Lms 16.7 : Weed'in İdeal Tipi

avatar
1220 11

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 16.7 : Weed'in İdeal Tipi


Çevirmen : Clumsy-nim



Vampir Krallığı Todeum!

 

Yurin'in Ressamlık yeteneği Vampirleri çizdikçe gelişiyordu.

 

"Nasıl olmuşlar?"

 

"Çok iyi. Güzel hanımefendi, bir bardak şarap içmek için sessiz bir yere gitmek ister misiniz? Kaleme gider ve gün ışığının girmesini engellemek için siyah perdeleri çekeriz. Sonra da tüm gün bizim olur, tabutumda..."

 

"Yok artık!" Vampirlerin baştan çıkarma çabalarını soğukça reddediyordu. Vampirlerle takılmanın sonu ensesine saplanan keskin dişler olabilirdi.

 

'Bu mekanın da çoğunu elden geçirdim anlaşılan.' Yurin bu düşünceyle Todeum’daki yolculuğunu sonlandırma kararı aldı.

 

Todeum’da büyük sanatçıların elinden çıkma pek çok resim mevcuttu. Tüm ressamların hiç değilse bir defa görmek isteyeceği çok sayıda eser sağda solda asılıyordu. Bu sayede Yurin’in Ressamlık yeteneği hatırı sayılır ölçüde gelişmişti ancak o, uçsuz bucaksız kıta boyunca seyahat etmek istiyordu.

 

"Farklı bir yere mi geçsem?" diyen Yurin koltuğundan kalktı.

 

Kafasına bastırdığı geniş kenarlı şapkayla birlikte boya kutusu ve eskiz defterini toparladı. Sırtındaysa koca bir fırça asılıydı.

 

Seviye 16.

 

Bu seviyede doğru düzgün bir silah kuşanması bile imkansızdı. Bu fırçaysa esasında yalnızca Vampirlerin hazineleri arasından çıkarttığı bir süs eşyasıydı. Genişliği resim çizmek için iyi iş görüyordu ve ayrıca güçsüz canavarları sersemletme etkisine sahipti.

 

Mitrilden yapılmıştı!

 

Fırçanın üzerindeki kıllar düşmesin diye yeterli dayanıklılığa sahip olduğu için bir hayli işe yarıyordu.

 

"Ee öyleyse, gideyim mi ki?"

 

Yurin yere kabaca bir resim çizdi.

 

Çizdiği resimdeki mekan, Pale ve diğerlerinin bira içerek Weed’in savaş videosunu izlediği bardı. Pale ve grup üyelerini, masaları, orada toplanan kişileri ve barın içini resmetmişti.

 

Daha önce hiç bulunmadığı bir mekana giderken epeyce isabetli bir tasvir yapması gerekiyordu. Çiziminde en ufak bir farklılık bile olsa kendisini bambaşka bir yerde bulabilirdi. Bununla birlikte biriyle beraber seyahat edeceğinde o kişinin portresini de tüm hatlarıyla çizmek zorundaydı.

 

Parti üyeleri ve konumu kabaca çizdikten sonra Resme Işınlanma yeteneğini kullanabilirdi.

 

Barı çizmeyi tamamlayan Yurin, kendisini grubun masasındaki boş sandalyeye oturur halde çizdi.

 

Hemen ardından da kendisini o barda oturur halde buldu.

 

"Kyaa. Bir Hidra Kralı çıktı!"

 

"Efsane! O cidden bir Oymacı mı? Şu canavarın boyutu sahiden normal değil."

 

Barda insanın kulağını acıtacak derecede gürültülüydü, insanların yemek ve bira sipariş etme sesleri ve hatta şiddetli tezahüratlar yükseliyordu.

 

Yurin bir anda belirmiş olsa da hiç kimsenin dikkatini çekmemişti.

 

"Hemen geldim."

"İyi misin, kardeşim?"

 

Beklenildiği üzere Yurin’i ilk selamlayan Hwaryeong oldu. Ve ardından Yurin, epeydir görüşmediği Irene, Romuna ve Surka’yı selamladı.

 

"Demek şu ana dek Todeum’daydın… daha erken gelmeliydin."

 

"Çizmek istediğim çok şey vardı. Çizim görevleri yapmakla meşguldüm. Artık döndüğüme göre bana bir sürü lezzetli şey al lütfen, abla."

 

"Elbette. Ne istersen alayım."

 

Hwaryeong ve Yurin gerçekten iyi anlaşıyordu. Weed’in videosunu izlerken bile sohbet etmekle meşgullerdi. Irene ve Romuna da konuşkan olduğu için kızlar arasındaki sohbetin sonu gelmiyordu.

 

"Ekipmanını mı değiştin?"

 

"Aynen. Son kıyafetim fazla açıktı, biliyorsun ya. Bu sefer zarif bir kıyafet seçtim. Ne düşünüyorsun, olmuş mu?"

 

"Gerçekten hoşmuş. O küpeleri nereden aldın?"

 

"Bir canavardan düşmüşler. Goblinlerden düşmeler, bana yakışmışlar mı?"

 

"Gerçekten çok yakışmış."

