Lms 17.10 : Bardray ile Talihsiz Bir İlişki

avatar
582 14

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 17.10 : Bardray ile Talihsiz Bir İlişki


Çevirmen : Clumsy-nim



Embinyu Kilisesinin 11. Tarikatını Yok Etmek, B sınıfı bir görevdi.

 

"Voaaa!"

 

"Embinyu Kilisesinin güçleriyle mi çarpışacağız?"

 

"Fazla tehlikeli olmaz mı?"

 

"Gerçekten eğlenceli görünüyor."

 

Weed görevi paylaşıp en okkalısından 130,000 Altın kazanmıştı. Morata’dan haberleri işitip akşama dek geç de olsa toplananlara görevi satmış, kapsamlı bir peşin satış olmuştu!

 

Sarı Oğlan sarkık butlarını mutlu mesut sallıyordu.

 

Möööööööö!

 

Efendisi zengin olursa kendisini de görür ve bir pelin otu sapı çiğnemesine izin verir diye umuyordu.

 

Ancak Weed kalpsizin tekiydi. "Arpa ekmeği bile pahalı, o yüzden sadece özel günlerde falan kırıntılarından birazcık yiyebiliyorsun… ama pelin otu öyle mi? Onun altından kalkamam. Daha sonra etini onunla harmanlayacağım. Pelin otlu Kore ineği, sebzeli bibimbap!"

 

Sarı Oğlan kederli bir şekilde iri gözlerini kırpıştırsa da bu her gün yaşanan bir şeydi. Buna rağmen Weed daima onun için saman hazırlıyordu, ayrıca Yurin veya Hwaryeong’tan da çeşitli bitkiler alıyordu. Aslında başka bir şikayeti yoktu ama çok açmış, açlıktan hiç takati kalmamış gibi kasten topallıyordu. Hayat bahşedilişinin hemen ardından iri cüssesi ve sağlam gücüyle bir sürü iş yapmaya zorlanmıştı. Ve artık Sarı Oğlan bile hayatta bilgelik sahibi oluyordu.

 

"Artık bu şeyi tanımlama vakti geldi herhalde."

 

Diyen Weed, Paralı Asker Smith’ten aldığı mührü çıkarttı. Görünüşüne bakınca temelde ne işe yaradığı anlaşılıyordu. Muhtemelen tıpkı Jorudia’nın Mührü gibi Lord veya Asillerin kimliklerini doğruladıkları bir mühürdü. Weed, heykelin eşsiz noktalarını inceleyerek ejderha kısmını ovuşturmaya başladı.

 

"Tanımla!"

 

****

 

Bilinmeyen İmparatorun Kraliyet Mührü

 

Dayanıklılık 3/20.

 

Versailles Kıtası tarihini yıpratmış kıymetli bir kraliyet mührü.

 

Yeteneğinin sınırları tahmin edilmesi zor bir oymacının elinden çıkma.

 

Hasarlı, mükemmel bir durumda değil.

 

Sanatsal Değer: 39,600

 

Seçenekler: İtibar +60. Karizma +25.

 

Sahibinin bedenine uygulanan tüm zararlı büyülere karşı %50 direnç.

 

Asillerin ve şövalyelerin gözünü korkutabilir.

 

Ding!

 

Bilinmeyen İmparatorun Kraliyet Mührünü detaylı incelemeniz nedeniyle Sanat statı 49 yükseldi.

 

****

 

Weed de çok sayıda Sanat Eseri ve Şaheser yapmış yetenekli bir Oymacıydı. Ne zaman bir heykel tamamlasa Versailles Kıtasını epeyce sarsıyordu.

 

"Öhöm!"

 

Fakat bu, Weed’i bile kıvrandırabilecek kadar inanılmaz bir çalışmaydı!

 

Yeşimden yapılı geniş damga kısmı ve göklerde uçuyormuş havası veren altın ejderha, canlılık ve güzellik taşıyordu.

 

"Eskimiş... ve çok dokunulduğu için yıpranmış bir hissiyatı var ama son derece olağanüstü bir iş çıkmış."

 

Elle ulaşılabilen kısımlar fena halde pisti ve desenin büyük bir çoğunluğu silinmişti. Aradan geçen uzun zamanda mühür, doğal bir asalet geliştirmişti.

 

Yeşim ve altın. Mühür, bu materyallerin özelliklerinin mükemmel bir şekilde anlaşılmasıyla üretilmişti.

 

Hasar görmemiş kısımlar detaylıydı ve Weed’in bile ulaşamayacağı bir yetenek seviyesiyle yapılmıştı. Uzaktan pis bir altın ejderha gibi görünse de her an canlanıp harekete geçebilirmiş gibi duruyordu.

 

"Normal bir iş olmadığını biliyordum ama gerçekten böyle bir heykeli kim yapmış olabilir ki?"

