Lms 16.6 : Kara Ejderha

avatar
678 12

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 16.6 : Kara Ejderha


Çevirmen : Clumsy-nim



GROOOOUUUR!

 

Ayakta durmak için duvara basan Hidra Kralının 9 kafası av arıyordu. Birer ok misali atılıyor, Rahip ve Askerleri yutuyorlardı.

 

GRO-OOUR!

 

Taş kuleyi yıkıyor ve Okçuları mideye indiriyorlardı.

 

Sarı Oğlanın taze çimenleri insanı çileden çıkartmaya yetecek kadar ağır ağır otlanmasından farklı bir düzlemdeydi.

 

Dehşet ve baş dönmesi uyandıran bir manzaraydı.

 

Üç prestijli loncanın keşfetmek için birleştiği bir bataklıkta, efsanevi bir canavar olan Hidra Kralı bulunuyordu. Ama Hidra Kralı kısacık birkaç dakika içerisinde tüm o prestijli lonca üyelerini yemiş ve yeni avlar aramak için başka bir noktaya geçmişti.

 

Sonsuz bir iştahla yanıp tutuşan bir varlık, Hidra Kralı!

 

"A-ateş!"

 

Savaştaki okçuların hedefi Ölümsüzlerden Hidraya çevrildi. Ve duvara basarak takım arkadaşlarının icabına bakan Hidranın bedenine oklarını gönderdiler.

 

Hidranın 9 kafası okları gördü. Okların büyük bir çoğunluğu kalın derisini delemezdi ve geride bir yara bıraksalar bile etkisi yalnızca bir dakika sürerdi; yeşil kanı anında akmayı keser ve yara iyileşirdi. Bu da Hidranın Trolleri bile aşan özel yenilenme kabiliyeti sayesindeydi.

 

"Saldırı işe yaramayacak."

 

"Kurtarın beni!"

 

"Karanlık Şövalyeler, Rahipleri koruyun."

 

Hidranın kafaları yemek arayışıyla birkaç metre kadar kımıldadı. Her bir kafa, bir kale kulesinden büyük bir burun taşıyor ve hatta ateş ile zehirli gaz saldırıları gerçekleştiriyordu!

 

Kale duvarına, yükselen şiddetli çığlıkların gürültüsü hakimdi.

 

"Karanlık Şövalyeler, geri dönün!"

 

Savaşın ön saflarında Ölümsüzlerle yüzleşen Karanlık Şövalyeler Hidrayla çarpışmak için toplanmaya çalışıyordu. Fakat onlar böyle organize bir manevraya kalkışamadan Hidranın bastığı duvarın köşesi un ufak oldu, kale duvarının bir kısmı Hidranın hantal ağırlığına dayanamayarak ansızın çöktü.

 

"Uhuhuhu."

 

"Duvar yıkıldı. Hadi yukarı çıkalım."

 

Ölümsüz ordusunun başını çeken Zombiler, Hortlaklar ve İskeletler yıkılan duvara zeminden tırmanmaya başlayarak bir hücum hattı oluşturdu. Ezilerek ölen çok sayıda Embinyu Askeri de olmuştu.

 

"Savaşın!"

 

"Embinyu Askerleri, teslim olup kutsal topraklarımızı onlara vermeyin!"

 

Karanlık Şövalyeler ve Rahiplerin de dahil olduğu bir yığın Embinyu Askeri, kalenin içerisinden hızla çıkarak Ölümsüzlere doğru hücuma geçti! Embinyu Kilisesinin o ana dek savaşta harekete geçirilmemiş olan gizli güçlerinin göründüğü ilk seferdi.

 

Fakat Balkan, onların Ölümsüzleri yok etmesine izin vermedi.

 

"Öz Patlaması!"

 

Nihai kötü Ruh Çağıranın büyüsüyle birlikte ölü bedenler büyük bir patlamayla havaya uçtu. Kemik ve etler yayılırken de Embinyu Askerlerinin bulunduğu bölge muazzam bir hasar aldı. Birkaç yüzden fazla kişi hayatını kaybetti ve daha fazlası ağır yaraları nedeniyle savaşamaz hale geldi. Kalkanları ve zırhları olmasa bu saldırıdan kurtulabilmeleri imkansıza yakındı.

 

Normal Ruh Çağıran büyüleri bile Balkan’ın elinden çıktığında kitleleri imha eden tüyler ürpertici büyülere dönüşüyordu.

 

*Hışırtı*

 

Yıkılan duvardaki kayalar kımıldıyordu. Karanlık Hüküm büyüsüyle Ölümsüze dönüştürülen Canlı Ölü Şövalyeler, kısa bir süre önce müttefikleri olan kişileri katletmek adına kılıç savuruyordu.

 

"Kutsal güç, koru bizi. Kullarına çelik gibi iradeler ve bedenler bahşet. Demir Zırh."

 

Rahiplerin koruyucu büyüleri Askerleri sardı. Ayrıca henüz kendisini göstermemiş olan Başrahip Feylord nihayet ortaya çıktı.

 

Görünen o ki Feylord da Balkan’dan aşağı kalmayacak derecede kaliteli öğeler kuşanmıştı. Her parmağında mücevher yüzükleri, bir bilekliği, kolyesi ve küpeleri vardı! Emsalsiz pahalılıktaki aksesuarları gün ışığında parıldıyordu. Obez bedeni altın işlemeler taşıyan başrahip cüppesiyle örtülmüştü.

