Lms 14.9 : Karanlık Oyuncuların Sohbeti

avatar
539 17

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 14.9 : Karanlık Oyuncuların Sohbeti


Çevirmen : Clumsy-nim 



Lee Hyun Karanlık Oyuncular sohbet odasına bağlandı. Sohbet odasının ana konuları bilgi paylaşımı, sorular, satışlar ve seviye ilerlemeleriydi.

 

Normal sohbet odalarında yalnızca vakit geçirmeye çalışanlar olurdu fakat Karanlık Oyuncular için durum farklıydı. Krallıkların aktiviteleri, meslekler, görev durumları ve diğer konularla ilgili gerekli bilgiler gerçek zamanlı olarak paylaşılıyordu.

 

Bu konuşmalar herkese açık değildi. Odalara forumlar aracılığıyla yalnızca rütbeleri izin veren kişiler erişebiliyordu, yani bilgi paylaşımı yapabilenler Karanlık Oyuncuların ufak bir kesiminden ibaretti.

 

Diğer oyuncuların sırlarını açığa çıkartmak için sohbet etmek temel bir beceriydi.

 

- Huni: Çabuk, çabuk, gel. Hyun-nim.

 

- Hyun: Tekrar buluştuk.

 

- Huni: Evet, seni görmek güzel.

 

- Wicked Me: Bu seninle ilk karşılaşmamız, Hyun-nim.

 

Sohbet odasında yaklaşık 7 kullanıcı vardı.

 

Öne çıkmayan insanlar sayılmazsa sohbet edenler yalnızca Huni ve Wicked Me’den ibaretti.

 

- Huni: Hyun-nim, buraya yalnızca gece geç saatlerde kısa süreliğine uğruyorsun. Son zamanlarda neler yapıyorsun?

 

- Hyun: Yalnızca... meslek becerilerimi geliştiriyordum.

 

- Huni: Meslek becerileri çok önemli. Normalde sohbet odasına girip bir şey yazmazdın ama öğelerin piyasa fiyatlarını kontrol ederdin, haksız mıyım?

 

- Hyun: Evet.

 

- Wicked Me: Onu ben de sık sık yapıyorum.

 

- Huni: Muhtemelen tüm Karanlık Oyuncular öyledir. Çünkü bizimki kadar meşgul edici bir iş yok.

 

Karanlık Oyuncular için düzenli olarak öğelerin piyasa fiyatlarını, görevleri ve avlanma sahalarını kontrol etmek hayati önem taşıyordu. Para kazanabilmek için yalnızca çaba değil bilgi de başlı başına mühimdi.

 

Yalnızca diğer oyuncuların ötesine geçen Karanlık Oyuncular, basitçe toplanmanın tadını çıkarabilirdi.

 

- Huni: Ben 7 yıldır bir Karanlık Oyuncuyum. Peki ya siz ikiniz?

 

- Wicked Me: Ben üç yıldır öyleyim. Şey, aslında iki yıldır.

 

- Huni: Öyleyse pek bir şey ifade etmese de ben senden kıdemliyim sanırım. E 2 yıl olduysa Karanlık Oyuncu aktivitelerine Kraliyet Yolunun piyasaya sürülüşüyle mi başladın?

 

- Wicked Me: Evet, öyle oldu. Kraliyet Yolu piyasaya sürüldüğü sırada başladım. Diğerlerinden hızlı ilerlediğim için başından bu yana para biriktirebildim.

 

- Huni: Seni kıskandım. Peki ya sen, Hyun-nim?

 

- Hyun: Ben yaklaşık bir yıldır Karanlık Oyuncuyum.

 

- Huni: Bu harika!

 

- Wicked Me: Bu doğru mu? Bu rütbede bir sohbet odasına girebiliyorsan sıradan bir seviyede değilsindir herhalde… Ve yalnızca seviye değil, paylaşılan bilgilerin kalitesi ve verdiğin karşılıklar da rütbenin belirlenmesinde önem taşıyor.

 

- Huni: Bir yıl gerçekten şaşırtıcı. Bana sırrını verebilir misin lütfen?