 

Da'in de kendisini Yurin’e tanıtmakla işe başladı. "Ben grubun Şamanıyım...Da'in. Tanıştığımıza memnun oldum."

 

"Ben de memnun oldum, Unni."

 

Da'in oldukça utangaçtı fakat gerçekten iyi insanlardan oluşan bir grup oldukları için onlara hızlıca açılabilmişti.

 

Derken selamlaşmalarının ardından, sohbet ederek macera videosunu izledikleri esnada Hwaryeong’un ağzından ansızın bir soru döküldü.

 

"Yurin, abin nasıl kızlardan hoşlanıyor?"

 

"Ne?"

 

"Yani... bir kızın kişiliği, görünüşü veya o tarz şeylerde özel bir tercihi var mı?"

 

"Bana abimin ideal tipini mi soruyorsun?"

 

"Aynen. Kız kardeşi olarak abin hakkında pek çok şey bilmiyor musun?"

 

Bar savaş yüzünden gürültülü olsa da insanların dikkati daha ziyade Yurin’in oturduğu masadaydı.

 

O güne dek kadınlara en ufak bir ilgi göstermemiş olan Weed’in ideal tipi.

 

"Ben de bilmiyorum ki."

 

"Neden? Abin daha önce hiç kimseyle çıkmadı mı?" Hwaryeong'un gözleri ışıl ışıldı.

 

"Bildiğim kadarıyla hayır."

 

"Anlıyorum. Ama yine de hoşlandığı ideal bir tip olması gerekir."

 

"Aslında biliyor gibiyim ama nasıl açıklayacağımı bilemiyorum."

 

"Mesela, benim gibi bir kız olabilir mi?" Hwaryeong koskoca bir gülümsemeyle böyle dedi. O, dünyaca ünlü dergilerde en çok arzulanan sevgili ve eş seçilmiş biriydi! Asalet, cazibe ve özgüven doluydu.

 

Yurin mahcup bir şekilde hafifçe kafasını salladı. "Unni... muhtemelen abimin ideal tipi değildir."

 

Hwaryeong hızlıca suratsızlaşarak, "Benim neyim eksik?" diye sordu.

 

Grup şoktaydı.

 

Ne cüretle Hwaryeong’u sevmezdi? Bunun altında nasıl bir sebep yatabilirdi?!

 

Geçmişe dair acı bir hatırası falan mı vardı? Yoksa Hwaryeong çok ünlü olduğu için bir skandala karışmaktan mı endişe duyuyordu?

 

"Abla, yılda kaç kıyafet satın alıyorsun?"

 

"Elli kadar. Ayrıca sponsorlarımdan da epey kıyafet geliyor."

 

"Abim kıyafete para harcamaktan nefret eder."

 

Marka kıyafetler, marka topuklular, marka parfümler kullanan Hwaryeong, asla Weed'in ideal tipi olamazdı!

 

"Peki ya ben?" diye sordu Irene, ölçülü bir gülümsemeyle.

 

Oyun içi fısıldaşmalar aracılığıyla Yurin’le arkadaş olduğu için şakayla karışık bu soruyu sorabilmişti.

 

Pale ve Zephyr sessizce kafa sallayıp onay verdi. Irene’den hoşlanmayacak erkek olamazdı. Sadık, kibar, kadınsı ve ağırbaşlı bir karaktere sahipti. Üstüne üstlük güzeldi de.

 

"Senin de onun tipi olduğunu sanmıyorum, unni."

 

"Neden?"

 

"Kibarlığın nedeniyle ileride dolandırılabilecek olma ihtimalinden hoşlanmayacaktır."

 

"......!"

 

Romuna da "Peki ya ben?" dedi.

 

"Unni hazırcevap ve sağlam bir karaktere sahip… ama bölümün yüzünden…"

 

"Bölümümün nesi var?"

 

"Sen bir müzik öğrencisisin. Abim çok para gerektirdiği için müzikten hoşlanmadığını söyler."

 

Güzel sanatlara karşı köklü bir önyargı!

 

Hwaryeong somurtkan bir şekilde konuştu: "Abinin kafasında herhangi bir ideal kadın tipi var mı ki?"

 

"Aslında şöyle ki muhtemelen abim ideal tipi hakkında düşünmemiştir bile. Tercihleri nelerdir gerçekten bilemiyorum ama doğru düşünce yapısı olduğu sürece ona uygun olacaktır."

 

"Hoşuna giden bir düşünce yapısı, ha."

 

Yurin Da'in’e bakarak devam etti. "Bana kalırsa abimin ideal tipi olmaya en yakın kişi Da'in-unni."

 

"Neden?" diyen Da'in mutlu mesut gülümsedi.

 

Gök Şehri Lavias mağaralarında avlandıkları sırada Weed ona şöyle demişti:

 

- Sen benim ideal tipimsin.

 

O sıralar aralarında pek çok konuşma geçmişti – ideal tip konusunu da konuşmuşlardı.

 

"Bunu sormam uygun mu gerçekten bilemiyorum..."

 

"Sorun değil, sorabilirsin."

 

"Unni, uzun, düz saçlarınla nasıl baş ediyorsun? Sık sık kuaföre gidiyor musun?"