 

Aklına belli belirsiz şekilde gelen bir isim vardı.

 

Söz konusu bir imparatorun kraliyet mührü olunca el üstünde tutulması gerektiğini yinelemek gereksizdi. Buna rağmen öyle çok vakti ardında bırakmıştı ki bu denli yıpranmıştı.

 

Derken Weed için bir nevi video oynamaya başladı—yani heykelin içerisinde gizli bir anı.

 

Sıradan kılık kıyafetli ihtiyar bir adam, heykel yapıyordu.

 

Kocaman bir kraliyet sarayının içerisindeki şövalyeler ve büyücülerse ekstrem bir nezaketle secdeye yatmış durumdaydı.

 

Kırt, kırt.

 

İhtiyar adamın oyma bıçağının altında bir ejderha şekli beliriyordu. Bıçak, bizzat zamanın kendisi nefesini tutuyormuşçasına ağır ağır hareket ediyordu.

 

İhtiyar adam, tıraş edilmesi gereken yerleri tıraş ediyor, ekleme yapılması gereken yerlere ekleme yapıyordu. Yalnızca normal el hareketleri görülebiliyor ancak insanın gözlerini kaçıramayacağı asalette bir altın ejderha yaratılıyordu.

 

Oyma bıçağının her hareketinde bu büyük eseri mahvedecek bir hata yapılabilir mi endişesi doğuyordu. Lakin oyma bıçağı kesişlerini gerçekleştirdikçe figür öylesine kesin bir şekilde tamamlanmaya yaklaşan bir heykel oluyordu ki o gerginlik gülünesiydi.

 

Bir hazine! Işıltılı güzellikleriyle asaletini daha da yukarı taşıyacak bir altın ejderha ve damga!

 

İşte bu, kraliyet mührünün doğumuydu.

 

"Bu beni sembolize eden öğe olsun." dedi mührü yapan ihtiyar.

 

Ardından şövalyeler ve büyücülerin bağırışı yükseldi. "Majestelerinin arzusunu kabul ediyoruz!"

 

Bununla da sınırlı kalmadı. Kraliyet sarayına sayısız heykel yayılmıştı! İnsanlara benzeyen ama daha üstün fiziksel koşullara sahip olan hayvan heykelleri, kuş heykelleri ve canavarları andıran heykeller aynı anda ağızlarını açtı.

 

"Efendimizin arzusunu kabul ediyoruz!"

 

* * *

 

Geomchi derince bir iç çekti.

 

"Gerçekten çok yaşlıyım. Bu yaşta bir kadınla tanışmak bile zor."

 

Eğitmenler ve çıraklar Orklar, Karanlık Elfler ve İnsanlarla tanışıyor, genellikle de iyi anlaşıyorlardı. Kız arkadaş buluyor ve de partilerde avlanıyorlardı.

 

"Geomchi16’nın kız arkadaşının elini bile tuttuğunu duydum."

 

"Ne zaman?"

 

"Otuz yedi gün içerisinde olmuş anlaşılan."

 

"Oha, hızlıymış! Bu kadar hızlı ilerlemekte bir sakınca yok mu?"

 

"Asıl hızlı olan başkası. Geomchi401 sinemada kol kola girme evresine geçmiş."

 

"Kahretsin, işi sinemaya dek götürmüş ha! İlginç bir şekilde film gibi şeylerden hiç hazzetmezdi, haksız mıyım? Film izlerken uyuyakalıp horlamaya başlamamış mı?"

 

"Bana söylenene göre aksiyon filmi izlemişler. Film bittikten sonra kız arkadaşına tuğla kırmayı ve iki kademeli dönen tekmeyi göstermiş, kız da beğenmiş ve ona güvenilir biri olduğunu söylemiş."

 

Çiftlerin pek sık bir araya gelmeyip iletişimi sonlandırdığı, arkadaş kayıtlarının silindiği veya üzgünüm temalı mesajlar gönderildiği pek çok vaka da olsa da çıraklar arasından çıkan bu efsane tadında aşk hikayelerini dinlemek, geri kalanlara umut veriyordu.

 

"Aaah ahh, bu şeyler insanın başına hep gençken geliyor."

 

Geomchi, çırakların tutkusunu kıskanıyordu. O da aşağı yukarı eğitmenlerin yaşlarında olsaydı bir şekilde bir kadınla tanışabilirdi. Sonuçta bugünlerde bayımdan oppaya* geçmek hiç vakit almıyordu. (Yaşça büyük erkeklere kullanılan samimi hitap şekli.)

 

Fakat Geomchi tecrübeli, orta yaşlı bir adam olarak genç kız ve kadınların yanında çok tuhaf davranıyordu. Bununla birlikte dövüş kabiliyeti korkutucuydu, yani seviyesinin yalnızca 200lerin sonlarında olmasına rağmen her grup tarafından hoş karşılanıyordu. Meydana adım atması bile herkesin onu safına katmaya çalışmasına yetiyordu.