 

Feylord bağırdı: "Embinyu Kilisesi kulları, acınız yok olacak ve içiniz neşeyle yanıp tutuşacak. İlahi Kutsama!"

 

Feylord'un öncelikle Askerleri kutsama eğilimi kuvvetliydi. Liç Shire veya Kemik Ejderin gücü hiç şüphesiz çarpıcıyken Başrahip Feylord pek fazla ofansif güç sergilemiyordu. Lakin Embinyu Kilisesi ordusunun gözünde ondan sağlam bir duvar yoktu, o derece kudretliydi.

 

Kale duvarlarının bir kısmı çökmüş olsa da Embinyu Kilisesi Askerleri o boşluğu doldurmuştu.

 

"Oh. Oh. OH!"

 

"Topraklarımızın çalınmasına izin vermeyeceğiz."

 

"Düşmanları ortadan kaldırın. Embinyu Tanrısı, onlara ebedi bir acı ver."

 

Feylord ve Rahiplerin kutsama büyüleriyle sarmalanan Askerler artık saldırıların ve acılarının üstesinden kolaylıkla gelebiliyordu.

 

Piyadeler, kalkanlar ve zırhlarla mükemmel bir şekilde donatılmıştı! Tehditkar hissettirecek kadar sağlam bir güç teşkil ediyorlardı. Balta ve çekiçlerini savurarak Ölümsüz ordusunu geri püskürtüyorlardı. Dullahanlar savaşa adapte olsalar da üç veya dört piyade bir araya gelip savunma ve karşı saldırı gerçekleştirdiğinde duvara nüfuz etmeleri mümkün değildi.

 

Lakin tüm bunlar pek çok Ölümsüzün yıkık duvar yoluyla çoktan kaleye giriş yapışından sonra yaşanmıştı. Kıyamet Şövalyeleri ve Ölü Şövalyeler ortalıktaki Rahipleri seçip katlediyordu.

 

"Ben Sowed Veron, Embinyu Kilisesi 11. Tarikat Şövalyesi."

 

"Ke. Ke. Ke. Ke. Ben Ölü Şövalye Teirum, Balkan-nim'in kulu."

 

Bir Karanlık Şövalyeyle Ölü Şövalyenin birebir mücadeleye girdiğini görmek zor değildi. Karanlık Şövalyenin üstün gelip kutsal kılıcıyla rakibinin kellesini aldığı seferler oluyordu. Fakat kazanan taraf Ölü Şövalye olduğunda ölen Karanlık Şövalye anında aynı şekilde bir Ölü Şövalye veya Kıyamet Şövalyesi olarak diriliyordu.

 

"Devasa bir iblis."

 

"Hadi gidelim. Savaşalım."

 

Ölümsüzlerin bir kısmı Hidra Kralının peşine düşmüştü. Balkan tarafından korkuları yok edilince Hidra Kralı gibilerini bile avlamaya kalkmışlardı. Tabii Hidra Kralının münasebetsiz Ölümsüzler tarafından avlanmasına imkân yoktu! 9 kafasının her çevrilişinde Ölümsüzler havaya uçuyor, bir sürü Asker ile Rahip mideye iniyordu.

 

Embinyu kalesindeki savaş muazzam bir it dalaşı şeklinde sürüyordu.

 

Hidra Kralının her hareketinde Askerler ve Ölümsüzler ayakları altında eziliyordu.

 

GROOOOOUUUUR!

 

Ve Hidra Kralının korkusuz kükreyişi gök gürültüsü misali dört bir yanda yankılanıyordu.

 

* * *

 

Barbarlarla birlikte taşlı dağın üzerinde duran Weed, göğe bakıyordu. Taşınan bulutların yönü değişmişti. Tabii ki Weed'in eylemleri, efsanevi dahi filozofların yaptığı gibi doğanın sırlarını keşfetme amaçlı değildi.

 

"Tam öğle vakti. Yani yemek yeme vakti. Hadi yiyelim, millet!"

 

Weed barbarlarla birlikte bir öğün yiyecekti. Midesine sağlam bir yakıt vermenin vakti gelmişti.

 

"Yemek yemezsen bedenin direnç gösteremez." Kara Yaban Domuzların sırt etlerini esirgemedi, kızarttı.

 

Nihai yaban domuzu barbeküsü! Önünde büyük bir savaş olanların yiyebileceği lezzetlerin en lezzetlisiydi. Domuzu sağa sola çeviriyor, üzerine bolca tuz ve biber serpiştiriyordu.

 

*Gulp!*

 

Barbarların yutkunma sesleri yükseliyordu.

 

İyi pişmiş barbekü mis gibi olmuştu ve ağızda güzelce dağılıyordu. En leziz tat olmasıyla böbürlenilen domuz etini yiyen grup, bir yandan da manzaraların en lezizi denilebilecek olayı izliyordu.

 

"Epey vakit alacak."

 

Hidra Kralı, Embinyu Kilisesi ve Balkan'ın mücadelesi vites arttırıyordu. Ölümsüz ordusunun sayısı istikrarlı bir şekilde yükseliyor ve Hidra Kralı zıvanadan çıkmış şekilde sahibi kendisiymişçesine kaleyi yok ediyordu.