 

"Hayır. Kolay şekillenen saçlarım var, ben de birkaç yıl boyunca uzatıyorum."

 

"Küpelerden, yüzüklerden ve diğer aksesuarlardan hoşlanmıyorsun, değil mi?"

 

"Evet. Hantal metal şeyler takmıyorum."

 

"Ben de öyle düşünmüştüm! Ayrıca abartısız şeyler giyinmekten hoşlanıyorsun, haksız mıyım?"

 

"Kıyafetlerimi çoğunlukla süpermarketten alıyorum. Onları da yalnızca Şubat ayındaki indirimden!"

 

Weed'in mükemmel ideal tipi açığa çıkmıştı!

 

Da'in de bu soruları yanıtlarken olup bitenlerin farkına varmış, beti benzi solmaya başlamıştı. Çünkü Weed’in neden kendisine çok iyi biri ve kendisinin ideal tipi olduğunu söylediğini daha yeni anlamıştı.

 

* * *

 

Weed ve barbarlar yıldırım hızıyla duvarları ele geçiriyordu. Ölümsüzler çoktan kaleye daldığı için duvarlar boşalmıştı!

 

Weed Yüce Elf Yerica'nın Yayını çekti.

 

"Rüzgarın ruhu."

 

Ok, rüzgarın ruhunun yardımıyla uçarak göz açıp kapayıncaya dek bir Karanlık Şövalyenin kafasına saplandı.

 

Ve Salmere Kabilesi üyeleri, "Biz de ok atalım hadi!" diye bağırdı.

 

"Sadağınız tamamen boşalana dek oklarınızı ateşleyin! Biz avcıların harekete geçme vakti geldi!"

 

Salmere Kabilesi avcıları, yaylarını çekerek oklarını ateşledi. Tek seferde iki üç ok atıyor olmalarına rağmen her biri tam isabet ediyordu!

 

Yukarıdan attıkları oklarla düşmanın kuşatma avantajını onlara karşı kullanıyorlardı. Weed de dur durak bilmeksizin yalnızca Karanlık Şövalyeleri hedef alıyordu.

 

- Karanlık Şövalye Benson’ı tek okla indirdiniz.

- Tecrübe kazanıldı.

 

Aşağıdaki Karanlık Şövalye sürüsüne ok yağıyordu.

 

E sonuçta bir açık büfede de insanın eli önce lezzetli yiyeceklere giderdi. "Açık büfe et bulup da domuz rostosu ve bulgogi almadan olmaz!"

 

Mideyi hızla pişen etlerle doldurmak gerekirdi. Weed maaşını aldığında kız kardeşiyle birlikte bir açık büfe etçiye gitmişti. Ve mideleri bulanana dek çılgınlar gibi yemiş, ancak o noktada kalkmışlardı.

 

Midesinin yürümekte bile zorlanacağı kadar dolu olmasının verdiği doyum… bundan daha güzel, daha huzurlu bir anısı yoktu.

 

Weed'in ergenliğine dair pek kıymetli anıları…

 

"Her yerde canavarlar var!"

 

Bu durum da ona bariz bir şekilde bir açık büfeyi anımsatıyordu. Tecrübesini ve katkısını arttırmak için bitkin düşmanlara saldırıyordu!

 

Normal askerler ok harcamaya bile değmezdi, dolayısıyla inatla onlardan kaçınıyordu. Ve Weed onları vurmasa da Salmere Kabilesinin okları üzerlerine yağmur gibi yağıyordu.

 

"Düşman göründü."

 

"Okları durdurmamız gerekiyor..."

 

Embinyu Kilisesi ordusu Weed ve Salmere Kabilesine misilleme yapmak istiyor fakat Ölümsüzler üzerlerine çullandığı için şansları olmuyordu.

 

Doğuştan avantajlı duvarların üzerinden Ölümsüzlerin başlarının üzerine oklar ateşleniyordu. Ölümsüzler çarpışırken istemsizce Weed’in birliklerini koruyordu. Bu nedenle, beklenmedik ok fırtınası esnasında Embinyu Kilisesi askerleri mütemadiyen hasar alıyordu.

 

Ölü askerler anında bir Ölümsüz olarak diriliyordu. Ölümsüzlerin sayısı katlanarak artıyordu. Aynı zamanda önceden hemen hemen denk ilerleyen savaşın dengesi bozuluyor ve Ölümsüz ordusu bastırıyordu.

 

Bu sırada Vejague Kabilesi savaşçıları kalkanlarını kılıçlarına vurdurdu. "Biz de savaşmak istiyoruz."

 

Weed ciddiyetle başını sallayıp onay verdi. Mevcut durum yalnızca oklarla çözümlenemezdi. Embinyu ordusu büyük ölçüde güçsüzleşmişken bu işe bir son vermeleri gerekliydi.

 

"Size yüz Salmere Kabilesi üyesi vereceğim. Şimdilik onlarla birlikte kalenin içine gidin!"

 

"Kalenin içine mi?"

 

"Duvarlardan dolanın ve kalenin iç kısmına girin. Muhtemelen orada Embinyu Kilisesi Rahipleri ve Büyücüleri olacaktır. Onları öldürün!"

