak yanıt verdi. "Morata’dan ayrıldığını duyduk, yani en fazla beş gün falan sürer herhalde?"

 

Gallic ikna olmuşa benzemiyordu. "O kadar hızlı mı?" Kendilerinin çektiği onca çileye kıyasla fazla hızlı olduğunu kastediyordu.

 

"Ona yolu anlattık. Tüm tuzakları da temizlediğimiz için dört beş günde rahatlıkla gelebilecek olmalı. Daha uzun da sürebilir gerçi, anlarsın ya."

 

Hon, grubun lideri olarak bir karar verdi. "E bizim de vaktimizi boşa harcama lüksümüz olmadığına göre beklerken bu civarda avlanalım."

 

"Öyle mi yapsak ki?"

 

"Etrafına bir baksana. Diğerleri de avlanıyor."

 

Yeraltı hapishanesinde hatırı sayılır miktarda canavar vardı. Güneş ışığı görmeyen bir yer olduğu için Embinyu’nun lanetlediği korkunç canavarlar ve yaratıklara yuva olmuştu. Seviyeleri de bir hayli yüksekti. Çoğunlukla 350 seviye civarı canavarlar çıkıyordu.

 

"Acele ederse beş gün içerisinde buraya varacak olmalı."

 

* * *

 

Weed, yeraltı hapishanesinin girişini koruyan Karanlık Şövalyelere yaklaştı. Efsanevi bir heykel yapmanın etkileriyle Şaman yetenekleri sayesinde uçarcasına hızlı hareket ediyordu.

 

"On beş Karanlık Şövalyeyle yüzleşmemiz gerekiyor."

 

O kişiler Embinyu Kilisesinin kapı bekçileriydi. Demeter Kilisesinden aforoz edilmiş bir rahip de Karanlık Şövalyelere yardım ediyor ama yeraltı hapishanesine girebilmek için onları mutlaka alt etmeleri gerekiyordu. Henüz kısacık bir vakit geçmiş olsa da Feryat Nehri havzasında belli bir sayıda av grubu toplanınca insanların kapı bekçileriyle savaşması yaygın bir durum haline gelmişti. Karanlık Şövalyelerle rahatlıkla çarpışabilmek için en az 20 kişiye ihtiyaç vardı!

 

Weed ise yalnızca Hwaryeong, Da'in ve Yurin’le birlikte çarpışacaktı.

 

'Çok fazla kişi olması yalnızca külfet yaratır.'

 

Tek başına avlandığı sefer sayısı da oldukça çoktu, bu nedenle bu kadar takım arkadaşı yeter de artar diye düşünüyordu. Daha fazla kişi olursa ganimetlerini bile paylaşması gerekirdi ki bunun vereceği ıstırap tarif edilemezdi!

 

"Ne, o kadarcık kişiyle mi avlanacak? Delirmiş mi bu?"

 

"Yayında gördün ya. Acayip güçlü o."

 

"Ona yardım eden bir sürü barbar olduğu için görevde başarılı oldu ama."

 

"Biz de onunla birlikte çarpışmalıyız, başka türlü yeraltı hapishanesine giremez..."

 

"Şimdilik bekleyip görelim. Muhtemelen ihtiyaç duyarsa bizden yardım isteyecektir."

 

Savaş Tanrısı Weed. Onun takım arkadaşı olabilmenin verdiği heyecanı gizleyemeyen seyirciler, grubu uzaktan izliyordu.

 

Elbette onun tarafından çağrılırlarsa anında yardıma koşacak ve güçlerini gösterebileceklerdi. E sonuçta Weed’le aynı grupta olmak muazzam bir onurdu.

 

Hwaryeong endişeliymişçesine, "Şövalyeler kaçıncı seviye civarında?" dedi.

 

"330ların başlarındalar. Elit Karanlık Şövalyelerse 380 civarı." Burada Elit Karanlık Şövalye yoktu ama Weed şimdiden açıklama yapıyordu. "Şövalyelerin iradesi sağlamsa Baştan Çıkarma Dansı işe yaramayabilir."

 

Hwaryeong'un Cazibesi Sarı Oğlanın kuyruğunu sallaması için yeterli düzeydeydi. Bir Dansçı olarak hayati önem taşıyan Cazibesinin yanı sıra kılık kıyafeti ve aksesuarlarının da birleşimiyle gösterişli ve çağrıştırıcı dansı eşliğinde flört edişine düşmeyecek hiçbir erkek olamazdı.

 

"Sağlığım düşük ya, ondan endişeleniyorum. Karanlık Şövalye seviyesinde bir canavardan darbe yersem çok hızlı ölürüm; sorun olmaz mı diyorsun?"

 

"Önce ben hiddetlerini üzerime çekerim, sonra da sen dansını yaparsın."

 

"Sana her daim güveniyor olacağım, Weed."

 

Bu sırada Karanlık Şövalyeler Weed’i tanıyarak tepki verdi.

 

"Kilisemizin düşmanı!"

 

"Dinimizin karargahlarını yok eden ve Başrahibin ölümüne sebep olan komplocu bu."

 

"Medeniyet görmemiş barbarları sivri diliyle oyuna getirip kutsal bir amacın takipçileri olan bizlerin karşısına çıkaran o rezil adam gelmiş."

 

Diyen Karanlık Şövalyeler azılı bir öfkeyle hücuma geçti.

 

Şövalyelerin hücumu!

 

Şövalyelerin teke tek mücadelede ısrarcı olduğu pek çok vaka olurdu. Onurları ve gururları gereği teke tek çarpışmayı teklif ederlerdi. Fakat bu muamele Weed için geçerli değildi. Çünkü o, Embinyu Kilisesiyle birlikte var olamayacak bir düşman olup çıkmıştı.

 

Çın çın çın.

 

Karanlık Şövalyelerin zırhlarının birbirine vurma sesleriyle birlikte gerçekleştirdiği hücum muazzamdı. Bir şövalye hücumu, rahmetli Hidra Kralının kalın bedeninde bile yara açabilecek düzeydeydi. Taşıdıkları zırhların ağırlığı nedeniyle hücumları bir kalkanla engellense bile Canlılık ve Sağlık düşerdi. Ayrıca darbelerinin etkisiyle felç olanların sayısı da çoktu.

 

Fakat Weed’in de bir defans yeteneği vardı.

 

Gözlerini Sımsıkı Kapat!

 

Bu, görüşü kısıtlama yoluyla Azim ve Sağlamlığın geliştirildiği bir Savaşçı tekniğiydi.

 

Hepsi bununla sınırlı da değildi; Weed pek kullanmasa da Ay Işığı Oyma Bıçağı da saldırı ve defansı birleştiren bir beceriydi. Bunu başlı başına bir saldırı yeteneği olarak kullandığında düşmanın defansını yok sayabiliyor ve bolca hasar verebiliyordu. Bunu gerçek materyalleri oyduğu Oymacılık mesleğinin karakteristik özelliğine ve ışığı idare edebilme tekniğine borçluydu. Ayrıca ışığı kullanıp düşmanın gözlerini kör etmesi veya defansif gayelerle etrafını tamamen ışıkla çevrelemesi de mümkündü. Fiziksel bir darbenin yanı sıra büyü saldırısını da engelleyemiyor olması ve hızla Mana tüketmesi gibi dezavantajları olsa da Weed’in yaptığı deneylerden aldığı sonuçlar korkutucuydu.