 

Embinyu Kilisesinin kalan güçleri de açığa çıkmıştı— savaşın seyrine hükmetmek zordu. Embinyu Kilisesi duvar düştüğünde kısa bir süreliğine bastırılmış fakat düşmanı ekstra güçlerle engellemişlerdi. Elit Karanlık Şövalyelerin hizmeti sayesinde Embinyu, sarsılmaz bir kudret sergiliyordu. Şeytani Ruhların da yardımını alarak çarpıştıkları için durumları iyiymiş gibi görünüyordu.

 

"Kale de tamamen yıkılmadı zaten."

 

Okçular siperlere gizlenerek oklarını atıyordu! Rahipler dar geçitleri ve yapıları kullanarak Kutsal Büyüyle Ölümsüzleri ortadan kaldırıyordu. Yani Embinyu Kilisesi düzeni onarabildiği takdirde Ölümsüz ordusunu yenebilirmiş gibi görünüyordu!

 

Hidra Kralı kabus gibi hareket ederek zehirli gaz saçmaya başlamıştı. Balkan da Ruh Çağıranların özelliği gereği güvenli arka taraftan Ölümsüz ordusunu uyandırıyordu.

 

İnsanın gözünü döndürecek derecede korkunç, inanılmaz manzaraların ardı arkası kesilmiyordu.

 

Bu sırada göğe yükselen bir kule, adım adım yana eğilerek bir kükreyişle birlikte tamamen yıkıldı ve taş gargoyle, kanatlarını açarak yanlamasına başka bir noktaya uçtu. Balkan, bir noktada bir taş gargoyle ile yarı kuş yarı kadın bir hava canavarı da çağırmıştı.

 

Kalede yangın çıkmıştı ve göğe keskin dumanlar yayılıyordu; ayrıca duvardan düşen çok sayıda Asker vardı.

 

İt dalaşı gibi it dalaşı!

 

Bu sırada yemeğini bitiren Weed, kollarını iki yana açtı. "Nihayet son misafirimizin teşrif etme vakti geldi."

 

En kıymetli misafirini aktif olarak karşılayacak şekilde pozisyon almıştı. Son misafirinin Kurtarıcı Gücüyle çağrılma vakti gelmişti.

 

Üç grup Embinyu Kalesinde sıçrarken boşluğun şiddetle bükülüşüyle birlikte yumruyu andıran, kara bir şey dışarı fırladı.

 

Haysiyet ve asaletin kristalleşmesi! Mitrilden sert pullar ve mükemmel estetiklikte yapısıyla güzellik dahi taşıyan bir varlıktı. Versailles Kıtasında hiç kimsenin bilmediği bir ırktı.

 

Yalnızca Ejderha Kalbi tüketmenin bile maksimum Manayı 5,000den fazla arttırdığı ve o kalbi yediği takdirde bir Büyücünün büyü seviyesinin bir adım yükseleceği söylenirdi.

 

Büyük bir otoritenin vücut bulmuş hali, Kara Ejderha.

 

Muazzam Mana akışıyla birlikte Hidra Kralı, Balkan ve Başrahip Feylord’un bakışları göğe çevrilmişti. Hepsini çaresizliğe sürüklemeye kadir bir varlıktı.

 

Ancak gelen, 60 metrelik bedenine aykırı ufak kanatlara sahip bir canavardı. Görünüş olarak bir Kara Ejderhadan çok farklı olmakla kalmıyordu, çok daha hırpaniydi de. Öncelikle sakalı yoktu ve devasa bir yılanı andıran kafası bir asalet taşımıyordu. Gerçek bir ejderhanın bedeni 300 metreyi aşkın olurdu. Fakat beliren bu kara yumru başından kuyruğuna 70 metre bile yoktu. Bedeni ince ve uzundu. Bir ejderhadan ziyade kanatları olan bir yılana benziyordu.

 

Uzun bir süre boyunca yoğun talimler yapıp tonlarca şey yiyerek ejderhaya dönüşmeye çalışan bir tipti. Kara *Imoogi’ydi! (Kore mitolojisine ait efsanevi bir yaratık, ismini aratırsanız görseller çıkıyor.)

 

Weed kendi gücünü ve otoritesini temsil eden bir ejderha çağırmıştı. Fakat gelen şey bir taklitten ibaretti!

 

Tabii ki bir Imoogi olduğu için hiçbir şekilde küçümsenemezdi. Bu hale gelebilmesi için yüzlerce, binlerce yıl geçirmesi gereken Kral Yılan seviyesinde bir canavardı. Bu tip, patron sınıfı nazarında bile mühim bir canlıydı.

 

Yani taklit oluşuna rağmen farklı bir sınıfa sahildi.

 

"Çünkü normal bir taklit değil, bir ejderhanın taklidi!"

 

Kara Imoogi ağzını kocaman açtı.

 

MUUAAOOOOOO!

 

Ejderha Korkusu!

 

Embinyu Askerleri iki elleriyle kulaklarını örterek sendeledi. Ölümsüzler de acı çekiyormuşçasına inlemeye başladı. Hatta Hayaletler ile Ruhlar zorla geri çağrıldı.

 

Kara Imoogi’nin varışını ilan edişi kıyaslanamaz derecede gösterişli olmuştu. Bir Imoogi olsa, gerçek ve meşru bir ejderha olmasa da Ejderha Korkusunun kudreti muazzamdı.

 

Tüm kale menzilindeydi ve canavarlara ağır bir darbe indirmeye yettiği için Weed’in Aslan Kükreyişi onun dengi olamazdı.