 

- Hyun: Yalnızca gerçekten sıkı çalıştım. Ve bir Karanlık Oyuncu olmadan önce de para kazanmaya başlamıştım; ben kaydolalı bir yıl oluyor.

 

- Wicked Me: Düşündüğüm gibiymiş. Kraliyet Yolunda bir Karanlık Oyuncu olmak zor.

 

- Small Dragon: Tanıştığımıza memnun oldum. Buralarda takılırken ilginç bir konuşma yaptığınızı gördüm. Ben de 6 yıldır bir Karanlık Oyuncuyum.

 

O ana dek dikkat çekmeden bekleyen oyuncular da konuşmaya dahil olunca sohbet odası kısa sürede yoğunlaştı.

 

Selamlaşmalar ve konuşmalar başlarken eski yazışmalar hızla yukarıda kaldı. Fakat buna rağmen bu çılgınlık 10 dakika bile sürmeden ortalık yatıştı.

 

Kullanıcılar ihtiyaç duydukları bilgileri aramak için oradan ayrılmaya veya sohbet odalarını açık tutarak mola vermeye başladı.

 

Lee Hyun da farklı bir bilgi almak için kısaca uzaklaştıktan sonra konuşmak için Huni ve Wicked Me’yi bulmak adına geri döndü.

 

- Huni: Hyun-nim. Orada mısın?

 

- Hyun: Evet.

 

- Huni: Aslına bakarsanız bu defa tamamlamak istediğim bir görev var...... Bu konuda siz ikinize danışmak isterim.

 

- Wicked Me: Ne göreviymiş o?

 

- Huni: Her şeyden önce görevin içeriğiyle ilgili detayları paylaşmayacağımı söylediğimde beni anlamanızı umuyorum.

 

- Wicked Me: Tabii ki.

 

- Hyun: Anlıyorum.

 

- Huni: Anlayışınız için teşekkürler. Dürüst olmak gerekirse birazcık özel bir görev üzerindeyim.

 

- Wicked Me: Tehlikeli bir görev mi?

 

- Huni: Öyle denilebilir. Ayrıca zorluğu da yüksek derecede… Görev bundan böyle dirilebilmenizi engelliyor.

 

- Wicked Me: Dirilememe kısmını anlayamadım. Ne demek istiyorsun?

 

- Hyun: Karakterin Kraliyet Yolunda tamamen ölecek, değil mi?

 

- Huni: Evet. Öyle.

 

Karakterin tamamen ölmesi.

 

Bu, yasaklı bir büyü öğrenildiğinde veya ruh bir sebeple teslim edildiğinde yaşanabilen bir şeydi. Karanlık Oyuncular genellikle bu tarz görevleri reddederdi. Atlatılması zor lanetler belli bir süre sonunda bir şekilde geride bırakılabilse de karakteriniz kaybolduğu takdirde her şeye en baştan başlamanız gerekirdi.

 

Weed’in mesleği Efsanevi Ay Işığı Oymacılığı olduğu ilk anda çok sıkılmasına rağmen başka bir meslek geliştirmekten vazgeçme sebebi de baştan başlamanın zorluğuydu.

 

- Hyun: Bu görevi nereden buldun?

 

- Huni: Yönettiğim loncayla birlikteydim, o görevi de lonca olarak aldık.

 

- Wicked Me: Bir lonca yönetiyorsan bayağı olağanüstü bir karakter olmalısın; amma üzücü.

 

- Huni: Evet. Ben de biraz üzgünüm doğrusu. Acaba arkadaşlarım ve lonca ahbaplarım için fazla abartılı bir şey mi başlattım diye merak ediyorum ama bu görev sayesinde elde edilebilecek ödüller bayağı iyi.

 

- Wicked Me: Bir Karanlık Oyuncu olarak baştan başlamaya değer mi?

 

- Huni: Önce görevin nasıl ilerleyeceğini görmem gerekiyor ama şu an için denemeye değer diye düşünüyorum. Görevin üstesinden gelemeyecek olsak bile büyük bir ödül umuduyla kabul ettik.