 

Oymacılık yoluyla edindiği gözlem yeteneğini kullanan Weed, kalenin yapısını aşağı yukarı hesap edebiliyordu. Embinyu Kilisesi, Rahiplerinin temel gücü sayesinde hala direnebiliyordu. Askerler onların sağladığı iyileştirme büyüleri ve kutsal büyülerden güç alarak savaşıyordu.

 

Dinlenme alanlarına baskın yapılmalıydı.

 

Bu şekilde askerler iyileşemez hale gelir ve Ölümsüzler ile Imoogi’nin zehir saldırılarıyla baş edemeyerek dağılırlardı.

 

Muhtemelen Rahipleri koruyan Karanlık Şövalyeler olacaktı fakat Vejague Kabilesi inanmaya değerdi.

 

"Ama Büyücülerle Rahipler nerede bilmiyoruz ki."

 

"Salmere Kabilesinin takip yetenekleri size yardımcı olur. Sarı Oğlan, sen de onlarla git."

 

Verdiği komutta üç kabilenin özelliklerini bile hesaba katmıştı.

 

"Sarı Oğlan, önden gidip yolu aç."

 

MÖÖÖÖÖÖ!

 

Aslında Ölü Şövalye Van Hawk’ı çağırıp komutayı ona devretmek istiyordu fakat Balkan Demoph yakınlarda olduğu sürece onu çağıramazdı. Orijinal sahibinin önünde çalıntı mallarını kullanamazdı. Üstelik Van Hawk Balkan’la birlikte giderse bu kendisi için muazzam bir kayıp olurdu.

 

"Bu işi bize bıraktığın için teşekkürler."

 

"İçeri giriyoruz."

 

Salmere ve Vejague Kabilesi avcıları Sarı Oğlanla birlikte duvardan koşturarak kaleye giriş yaptı.

 

Sarı Oğlanın bakışları!

 

Kalenin içerisindeki antika resimler, dekorasyonlar ve mobilyalar alev alevdi. Bir grup koruma ve fanatik de alevleri söndürmek için su sıkıyordu.

 

MÖÖÖÖÖÖ.

 

Sarı Oğlanın öncesinde naif olan gözleri öfke, kin ve memnuniyetsizlikle doluydu.

 

Kimileri kendisini yağmurdan koruyacak bir baraka bile yapamayacak kadar fakirken bunlar böylesine büyük ve görkemli bir kale inşa edip içinde yaşamışlardı! Bu düşünceyle gözleri hiddetlenen Sarı Oğlan ayağını yere vurdu. Öfkeli Sarı Oğlanın savaştaki hızı, savaş atlarının fazlasıyla ötesine geçmişti. Aslında bir hayli yüksek seviyedeki bu yetenek yalnızca hız ve amansız bir dayanıklılıktan ibaretti.

 

Güm güm güm güm güm güm güm!

 

Sarı Oğlan sanat eserleri ve alevlerle kaplı koridorda koşturuyordu.

 

"Bu bir DELİ DANA!"

 

"Bir İNEK tapınağımıza nasıl girer! Çabuk katledin şunu!"

 

"Onu kurban etmeliyiz."

 

Sarı Oğlan, kendisini mızraklarıyla önlemeye çalışan fanatik ve korumalara kafasıyla tosluyordu. Saldırısına ağırlığını katarak çarpışıyordu.

 

MÖÖÖÖÖ!

 

Sarı Oğlan böğüre böğüre kendine bir yol açıyordu.

 

Bu deli dana haliyle görme kabiliyetini yitirmişçesine karşısına ne çıksa bodoslama dalıyordu. Kafasını kaldırıyor, yanını tekmeliyor, döner tekme atıyor, hatta arka ayaklarıyla bile tekme atarak bir boğanın inanılmaz saldırı gücünü sergiliyordu!

 

Öyle iyi çarpışıyordu ki yalnızca uysal bir Sarı Oğlan olduğuna inanmak zordu. Weed’in yanından ayrıldığı anda o çekingenliğinden eser kalmamıştı.

 

Bu sırada Vejague ve Salmere Kabilesi üyelerinin bir kısmı fırsatı değerlendirerek fanatikleri rahatlıkla geride bırakmıştı.

 

Embinyu Askerleri ölseler bile Karanlık Hüküm nedeniyle birer Ölümsüz olarak yeniden diriliyordu. Ve Ölümsüzleri de temizlemeleri gerektiği için ilerlemek hatırı sayılır bir zaman alıyordu.

 

Balkan, Feylord, Hidra Kralı ve Kara Imoogi’nin kalenin orta noktasında şiddetli bir çarpışma içerisinde olması nedeniyle patlamaların kale duvarlarında yol açtığı sarsılmalar da sıklıkla meydana geliyordu.

 

Salmere Kabilesi avcıları, temizlenen noktalara tuzaklar yerleştiriyordu. Böylece koridordan geçen veya onları kovalayan kişiler tuzaklardan ağır hasar alıyordu. Salmere Kabilesinin tuzak kurma becerileri kalede güzelce sergileniyordu.

 

Derken Salmere Kabilesi, Rahiplerin dinlenme odasını keşfetti.

 

"Düşman işgali!"