 

Tüm vücudunu ışıklarla çevreleyip kanatlarını yaymış ve canavar kümesine nüfuz etmişti. Hız trenini andıran bir hızla yaklaşan canavarlara yönelik kusursuz bir kılıç ustalığı sergilemişti! Onlara ışık atarak saldırması da mümkündü ama bunu yapsaydı Mana tüketimi çok ciddi olurdu. Yalnızca kılıcını savuruşuyla bile canavarları küle çevirmesi anlık bir iş olmuştu. 7 Caltrop! Normal şartlarda onlara karşı verilecek bir mücadele epey vakit alırken Ay Işığı Oyma Bıçağıyla sıkıcı bir şekilde imha edilmeleri sadece 30,40 saniye almıştı. Elbette hemen hemen tüm Canlılık ve Manasını kullandığı için mücadele sonrası uzunca bir süre dinlenmesi gerekmişti.

 

Canavarları atlatmak veya onlara arkalarından saldırmak için hayat bahşetmiş olduğu Işığın Kanatlarını kullanması da mümkündü. Kullanabileceği savaş yöntemlerinin sonu yoktu.

 

Fakat neredeyse hiçbir seferde kabiliyetini sonuna dek kullanması gerekmemişti. En büyük mücadele fırsatını Embinyu Kalesini ele geçirdiği sırada bulmuş ama orada da çağrılan Balkan, Hidra Kralı ve Imoogi beklediğinden daha iyi savaşmıştı. Hidra Kralının tüm kafalarını tek seferde keserken gerçek yeteneklerini gizlemeyi bir müddet denese de sonunda çok yorulup her şeyi öylece sıradan bir şekilde sonlandırmıştı.

 

"Avlanmaktan bıktım, çok sıkıcı."

 

Weed, gelişimini takiben çoğu savaştan sıkılma noktasına gelmişti. Her şeyini vermesi gereken bir mücadelede Azim veya Sağlamlığını geliştiremezdi. Nihai avlanma etkinliği için zorunlu olarak feda edilmesi gereken şeyler vardı.

 

Yeraltı hapishanesinin her yerinde canavarlar olduğu söyleniyordu. Mücadelenin mütemadiyen sürmesini beklediği için de Mana tüketen bir yeteneğe bel bağlayamazdı.

 

"Tozlu, etrafımdaki toprağı çamura çevir."

 

Kaşla göz arasında toprak ruhu da çağrılmıştı. Weed tarafından bizzat yapıldığı için tazeydi, çağrılma dışında da biraz Mana gerektirmişti ve itaatkâr bir ruhtu. Weed, şu anki ivmelenmiş Mana onarımı evresi sayesinde dilediğince çok ruh kullanabilirdi.

 

"Weed-nim’den, Versailles Kıtasının en yakışıklı adamından emir aldığım için geldim. Toprağı hemen çamura çevireceğim."

 

Diğer ruhlar kibirliydi ve çağrılmaya yanıt vermeleri çok vakit alıyordu. Element Kullanıcılarıyla aralarındaki yakınlıklara rağmen itaat ettikleri nadir görülürdü. Bununla birlikte Tozlu, çağrıldığı saniyede belirivermişti.

 

Derken şövalyelerin hücum etmekte olduğu toprak bileklerine dek yükselen bir çamur batağına dönüştü. Şövalyelerin giydiği zırhlar dağıldı ve bataklığı andıran mekanda bir mücadele başladı.

 

"Bu ruh da neyin nesi?"

 

"Bir toprak ruhu mu? Ne çabuk belirdi!"

 

Tozluyu görenlerin şaşkın tepkileri bu şekildeydi.

 

"Çok yaşa Weed-nim, karizmanın zirvesi! Emrinizi yerine getirdim. Bana verecek başka bir işiniz var mı? Herhangi bir şey olursa seslenin lütfen."

 

Weed cömertlik ediyormuşçasına, "Sen de bizimle birlikte çarpışabilirsin." dedi.

 

"Teşekkür ederim, Efendim. Bu nezaketinizi unutmayacağım. Toprağımın en derinlerinden kıymet bileceğim."

 

Diyen Tozlu, bir toz toprak yığını kaldırarak Karanlık Şövalyelere saldırdı. Kullanılan şey toz olunca pek fazla hasar verilemezdi ama içlerine akıllıca gizlenen taşlar da olduğu için Karanlık Şövalyelerin karşılık vermekten başka şansı kalmıyordu. Hem Tozlu, bir ruh olması gereği pek fazla Mana da kullanmıyordu. Zaten Weed an itibarıyla Manayla dolup taştığı için cimriliğe lüzum yoktu.

 

"Tozlu, dilediğince Mana kullanabilirsin."

 

"Onur duydum, Efendim."

 

BOOOOM!

 

Toz öbekleri birer ok misali havaya atıldı.

 

Bu sırada Weed, Karanlık Şövalyelerin baldırlarına dek çamurla kaplanıp tacize uğradığı bataklığa doğru koşturdu. Onun ayaklarının bastığı toprak katılaştığı için yürürken bir rahatsızlık duymuyordu.

 

"Embinyu Kilisesinin düşmanı!"

 

"Gelmen iyi oldu; seni paramparça edeceğim."

 

Karanlık Şövalyeler, çamurlar yüzünden bir hayli meşgul olmalarına rağmen Weed’e kılıç savuruyorlardı.

 

İri şövalyelerdi fakat bacaklarının çamura batmış olması nedeniyle boyları aşağı yukarı Weed’in hizasına inmişti.

 

Kirlenmiş kılıçlarını çılgınca savuruyorlardı. Weed’in savurduğu kılıç Karanlık Şövalyelerin art arda savrulan kılıçlarının üzerinde akıp giderken de hoş bir ses çınlıyordu.

 

Çaaaaatıııırt!

 

Bir tipi yarılırmışçasına Karanlık Şövalye sürüsünün arasında bir yol açılıyordu.

 

"Kemik Kesici!"

 

"Keskinlik Kılıcı!"

 

"İllüzyon Kılıcı!"

 

Karanlık Şövalyeler büyülerini sıralarken kılıçları ışıldıyordu. Rakibin kemiklerini kesen hasar arttırıcı bir yetenek! Kuvveti keskinliğe odaklayarak nüfuz eden bir yetenek! Karanlık Şövalyeler bir kılıcı bölerek beş adede çeviren bir yetenek bile kullanıyordu.

 

Weed’i kuşatmış şekilde saldırıyorlardı. O ise şiddetli bir dönüş yaptı. Çıplak bedenine doğrudan bir darbe indirdiği takdirde hayati bir yara açabilecek Kemik Kesiciden kaçındı ve önüne çıkan kılıçtan kurtulmak için yana eğildi. Onları ucu ucuna atlattıktan sonraysa beşe bölünmüş kılıcın saldırısına uğradı.