 

-Wicked Me: Senin yerinde ben olsaydım öncelikle endişelenirdim. Her halükarda yeni bir karakter geliştirmek zor olacak.

 

- Huni: 7 yıllık Karanlık Oyunculuk serüvenimde karşılaştığım en büyük fırsat ve mücadelenin bu olduğunu düşünüyorum. Biraz birikmiş param olduğu için de ölsem bile baştan başlayabilirim herhalde.

 

Satır aralarını okuyabilirseniz Karanlık Oyuncu Huni’nin kendisini duruma iyimser yaklaşmaya zorladığını hissedebilirdiniz.

 

Bir Karanlık Oyuncu olarak karakterini yitirmek işsiz kalmakla aynı şeydi!

 

Elinizde bir sigorta primi ve emekli maaşı olmayacağını, bu fenalığı düşününce insan ancak gerilirdi. Lee Hyun da Weed karakterinin kalıcı olarak silinebileceği bir duruma düşseydi kelimelere dökülemeyecek kadar büyük bir gerginlik duyardı.

 

‘Daha yeterince para kazanmadım!’

 

Belki de yaptığı her şey boşa gideceği için bu tarz bir görevi kabul edebileceğini düşünmüyordu.

 

Fazlasıyla ağır bir kaygıya kapılmaktan başka şansı yoktu. Gerçek hayatında Büyükannenin hastane faturaları ve günlük yaşam masrafları bu olası durum karşısında tehdit altındaydı. Huni birazcık para biriktirip kenara atmış olsa da bir Karanlık Oyuncunun hayatını mahvedebilecek bir şey söz konusuyken bu ona başlı başına güvence vermeye yetmezdi.

 

Avlanırken ölürseniz seviyeniz ve yetenek yetkinlikleriniz düşerdi ve bu olay ardı ardına tekrarlanacak olursa bir Karanlık Oyuncu için akıl sır ermez derecede yıkıcı bir darbeye dönüşürdü.

 

- Wicked Me: Umarım çok öğe elde edersin. Geriye bir onlar kalıyor.

 

- Huni: Tabii ki. Görevlerden elde ettiğimiz tüm öğeler ayrı olarak toplanıp satılıyor. Yine de geliştirip o kadar bağlandığım karakterimin tamamen kaybolacağını düşününce… Öyle hemen gerçekleşecek bir şey olmasa da düşüncesi bile cidden kalbimi sıkıştırıyor.

 

- Hyun: Çok endişeleniyor olmalısın.

 

- Huni: Şu anda yola devam etmekten başka şansım yok.

 

- Hyun: Bir kere tecrübe edindin, yine gelişebilirsin ve görevine gelince…

 

Lee Hyun’un klavyenin tuşlarına tıklayan eli ansızın duraksadı.

 

Yalnızca bir tahmindi ama bu tarz görevler başarılı olsa bile karakterin silinmesi şeklindeki saçma sapan ihtimal yüzünden hiç kimse bu tarz görevleri kabul etmeye razı olmazdı.

 

Ancak Karanlık Oyuncu Huni, ölümü bile değerlendirmişti.

 

‘Cidden zor bir görev almış gibi görünüyor.’

 

Bu görevi başarmanın samanlıkta iğne aramaktan çok daha zor olacağını tahmin ediyordu.

 

- Hyun: Başarman için dua edeceğim. Söyleyebileceklerim bununla sınırlı.

 

- Huni: Teşekkür ederim. Elimden gelenin en iyisini yapacağım. Birazcık rahatlatılmaya ihtiyacım vardı.

 

- Wicked Me: Siz ikinizi konuşurken görmek cidden insanın içini ısıtıyor.

 

- Huni: Wicked Me-nim, Hyun-nim. Arkadaş olalım mı? Yaşınızı veya nereli olduğunuzu bilmesem de Karanlık Oyuncular sohbet odasında arkadaş olmamızda bir kötülük olacağını sanmıyorum.

 

- Hyun: Ben de aynı fikirdeyim.

 

- Huni: Önce ben kendimi tanıtayım. 28 yaşındayım.

 

- Hyun: Ben de 23.

 

- Huni: Hyun benim kardeşim sayılır o zaman.