 

Imoogi’ye bakan Balkan ve Feylord'un mücadele ruhu alevlenmişti.

 

"Bu tip tam da öldürüp bir Kemik Ejderha yapmaya uygun boyuttaymış."

 

"Bunu Embinyu Tanrısına kurban etmeliyim."

 

Kara Imoogi bu meydan okumalara kayıtsız kalmadı. 'Aptal insanlar, çirkin Ölümsüzler ve iğrenç bir Hidra! Sevmediğim ne varsa burada toplanmış.'

 

Kara Imoogi ayrım gözetmeksizin üç gruptan da nefret ediyordu. Taşıdığı gurur, gerçek bir Ejderhanınkine benzerdi.

 

Imoogi’nin devreye girişiyle Embinyu kalesi mücadelesi farklı bir duruma giriş yapmış oldu.

 

Gökleri kontrol eden Imoogi büyü kullanıyordu. Karmaşık büyülere veya cafcafa gerek duymayan bir varlıktı. Imoogi’nin bedeni boyutunda yıldırımlar ve kocaman böcekler çağrılarak alçalmaya başlamıştı. Kale dağıldıkça Ölümsüzler yok oluyor, Embinyu Askerleri merhametsizce ölüyordu.

 

Bir ejderha taklidi olsa da boşuna bir Imoogi olmamıştı.

 

* * *

 

KMC Medya Yapımı!

 

Personel gerçek zamanlı olarak iletilen videoyu analiz etme ve düzenleme işiyle uğraşıyordu. Baş direktör, direktör ve üst kademe başkanlar da dahil olmak üzere tüm personel videoyu izlemeye dalmıştı.

 

"Oh!"

 

"Gerçekten mi!"

 

"Nasıl olabilir..."

 

"Demek Hidra Kralı böyle görünüyor."

 

Savaş Tanrısı Weed’in savaşı! Bu, Versailles Kıtası tarihinde görülmüş en büyük savaştı. Hiç kimsenin hayalini bile kuramayacağı varlıkların bir arada toplandığı yıpratıcı boyutta bir çarpışmaydı!

 

Elbette istasyon çalışanları da birer Kraliyet Yolu oyuncusuydu.

 

'Aynen, iskeletler korkutucu.'

 

'Canavar ordusu gerçekten güçlü. Komutan ben olsaydım o Askerlerle birlikte duvardan hayatta inmezdim.'

 

Kalenin altındaki bölge Ölümsüz kaynıyordu. Nasıl bakarsanız bakın Askerler için aşağı inmek intihara bedeldi fakat Embinyu ordusu korkusuzdu. Bir grup Şövalye ve Asker, Ölümsüzleri ‘cezalandırmak’ için duvardan atlıyordu. Bir müddet en büyük güç olmakla böbürlenseler de İskeletler ve Hortlaklar dört bir yandan bastırınca limitlerine ulaşmaları kısa sürüyordu. Okyanusun ortasında batan bir gemi gibi gözden kaybolduklarındaysa birer Ölümsüz olarak yeniden doğuyorlardı. Bu da Ölümsüz ordusunu büyütüyordu.

 

Lakin bu, Embinyu ordusunun gerçekten tüyler ürpertici olduğunu söylemenize yol açacak bir başarıydı. Çünkü aldıkları muazzam hasara rağmen ileri akın ediyor ve Hidra Kralının karşısına çıkıyorlardı.

 

'Etkileyici.'

 

'Ah, ben orada olsaydım...'

 

'Ben de savaşmak istiyorum. Benim seviyem de 320nin üzerinde...'

 

Personel enerji doluydu. Videoyu izlerken manzaranın doğrudan hissettirdiği heyecan ile ölüm kalım gerginliği fena etki ediyordu. Yayın yapma perspektifinden bu derece heyecan duymayalı ne kadar olmuştu?

 

'Ben de böyle bir görev alabilseydim başka bir şey istemezdim.'

 

'Şu iskeletlerin bir tanesini bile yenebilsem ne harika olurdu ama.'

 

Personel ayakta dikiliyordu. Yaş aldıkça yitirdikleri dinçlikleri tavan haldeydi. Ne açlıklarını hatırlıyor ne de bacaklarındaki ağrıyı fark ediyorlardı.

 

* * *

 

Weed bir yelpaze çıkarttı.

 

Bir gün ihtiyaç duyarsam diye 30 bakıra dükkandan aldığı bir şeydi. Ucuzun da ucuzuydu, neredeyse hiçbir işe yaramıyordu.

 

Versailles Kıtası zamanıyla bir gün geride kalmıştı ve Embinyu kalesi savaşı giderek daha ürkütücü, daha yoğun bir hal alıyordu.

 

****

Seyrek Tüylü Yelpaze

 

Dayanıklılık 3/5.

Saldırı 0~1.

 

Çocukların oyuncak diye bile oynamayacağı bir yelpaze. Birazcık rüzgar yapabilir fakat sıcaklığı düşürmeye yaramaz.


****

Birine hediye olarak verilirse öfke ve hayal kırıklığı doğuracak bir şeye benziyordu.

 

Weed yavaşça yelpazesini salladı. Sarı Oğlan da yanına gelip bir anda kafasını uzattı ancak yelpazenin ferahlatıcı olmadığını görünce yeniden otlanmaya döndü.

 

Weed’in dudaklarında koca bir gülümseme vardı. "Beklenildiği üzere her şey planladığım gibi gidiyor."