 

Rahipler, Karanlık Şövalyeler ve Askerler direndi fakat Vejague Kabilesi ağır hasar almalarına rağmen onları tamamen yok etmeyi başardı.

 

Artık Karanlık Şövalyelerin sayısı büyük oranda azalmış ve hepsinden öte Rahiplerin kutsal büyüsü ortadan kalkmıştı. Kalkanlarını kaldıracak gücü bile yitiren Şövalyeler, uzun menzilli ok saldırıları karşısında çaresizdi.

 

Salmere Kabilesinin ok saldırıları ve Vejague Kabilesinin yiğit hücumuyla bu işe bir son verebilmişlerdi.

 

200ü aşkın Embinyu Kilisesi Rahibinin katledilişiyle Embinyu’da herhangi bir saklı güç kalmamıştı.

 

* * *

 

Mükemmel sonuçlar elde eden Weed ve vahşiler Embinyu Kilisesi birliklerine saldırıyordu.

 

Artan Ölümsüz ordusu kalenin merkezine ilerliyor, İskelet ve Karanlık Şövalyeler süratle koşuyordu.

 

"Balkan’ın karşısına çıkacağız anlaşılan."

 

Balkan, Hidra Kralı, Imoogi ve Feylord, kalenin merkezinde azılı bir çarpışma içerisindeydi. Balkan’ın komutuyla Ölümsüzler kendilerini Hidra Kralı, Imoogi ve Feylord’un önüne atıyordu. Bir tarafın savunmaya geçtiği anlar oluyor fakat galibiyet öyle kolay kolay gelmiyordu. Balkan, Imoogi ve Hidra Kralı yara alsalar dahi çok hızlı şekilde iyileşiyordu. Sağlıkları ve defansları da yüksekti.

 

Başrahip Feylord'un Kutsal Bariyeri de çoğu saldırıyı etkisiz hale getiriyordu. Balkan'ın ve Imoogi'nin büyülerinde bile işe yarıyordu. Ölümsüzler yakınına dahi yaklaşamıyordu.

 

Hidra Kralının her yönden saldıran kafalarıysa konsantre olmayı zorlaştırıyordu.

 

"Böyle devam ederse bu işin sonu gelmez."

 

Weed’e kalırsa bir karar verme vakti gelmişti. Dört parçalı bölünmenin zayıf noktası şuydu ki taraflardan biri güçsüzleşse bile saldırılar bir başka tarafa yoğunlaşacağı için bu işe bir son vermek zordu.  

 

"Vakit yok. Bu gidişle ilk düşenin ki olacağını bilemem. Feylord uzun süre dayanmaz ama Balkan kazanır veya geriye Imoogi kalırsa onlardan kurtulmak gerçekten zor olur."

 

Balkan’ın Ölümsüz ordusuyla, uçan ve büyü yapan Imoogi’yle ve Hidra Kralının yüksek Sağlığıyla baş etmek oldukça zordu.

 

Imoogi'nin kanatları kırıkken fırsat bu fırsattı. Weed, Bakır İstirahat Plakasını çıkarttı.

 

"Ölüüüm Cezaaasııııı!"

 

Paslı, kırık ve çatlak bakır plakanın etrafında bir karanlık enerji belirdi ve ormana yöneldi.

 

Plakanın dayanıklılığı düşüktü, yani çok fazla kullanılamazdı.

 

Weed Hidra Kralı, Başrahip Feylord, Liç Balkan ve Kara Imoogi’ye eşit cezalar vermişti. Böylece hepsinin alınlarına koyu kırmızı birer damga yerleşti.

 

- Hidra Kralına Ölüm Cezası verdiniz. Sağlık ve vücut yenilenmesi bir günlüğüne mühürlendi.

 

- Başrahip Feylord’a Ölüm Cezası verdiniz. Bir gün boyunca Sağlık, Mana ve Dayanıklılığını onaramayacak.

 

- Liç Balkan Demoph'un Hayat ve Mana çekme kabiliyeti bir günlüğüne mühürlendi.

 

- Imoogi Freykis'in Sağlık ve Mana yenilenmesi bir gün boyunca işlemeyecek.

 

- Bakır İstirahat Plakasının Dayanıklılığı 4e düştü.

 

Ölüm Cezası, yaratıklarda kritik kısıtlamalar doğuruyordu! Karşılığında kendisi de kırılmanın eşiğine gelmişti.

 

Weed Bakır İstirahat Plakasını bir kez daha kullandı. "Kirletilmiş ölüler, gerçek efendinizi takip edin!"

 

Şeytani Ruhlar Embinyu Kilisesinin kuklaları olmuş şekilde Ölümsüzler ve Hidra Kralıyla çarpışıyordu! Ancak isyan eden Şeytani Ruhlar Feylord’u dinlememeye başlıyordu. Weed Feylord’un etrafındaki alanı koruyan Embinyu Kilisesi askerlerine saldırsınlar diye Bakır İstirahat Plakasını kullanmıştı.

 

- Bakır İstirahat Plakasının Dayanıklılığı 3e düştü.

 

Koyu kırmızı damgalar yiyen Imoogi, Hidra Kralı ve Liç Balkan, ağır hasarlar almaya mahkum hale gelmişti.