 

Gözleri ışıldadı. 'Bu tarz yeteneklerin daima bir zayıf noktası olur.'

 

Kuvvet ve hasarın dağılmasının doğurduğu belirgin dezavantaj!

 

"Kılıç Dansı."

 

Weed çevik bir şekilde ayağını kımıldatarak beş saldırıyı da savuşturmak adına kılıcını savurdu.

 

"Aaahhh!"

 

Karanlık Şövalyeler başarısızlıklarından büyük bir utanç duymuş gibi görünüyordu. Çünkü yoğun gururlarını bir kenara atıp hep birlikte saldırmaya çalışmalarına rağmen Weed’i öldürememişlerdi.

 

"Kemik Kesici!"

 

"Saldırmaya devam edin!"

 

Weed, Karanlık Şövalyelerin arasında çamurda yaşayan bir yılan balığı misali hızla dolaşıyordu. Ortalarına sıçradıktan sonra yeteneklerini kullanamasınlar diye düşmanlarından faydalanıyor ve tenlerinin temas edebileceği kadar yakın mesafede hareket ediyordu.

 

'Yakın dövüşe nihai çarpışma denilebilir.'

 

Kılıç ustaları yeteneklerini en baştan kullanmaya alışkındı. Hiç tereddütsüz ustalıklarını sergiliyor ve hatta atılma gibi uzun menzilli saldırılar bile gerçekleştiriyorlardı. Gösterişli etkilerle birlikte olabildiğince kudret sergiliyorlardı. Kılıç Ustalığı, seviye yükseldikçe daha da harikulade hasarlar verebilen bir meslekti. Avların ilgi odağı olmalarının bir sebebi vardı.

 

Diğer taraftan Weed, yalnızca Oyma Bıçağına inanıyor ve savaşma işinin büyük bir çoğunluğunu bedeniyle yapıyordu. Minimum Mana tüketimiyle becerilerini ve Sağlamlığını geliştirebileceği yakın dövüş yoluyla gelişmişti. Şövalyeler hızlı ve şiddetli olabilirdi ama Weed de tecrübeliydi ve onlardan gayet iyi kaçınabiliyordu.

 

'Ve... sahyunglardan veya ustanın kılıcından çok daha yavaşlar.'

 

Yalnızca ayak hareketlerine bakarak saldırının nereye varacağı tahmin edilebilirdi. Weed de Kara Şövalyelerin bulundukları noktaları ve saldırı istikametlerini kafasına yazıyor, aralarında hareket ediyordu.

 

'Hızlı ve akıcı hareket edersen çok sayıda kişi karşısında bile mağlup olmazsın.'

 

Saldırıları savuştururken kılıcı akıp gidiyor ve kendine yol açıyordu.

 

Orta Düzey 7. Seviyeye yükselmiş olan Kılıç Ustalığı yeteneği Weed’in savaştaki temel dayanağı haline gelmişti. Kılıç Ustalığı yeteneği Karanlık Şövalyelerinkinden yüksek olduğu için kusursuz bir noktaya darbe indirdiğinde rakiplerinin saldırı becerilerinin etkisiz hale geldiği oluyordu.

 

"Üç misli!"

 

Weed yalnızca minimum yetenek kullanımıyla Karanlık Şövalyeleri kasıp kavuruyor, dilimliyordu. İzleyicilerin dikkatini çekmemek için patentli hareketi denilebilecek Oyma Bıçağını gizliyordu. Çünkü yeteneklerinin hatırı sayılır bir kısmını gizlemenin kötü durumlarda yardımı dokunuyordu. Oyma Bıçağı normalden çok daha güçlü canavarlarla yüzleşirken etkili oluyordu ve Şövalyeler veya Savaşçıları parçalama konusunda bilhassa idealdi.

 

"Ack!"

 

"Atlattı."

 

Karanlık Şövalyeler ağır ağır inliyor ama yıkılmıyordu. Şövalyeleri yüzleşmesi bu denli zor kılan şey, yoğun defansları ve tam tabaka zırh giymelerinin sağladığı Sağlıklarıydı. Bununla birlikte Weed’in şeytanı dahi parçaladığı söylenen Daemon Kılıcıyla verdiği hasar küçük yaralarla sınırlı kalmıyordu.

 

****

- Daemon Kılıcının Dondurma Laneti.

 

Bedeninizin bir kısmı dondu, dolayısıyla Kuvvet ve Çeviklik büyük oranda düşecek.

 

Buz nitelikli hasara bağlı olarak Sağlık her saniye 35 azalacak.

 

- Daemon Kılıcının Çatlak Kaya Laneti.

 

Kuşanılan zırhta dayanıklılığın düzenli olarak düşmesine yol açan bir çatlak oluştu.

 

Defans düşecek.

 

- Daemon Kılıcının Kabus Laneti.

 

Kötü ruhlar optik illüzyonlara yol açmak adına hızla harekete geçecek; irade gücünün düşüşü sonrası vücudunuzu hızla parçalayacaklar.

 

****

 

Weed’in ihlali Karanlık Şövalyeler arasında bir kaosa yol açmıştı. İşte Hwaryeong da şövalyeleri zorlamak için ansızın açılan bu boşluğu değerlendirdi.

 

"Baştan Çıkarma Dansı!"

 

Yalnızca bir gece kulübü veya sahnede gerçekleşebilecek şehvetli bubi bubi dansı!

 

Hwaryeong'un bedeni aralarından sıyrıldıkça Karanlık Şövalyelerin adımları donuyordu. Dumanlı gözlerle ağızlarından salyalar akıtıyor ve hatta akıllarını yitiriyorlardı. Hwaryeong Weed ile ayrı kaldıkları süreçte muazzam bir gelişme göstermişti, dolayısıyla o dans ettikçe bir kelebek uçuşuyor ve etrafa çiçekler saçılıyordu.

 

"Dansçı dediğin daima zarif olmalı!"

 

Çiçek Saçma Yeteneğini bile kullanıyordu!

 

Hwaryeong dans ederken ardında davetkar bir koku bırakıyordu. 10u aşkın Karanlık Şövalye cazibesine kapılarak anında savaşma arzusunu yitirmişti.

 

"Arrrghhh!"

 

Weed öncelikli olarak güçsüz defanslı Rahibi indirdi. Yüksek seviyeli olsalar dahi Sağlıkları düşük olduğu için Rahipleri öldürmek pek vakit almazdı. Hwaryeong’un emeği sayesinde Rahipten kurtulana dek kendisine saldıran Karanlık Şövalyelerin sayısı da üç azalmıştı.

 

"Çocuk oyuncağı."

 

Weed ve Hwaryeong arasında mükemmel bir uyum vardı.

 

Weed, üç Karanlık Şövalyenin saldırılarından rahatlıkla sıyrılıp kaçarken agresif bir karşı saldırı gerçekleştirdi.  

 

- Ölümcül bir hasar verildi.