 

Weed’in yelpazeyi eline vuruşunun ardından zaten seyrek olan tüylerinden iki tanesi daha düştü. Artık 11 tanecik tüyü kalmıştı!

 

"Zhuge Liang da takdire şayan bir taktik uzmanıymış."

 

Embinyu Kilisesi genel güç ve coğrafi unsurlar anlamında avantajlıydı. Balkan sonu gelmez bir savaşı körükleyerek düşük ve orta seviyeli Ölümsüzleri uyandırmıştı. Hidra Kralı yıkılmaz denilebilecek yenilenme gücüyle savaş alanının kalbini hareketlendirmişti. Kara Imoogi ise bir cellattan farksızdı. Sahte bir ejderha olmasına rağmen merhametsizce Embinyu Kilisesini ve Ölümsüz grubunu yok ediyordu.

 

Embinyu Kilisesi, Balkan, Hidra Kralı ve Kara Imoogi!

 

"Gerçek bir dört parçalı bölünme!"

 

Zhuge Liang’ın sebep olduğu söylenen üç parçalı bölünmenin geliştirilmiş versiyonuydu. Elbette bu yalnızca Weed’in düşüncesiydi.

 

Anka Kuşları Bingryong’a, "Kıdemlim, ‘dört parçalı bölünme’ nedir?" dedi.

 

"Bilmiyorum ki. Sarı Oğlan, sen biliyor musun?"

 

"Ben de bilmiyorum. Möööööö."

 

Heykeller kendi aralarında sorup soruştursa da bir yanıt bulamıyorlardı! Buna rağmen Bingryong büyük kardeş olarak bir müddet düşünüp yanıtladı. "Sanırım dört parçalı bölünme şurada savaşan dört grubu ifade ediyor. Dört gruba bölünmüşler ve birbirlerine saldırarak savaşıyorlar. Benim Nefesim olmadan da tuzağa düşüp donmuşlar adeta."

 

Anka Kuşları huşu içerisindeydi. "Cidden harika bir planmış."

 

"Efendimiz böylesine iyi bir numara yapmış demek."

 

Anka Kuşları genel anlamda kuş sınıfındaydı. Av kuşu sınırlamalarının üzerine çıkamadıkları için de Weed’in stratejisi onları kolaylıkla şaşırtmıştı.

 

Bingryong kasıla kasıla, "Efendimizi hafife almayın. Ara sıra şaşırtıcı bir zeka sergileyen biridir." dedi.

 

"Peki, kıdemlim."

 

Kayıtsızca çimen yemekle meşgul olarak konuşmanın büyük oranda dışında kalan Sarı Oğlan ise, "Bunun, bu yaşananın, yalnızca üç kişi daha çağırarak dördünü dövüştürmekten ne farkı var ki?" dedi.

 

"..." Bingryong verecek doğru düzgün bir yanıt bulamadı. Bakış açısındaki ufak bir değişiklikle rahatlıkla bu değerlendirme yapılabilirdi.

 

Zhuge Liang zekice bir beceriklilik ve taktik bir galibiyet temeliyle üç krallık olan Wei, Shu ve Wu’yu şekillendirirken Weed’in durumu farklıydı. Onun temeli büyük zorluklarla mücadele ederken edindiği tecrübe ve sınırlarına ulaşana dek çarpışırken bedeninin öğrendiği canavarlarla savaşma kabiliyetiydi.

 

Karanlık Oyuncular Birliği ve Kraliyet Yolu bilgi forumundan edindiği çeşitli bilgiler aracılığıyla hangi canavarları çağıracağını seçmişti. Sonra da uyumsuz dört grubu çarpıştırmıştı.

 

Heykeller arasında dönen konuşmadan bihaber olan Weed, ağır ağır kendisini yelpazeliyordu. "Dört parçalı bölünmenin esas amacı bu değil!"

 

Zhuge Liang'ın planı bugün bile büyük takdir görüyordu. Dezavantajlı durumda olmasına rağmen üç krallıktan biri olan Wei’yi dizginlemişti!

 

"Ama Zhuge Liang neticede ulusal birliği sağlayamadı."

 

Kavga çıkartmak için inanılmaz tipleri çağırmış olsa bile görevde başarısız olduğu takdirde fayda etmezdi.

 

"Bu dört parçalı bölünmenin bir bekleyiş olduğu söylenebilir. O dört grup sağlam bir çarpışmadan yorulduğunda, orduları güçsüzleştiğinde saldıracağız. Sonuçta galip gelen biz olacağız."

 

Weed’in sözlerini dinleyen Bingryong ve Anka Kuşları fazlasıyla değer biliyordu.

 

"Gerçekten olağanüstü bir plan."

 

"Efendimizden de bu beklenirdi."

 

"Embinyu Kilisesini dibe indirip bu da yetmezmiş gibi diğer tüm tipleri yakalamak— en iyi yaklaşım bu."

 

Süpermarketler de bir alana bir bedava kampanyalarıyla müşteri çekerdi. Fakat bir ana marjları olduğu için verdikleri eşantiyonların sınırı olurdu. Geçimlerini sağlamaları da gerekirdi!

 

Ama Weed’in planının meziyeti bir alana üç bedava olmasında yatıyordu. Buna bir dolandırıcının kötülüğünün sonucu denilebilirdi.