 

Tek sorun, avlanma sahalarında zorlu bir atmosfer oluşmasıydı.

 

"Umm, Geomchi-nim."

 

"..."

 

Ona mütemadiyen saygıyla hitap ediyorlardı. Genç ve dinç parti üyeleri birbirleriyle gayri resmi konuşup anında bağ kurarken Geomchi’nin onlara uyum sağlaması kolay olmuyordu. Geomchi de kendisiyle aynı yaş grubunda bir kadın bulmaya çalışıyordu.

 

"Kraliyet Yolu dünyasında her türden insan toplandığı için zor olmasa gerek."

 

Elbette büyük bir çoğunluk 30larının veya 40larının başlarındaydı. Şehirlerde veya köylerde çok sık görülüyorlardı. Erkekler balık tutuyorsa karıları denilebilecek kişiler de onlar için baharatlı deniz mahsulü yahnisi yapıyordu.

 

"Tatlım, devam etmeden önce biraz baharatlı yahni ye lütfen."

 

Son derece iç açıcı bir manzaraydı.

 

Çiftlerin bir dükkân açıp iş gördüğü de oluyordu fakat genç evlatları silah, zırh veya ıvır zıvır almaya nadiren geliyordu.

 

"Oğlum, bizden 20 Altına ok alır mısın?"

 

"Anne, ne acımasızca bir şaka bu?"

 

"Hayatım, oğlumuz evden ayrılacağını söylüyor."

 

"Peki. Ebeveynleri olarak hiç değilse bir nakliyeci çağırmak boynumuzun borcudur herhalde, haksız mıyım?"

 

Bunlar, ebeveynleri tarafından cüretkâr bir şekilde soyup soğana çevrilen çocuklara dair şefkatli manzaralardı.

 

Geomchi ise şehirlere ve kasabalara uğraya uğraya dolaşıyordu. Vahşi doğada üzerine gelen canavarları katlediyor, aynı zamanda elinde tek bir kılıçla canavarların inlerine dalıyordu.

 

"Gençken de böyle şeyleri sık sık yapardım."

 

Diyen Geomchi, ağzında bir kılıç tutarak nehir sularına sıçradı. Karnı acıktığında berrak nehrin derin kısımlarındaki balıkları şişliyordu. Suyun akışına ve kuvvetine karşı galip gelerek balık avlamak için kılıç savurmak gerçekten zordu. Ancak Geomchi gerçekten de kolaylıkla bu işin üstesinden geliyordu. Çünkü zor kullanmıyor, balık yakalamak için akıntıyı takip ediyordu.

 

Ding!

 

Kılıç Ustalığı yeteneği yetkinliği gelişti.

 

Kılıç Ustalığı yeteneği balık avlarken bile gelişiyordu. Balıklar yüksek seviyeli canavarlar değillerdi fakat Geomchi, bulunduğu konumun bir özelliği olarak Kılıç Ustalığını geliştirebiliyor gibi görünüyordu. Tıpkı Oymacılık gibi Kılıç Ustalığı yeteneği de çeşitli deneyimlerle gelişiyordu.

 

"Hal böyleyken..."

 

Diyen Geomchi suyun üzerine çıktı, derin bir nefes aldı ve yeniden nehre daldı.

 

Vııınnnn!

 

Derken tek nefeste savurduğu kılıç, balıkların bedenleri üzerinde kayıp gitti.

 

Sashimiyi ince ince dilimleten bir kılıç ustalığı!

 

Balıklar kaşla göz arasında, daha hayattayken sashimi olmuştu. Ve hatta suyun altındayken!

 

O anda Geomchi'nin gözlerini bir hüzün kapladı. 'Acımasızca bir şey olduğu için bunu yapamayacağım sanırım.'

 

Kılıç ustalığı yetenekleriyle adamakıllı gösteriş yapmayalı epey uzun zaman olmuştu. Yaşam ve ölüm arasındaki incecik çizgiyi bir saniyenin belirlediği o zamandan bu yana bir kez olsun elinden gelenin en iyisini yapmamıştı. Kraliyet Yolu bile onun için eğlenceden ibaretti. Bunu hala keskin olan kılıç ustalığını test etmek için yapmış olsa da balıklar için üzülmüştü. O güne dek Versailles Kıtasındaki tavşan, sincap veya geyik gibi otoburları bile neredeyse hiç avlamamıştı.

 

'Yememin bile mümkün olmadığı bir şeyin... boş yere canını almaya lüzum yok.'

 

Morali bozulan Geomchi, balıkların yaralarını bandajladı. Harikulade kılıç ustalığı sayesinde hepsi hala hayattaydı.

 

"Ah!"