 

Bunu her tekrarlayışında isabetli darbeler iniyordu!

 

Kolderim’in Daemon Kılıcını, şeytanın kılıcını etkin bir şekilde kullanıyordu. Daemon Kılıcı yeteneklerinin uçuşa geçmesine imkan tanıyordu. Kuvvet ve hasarla ölümcül darbeler indirmek önemliydi fakat bu süreçte çok sayıda ufak yara alıyordu. Art arda gerçekleştirdiği 7 Daemon Kılıcı laneti sonrasındaysa büyük oranda güçsüzleştirmiş olduğu Karanlık Şövalyeleri öldürdü. Öyle fevkalade hareket ediyordu ki giydiği zırh bile gereksiz, ağır bir yük gibi geliyordu.

 

İzleyicilerin ağızları açık kalmıştı.

 

"Bu da neyin nesi?"

 

"Bir insan nasıl böyle hareket edebilir? Karanlık Şövalyelerin saldırı rotasını mı görüyor?"

 

"Yalnızca saldırı rotasını görerek yapılabilecek bir şey değil ki bu. Yönlerini değiştirmek için savurduğu kılıcı merkeze indiriyor."

 

Gözlerini ovuşturmalarına rağmen inanamadıkları manzaraların biri bir diğerini takip ediyordu.

 

Başlangıç aşamasındaki Savaşçı ve Şövalyeler Sağlamlıklarına, yetenek ve zırhlarına güvenerek saldırıların çoğunu üstlenerek çarpışırdı. Belli bir yetenek birikimleri olsa da bu, yalnızca kalkanlarını kullanma veya silahlarını darbeyi engellemek adına önlerine alma düzeyinde gerçekleşirdi. Weed ise burnunun ucundaki saldırılardan kaçınıyor, düşmanın hayati noktalarını delip geçiyor ve sıvışıyordu. Bunlar yetmezmiş gibi bir de pek çok yeteneğini gizliyor olduğu bilinseydi insanlar kendileri konusunda ciddi bir şüpheye düşebilir ve hüsrana uğrayabilirdi.

 

"Versailles Kıtasındaki ünlü Kılıç Ustalarının videoları bile bu düzeyde değildi."

 

"Yine de hiç korku duygusu yok mu bu adamda? Böyle bir durumda nasıl koşabiliyor?"

 

"Onun bir wyern’in üzerinde çarpıştığını hatırlıyorum. Bu tarz bir çarpışma Weed için gerçekten çok doğal!"

 

Şu anda da izleyicilerin aklından geçenlerle örtüşen bir mücadele gerçekleşiyordu. Tek yapabildikleri Weed’in doğal hareketleri karşısında büyülenmekti. Yüksek seviyeli olsa veya yetenek kullanarak çarpışsa bu denli şaşırmazlardı ama beden hareketleri başlı başına bir sanat eseriydi adeta.

 

Savaşmaktan keyif alıyormuş ve her anı kontrol ediyormuş gibi göründüğü bir savaşın manzaraları!

 

Oyuncular, Weed’in şu anki eylemlerinin ne kadar inanılmaz olduğunu biliyordu.

 

"Statları ve yetenekleri, hepsi de en uygun şekle sokulmuş halde."

 

"Bu savaşa her şeyini katıyor."

 

Yüksek seviyeli oyuncular için sıradan standart, karakterlerinin tekniklerini iyi kullanmalarıydı. Duruma uyacak çeşitli teknikler üzerinde karar kılar ve kazanmak için savaşırlardı.

 

Buna kıyasla Weed, savaşmak için doğmuş biri gibi kesin, kusursuz bir muhakeme ve hareketler silsilesi sergiliyordu.

 

Karakterler aynı olsa bile savaştaki performans savaşma şekline bağlı olarak farklılık gösterirdi. Tıpkı dövüş oyunlarında aynı kabiliyete sahip karakterler savaşırken bile dünya kadar fark görünmesi gibiydi.

 

Normal bir insan, kılıç savuran Karanlık Şövalyelerin tam ortasına sıçrayamaz ve aralarından sıyrılmak için o kılıçlara vurmaya kalkışmazdı bile. Yo, daha en başta Karanlık Şövalyelerle çarpışacak kadar ileri gitmez ve güvenli oynayarak daha çok takım arkadaşı toplamayı seçerdi.

 

Hiç çekinmeden koşturup gelen izleyiciler Weed’in savaşma tarzını gördükçe bir şeyler kanlarını kaynatıyordu. O şey onları vahşi bir heyecana sürüklüyor ve savaşa çekiyordu.

 

"10un üzerinde Karanlık Şövalye vardı ama onları gerçekten de 4 kişiyle avladı. 300. seviyelerin sonlarında bir grup olsalardı hadi neyse ama..."

 

"Şuradaki Ressama baksanıza! 30. Seviye gerekliliği olan bir tunik giyiyor."

 

"Gerçekten 50. Seviyenin altında mı yani?"

 

"Mesleği Ressamlık. Savaşa katılmıyor bile, yalnızca bir şeyler karalıyor."

 

Yurin, resmi, ciddi zırhlar içerisindeki baskın Karanlık Şövalyeleri işe yaramaz mağara adamları şeklinde çiziyordu. Gür sakalları ve fışkıran burun kılları yetmezmiş gibi zırh yerine elastik taytlar giyiyorlardı.

 

"Şamanın elindeki silah da pek iyi değil gibi?"

 

"O Morata’da fazlasıyla ünlü bir Şaman. Bir keresinde aynı gruptaydık ama… seviyesi 250 bile değil."

 

"Buna rağmen Karanlık Şövalyeleri mi avlıyor yani? Weed burada olsa bile saçmalığın daniskası bu."

 

"Evet Şaman da etkileyici, ayrıca daha önce böyle agresif şekilde savaşa dahil olan bir Dansçıyı da hiç görmemiştim. Keşke ben de onun gibi büyüleyici bir Dansçıyla dans edebilseydim..."

 

İzleyiciler övgülerini sıralarken Weed’in ifadesi hissizdi.

 

'Çok sıkıcı.'

 

Karanlık Şövalyelerin kabiliyeti etkileyiciydi. Onlar birer şövalyeydi ve ağır, sağlam saldırılar yağdırıyorlardı, dolayısıyla onlara dikkatsizce yaklaşılamazdı. Weed eskisi gibi 300. seviye olsaydı kendisinden bariz güçlü canavarları avladığı için büyük bir heyecan duyardı. Ama artık 370. seviyeydi ve onları büyük bir kolaylıkla mağlup edebiliyordu. Dezavantajlı durumlarda mücadele ederek gelişmiş biri olarak başkalarının gözünde mükemmel olan rakipler Weed’in yalnızca uykusunu getiriyordu.

 

'Çok güçsüzler.'

 

Tek seferde birkaç Karanlık Şövalyeyi avlamasına rağmen tüm bunları önemsiz görüyordu.