 

Sarı Oğlan ise hala alaycı bakışlarından vazgeçmemişti. "Planladığı şey yalnızca diğerlerini bir ton savaştırıp yorulduklarında yakalamak değil mi? Möööööö."

 

Buna dahice bir plan veya büyük bir meydan okuma dense de nihayetinde son derece basitti! Başarıyla başarısızlık arasındaki fark ufacıktı.

 

Weed ip üstünde yürüyormuşçasına gergindi. 'Lanet olasıca zor bir iş olacak. S sınıfı zorlukta bir görev olunca kolay olmasını beklemiyordum zaten.'

 

Embinyu Kilisesinin çok güçlü olduğunu hesap etmişti. Görevdeki her başarı uğruna büyük çabalar sarf ettiği için aklında pek çok gizli plan tutmak zorundaydı.

 

Kalede kalıp da akın eden birlikler hala temkinli olunması gereken düzeydeydi! Yalnızca barbarları alıp çarpıştığı takdirde asla galip gelemezdi.

 

Balkan kazansa bile işi zor olurdu. Görevde başarılı olması için kaleyi ele geçirmesi gerekliydi. Ölümsüz ordusunu yenip kaleyi ele geçirmekle Embinyu Kilisesini yenip ele geçirmek aynı zorluktaydı.

 

"Vakit ağır ağır yaklaşıyor." Weed'in bakışları keskinleşti.

 

Öylece beklerse görevi başarsa bile katkısı az olacağı için neredeyse hiç kar elde edemezdi. S sınıfı bir göreve has devasa ödülü almak istiyorsa izlemekle yetinemezdi.  

 

Dört grup çaresizce savaşmaktan bitap düşmüştü. Balkan sonsuz Canlılık sahibi bir Liçti fakat Embinyu Rahiplerinin konsantre saldırılarıyla bezdirilmişti. Tıpkı Rahiplerin Ölümsüzleri öldürdüğü gibi ilahiler ve kutsal büyüler de Balkan’a doğru uçuyordu. Başrahip Feylord bile saldırı gerçekleştiriyordu. Bu nedenle komutası altındaki Ölümsüzlerle kaleye çıkan Balkan zorlanıyordu. Hidra Kralının hareketleri yavaşlamıştı ve Kara Imoogi'nin Manası eskisi gibi değildi.

 

Kale, yoğun mücadelenin izleriyle bir ateş denizi haline gelmişti. Savaş doruk noktasına ilerliyordu.

 

Weed kılıcını çekti. "Artık gitme vakti."

 

Gevşeyip dinlenmiş barbarlar ışıltılı gözlerle ayaklandı. Güzelce dinlenip yiyip içmişlerdi, haliyle mücadele ruhları kabarmıştı. Toparlanma güçleri oldukça iyiydi. Bu kısmen Weed’in onlara mücadeleye dikkat etmeyin demesi ve Embinyu Kalesinde olanları göstermemesinden kaynaklıydı. Pek yakında Kara Imoogi, Hidra Kralı ve Ölümsüz ordusunu gördüklerinde korkup sinerlerdi.

 

"Avlanma vakti. Tüm birlikler, ileri!"

 

Diyen Weed, Barbarlar, Sarı Oğlan, Bingryong ve Anka Kuşlarıyla hücuma geçti.

 

* * *

 

ROOOOUUURR.

 

Kara Imoogi gökyüzünde koca taşlar belirtip aşağı atarak uçuyordu.

 

"Yere yaklaştı. Şimdi! Ateş edin."

 

"Büyü saldırılarını ejderhaya odaklayın!"

 

Rahiplerin kutsal büyüsü ve Okçuların okları göğe ilerliyordu. İskelet Okçular ve İskelet Sihirbazlar da havaya ateş topları ve zehirli yeşil auralar salıyordu.

 

Karşılarında gerçek bir Ejderha olsaydı tek bakışta etkisiz hale getirilebilecek kadar önemsiz saldırılardı! Fakat Kara Imoogi’nin büyü saldırılarından kaçınmak için kanat çırpası gerekiyordu ve bazı büyüler doğrudan bedenine ulaşıyordu. Ne zaman ani bir hareket etse ardından sayısız büyü atılıyordu. Hatta bedeninin üzerinde Kıyamet Şövalyeleri ve elit Karanlık Şövalyelerin savrulan kılıçlarını bile taşıyordu.

 

İlk belirişinden daha güçsüzdü, yalnızca izlemek bile bunu anlamak için yeterliydi. Başta sadece pullarının sağladığı defansla okları kolaylıkla saptırabilirken şimdi kaçınmak için zahmet veriyordu. Ölümsüzler ve Embinyu Kilisesinin ortak saldırıları yüzünden mücevherler misali parlayan kusursuz pürüzsüzlükteki pullarında çizikler oluşmuştu.

 

Fakat bir Imoogi yine de bir Imoogi’ydi!

 

Başlangıçta kavurucu saldırılarıyla Hidra Kralının 7den fazla kafasını uçurmuş ve Embinyu Kilisesi kalesinin yarısını dağıtmıştı. Ölümsüz ordusunun yarısı kadarını da zehirlemiş ve eritmişti. Ciddi bir Mana tüketimi nedeniyle güçsüzleşmiş olsa da mücadele kabiliyeti olağanüstüydü.

 

"Lezzetli bir ejderha. Hadi yiyelim!"

 

Hidra Kralının başları 1,000i aşkın Asker yemiş olmalarına rağmen ağızlarını açmış şekilde Imoogi’ye doğru uçuyordu.