 

Ardından suyun yüzeyine çıktı ve nehir boyunca ilerlemeye başladı. Belli bir hedef belirlemiş değildi, yalnızca rastgele dolaşıyordu.

 

Nehrin aşağısında insanlar vardı. O sırada oltasını kaldırmış orta yaşlı bir adamla karısının arasındaki konuşmayı işitti.

 

"Be-bebeğim."

 

"Hm?"

 

"Az önce... sashimi yakaladık!"

 

Bandajları neredeyse düşmüş canlı bir yayın balığı çiftin oltasındaki yeme takılmıştı ve oltayla birlikte yükseliyordu.

 

"Gerçekten zor bir dünya."

 

Diyen Geomchi iri, yaşlı bir ağacın altına oturdu.

 

Kılıç Ustalığı yeteneği İleri Düzey 6. Seviye %89daydı. Bu inanılmaz büyüme hızıyla Kılıç Ustalığının Uzmanlık aşaması pek uzak değildi. Ama seviyesini yükseltip Kılıç Ustalığı yeteneğini parlatmasının ne değeri vardı ki?

 

"Yaşlı bir köpeğin zaafı da bu işte. Ortalıkta tek başına dolaşan orta yaşlı bir kadın yok mudur ki?"

 

Daha önce hiç görmediği bir kadınla sözde dostane bir sohbet başlatmaya çalışmak bile tuhaf geliyordu. Bir kadını gözlemleyip onunla konuşmamda bir sakınca var mıdır yok mudur diye kafa yorarken kocasının gelerek o kadını alıp götürdüğü birkaç sefer olmuştu, bu nedenle artık şansını deneyecek cesareti bile kalmamıştı.

 

Geomchi bu şekilde kendi kendisini kınamakla meşgulken onlu yaşlarının sonlarında görünen bir kız, ona yaklaştı.

 

"Bayım, burada ne yapıyorsunuz?"

 

"..."

 

Geomchi yanıt vermedi ve kovarcasına kıza elinin tersini salladı. Bir oyuncuya benzeyen insan kız, hatırı sayılır ölçüde tatlı ve hoştu.

 

'Muhtemelen yalnızca bana avlanma sahasını soracaktır.'

 

Normal şartlarda kıza kibarca yanıt verirdi. Sebepse tatlı ve genç bir kıza kötü bir şeyler yapmak isteyişi değildi, hiç değilse azıcık yardımının dokunabilmesiydi.

 

'Zephyr de tavsiye vermişti. Kadınlarla çok sayıda konuşma gerçekleştirmek önemliymiş.'

 

Aslına bakarsanız bir kızın Geomchi’yle konuşma başlattığı seferlerin sayısı yalnızca iki üçle sınırlıydı. İri bir adamdı, dolayısıyla kadınların rahatlıkla yaklaşamadığı bir görünüşe sahipti. Ama bundan da öte gözleri ve ruhuyla normal insanlardan farklı bir seviyede olduğu için haydutlar bile ondan kaçınıyordu.

 

An itibarıyla her şeyden vazgeçme arzusuna kapılmış olduğu için yalnız kalmak istiyordu. Fakat Geomchi’nin önünde oturan kızın oradan uzaklaşmaya niyeti yoktu.

 

"Hey bayım, yalnız mısınız?"

 

Geomchi yalnızca başını hafifçe sallamakla yetindi. 'Sorgulamaya niyetli görünüşüne bakılırsa bir şeyler satmaya çalışan bir tüccar mı ki acaba? Yoksa yardım mı istiyor? Elimde kaldıysa ona kabaca da olsa işe yarar bir silah vermeliyim galiba.'

 

Bu sırada kız, bir anlık tereddütten sonra yeni bir soru sordu. "Bizimle avlanmak ister misiniz?"

 

Beklentilerinden farklı çıkan bu kelimeler Geomchi’yi birazcık meraklandırmıştı. "Şu anda beni grubunuza mı çağırıyorsun?"

 

Çıraklarının karşısında her daim kısa ve sert bir konuşma tarzı izlerdi. Kızıysa panikletmemeye çalışıyordu ama karşı cinsle konuşma konusunda pek tecrübesi olmadığı için sesi iyice kısılmış ve ağırlaşmıştı.

 

Yine de onun olumsuz denilemeyecek tepkisiyle teşvik edilen kız, sesi güç kazanarak, "Hadi birlikte avlanalım, olur mu?" dedi.

 

"Bir ihtimal. Can sıkıcı ama… eğer avlanma sahası önerisinde bulunmamı istersen senin için hiç değilse o kadarını yapabilirim."

 

"Biz buraya ta Rosenheim Krallığından geldik. Bizim için bir başımıza avlanmak birazcık zor, anlarsınız ya."

 

"Hah." Neticede bu tatlı kızın talebini reddedemeyen Geomchi, oturduğu yerden kalktı. 'Peki. Yapacak başka bir işim yok zaten, gidip onlarla birazcık avlanmamda bir sakınca yok yani.'