 

- Hyun: Evet, abi. Resmi konuşma lütfen.

 

-Huni: Sorun olmaz mı? Ee Wicked Me-nim, sen kaç yaşındasın?

 

- Wicked Me: Abilerim! Ben 15 yaşındayım. En gencinizim. Abilerim, bu küçük tatlı kardeşinize iyi bakın lütfen.

 

- Huni: ...

 

- Hyun: ...

 

- Huni: Hey, Me.

 

- Wicked Me: Evet?

 

- Huni: Saat 11 oldu bile. Hadi artık yatağa.

 

- Wicked Me: Ah! O kadar oldu mu bile… Annem eve gelmek üzeredir… Sanırım ders çalışırmış gibi yapıp uyusam iyi olacak. Hoşça kalın.

 

- Hyun: ...

 

-Huni: ...

 

***

 

Lee Hyun’un okul hayatı yoğun bir şekilde ilerliyordu. Sınavları zar zor geçmeyi başarsa da ödevlerin sonu gelmiyordu.

 

Kraliyet Yoluyla ilgili testler ve imtihanlar.

 

Bunlardan ötürü Choe Sang Jun ve Park Soon Jo zindanlar hakkında bilgi topluyor ve hazırlıklar hızla hallediliyordu.

 

“Hyung, fırsatın olduğunda gel, tek yapman gereken bize heykellerini göstermek.”

 

Dedi Choe Sang Jun, cömertçe.

 

Her halükarda bir grup ödevi olduğu için Lee Hyun’un da katılımı gerekliydi fakat bir Oymacı olarak ondan beklentileri düşüktü. Hyun onlara heykellerini gösterecekti ve Choe Sang Jun, grup arkadaşlarıyla birlikte derinden etkilenmiş gibi davranırlarsa profesörün onlara iyi puan vereceğini hesap ediyordu.

 

‘İçinde bir Oymacı barındıran bir grup zor bir zindanı keşfetmeyi başarırsa bu büyük bir başarı olarak görülebilir.’

 

Choe Sang Jun, zindan keşfini bir öne çıkma yolu olarak kullanmaya kararlıydı. Siyah Aslan Loncasında yüksek rütbeli bir oyunu olan abisi ona bir öğe ödünç vermiş ve bunun seviyesini yükseltmesine yardımı dokunmuştu.

 

Fakat onu en çok endişelendiren kişi Park Soon Jo, yani Hırsızdı!

 

‘Hırsızlar zindanlarda düşünüldüğü kadar işe yaramıyor. Yine de bana yardımı dokunacak bir Hırsız olması fena olmaz. Doğru ya, bu konuda mutlu olmalıyım.’

 

Bir Hırsızın yardımını alacak olsa bile tek yaptığı tuzakları etkisiz hale getirmek ve kapı açmak olurdu.

 

Zindan keşfi uğruna grup, öğle yemeklerinde Lee Hyun’suz toplantılar düzenliyordu.

 

Okul kafeteryasında sandviçini yemekte olan Min Sora bir soru sordu.

 

“Ama millet, grubumuzun diğer 2 kişisi kim olacak? Herkes heyecanlı ve telaşlı fakat karar vermemiz ve önceden hazırlanmamız lazım.”

 

An itibarıyla C grubunda 5 kişi vardı!

 

Gerekli 2 kişiyi daha gruba alma vakti gelmişti.

 

Choe Sang Jun da yeni grup üyeleri konusuna bir hayli ilgi duyuyordu.

 

En çok onun öne çıkabilmesi için diğer grup üyelerinin fazla olağanüstü olmaması gerekiyordu. Fakat az da olsa işe yarayan bir üye almak istiyordu.

 

‘Bir Rahip veya Şaman olsa iyi olurdu… Henüz bir grup seçmemiş olan kim var ki? Diğer gruplardan birini çekmemiz mi gerekecek?’

 

Tam da kararını vermeye çalıştığı sıralarda Üyelik Eğitimi takımındaki Ju Eun Hee ve Hong Sun Ye yanına yaklaştı.