 

Liç Balkan'ın sonsuz Sağlık ve Mana emilimi sona ermişti, yani artık sınırsıza yakın büyü saldırısı gerçekleştiremeyecekti.

 

En ağır darbeyi alansa muhtemelen Hidra Kralıydı. Hedeflerini tüketmek için dokuz kafasıyla ilerleyen ve zehir saçan bir canlıydı fakat koca bedeni neredeyse hareketsiz olduğu için çok fazla saldırıya maruz kalıyordu. Önceden Embinyu askerleri ve Ölümsüzlerin mızrak ve kılıç saldırılarına rağmen hızla iyileşse de artık iyileşemeyecekti.

 

— KUAAAAAAAAA!

 

Hidra Kralının tiz çığlığı kale boyunca yankılanıyordu.

 

Şeytani Ruhların taraf değiştirişiyle de kalenin içerisinde kimin dost kimin düşman olduğunun anlaşılamadığı kraliyet savaşları başlamıştı.

 

* * *

 

"Başarılıydı."

 

Weed Bakır İstirahat Plakasını kullandığı seferlerin hiçbirinde gerginliğini bastıramamıştı. Kırılmanın eşiğinde oluşuyla tabaka, kusurlu bir öğe olabilirdi. Dışarıdan iyi görünen ama inanılmaz içeriklere sahip sahte ve kusurlu öğelerin sayısı az değildi.

 

Daha kullanmaya kalkmadan elimde parçalanırsa ne halt yerim diye endişeliydi!

 

"Beklenildiği gibi, dikkatlice kullanmalıyım."

 

Ancak Bakır İstirahat Plakasını kullandıktan sonra rahatlayabilmişti, yine de tedbiri elden bırakamazdı!

 

Devasa bir yaratık, delirmiş halde kalenin kulelerini yıkıyordu. Hidra Kralı.

 

Tüm bu fiyaskonun arkasındaki kişinin Weed olduğunu keşfetmişti ve ona saldırmaya geliyordu.

 

— SENİ GEBERTECEĞİM.

 

Bedeninden sarkan Ölümsüzlerle birlikte inanılmaz bir kuvvetle yaklaşıyordu.

 

Weed dilini şaklattı. Kazanabileceklerine biçtiği bedel bir anda hatırı sayılır ölçüde düşmüştü.

 

"Derinin tam bedelini almak zor olacak."

 

Hidra Kralının yalnızca 5 kafası kalmıştı ve bedeni yaralarla delik deşikti. Yenilenme kabiliyetini yitirdikten sonra Imoogi tarafından ısırılmış ve Balkan tarafından lanetlenmişti, formunun zirvesinde değildi.

 

O devasa yaratık ölüme yakındı.

 

Tam aksine Weed, Bingryong ve Anka Kuşları sapasağlamdı ve geride hala 5,700ü aşkın barbar vardı.

 

Weed elini kaldırdı.

 

"Ok saldırısı!"

 

Salmere Kabilesi Hidra Kralına oklarını ateşledi. Keskin uçlu okların nüfuz etme kuvveti döne döne ilerledikçe artıyordu.

 

— KYAAAAAA!

 

Hidra Kralı binlerce ok yiyerek böğürdü.

 

Weed ise en sonunda, "Senin için ikinci el fiyatı istemekten bile ümidimi kestim." dedi.

 

Hidra Kralının derisi ağır ve kalındı. Yine de kıymetli oluşu gereği deri zırh yapımında pek sık kullanılmazdı. Rahipler, Elementsel Şamanlar, Çağırıcılar ve Büyücüler savaşırken Hidra Kralının ağır derisini giyemezdi. Mitrille karışık çelik tabakaya kıyasla defansı da düştüğü için satılması kolay bir materyal değildi.

 

"Bu materyalden olsa olsa kışlık çorap olur. Saldırın millet!" diyen Weed, sert bir emir verdi.

 

Ve Bingryong anında uçarak Hidra Kralını boynundan ısırdı.

 

Yüzlerce metre uzunlukta devasa bir beden!

 

Buz ve karın bir araya gelişiyle şekillenmiş ham bir buz parçasından heykele dönüştürülen Bingryong, iri bedeniyle Hidra Kralının hücumunu engellemişti.

 

Salmere Kabilesi ok atıyordu, Vejague Kabilesi üyeleri görevlerini tamamlayıp dönerek kılıçlarını kuşanmıştı ve Lekiye Kabilesi Hidra Kralına saldırmak için büyü kullanıyordu.

 

— Vahşiler! Sizin gibi böcekler için bu ne cüret!

 

Lakin Hidra Kralı tüm bunlara rağmen cesurca fırladı.

 

Bingryong’a dolanmış olmasına rağmen kuyruğunu savurup kafalarını öne atarak barbarları yuttu. Ve hatta bir kafasıyla Bingryong'un bedenini sararak bastırmaya başladı.

 

Boş yere ultra yüksek seviye bir patron canavar olmamıştı!

 

500 seviyenin üzerindeydi ve bir başına Imoogi, Balkan'ın lanetleri ve Embinyu Kilisesinin saldırılarına karşı direnebilmişti.