 

Kız yalnızca yardıma ihtiyacı olduğu için dostane davranmış olsa bile sorun etmeyecekti.

 

Üzerine pek düşünmeden, "Peki ya diğer yoldaşların?" diye sordu.

 

"İki kişi var, biri annem, diğeri de en küçük teyzem. Annem Element Ustası, Teyzemse Çağırıcı."

 

Kadınlar sıklıkla ruhları veya çağrılan yaratıkları tatlı buldukları için bu meslekleri seçerlerdi.

 

'Bir Element Ustası, bir Çağırıcı. Ve bu çocuk da bir Büyücü mü yani? Sanırım üçünün avlanması gerçekten zor oluyordur.'

 

Gruba doğru ilerledikleri sırada kız, gevezelik etmeye devam ediyordu. "Babam işiyle meşgul, o yüzden bizimle oynayamıyor. En genç teyzem de üniversiteden mezun olup yurtdışında okuduğu için hala bir erkek arkadaş bulamadı." Her nedense teyzesini tarif etme şekli bayağı detaylıydı. "O bir muhasebeci. Otuz iki yaşında ama kendisini çalışmaya kaptırdığı için bugüne dek hiç kimseyle çıkmadı. Güzel bir kadın, zayıf, ayrıca kişiliği de iyidir. Annemle aralarında büyük bir yaş farkı olduğu için ben gençken benimle ablammış gibi oynardı."

 

"Anlıyorum."

 

"Ama standartları yüksektir, bu yüzden… birkaç kör randevuya gitse de erkeklerin çoğunu erkek olarak göremediğini söyleyip hemen kalkıp gitmiş."

 

"Standartları yüksek olmalı."

 

Geomchi, kızın sözlerini kayıtsızca dinliyordu. Derken ikili, kızın grubunun olduğu konuma ulaştı. Orada yanında iri, köpekvari bir ruh olan orta yaşlı, sakin görünümlü bir kadın ile 30lu yaşlarının başlarında zarif yüzlü bir hanımefendi vardı.

 

Genç kız sırıta sırıta, "Teyzem maço erkeklerden hoşlanır. Dövüş sanatlarından da." dedi.

 

"...!"

 

* * *

 

Suikastçı Steer, Hermes Locası için istihbarat toplamaktan sorumluydu. Onun görevi, geniş çapta yayılmış bağlantılarını kullanarak Versailles Kıtasının genel seyrini takip etmekti.

 

"Kuzeydeki Morata’nın Lordunun Savaş Tanrısı Weed olma olasılığı yüksek..."

 

Steer, bunun üstüne bildirmesi gereken bir durum olduğunu düşünüyordu.

 

Bardray an itibarıyla Haven Krallığının Ziubellin Zindanındaydı. Av sahasındaki canavarların akın akın dışarı döküldüğünü söylemek abartı olmazdı. O zindan yalnızca Haven Krallığı nazarında değil, Versailles Kıtasının neresine giderseniz gidin bulabileceğiniz en kötü avlanma sahaları arasındaydı. Fısıltıları, hatta lonca sohbet penceresini bile kapatmış olan Bardray ise Ziubellin isimli korkunç büyücüyü avlayana dek oradan çıkmayacağını duyurmuştu.

 

"Ne yapmalıyız, Steer-nim?" diye sordu astı, Steer’e.

 

Bardray vaktinin büyük bir çoğunluğunu takım arkadaşlarıyla birlikte zindanların içinde geçirirdi. Ve hiç kimse bu seferki avlarının ne zaman sonlanacağını bilmiyordu.

 

Steer iç çekti. "Biz gideceğiz, başka çare yok. Lonca birliğine talep gönder. Lonca efendisi Bardray-nim’le buluşmak için zindana gireceğiz."

 

Böylece Steer ve 30 Hermes Loncası üyesi zindana giriş yaptı. Hepsi de 360. Seviyenin üzerindeydi fakat Zubellin Zindanındaki canavarların seviyesi fazla yüksekti, dolayısıyla sinmemek ellerinde değildi. Pek çok zorluğun sonucundaysa nihayet Bardray’in bulunduğu noktaya ulaştılar.

 

Bardray 12 Elit Muhafızıyla birlikte dinleniyor ve silahlarının bakımını yapıyordu. Dinlendikleri yerde yatan canavar cesetlerindense iğrenç bir koku yükseliyordu.

 

"Bardray-nim."

 

"Seni buralara dek getiren mesele nedir, Steer?"

 

"Rapor etmem gereken bir şey var."

 

Bardray’in ilgisi çekilmişe benziyordu. Kendisine, yani Versailles Kıtasının en güçlüsü olarak hüküm süren kişiye yaraşır şekilde baştan ayağa en üstün ekipmanları kuşanmıştı ve soğukkanlılık, dinginlikle dolup taşıyordu.