 

Weed yeraltı hapishanesine girişi sonrasında bile canavarları rahatlıkla katlediyordu. Hwaryeong tarafından uyutuldukları için canavarları öylesine kolay avlayabiliyordu ki adeta boşunaydı. Bunun bir başka nedeni de onca seyirci varken Sağlamlığını arttırmak adına bilerek Karanlık Şövalyelerden hasar alamayışıydı. Tüm bunlar heykeli yapışından sonra gerçekleştiği için Sağlık ve Mana yenilenme oranları muazzam düzeydeydi, yani çarpışıp dursa da kolay kolay yorulmuyordu.

 

Derken Weed’in önünde Embinyu Kilisesi Keşişleri belirdi. Ana cephane olarak yumruk veya tekme kullanan son derece güçlü ve oldukça hızlı bir çeteydi.

 

Weed, Oyma Bıçağıyla bir başka yeteneği birleştirdi. Oyma Bıçağı bizzat Kılıç Ustalığının kendisiyle uygulanabilen bir teknik olduğu için makul bir saldırıydı.  

 

"15 Zincir Vuruşu."

 

Ba-ba-ba-ba-ba-ba-ba-ba-ba-ba-bam!

 

Weed hiçbir şeyini sakınmadan koşarak çeteyi merhametsizce patakladı. Gerçekten zerre kadar merhamet göstermiyor, cömertliğe de müsaade etmiyordu.

 

"Çekiç Yumruk!"

 

Keşişler yumruklarını zar zor uzatabilirken Weed, dimdik durarak darbeleri karşılıyordu. Donanımı sağlamdı, yani Keşişlerden yiyeceği birkaç darbeden sorun çıkmazdı.

 

"Az önce bana vurdunuz mu sahiden?"

 

Diyen Weed'in gözleri seğirdi. O beceriksizce darbeleri yemek Azmini ve Sağlamlığını zerre kadar yükseltmemişti. Statları bile yükselmezken buna katlanıp darbe yemesine gerçekten gerek yoktu!

 

"15 Zincir Vuruşu!"

 

Pa-ba-ba-ba-ba-ba-ba-ba-bam!

 

Keşişleri şiddetle dövmeye başladı. Sağdan dövdü, soldan dövdü, kovalayıp dövdü, ölmeden önce bir yeteneğini kullanıp ziyan ettirdikleri için son bir kez daha dövdü. Keşişleri acımasızca hırpalarken kılıcı hiddetlendi. İşler öyle bir boyuta geldi ki seyirciler Embinyu Kilisesi Keşişlerine üzülmeye başladı.

 

Weed’in Mana onarım hızı o kadar yüksekti ki bir yetenek kullansa bile çabucak tekrar doluyordu.

 

"Weed! Demek bu noktaya geldin...! Pis suçların hakkında çok şey işittim. Embinyu Kilisesinin intikamını alacağım."

 

Bu sırada bir Elit Karanlık Şövalye, kıyafeti dalgalanarak yeraltı hapishanesinin içinden yaklaşmaya başladı. Weed’den başka biri söz konusu olsaydı gergin ve heyecan verici bir atmosfer doğabilirdi.

 

"Elit Karanlık Şövalye, sen de karşıma çıkarak iyi ettin. Kılıç Kayzeri!"

 

Diyen Weed, Elit Karanlık Şövalyenin saldırısından kaçınıp nihai saldırı yeteneğini aktive ederek doğrudan karşılık verdi!

 

"Argh!"

 

Elit Karanlık Şövalye önemsiz bir şeymişçesine karşı duvara fırlatılmıştı.

 

- Elit Karanlık Şövalye yoğun şoktan kaynaklı bir panik hali içerisine girdi.

 

Ardından Weed, kılıcını kaldırarak savurdu.

 

"Madem öyle ne diye karşıma çıktın, hadi çabucak geber. Geber. Geber!"

 

Böylece Elit Karanlık Şövalye bir omuz koruyucusunu düşürerek yok yere canından oldu.  

 

"Ekipman!"

 

Weed ise diliyle alt dudağını yaladı. Açgözlülükle dudaklarını ıslattığı ve boğazının kuruduğu bir durum içerisindeydi.

 

"Siz böyleyseniz ben de birazcık Kılıç Ustalığı ve saldırı yeteneği yetkinliği kazanayım madem!"

 

Babaaam!

 

Çatırt! Boom! Paam!

 

"EEEK!"

 

Povovovov!

 

Weed’in savunma statlarını yükseltmeyi aklından bile geçirmeden kendisini avlanmaya kaptırışıyla geriye kalan tek şey, korkunç canavar kalıntılarıydı.

 

Onu izleyen seyirciler uzaklaştıkça uzaklaşıyordu.

 

"Euu..."

 

"Demek bu yüzden Weed’in geçtiği yerlerde canavardan eser kalmaz diyorlar."

 

"Kişiliğinin ne denli kötü olduğunu bir düşünsenize. Tek bir tanesini bile bağışlamıyor, onları defalarca ama defalarca ama defalarca pataklıyor."

 

"Az önce olanı gördün mü? Çoktan ölmüş bir canavara yere düşene dek üç kez daha vurdu."

 

"Bu şekilde canavar öldürülen bir avlanma metodunu hiç görmemiştim."

 

"Kötü şöhreti asılsız söylentilerden ibaret değilmiş demek ki."

 

Seyirciler, böylesine pis bir mizaçla avlanan insanın doğurduğu korkuyla hızla geri çekiliyordu! Ancak belli bir noktaya gerilemiş olmalarına rağmen Weed’in kelimelerini işitebiliyorlardı. Bu, beş Karanlık Şövalye çetesini ve Embinyu Kilisesi çıraklarını silip süpürüşü sonrasında gerçekleşen bir konuşmaydı.

 

"Daha hızlı çarpışalım."

 

"Nasıl?"

 

"Alevli Çakıllar, açığa çıkın."

 

Bu komutla dolup taşan Manası sayesinde sekiz seçkin ateş ruhu çağrıldı. Alev alev yanan kor kırmızısı bedenli ruhlar Weed’in önünde elleri ve dizlerinin üzerine eğilip yürüyerek büyüleyici hareketlerle çarpıcı bir şov gerçekleştiriyordu. Görünen o ki Weed’in ruhlar üzerindeki kontrolü doruk noktasına ulaşmıştı.

 

"Bizi mi çağırdınız, bu göğün altındaki en olağanüstü insan olan yaratıcımız!"

 

"Beyler, siz birazcık ateşle oynayın. Bu taraftaki geçidin sonundan itibaren sırayla ne var ne yoksa ateşe verin."

 

"Anlaşıldı, Efendim."

 

Weed, keşif seferinden karmaşık yeraltı hapishanesinin tıkalı yollarını öğrenmişti. O geçitlerde tuzaklar vardı ve canavarlar kümelenmişti.

 

"Önce bir kontrol edip yalnızca insansız alanları ateşe verdiğinizden emin olun." uyarısında da bulundu. Ruhlar grupların avlandığı bir noktayı ateşe verir de oradakiler ölürse Weed bir katil olup çıkabilirdi.