 

"Buna cesaretin var mı? Senin gibi bir ufaklığın hem de!?"

 

Kara Imoogi Hidra Kralının ensesini parçalamak için havada döndü. Hidra Kralının kafası bir anlığına havaya uçtu fakat Imoogi’nin neşesi kısa ömürlü oldu. Hidra Kralı anında yeni bir kafa çıkarttı.

 

Trolleri aşan bir yenilenmeydi!

 

Bu sırada Balkan’la çarpışmakta olan Başrahip Feylord, Rahiplerine emir verdi. "Kurban büyüsünü okuyun."

 

"Asil Embinyu Tanrısı, sana bedenlerimizi adıyoruz; bizlere dünyayı sallayacak bir kılıç yolla."

 

Kurban Kılıcı!

 

100 Rahip Sağlığını tamamen yitirerek yığılıp kaldı. Hemen sonrasındaysa Imoogi’nin üzerinde altın ışıklardan devasa bir kılıç şekillendi ve hiç gecikmeksizin alçaldı.

 

Imoogi bir tarafa dönerek aceleyle kanat çırpsa da ince kanat eklemi kesilmişti.

 

"KUAAAAA! Korkak piçler!" diye ıstırap dolu bir çığlık attı.

 

Kara Imoogi döne döne kaleye çakıldı. Ve yüzlerce Asker, Şeytani Ruh ve Ölümsüz altında ezildi.

 

"Ejderhayı avlayın."

 

"Yakalayın şu piçi!"

 

Askerler ve Ölümsüzler ileri üşüştü. Kara Imoogi bir kanadını yitirmiş olmasına rağmen şiddetle çarpışıyordu. Gözleri acımasızca ışıldadıkça İnsan Askerler donup kalıyor, tüyleri diken diken oluyor, savaşamaz hale geliyordu.

 

Fakat bu, Ölümsüzler üzerinde işe yaramıyordu. Kıyamet Şövalyeleri delice pullarını kesiyor, oklar ve büyüler Imoogi’ye toparlayıcı bir büyü kullanma şansı tanımaksızın uçuşuyordu.

 

Karanlık Şövalyeler ve Kıyamet Şövalyeleri bir sivrisinek sürüsü misali Kara Imoogi’yi ufak ufak hırpalıyordu.

 

* * *

 

Weed, Bingryong, Anka Kuşları ve vahşiler taşlı dağdan iniyordu.

 

"İlk önce Ölümsüzlere saldırın!" diyen Weed, eteklerdeki Ölümsüzleri hedef gösterdi. "Balkanın uzağındaki Ölümsüzleri avlayın."

 

Barbarlar Hortlak ve Zombilere ok atmaya başladı. Lekiye Kabilesi Şamanlarının gücüyle dolan oklarla vurulan Ölümsüzler ya alev alıyor ya da donuyordu.

 

"Onları tamamen yok edin ki yenilenemesinler!"

 

Weed Ölümsüzleri adım adım, bütünüyle yok ediyordu. Bingryong ve Anka Kuşlarının çiğneyip geçtiği yerlerde Vejague Kabilesinin Savaşçıları ile birlikte çarpışıyordu. Oyma Bıçağıyla düşmanın hayati noktalarını yarıyor ve dirilemesinler diye onları tamamen yok ediyordu.

 

Ganimet bile topluyordu. Ölümsüzlerin yok edildiğinin en kesin işareti buydu!

 

Başı Bingryong çekiyor, düşmanı ayaklar altına alıp parçalıyor ve Anka Kuşlarının saçtığı alevler Ölümsüzleri eritiyordu. Alevler, Ölümsüzlerle baş etmekte kutsal büyüden sonra gelen en etkili saldırı şekliydi! Anka Kuşlarının alevlerinin hafif bir arındırma etkisi bile vardı, dolayısıyla ortalama İskeletler, Hortlaklar ve Zombiler ölü ete dönüşüyordu.

 

MÖÖÖÖÖÖ!

 

Sarı Oğlan da Bingryong’un etrafında sıkı bir mücadele veriyordu. Buzağılarını besleyebilmek adına saman almak ve vakti geldiğinde yağmurda sığınabileceği bir ahır inşa etmek için para kazanmak şeklinde takdir edilesi bir arzusu vardı!

 

Fakat Anka Kuşlarının yakınına yaklaşmıyordu. Kaslı, gürbüz bedeninden sarkan birkaç yağ öbeği vardı. Sarı Oğlan da pirzolalık eti, inciği ve kaburgasının kızartılmasından kaçınıyordu!

 

Weed kalenin eteklerindeki güçsüz düşmüş Ölümsüzleri rahatlıkla parçalayabiliyordu. Yüksek seviyeli esas güçler kalenin içinde olduğu için şu anki işi zor değildi.

 

"Her iki tarafın boyutu da cidden azaldı."

 

Başlangıçta 10 bini aşkın Ölümsüz ve 20bini aşkın Embinyu Kilisesi birliği vardı. Fakat iki taraf da yaklaşık 2,000 kişiye düşecek derecede güçsüzleşmişti.

 

Askerler ya Kara Imoogi tarafından eritilmiş ya da Hidra Kralına yem olmuştu! İki muazzam ordu arasındaki mücadeleden de büyük kayıplar doğmuştu.