 

"Savaş Tanrısı Weed’le ilgili."

 

"Demek mesele Weed..."

 

Diyen Bardray, başıyla onay verdi. "Söz konusu oysa beni bulmak için buralara dek gelmenize değecek bir şeydir."

 

"Weed'in kimliği ifşa oldu. Onun Morata Lordu olduğuna inanıyorum. Gerçi elbette ki henüz anlayamadığım pek çok kısım söz konusu."

 

"Mesela?"

 

"Onun Rosenheim Krallığında başlangıç yapan bir oyuncu olduğu tahmin ediliyor ama Kraliyet Yoluna başlayışının üzerinden bir buçuk yıl bile geçmemiş. Bu hiç anlamlı değil. Ve esas şok edici olan, oymacılığı bir ek iş olarak yapması."

 

"Ek iş mi?"

 

"Dövüş kabiliyeti hesaba katılınca esasında bir Oymacı olmadığını düşündürüyor. Buna rağmen hobi olarak yaptığı oymacılıkla bir Şaheser yarattı ve bu işte tüm kıtayı sarsacak kadar da iyiydi."

 

Steer, Piramidin, Işık Kulesinin ve Tanrıça Heykelinin Weed’in hobi olarak yaptığı birer heykel olduğu kanısına varmıştı!

 

"Ohh, bu harika değil mi?"

 

"Oymacılık bir ek iş miymiş? Hadi bee! Onun elinden çıkma bir heykeli gördükten sonra tamamen şaşkına dönmüştüm."

 

Bardray'in tüm takım arkadaşları bir iki yorumda bulunuyordu.

 

"Şimdi düşünüyorum da eğer Weed’se ona bizim astımız gözüyle bile bakabiliriz."

 

"Ah, Büyü Kıtasındaki Weed’i mi diyorsun?"

 

"Sonuçta o, biz ayrıldıktan 6 ay sonra oyunun en iyisi olmuştu, anlarsınız ya."

 

"Bir zamanlar Büyü Kıtasının en iyileri bizdik. Ve epey uzun bir süre de öyle kalmıştık."

 

Elit Muhafızlar mutlu mesut sohbet ediyordu. Birbirlerini Büyü Kıtasından beri tanıyorlardı. Onlar Büyü Kıtasının ünlü kalelerine hükmeden asil lordlardı! Bardray de bir zamanlar Büyü Kıtasının en iyi lorduydu.

 

"O zamanları özlüyorum."

 

"Ehh. Ben o günlere dönmeyi tercih etmezdim; Versailles Kıtasının temiz havasının ve doğrudan beden hareketleriyle çarpışabilmenin güzelliğinden mahrum olmak istemem."

 

"Ben de o günlere dönmek istemem ama... yine de gerçekten eğlenceli zamanlardı."

 

Ufak savaşlar ve anlaşmazlıklarla türlü türlü zorluk atlatan kale lordları, Kraliyet Yolunun yaratıldığını duyunca bir noktada toplanmıştı. Büyü Kıtasının popülerliği zirve noktasını geride bırakmış ve bariz şekilde düşüşe geçmişti. Bir bölgenin yöneticileri olarak lordlar da bunu son derece net bir şekilde hissetmişti. Esasında kale lordlarına muazzam miktarda öğe ve altın akışı vardı. Normal çalışanların hayalini dahi kuramayacağı meblağlar kazanıyorlardı. Lordların büyük çoğunluğu, organizasyonlarını yürütürken karlarını arttıran Karanlık Oyunculardı. Ve bir toplantı gerçekleştirerek karara varmışlardı.

 

Kraliyet Yoluna geçiş yapacaklardı.

 

Böylece lordlar, güçlerini doğruca Kraliyet Yoluna taşımıştı. İşte Hermes Loncasının doğuşunun esas hikayesi buydu.

 

"Weed bizim ayrılışımızdan sonra acayip ünlü olmuştu."

 

"Bizim bile pes ettiğimiz görevleri ve zindanları tamamlamıştı, değil mi? Ivan Porte Adasının labirentini bile tamamlayabildiğini duyunca ne kadar şaşırdığımı tahmin edemezsin."

 

"Gerçekten inanılmaz bir oyuncu. Gerçi elbette ki Bardray Büyü Kıtasında kalsaydı koltuğunu öyle kolay devretmezdi."

 

Bardray Elit Muhafızların sohbetlerini gülümseyerek dinlemekle yetiniyordu.

 

Hermes Loncasındaki hiyerarşiye eşlik eden komuta sistemi katıydı fakat Elit Muhafızlara işlemiyordu. Bardray ve eski kale lordları olan Elit Muhafızlar, Hermes Loncasının kurucu üyeleriydi. Anlaşmaları neticesinde aralarındaki en güçlü kişinin lider olup diğerlerine hükmedeceğinde karar kılmışlardı. Kurallarına göre bir gün Elit Muhafızlar arasındaki biri Bardray’den daha güçlü olursa liderliği o üstlenecekti.