 

“Hey, henüz biz de grubumuza karar vermedik, ödevi birlikte yapsak olur mu?”

 

Choe Sang Jun keyiflenerek sordu:

 

“Sınıfınız ve seviyeniz ne?”

 

“Elementsel Büyücü. 266 Seviye. Şu anda Dale Krallığındayım.”

 

“Ben bir Korucuyum. Seviyem 285. Nekan Kalesindeyim. Eun Hee ile avlanıyorum.”

 

Elementlerle ilişkili bir Büyücü ve bir Korucu.

 

Choe Sang Jun’un istediği Rahip ve Şamandan çok farklılardı.

 

“Hadi birlikte yapalım öyleyse!”

 

Buna rağmen yüzünde bir gülümseme vardı.

 

Kadınlar daima hoş karşılanırdı. Bilhassa hoş yüzlere ve bedenlere sahip olan Ju Eun Hee ve Hong Sun Ye ikilisi, departmandaki pek çok erkeğin bakışlarını üzerlerine çekiyordu.

 

‘Eun Hee cidden çok güzel.’

 

Choe Sang Jun’un ideal Eun-hee’yi reddetmesi için hiçbir sebep yoktu.

 

Ju Eun Hee’nin yüzü ışıl ışıl, gamzeleri belirgin hale geldi.

 

“Gerçekten mi? Minnettarım, Choe Sang Jun.”

 

“Hı hı.”

 

Lee Yoo Jung, Choe Sang Jun’a baktıktan sonra merhamet dolu bir bakış attı.

 

“Eğer Dale Krallığındaysan... Biz de şu anda oradayız. Nekan Krallığıysa yalnızca bir gün mesafede.”

 

“Yoo Jung, senin seviyen nedir?”

 

“237. Seviye bir Tanımlayıcıyım. Buradaki Sora, bir Efsuncu. 144. seviyede.”

 

“Ö-öyle mi?”

 

Ju Eun Hee ve Hong Sun Ye’nin memnuniyetsiz ifadeleri barizdi.

 

Çünkü Tanımlayıcının seviyesi düşüktü ve Efsuncular zindanlarda pek işe yaramazdı.

 

Belki de bu memnuniyetsizliği fark etmiş olan Min Sora, şöyle dedi:

 

“Gerçekten bizimle aynı grupta olmanızda bir sakınca yok mu?”

 

“Hı hı. Sorun olmaz. Ama bilirsiniz ya...”

 

Hong Sun Ye hafifçe kızararak sorusunu sordu.

 

“Lee Hyun oppa neden burada değil? Sizin grubunuzda değil mi?”

 

“Oppa toplantılara katılmıyor.”

 

“Neden?”

 

“Meşgul olduğunu söyledi. Ve bir Oymacı olduğu için onun keşiflerine ihtiyacımız olmuyor.”

 

“....”

 

“Siz ikiniz. Gerçekten grubumuza katılmaya karar verdiniz, değil mi?”

 

“Evet, evet öyle.”

 

Her nedense reddedemeyecekleri bir duruma düşmüş ve kendilerini grubun bir parçası olarak bulmuşlardı. Yine de diğer oyuncuların seviyelerini ve mesleklerini öğrendikten sonra her biri isteksizleşmişti.

 

‘Bu çok kötü oldu...’

 

‘Böyle bir grubun içerisinde olmam...’

 

‘Mahvoldum.’

 

‘Bunu sonrasında geri alayım.’

 

***

 

Öğle yemeği vakti Lee Hyun, paketlenmiş yemeğini almak için çim meydana gitti.

 

‘Bugün de burada.’

 

Bir kızın kırmızı yemek kutusu.

 

Yaklaşık on gün önce düzenli olarak yemek yediği mekanda kırmızı bir yemek kutusu görmüştü. Tabii ki kutuya dokunmamıştı.

 

‘Bir başkasının yemeği.’

 

Kutunun sahibinin kutuyu aramaya gelebileceğini düşünmüş, bu yüzden açmamıştı.

 

Ertesi gün yemek kutusunu yine aynı yerde bulmuştu. Fakat bu seferki beyaz mendile sarılmış sarı renkli bir kutuydu. Hatta üzerinde bir not da vardı.