 

Tüm bunlar ne kadar acımasızca bir mücadele gerçekleştiğini anlamak için yeterliydi.

 

Görevi tamamladığında Weed’in katkısı çok daha az olacaktı fakat mağlubiyeti kabul etmeye mahkumdu!

 

Yıkık duvarın üzerindeki Ölümsüzler ve Embinyu Askerleri bir kargaşa halinde çarpışıyordu. Hidra Kralı, Kara Imoogi, Balkan ve Feylord da orada azılı bir mücadele veriyordu.

 

"Kaleye girip geri kalanları silip süpürelim!"

 

Güçsüzleşmiş düşmanlar!

 

Weed ve vahşiler buna rağmen hiçbir grup karşısında galibiyet garantisi veremezdi. Balkan her zamanki kadar dirayetli olacaktı, Hidra Kralı da vahşi. Embinyu Kilisesi hala düşmanca yaklaşıyor ve Kara Imoogi görmeden inanamayacağınız kadar iyi savaşıyordu.

 

Balinaların mücadelesinde ezilen karides olamaz diye bir kural yoktu.

 

Weed dinç bir şekilde bağırsa da vahşiler tereddütlüydü.

 

"İçerisi tehlikeli."

 

"Girmesek daha iyi."

 

Belki de çok tedirgin olmaları nedeniyle vahşiler geri çekiliyordu. Fakat…

 

"Kaleyi ele geçirmek zorundayız. Eğer burada geri çekilecek olursanız sonsuza dek Embinyu Kilisesinin piyonları olarak yaşamak zorunda kalacaksınız. Kurtarıcıların İttifakı, hadi cesurca savaşalım!"

 

Weed’in Aslan Kükreyişiyle vahşiler yeniden savaşacak güce kavuştu.

 

Ancak Bingryong, Anka Kuşları ve Sarı Oğlan büzüşüp kalmıştı.

 

"Efendim."

 

"Gerçekten içeri girmemiz gerektiğini sanmıyorum."

 

Heykel Yaşam Formlarının itaatsizliği!

 

Weed şiddet kullansa bile bu problem devam ederdi. Onları ne kadar hırpalarsa hırpalasın o tehlikeli kaleye girmek istemezlerdi. Sarı Oğlan çoktan birden fazla ganimet çuvalını mideye indirmişti! Ve huzuru seven bir inek olarak daha fazla savaşmak istemiyordu.

 

Weed başını sallayıp onayladı. "Durumunuzu gayet iyi anlıyorum. Yeterince düşünceli davranmadım. Gerçekten üzgünüm."

 

Kendisi üzerine dürüstçe düşünmüş ve özür dilemişti! Bu sözler Weed’in ağzından dökülmüş olamazdı.

 

Weed, daima zora koşan ve ısrarcı olan adam, astlarının karşısında başını eğiyordu. "Beni bağışlayın. Ve unutun."

 

"Efendimiz?"

 

"Bu beni son görüşünüz olacak. İttifak kabileleriyle birlikte cesurca çarpışacak ve sonuma kavuşacağım… Bunu hatırlayın ve hemen unutun beni."

 

"Efendimiz!"

 

"Beni unutun ve rahatça dinlenip güzel ömürler süreceğiniz güvenli bir yere gidin. Bilhassa sana son ana dek iyi davranamadığım için büyük bir pişmanlığın yükünü taşıyorum, Sarı Oğlan."

 

UMMÖÖÖÖÖÖÖÖ!

 

"Bir sürü güzel çimen ye ve bir sürü küçük ineğe babalık et. Bir de yeterli paran olmasa bile asla borç alma."

 

MÖÖÖÖÖÖÖÖ!

 

Vasiyete benzer bu sözler karşısında son derece hassas olan Sarı Oğlan iri gözyaşları dökmeye başladı.

 

"Sizin için hiçbir şey yapamadan sizlere yalnızca çile çektirdiğim için özür dilerim. Veda etmek çok uzun sürerse atmosfer garipleşecek, o yüzden artık gidiyorum. İyi yaşayın."

 

Ve Weed, bu sözlerin ardından arkasını dönüp yürümeye başladı. Tabii yürüyüşü hiçbir şekilde hızlı değildi. Heykellerine kendisini takip etmesi için bolca imkan tanıyordu. Ayrıca kasten omuzlarını düşürmüştü ve başı öne eğikti.

 

"Efendimiz, birlikte gidelim."

 

Diyen Bingryong, peşinde Anka Kuşlarıyla kaleye doğru uçmaya başladı.

 

Sarı Oğlan da arka ayağını yere sürerek hücum pozisyonu aldı.

 

Heykel Yaşam Formları savaşa hazırdı!

 

#Ya ben bu Sarı Oğlana hiç kıyamıyorum vallahi, bir öküz heykeli olmasına rağmen serinin en sevdiğim karakterleri arasına girdi resmen. Kadınlar öküz sever diye boşuna demiyorlar demek ki :D
Neyse. Mücadele gerçekten kızışmış durumda, tüm kuvvetleri birbirine düşüren kahramanımız hepsi yeterince güçsüzleştikten sonra devreye girdi. İzleyicilerin bu devasa savaşa nasıl tepki vereceğini ve savaşın sonunda neler olacağını çok merak ediyorum doğrusu. Siz de ediyorsanız bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 25396 Üye Sayısı
  • 846 Seri Sayısı
  • 42770 Bölüm Sayısı


creator
manga tr