 

"Hayatlarımızı emrinizi yerine getirmeye adayacağız. Bizi unutmamış olmanız ve bu görevi bizlere emanet etmeniz büyük bir onurdur."

 

Yeraltı hapishanesinin tıkalı geçitlerinde Şövalyeler ve canavarlar toplanmıştı.

 

"Raavrr."

 

"Kekeke."

 

İşte o canavarların bulunduğu geçitlerdeki kuru hava ısındıkça ısınıyordu.

 

"RAAAGGHH!"

 

Canavarlar çile çekerken tükürükler uçuşuyordu! Alevler tıkalı geçitlerden patlarcasına yükseldikçe canavarlar acı dolu çığlıklar eşliğinde kaçışıyordu.

 

"Hasat vakti. 15 Zincir Vuruşu!"

 

Weed ise açığa çıkan tüm alevli canavarları öldürüyordu.

 

Orağını kuşanmış becerikli bir çiftçi misali canavarların boğazları, kafaları ve hayati noktalarını kusursuzca hedef alıyordu.

 

"Avlanmanın tadı bu işte."

 

Canavarlar orakla biçilmişçesine Weed’in önüne yığılıp kalıyordu. Onlar griye döndükçe ganimet ve ekipmanlar düşüyor, Weed de pahalı olanları düzenliyor ve hatta savaşın ortasında Sarı Oğlanın sırtına yerleştiriyordu. Elleri eşsiz bir maharetle hareket ediyordu.

 

"Vaah! Bu kadarı gerçekten saçmalık artık."

 

"Bu şekilde avlanmak mümkün mü ki?"

 

Seyirciler daha önce böyle bir avlanmaya hiç tanık olmamıştı. Normal bir av grubu bir geçidin veya açıklığın köşesine yerleşerek avlanırdı. Bir yandan sohbet eder, yiyecek yemekler hazırlar ve mola verirlerdi. Canavarların belirme sıklığı düşükse avlanırken daha sık hareket ederlerdi. Bunu yaparken grup lideri işleri bir Hırsıza, Macerapereste veya Suikastçıya emanet ederdi, çünkü canavarların izini bulup peşlerine düşmek onların göreviydi. Parti üyelerinin durumunu değerlendirip düzgün canavarları seçmek ise liderin sorumluluğuydu. Dolayısıyla standart olan, coğrafyayı tanıyıp canavarların özelliklerini öğrenerek avlanma etkinliğini arttırmaktı.

 

Fakat Weed farklıydı. Onun avlanma menzili dar bir geçit veya tek bir noktadan ibaret değildi. O, koskoca yeraltı hapishanesinin, tüm bu zindanın özelliklerini hesaba katarak etrafındaki bölgeyi bütünüyle kendisinin avlanma menzili haline getirmişti.

 

"Tecrübesi cidden efsane yükseliyor olmalı."

 

"Şu ganimetlere baksanıza. Avlanma hızı çok yüksek, bir sürü de öğe düşüyordur."

 

Seyircilereyse düşse düşse büyük bir kıskançlık düşüyordu!

 

Bu, Weed’in yalnızca Mana onarım hızının artışı sayesinde sergileyebildiği bir avlanma yöntemiydi. Canlılık ve Manasını idare ederek çarpışmak onun tarzıydı ama yine de bariz bir limiti vardı. Ayrıca Hwaryeong’un Baştan Çıkarma Dansı sonrası uykuya dalmaları sayesinde kurnaz canavarların icabına bakarken de zorlanmıyordu. Ve Da'in de bir Şaman olarak taşıdığı etkileyici yeteneklerle savaşta son derece etkili bir destek sağlıyordu. Weed’in Çeviklik ve Kuvvetindeki yükseliş, Karanlık Şövalyelerin saldırılarını daha kesin bir şekilde etkisiz hale getirmesine imkan tanıyordu. Yani Da'in sayesinde tüm mücadele çok daha rahat ve basitti.

 

* * *

 

Yeraltı hapishanesinde avlanmakta olan gruplardan biri moladaydı.

 

"Oooh."

 

Bir Savaşçı, alnından damlayan terleri siliyordu. "Buradaki canavarların seviyesi çok sağlam."

 

Papaz da buruşmuş cüppesini düzeltmeyi bile düşünmeden kendisini yere bıraktı. "Morata’ya dönünce arkadaşlarıma böbürlenmem lazım. Bu yeraltı hapishanesinde ciddi bir av yaşıyoruz."

 

"Takım arkadaşlarımızı getirseydik daha da iyi avlanabilirdik..."

 

"Pft. Şimdi hiç başlama, sonuçta bizim gibi sağlam tecrübe arttırarak avlanan pek fazla kişi olmamalı."

 

"2 saatte tam 7 kez çarpıştık. İnanılmaz bir mücadele rekoru."

 

"Tüm yıl yaşadığım en hızlı çarpışmaydı. Bir sürü canavar çıktı, yani avlanma için cidden iyi bir noktaymış."

 

"Bu defa yalnızca 7 grup üyemiz olduğu için birazcık eksiklik çektik. Bir dahakine hasarı yüksek bir Kılıç Ustasıyla bir Büyücü ekleyelim de doğru düzgün avlanmayı deneyelim."

 

Grup tam da mola verip bu şekilde sohbet ederken geçitten 11 hain Kafir Embinyu Kilisesi Avcısı yaklaşmaya başladı.

 

Ve grup üyeleri silahlarını çekip yerlerinden kalktı. "Bize dinlenme şansı vermiyorlar."

 

"Ne yapmalıyız? Aramızda hala mesafe var, kaçsak mı ki?"

 

Tam da endişeli bir şekilde fikir alışverişi yaparken Kafir Avcıların bulunduğu noktaya kocaman bir yaratıkla bir adam yaklaştı. Simsiyah Talrok Zırhlı, başlıklı ve eldivenli bir adam hızla koşuyordu. Arkasından da iri ve kaslı, siyah bir ineğin üzerinde üç kadın ile yaşlı bir paralı asker geliyordu.

 

"Baştan Çıkarma Dansı!"

 

Derken inekten inen bir Dansçı, dansıyla Kafir Avcıların dikkatini dağıttı. Şaman da büyü yaptı.

 

"Titreşen gözler, görmeyi en arzulamadıkları şeyi göstererek dehşet tattırın onlara."

 

Kafir Avcıların irade gücü son derece düşüktü ve pek çoğunun bakışları kolaylıkla Hwaryeong'un dansına kaymıştı. İşte Da'in'in yüksek etkili büyüsü bu fırsatta devreye girdi. Ve Da'in Sarı Oğlanın sırtından bile inmedi.

 

"Embinyu Tanrısı, bizi terk mi ettin?"

 

"Ben bir kafirim. Yargıla beni!"

 

Kafir Avcılar çığlıklar atarken Weed kılıcını savurdu. "15 Zincir Vuruşu!"

 

Kılıç Ustalığı geri kalmıyor ve duraksamıyordu. İlerledikçe gücüne güç eklenen kılıç ustalığıyla Kafir Avcıların yalnızca zayıf noktalarına vurarak kusursuz kesikler atıyordu. Kuvveti, Çevikliği ve genel mücadele kabiliyeti Da'in’in güçlendirme büyüleriyle pekişmişti.