 

- Beni ye lütfen.

 

Sofistike ve güzel bir el yazısı.

 

Lee Hyun yemek kutusuna bakarak mırıldanmıştı.

 

‘Kimin için olduğunu bilmiyorum ama her kiminse kıskandım.’

 

Öğle yemeği kutusuna ilanı aşk buketi de denilebilirdi!

 

‘Geleneksel olarak bundan daha iyi bir yemek olamaz. O herif böyle bir kız arkadaşı olduğu için ne kadar da mutludur. Beleş yemek bile alıyor.’

 

Lee Hyun ıssız bir gülüş eşliğinde kendi getirdiği yemeği yemişti.

 

Kendisi dışında birinin gelip o kutudaki yemeği yiyeceğinden emindi.

 

Daha önce hiç randevuya çıkmamış biri olarak o kutunun kendisi için olabileceğine hiç ihtimal vermemişti.

 

Ertesi gün.

 

- Lee Hyun, lütfen bu yemeği ye.

 

Geçen seferkinden biraz daha uzun ve detaylı olan bu mesaj, güzelce yazılmıştı.

 

Belki de göndericinin gerginliğinden ötürü kağıda girintili şekilde yazılmış fakat Hee Lyun bunu fark etmemişti.

 

“Benim öğle yemeğimmiş!”

 

Böylece yemek kutusunu açmak için eğilmişti.

 

Ve kutu sushi rulolarıyla ağzına kadar doluydu!

 

“Onca şey içinde Kore usulü sushi ruloları çıktı.”

 

Lee Hyun durumdan şikayetçiydi.

 

Okul için hazırladığı yemekler daima sushi ruloları olurdu. Onları seçme sebebi basit olmaları ve yapılmalarının çok zaman almayışıydı ama bu farklı bir şey yemek istemediği anlamına gelmiyordu.

 

“Neyse, tadı güzel olduğu sürece sushi rulosu bile iş görür.”

 

Diyen Lee Hyun rulolardan birini denemişti.

 

Ve ağzı, güçlü hisler doğuran tatların armonisiyle dolmuştu.

 

Kelimelerle tarif edilemeyecek bir tattı!

 

Kullanılan turp, imitasyon yengeç ve ıspanak, sıradan malzemelerden farklı bir boyuttaydı.

 

Ruloların kenarındaki belli belirsiz ışıltı, mersin balığı yumurtaları ve dolgun ıstakoz budundan geliyordu!

 

Lee Hyun aşçılık konusunda bilgiliydi fakat bu malzemeleri daha önce hiç görmemişti.

 

“Balık yumurtaları tazeymiş. Peki bu imitasyon yengecin tadı nasıl bu kadar güzel olabilmiş?”

 

Olabilecek en lüks sushi rulolarıydı!

 

Lee Hyun lezzetli sushi rulolarını yedikten sonra boş kutunun içerisine bir not bırakmıştı.

 

- Bu sefer de...

 

Belli belirsiz bir umut taşıyan bir nottu.

 

Ertesi gün çim alana gittiğinde yeni bir yemek kutusu bulmuştu.

 

- Tadını çıkarttığın için teşekkürler. Bugün de bir şeyler ye lütfen.

 

Lee Hyun yemek kutusunun kapağını kaydırıp açmıştı.

 

Bugün de Kore usulü sushi ruloları vardı fakat bugünkülerin içleri köpekbalığı yüzgeci, yılan balığı ve somonla doluydu. Tatlı niyetine taze meyve salatası bile vardı.

 

“Lezzetliymiş.”

 

Lee Hyun o günden sonra okula yemek hazırlamadan gitmeye başlamıştı. Kendisi hazırlamasa bile daima onu bekleyen bir yemek oluyordu.

 

Lee Hyun yemeğini yerken Seoyoon da belli bir mesafeden onu izliyordu.

 

O ne zaman mutlu mesut yemeğini bitirse Seeyoon kendisi yememiş olmasına rağmen doyduğunu hissediyordu.

 

‘Arkadaşlar...’