 

Bu vesileyle Hermes Loncasının lideri, Kraliyet Yolunun ilk aşamalarında birkaç defa değişmişti. Bu hem Bardray hem de Elit Muhafızlar için iyi niyetli bir rekabet yoluyla daha hızlı güçlenme fırsatıydı. Elbette bu rekabetin tamamen gerisinde kalan kale lordları da vardı. Kraliyet Yolunda doğrudan bedenle hareket etmek ve son derece hızlı bir muhakeme yeteneğiyle keskin duyulara sahip olmak gerekliydi. Geriye düşen bu lordlar, lonca üzerindeki etkilerini astları aracılığıyla sürdürüyordu.

 

Hermes Loncası, Büyü Kıtası kökenli en iyi loncaydı. Ayrıca Weed hakkında çeşitli yollardan bilgi topluyorlardı.

 

"Büyü Kıtası ve Weed..."

 

Bardray'in yüz ifadesi düşüncelere dalmış gibiydi. Onun yüzünde böyle bir ifade sık görülmezdi.

 

"Steer."

 

"Evet, Lider-nim."

 

"Ona Kuzeyde göz kulak olmaya devam edin."

 

"Anlaşıldı."

 

"Ama meseleyi gereğinden fazla büyütmenize gerek yok."

 

"Yani diyorsun ki--?" diyen Steer’in kafası kalktı.

 

Hermes Loncası normal şartlarda en ufak bir meydan okuma belirtisi gösteren rakipleri dahi acımasızca ezer geçerdi. Savaş kuvvetlerini gönderip bir köyü veya kaleyi ateşe vermek gibi zalimce eylemlerde bulunmaktan yana bile tereddütleri yoktu.

 

"Lüzum yok. Daha biz adım atmadan yakalanıp av arayan sırtlanlara yem olacaktır zaten."

 

Surtr bir müddet düşündükten sonra başıyla onay verdi. "Haklısın, Lider-nim. Daymond önderliğindeki Diriliş Ordusu da yakında kuzeye gidecek zaten."

 

Diriliş Ordusu büyük oranda güçsüz düşürülmüştü. Neticede Odin Kalesini ele geçirememiş ve geri çekilme kararı almışlardı; Ana Kıtadaki toprakları giderek ufalıyordu. Ana Kıtada daha fazla direnemeyeceklerdi. Henüz Kuzeyde güçlü bir krallık olmadığı için de Ana Kıta yerine orayı hedeflemişlerdi. Diriliş Ordusunun durdurulmasında büyük bir rol oynayan Matallost Kilisesi görevi nedeniyle de Weed’le düşmanca bir ilişkileri vardı.

 

Bardray, "Weed’in ünlü olduğu doğru. Fakat bir mağlubiyet tattığında o şöhret geldiği hızla gidecektir. Yıkım dediğin bir anda olup biter." dedi.

 

Avlanma yoluyla edinilen seviye ve yetenek artışının yanı sıra gelen güç artışı! Bardray yayınlarda ve görevlerde yalnızca bunların sergilenmesi gerektiği görüşündeydi. Çünkü yüksek bir seviye ve güç, diğer oyuncuları korkutur, komutlarına boyun eğmelerini sağlardı.

 

Elit Muhafızlarla yaptığı avı tamamlayan Bardray, mola esnasında bu konu üzerine derin düşüncelere daldı.

 

"Büyü Kıtası, ha."

 

Kendisiyle aynı fikirde olan lordlarla birlikte Büyü Kıtasından ayrılmıştı. Kraliyet Yolu hakkında erkenden bilgi edinerek karakterlerini oluşturmaları ve önceden hazırlanmaları gerekiyordu. Fakat bazen eğlencesine gizli gizli Büyü Kıtasına giriş yaptığı oluyordu. Karakteri hala orada olduğu için zor bir iş değildi.

 

Büyü Kıtası, gençliğini adadığı bir oyundu. Düşüşte olsa da derinden bir bağlılığı olduğu için vazgeçemiyordu. Derken oyunda Weed denen bir karakterle ilgili söylentiler işitmiş, onun kendisinin gidişinden sonra en güçlü oyuncu pozisyonuna yükseldiğini öğrenmişti.

 

"Savaş Tanrısı Weed. O Weed şu anda Büyü Kıtasında bir numara."

 

"Bardray oyuna giriş yapmadığı için işi kolay, haksız mıyım?"

 

"Tam aksine. Onu Bardray’den çok daha harika biri olarak görmeliyiz. Çünkü onun avlayamadığı bir ejderhayı tek başına yakalamakla kalmadı, zindanları da tek başına keşfediyor."