 

"15 Zincir Vuruşu!"

 

Kafir Avcıların üzerine çullanırken hiç çekinmeden grup avcılığında etkili yetenekler kullanıyordu. Kafir Avcılar kendilerini savaşa hazırlasa ve silahlarını savursa da çaresizdiler. Weed’in kılıcının sıyırdığı her seferde lanetler okunuyor, bedenleri alevler içerisinde yanıyor, üzerlerinde böcekler sürünüyor veya saçları tel tel yılanlara çevriliyordu. Mücadelenin sonundaysa Yurin Sarı Oğlanın üzerinden indi ve öylece ganimetleri topladı.

 

"Hadi devam!"

 

Kafir Avcıların işini pat diye bitiren grup böylece sıradaki hedefe doğru koşturmaya başladı. Grubun belirişi, avlanışı ve harekete geçişi yıldırım hızıyla gerçekleşmişti! Bir ısı dalgasıyla birlikte uzaklardan koşturan canavarlar çarpışıyordu. İşte ekip o canavar grubuna yönelip hepsinin işini anında bitirdi ve ardından yeni bir konuma geçiş yaptı.

 

En başta orada avlanmakta olan insanlarsa sersemce mırıldanmaya başladı.

 

"Burada ne halt yaşandı böyle?"

 

"Kafir Avcıları böylesine hızlı mağlup etmeleri… o kılıç ustasının ayak hareketlerini gördünüz mü? Bir yetenek olsa bile o açıdaki bir düşmana doğru nasıl koşabildi ki? Birkaç darbe yemesine rağmen düşmanın arkasına rahatça geçip bıçağı saplayıverdi."

 

"Size de sırf kaçınmak canını sıkıyor diye darbe yemeye ses çıkarmıyormuş gibi görünmedi mi?"

 

Ayrılışlarının üzerinden daha 5 dakika bile geçmemişti ki Weed, Sarı Oğlan ve diğerlerinin belirdiği istikametteki geçitten bir insan sürüsü çullandı. Bu gelenler, Feryat Nehri yakınlarından beri ekibi takip eden seyircilerdi.

 

"Affedersiniz."

 

"Buyurun?"

 

"Weed ve takım arkadaşları buradan geçti mi?"

 

"Weed mi?"

 

"Savaş Tanrısı Weed. Bu tarafa gelmedi mi?"

 

Genç bir Savaşçı, önemli bir şey kaçırmışçasına aceleyle ve tedirginlikle konuşuyordu!

 

"Ben öyle birini tanımıyorum... Ah, az önce siyah bir ineğin üzerinde bir grup gelip Kafir Avcıları öldürüp geçti ama."

 

"Kafir Avcılar!" Ortama doluşan diğer seyircilerden de "Kaç taneydiler?" sorusu yükseldi.

 

"11 tane."

 

"11 tane! Onları mağlup etmeleri kaç dakika sürdü?"

 

"Hah, ne kadar sürdüğünü nasıl anlatsam… gerçekten bir anda olup bitti aslında."

 

"Yine de anlatın lütfen."

 

"Aşağı yukarı 2-3 dakika mı desem?"

 

"Ne hız ama!"

 

Diyen seyirciler tezahüratlar eşliğinde Sarı Oğlan ve Weed’in gözden kaybolduğu yöne doğru koşmaya başladı.

 

"Bu da neyin nesiydi?"

 

"Acaba... Weed, o Weed miydi? Savaş Tanrısı Weed! Yeraltı hapishanesinde avlanıyormuş!"

 

* * *

 

Soluksuzca Weed’i takip eden Da'in, bunu hissedebiliyordu.

 

'O gerçekten... çok gelişmiş.'

 

Takım arkadaşı olmadan yapayalnız avlanırken çizdiği manzaraya acıdığı için Lavias’ta karşılaştığı bir Oymacıya parti teklifinde bulunmuştu. Oymacılık mesleğinin kısıtlamalarına rağmen tüm gücüyle canavarlarla çarpışırken sergilediği o güçlü iradeyi hissedebilmişti. O zamanlar canavarlardan kasten darbe yiyecek kadar ileri giderek Azmini geliştiren Oymacı, şimdi Demircilik ve Terzilik yeteneklerine sahipti. Evet, Lavias’ta da kendisine yemek yapmıştı fakat Aşçılık düzeyi de ayrı geçirdikleri süreçte Orta Düzeye yükselmişti. Hatta peşine Sarı Oğlan isimli bir boğa bile takmıştı.

 

"Ah bu kalın kafalı inek."

 

Mööööööööö!

 

"Yurin, boyan kaldıysa onu sarıya boyasana."

 

Möööööööööööö!

 

Tekrar eden çarpışmalar sonrası biraz mola verirken Sarı Oğlan isimli hayat bahşedilmiş heykelle yaptıkları atışma da keyifliydi. Yurin ve hatta Hwaryeong bile dahil olarak şakalaşıp eğleniyordu.

 

"Oppa, her halükârda mideye inecek zaten, ne diye boyayalım ki?"

 

"Jeju’nun siyah domuzları epey besleyici ve lezzetli oluyor diyorlar; bırakalım siyah kalsın."

 

MÖÖÖÖ!

 

Sarı Oğlan keder içerisinde acı acı inliyordu. Fakat her zaman böyle kaba muamele görmüyordu. Öğle yemeği vakti geldiğinde Weed ona nereden geldiğini bilmediği son derece besleyici samanlar veriyordu. Yurin onu elindeki otlarla besliyor ve kibar Hwaryeong su alarak yüzüyle bedenini yıkıyordu.

 

* * *

 

Yeraltı hapishanesindeki avın ikinci günü!

 

Sabahın erken saatlerinde herkes uyurken Weed erkenden uyanarak oyuna girdi. Zindanın derinliklerine ilerleyip oyundan çıkışıyla seyirciler onu daha fazla takip edemez hale gelmişti. İnsanlardan uzak olduğu bu vakti bir ışık heykeli yaparak değerlendiriyordu. Da'in de erkenden giriş yapmıştı, dolayısıyla baş başaydılar.

 

Weed sessizce ışık heykeli üzerinde çalışıyordu. İkisi arasındaki atmosfer ağırdı.

 

'Onunla konuşmak için fırsat bu fırsat.'

 

Diye düşünen Da'in, kendisini zorlayarak konuşmaya başladı. "Affedersin."

 

"Evet?"

 

Weed'in yanıtı kaba ve son derece temkinliydi. Tıpkı Lavias’taki ilk karşılaşmalarında olduğu gibiydi. Weed o zaman da yalnızca bir zindanda tesadüfen karşılaşmış olmalarına rağmen ganimetlerimi çalacak olabilir mi diye kıza şüpheyle yaklaşmıştı.

 

"Şu anda ne heykeli yapıyorsun?"