 

Weed bir müddet bekledi. 'Bu direncine rağmen ölmesi çok sürmez.'

 

Şimdilik tek yaptığı Yüce Elf Yayını çekip ok atmaktı.

 

Hidra Kralı hedefine ulaşması için bir basamaktı ve savaşması gereken başka düşmanları da olduğu için tüm enerjisini burada kullanmayı doğru bulmuyordu.

 

Ölüme Meydan Okuma Gücü olsa da yalnızca bir kez geçerli olacağı için temkinli ilerlemek istiyordu.

 

Tek yapması gereken Hidra Kralının bitkin düşerek kendisini öldürmesini beklemekti!

 

100ü aşkın Vejague Kabilesi üyesi mideye indirilmişti.

 

— Sizin gibiler beni öldüremez!

 

Hidra Kralı vahşice kükrüyordu.

 

Beş ağzını da açmıştı ve göğe doğru bağırıyordu.

 

Binlerce okla delinip geçilerek kirpiyi andıracak seviyeye gelse ve o yaralar büyüdükçe büyüse de ölmeyi reddediyordu.

 

"Yani o şey... gerçekten doğru muymuş?"

 

Weed, çökmeyen yaratığın kudreti karşısında dilini şaklattı.

 

Hidra Kralı efsanesi.

 

Versailles Kıtası kayıtlarına göre Hidra Kralı dokuz kafası da kesilene dek asla ölmezdi.

 

Yani kalan beş kafayı kesmeleri gerekiyordu.

 

"Ama Hidra Kralının canlılığının da bir sınırı var."

 

Ölüm Cezası sayesinde kesilen kafalar geri çıkmıyordu. 9 kafayı birden kesmek aşırı zor olsa da artık imkansız olmaktan çıkmıştı.

 

Weed Işığın Kanatlarını açarak Hidra Kralının önüne doğru uçtu.

 

— KYAO!

 

Hidra Kralı kafasını uzattı.

 

Ağzını açtı ve demiri çiğneyebilecek kalınlıkta dişleri açığa çıktı. Güçlü asidik salyası damlalar halinde düşerek kayaları eritiyordu. Bu yaratık tarafından yutulan herkes için ölüm kesindi.

 

"Efendimiz, kaçın!" diye uyardı Bingryong. Hidra Kralıyla güreştiği için Weed’i kurtaramazdı.

 

"Efendimiz, bu çok tehlikeli."

 

"Ondan kaçının!"

 

"Size yardım edeceğiz!"

 

"Efendimiz, geri dönün!"

 

Sarı Oğlan ve Anka Kuşları ardı ardına bağlılığını sergiliyordu.

 

Hepsi Weed için endişeliydi.

 

Heykellerinin kendilerini hor kullanan, onlarla dalga geçen ve yalnızca savaş ganimeti toplamayı bilen biri olarak tanıdığı Weed!

 

Embinyu Kilisesine karşı verdikleri mücadeleyse onun farklı bir tarafını göstermişti fakat şu anda bu karşılaşma yüzünden canından olmak üzereydi.

 

Belki de sınırlı canlılık ve manası nedeniyle kaçınılmazdı fakat Bingryong dışındaki tüm heykelleri Weed’i korumaları gereken biri olarak görüyordu.

 

'Bu benim mücadelem.'

 

Weed Işığın Kanatlarını katlayarak havadan alçaldı.

 

Ve Hidra Kralının saldırısından kaçınarak Bingryong’un olduğu taraftaki kafalardan birine doğru uçtu.

 

— Kyaooooooo!

 

Hidra Kralının kafaları engerekler misali Weed’i hedef aldı. Ve öfkeli dört kafa da Weed’e doğru atıldı.

 

Bingryong onları durdurmaya çalışarak kanatlarını katlasa da kafaların ikisi hala Weed için tehdit teşkil ediyordu.

 

Weed havada uçarak kıl payı farkla kafalardan kurtuldu.

 

Gevşemeye yer yoktu. Yakınlıkları gereği saldırıları öngörmeden hareket etmek imkansızdı.

 

"Bingryong, benim için bir şey yapmana ihtiyacım var."

 

Bingryong bir yandan Hidra Kralının boynunu ısırırken karşılık verdi.

 

"Böyle bir zamanda ne isteyeceksiniz, Efendim?"

 

"Kafaları serbest bırak."

 

"Ama o zaman hedef siz olursunuz, Efendim."

 

"Sorun değil. Hadi bırak, hemen."

 

Bingryong Weed’e inanıyordu. Kuzey Seferi savaşında Weed olmasa Kemik Ejderhayı avlayamazdı.

 

Hidra Kralı, kafaları özgür kalır kalmaz güçlü bir düşmanlıkla Weed’e saldırdı. Öncelik, hemen yanı başındaki Bingryong’tansa Weed’deydi.

 

— KUAAA!

 

Hidra Kralının saldırıları tehditkâr ve tehlikeliydi.

 

Weed canavara yaklaşarak heyecan verici saldırılarından kaçındı.

 

Bingryong ile Hidra Kralının bacaklarının altından ve koltukaltlarının arasından uçarak darbeleri savuşturdu.