 

"Hiç kimsenin yardımı olmadan, bir başına mı yani?"

 

"Bardray’in hayatta yapamayacağı bir şey."

 

Bardray'in gururu incinmişti. Söylentilere inanmayan biri olduğu için hepsini kulak ardı etse de kötü hissetmişti. Ve sonra, çok geçmeden, kaderin bir cilvesiymişçesine zindanda bir başına avlanırken Weed’le karşılaşmıştı. Ekipmanlarını ve ismini gördüğünde de onun söylentilerdeki Weed olduğuna dair bir önseziye kapılmıştı.

 

Büyü Kıtasında sohbet yalnızca klavyeyle yazarak gerçekleştirilebilirdi.

 

"Sen We—"

 

Ancak Bardray yazma işini tamamlayıp sorusunu gönderemeden rakibi -Weed olsun olmasın- bir saldırı yeteneğini aktive etmişti. Çünkü o gerçekten de zindanda biriyle karşılaştığı takdirde acımasızca saldıran Weed’di!

 

Bardray’in çabucak defansif yeteneklerini kullanıp kaçması gerekmişti ve yalnızca 300 Sağlığı kalarak canını zar zor kurtarabilmişti.

 

En güçlü unvanıyla hüküm süren Bardray’in utancını asla silemeyeceği bir gün olmuştu.

 

Sağlığı ve Manasını tamamen yeniledikten ve hatta en iyi ekipmanlarını temizledikten sonra Weed’e yeniden meydan okumuştu.

 

"İsmim Bardray. Ve Weed, o boğazını keseceğim."

 

Önceden hazırlamış olduğu bu metni hızla göndermiş ama rakibinden herhangi bir tepki alamamıştı. Çünkü Weed, Bardray’in kim olduğunu ne biliyor ne de umursuyordu.

 

O yalnızca her zamanki gibi bir saldırı yeteneği aktive etmişti.

 

Bardray, işte bu şekilde başlayan mücadelede kelimelere dökemeyeceği bir duvarın varlığını hissetmişti. Bu yaşadığı, o anki benliğinin asla mağlup edemeyeceği kadar uzun ve kalın bir kale duvarıyla yüzleşmek gibiydi.

 

Weed, Bardray’in kullandığı tüm zincirleme yetenekleri atlatmıştı. Ekipman ve seviyelerinde büyük bir farklılık olmasa da yetenek yönetimi belirleyici rol oynamıştı. Bardray ne tarz bir saldırı denerse denesin Weed hızla karşılık vermiş ve bir karşı saldırı gerçekleştirmişti. Ve Bardray, uçsuz bucaksız bir okyanusla yüzleşmek gibi bir çaresizlik içerisinde mağlubiyeti tatmıştı.

 

Ancak bu gerçeği kabullenememişti.

 

Büyü Kıtasının en güçlü oyuncusu olmanın verdiği gurur paramparça olmuştu. Halbuki kısa bir ara vermiş olsa da Büyü Kıtasındaki tarihiyle kaybetmesine imkan olmadığını düşünmüştü.

 

Sonrasında Weed’i gizliden gizliye takip ederek onunla beş kez daha çarpışmıştı.

 

Fakat sonuç her defasında aynı olmuştu. Yetenek yönetimi ve dövüş stilini değiştirse bile kolaylıkla mağlup edilmişti.

 

Ciddi seviye farklılıkları olan canavarları avlamak neredeyse hiç tecrübe puanı kazandırmasa da Weed'in seviyesi giderek yükselmiş, ekipmanları karşılaştıkları her seferde daha da iyi olmuştu.

 

Bardray’in sınır olarak gördüğü seviyeyi aşmış ve nihai aşamaya ulaşmak için avlanma sahalarına bir başına öncülük etmişti.

 

"Seni tamamen ezip geçeceğim. Yalnızca seni değil, tanıdığın herkesi de. Bunu yapacağım ki bir daha Versailles Kıtasında ayak basacak bir yerin bile kalmasın!"

 

#Anlaşılan Weed Büyü Kıtasındaki her oyuncu tarafından affedilmemiş. Sağda solda ciddi düşmanlar biriktiriyor bizim oğlan, bakalım hepsini alt edebilecek mi ve bizi ciddi çarpışmalar bekleyecek mi! Peki Geomchi’ye ne demeli! Sonunda maço erkek seven bir teyzeye yamanarak hayatının aşkını bulacak mı yoksa! Bir de balıkları önce canlı canlı kesip sonra da bandajlayıp geri yollamasına bayıldım :D
Genel olarak keyifli bir bölümdü. Ve bu bölüm vesilesiyle hepinize iyi bayramlar diliyorum, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 26517 Üye Sayısı
  • 848 Seri Sayısı
  • 43024 Bölüm Sayısı


creator
manga tr