 

Weed’in elinin her hareketine renkli ışıklar eşlik ediyordu. Tek bir ışık kullanmakla yetinmiyor, çeşitli renklerin iç içe geçip karışımıyla sayısız değişim meydana geliyordu. Kolunu savuruşuyla büyüyor, bileğini büküşüyle parıldayıp dağılıyorlardı.

 

"Hiç, yalnızca pratik yapıyorum."

 

Weed’in yaptığı heykel yavaş yavaş bir manken gibi insan şekli alıyordu. Da'in ise yanı başına oturarak ışık oymacılığı kullanımını sessizce gözlemlemeye başlamıştı. Weed ışık demetlerini kullanarak bir şekil çıkartmaya çalıştığı için ortada basit bir mesele yoktu. Sayısız renk söz konusuydu, dolayısıyla onları birbirine uydurmaya da gayret ediyordu.

 

Bu sırada Da'in, konuşmalarındaki duraksamayı takip eden ağır sessizlikle baş edemeyerek bir kez daha konuştu.

 

"Hoşlandığın bir kız var mı?"

 

Bu soruyu sorduktan sonraysa içten içe endişeye kapıldı. Weed’in Morata’da Hwaryeong’un suratını temel alarak yaptığı Tanrıça Freya Heykelini gördüğü günden bu yana bu sorunun cevabını merak ediyordu. Ve onun hala kendisinden hoşlandığını söylemesini umut ediyordu.

 

Ancak Weed kafasını salladı. "Hayır yok."

 

Bir gayretle hayal kırıklığını gizleyen Da'in, "Ah, demek öyle. Gereksiz bir şey sorduğum için beni bağışla lütfen." yanıtını verdi.

 

"Yo, sorun değil."

 

Diyen Weed, kendisini bir kez daha heykel yapımına kaptırdı. Konsantrasyonu güçlü olsa ve boş vaktini heykel yaparak değerlendirse de tavrı normal halinden tuhaf bir şekilde farklıydı. Yanında başka biri varken ve kendisiyle konuşmaya çalışırken o kişiyi asla yok saymazdı. Ancak onun sözleriyle sıkıntıya düşen Da'in, bunu fark etmemişti.

 

'Daha önce bir kez vedalaştık zaten, artık benden hoşlanmasa da sorun yok yani.'

 

Derken Da'in, küt küt atan kalbini zapt ederek bir kez daha konuştu. “Peki... önceden hoşlandığın bir kız var mı?”

 

Bazen beklenmedik şeyler yapsa ve Hortlak gibi canavarları iyileştirme derecesinde tuhaf yönleri olsa da bu soruyu sormak muazzam bir cesaret gerektirmişti.

 

Karşılığında Weed'in parmakları bir anlığına duraksayarak hafiften titredi ve gerginleşti. Yine de bunu kısa sürede bastırarak yanıtını verdi.

 

"Önceden hoşlandığım bir kız da yok."

 

"Amanın!" diyen Da'in, güç bela gülümsedi. "Öyleyse daha önce bir kez olsun hiç kimseye senden hoşlanıyorum demedin?"

 

"Evet, çünkü daha önce hoşlandığım hiç kimse olmadı."

 

Da'in dudağını ısırdı. Demek bir kızın kalbini böylesine soğukkanlılıkla kıracak bir erkek de vardı…

 

"Anlıyorum. Benim halletmem gereken bir iş vardı, bir süreliğine çıkıyorum."

 

Weed yanıt verirken kafasını bile kaldırmadı. "Öyle yap lütfen."

 

"Öyleyse..."

 

Diyen Da'in oyundan çıkış yaptı.

 

"Ooh."

 

Diyen Weed ise ışık oymacılığını sonlandırdı. Gözlerini kamaştıran ışıklar kayboldu ve zindan karanlığa gömüldü. Geriye yalnızca su kaynatıp yemek hazırlamak için yaktığı ateşin çatırtıları kaldı.

 

"Sarı Oğlan."

 

Möööööööö!

 

Çıplak zeminde oturan Sarı Oğlan kafasını kaldırarak karşılık verdi.

 

"Az önceki kız kimdi biliyor musun?"

 

Möööö!

 

Sarı Oğlan kısa kuyruğunu yere vurarak kulaklarını eğdi. Weed’i umursamıyormuş gibi yaparsa bir ton laf işitebilirdi.

 

Weed sakince konuştu. "Benim ilk aşkımdı."

 

Bir erkeğin asla unutamayacağı o ilk aşk... Weed de gelip geçen zamana rağmen ilk aşkıyla hatıralarını unutamazdı.

 

"İsmi Da'in... mesleği Şamanlık. Onunla Lavias’ta tanışmıştım."

 

Lanet nedeniyle görünüşü büyük oranda değiştiği için onu ilk bakışta tanıyamamıştı. Fakat karşısındakini öyle iyi dinleyen ve konuşması öyle keyifli biriydi ki Weed onunla hemen hemen her şeyi konuşmuştu. Yalnızca selamlaşıp bir iki kelime ettikten sonra o hissi almıştı. Bir Şaman olarak eşsiz olduğu söylenebilecek yetkinliği ve çeşitli destek büyülerini kullanma sırası da aynıydı. Destek büyülerini rahat ettiği bir sırayla, bir alışkanlıkmışçasına sıralamıştı. Fakat o büyülerin muhatabı olan Weed, o büyüleri kullandığı saniyede onun kim olduğunu açıkça çözmüştü.

 

"Da'in. Oydu. Böylesine önemli birini nasıl unutabilirim ki?"

 

Weed’in etrafındaki kızların varlığında ihanet etmediği hisleri bu şekildeydi.

 

"Onca zaman sonra onu gördüğüme sevindim. Yalnızca hayatta olması bile mutluluk verici… ama ameliyatı tamamlayıp yeni bir hayata başladığı için geçmişi unutmak mı istiyor ki? Neden beni tanımıyormuş gibi davrandığını bilmiyorum fakat ortada bir durum veya sebep olmalı."

 

Sarı Oğlan berrak, iri gözleriyle Weed’i izliyordu. Ve o masum gözlerden omuzları çökmüş, mutsuz bir adamın görüntüsü yansıyordu.

 

#Tekrar merhaba! Upuzun bir bölümle yeniden buluştuk ve rutinimize geri döndük. Güzel bir bölümdü. Weed’in sağlı sollu dövüşleri, arkasından koşturan seyirci topluluğu, Sarı Oğlanla dalga geçişleri ve tabii ki en mühim konu da Da’in’di. Açıkçası kıza öküz gibi davrandığını okurken uyuz oldum ama son anda onun da üzgün olduğunu okuyunca birazcık yumuşadım. Herhalde kız kendisini tanımıyor gibi davrandığı için ona bu şekilde ayak uyduruyor. Peki bu mesele ne zaman açıklığa kavuşacak, diğer kızlar bunu öğrenecek mi, aşk çokgenimizi bekleyen ilginç olaylar var mı, görev bir anda zorlaşacak mı vb sorulaaaar sorular… Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 26517 Üye Sayısı
  • 848 Seri Sayısı
  • 43025 Bölüm Sayısı


creator
manga tr