 

Hepsini savuşturmayı tamamladığında Hidra Kralının uzun boyunları çamaşır makinesinden çıkmışçasına birbirine dolanmıştı.

 

Weed çamaşırhanedeki yarı zamanlı çalışma tecrübesini anımsıyordu. Cahil insanlar 100,000 wondan(~$100) kıymetli kıyafetlerini merhametsizce otomatik programa atıyordu! Deterjan koymanın her şeyi çözeceğine inanmak büyük bir hataydı!

 

"Çamaşırları elde yıkamak en iyisidir."

 

Weed, canavarın boynuna oturarak kılıcını çekti.

 

"Kutsama!"

 

Ve takmakta olduğu Başrahibin yüzüğü, tüm bedenini ışıklarla kapladı.

 

- Başrahibin Kutsaması kullanıldı.

- Fiziksel kabiliyetler 20 dakikalığına güçlendi.

 

Süre kısa olsa da kutsamayı kritik bir anda kullanma kararı almıştı.

 

Ardından bir Bayağı Şeytani Buz İblisini kestiği söylenen efsanevi kılıç, Hidranın boynuna indi.

 

"Kılıç Kayzeri!"

 

En güçlü saldırı yeteneği.

 

Weed, Hidra Kralının dolanmış boynunu bir top yumağıymışçasına kesmek için kılıcını kullanmıştı. Tabii ki o kalın deri tek bir kesikle parçalanmazdı.

 

"Kılıç Kayzeri!"

 

Tek noktalı saldırı tekniğiyle odun yararcasına kılıcını indiriyordu.

 

"On darbeden sonra kesilmeyecek boyun olamaz!"

 

Weed yetenekleri için sağlık da mana da esirgemeyerek Hidra Kralının boynuna saldırıyordu.

 

Bingryong'un koca bedeniyle sarmalanan Hidra Kralının boyunları tek tek kesiliyor ve mavi kanlar fışkırıyordu. Bir daha dirilmeyecekti.

 

Derken Hidra Kralının 9 kafasının da yere düşüşüyle--

 

****

- Seviye atladınız.

- Seviye atladınız.

 

Nopren Bataklığına hükmeden hiddetli canavar Hidra Kralı, ebedi istirahate ulaştı.

 

Büyük bir başarının tamamlanması yoluyla Şöhret 350 arttı.

 

- Kuvvet 3 yükseldi.

- Canlılık 10 yükseldi.

 

****

 

Ağır halde yaralı Hidra Kralına son darbeyi indirerek iki seviye atlamayı başarmıştı.

 

Tabii ki Weed, yapılması gerekeni unutmayarak ganimetleri de topladı.

 

- Büyük bir safir kristal taş elde edildi.

- Tuhaf şekilli bir tüy şapka elde edildi.

- Sophia'nın Ulu Mızrağı elde edildi.

- Toplam 3,140 antik altın sikke elde edildi.

 

Genellikle 1 Altın ile altın sikke aynı oranla takas edilirdi. Fakat eski sikkelerin antika değerleri de olurdu.

 

"Fena bir kar olmadı."

 

Diğer öğeleri de kontrol etmeliydi fakat savaş henüz sona ermemişti.

 

"Sarı Oğlan, buraya gel!"

 

Weed Sarı Oğlanı çağırdıktan sonra oyma bıçağını çekti.

 

Kırt kırt kırt.

 

Dikkatlice el hareketleriyle Hidra Kralının derisini soydu! O deride pek çok çizik olsa da bir ihtiyaç doğarsa diye kenara ayırdı.

 

Kafaları aldığından bile emin oldu.

 

- Hidra Kralının 1 numaralı kesik kafası elde edildi.

 

Beş kafa!

 

Normal bir canavarın bedeni işe yarar parçaları bıraktıktan sonra ortadan kaybolurken Hidra bütün halde varlığını koruyor, Weed de parçalarını topluyordu.

 

Ardından Hidra Kralının derisi ve koca kafalarını Sarı Oğlana çektirdi.

 

"Beklenildiği gibi bu koca canavardan epey kazanç elde ettik."

 

Bir balıkçı da balina yakaladığında böyle hissediyor olmalıydı.

 

Bir ihtiyarın balina yakalama hikayesi… Bir fırtınayla karşılaşıp köpekbalıkları yüzünden balina etini yitirerek karaya dönen bir adamla ilgili ünlü bir roman bile vardı.

 

O ihtiyarın dünya çapında tüm kalplerde yankılanabilecek pişmanlığı ne kadar büyüktü kim bilir!

 

#Weed’in ideal tipi sohbeti ve Da’in’in sondaki hüsranı çok iyiydi! Bu serinin hem gerçek hayatı hem de oyun içi heyecanları konu alması harika değil mi? Her an her şey olabiliyor, her duygu verilebiliyor. Gerçekten başarılı bir seri, iyi ki benim olmuş :)
Bu arada dört parçalı bölünmenin bir parçası ortadan kalkmış durumda. Sırada Balkan, Feylord ve Imoogi var. Bakalım ilk hedef hangisi ve işler sorunsuzca ilerleyecek mi… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 25396 Üye Sayısı
  • 846 Seri Sayısı
  • 42770 Bölüm Sayısı


creator
manga tr