 

Kıymetli ve bu dünyadaki tek arkadaşı.

 

Seoyoon onun yalnızca yemeğini yiyor olmasına bile minnettardı.

 

Aşçılık becerisinin yetersizliği yüzünden yaptığı ilk Kore usulü sushi rulolarının yanları yırtıktı ve malzemeleri dışarı taşmıştı. Sonrasında lezzetli rulolar hazırlayıp paketleyebilmek için beş yıldızlı otel şeflerinden eğitim almıştı.

 

Lee Hyun’un mutlu mesut yemek yiyişini izleyen Seoyoon’un yanakları kızarıyordu. Bir tanrıçanın utanışını tasvir eden bir manzaraydı.

 

***

 

Weed, tükenen sanat statlarını onarmak adına Kurueso’da çalışmaya başlamıştı.

 

‘Sanat statı kazanmanın en hızlı yolu el işi yapmak.’

 

Başarılı bir heykel ona çokça sanat statı kazandırabilirdi.

 

Teoride basit bir yöntem olsa da başarı olasılığı düşüktü.

 

Weed’in hayal gücüyle ifade edebileceği tekniklerin bir sınırı olduğu için düzenli olarak başarılı heykeller yapmak zordu.

 

Buna kıyasla mücevher işçiliği sanat statını 1-2 puan arttırıyordu, yani takviye için iyiydi. Statı tek seferde yükseltmek 10 eser gerektirse de bu tür iç karartıcı işler yapmak için mükemmel bir yeteneğe sahipti.

 

“Yeniden yapılandırmanın yalanı olmaz. Ve ondan daha minnettar olduğum bir şey yok.”

 

Bunların yanı sıra Kraliyet Yolu forumlarına Kendellev’in Gençler İçin Su Parkı videoları yükleniyordu. Cüce kullanıcılar olabildiğince hızlıca video paylaşmak için birbirleriyle yarışıyordu.

 

Kurueso bu zamana dek Cüceler arasında bile varlığını gizlilikle sürdürür, yalnızca birkaç kişi tarafından bilinirdi. Fakat Cücelerin su parkında eğlendiği görüntüler paylaşılınca o gizlilik perdesi kalkmıştı.

 

İlgilenenlerin sayısı arttıkça Kurueso’ya giden yollar yayınlanıyor ve aşılıyordu.

 

“İşte geldik!”

 

“Vaaaay! Cüce Krallığı burasıymış.”

 

Şehri keşfeden İnsan ve Elflerin sayısı artmış, Kurueso’daki kullanıcı sayısı 5e katlanmıştı.

 

Yeni gelenlerin heykelleri!

 

Yerin üzerinden şu veya bu görevle elde ettikleri heykeller bir şekilde Weed’e ulaşıyordu.

 

“Hünerli Eller-nim, heykelleri değerlendirebildiğini duydum.”

 

“Evet. Tabii bunu öyle her şey için yapmam... Ama biraz vakit bulmuşken senin için değer biçeceğim.”

 

“Teşekkür ederim!”

 

Kurueso gibi en iyi zanaatkarların toplandığı bir noktada bile en göze çarpan Oymacı, Hünerli Ellerdi.

 

Shaspin Mağarasındaki savaş ve Ecel Ellere karşı aldığı galibiyet!

 

Cüce Askerler ve Savaşçılar tavernalarda Kurueso’da beliren oymacılık görevlerinden bahsediyor ve Hünerli Eller efsanesi dedikodular aracılığıyla yeni gelenlerin kulaklarına ulaşıyordu.

 

Hünerli Eller olarak tanınan Weed, heykelleri topluyordu.

 

“Tanımla.”

 

- Tövbekar Kuş. Tek ayak üzerinde meditasyon yapan kilden bir güvercin. İsimsiz, anlaşılmaz bir oymacı tarafından yapılmış. Son derece gösterişli bir beceriyle yapılmasına ve üstün bir tasvir olmasına rağmen bu heykelin ardındaki anlam çözülemiyor. Sanatsal Değer: 30

 

- Bu eseri takdir ettiniz ve Sanat statınız 1 puan yükseldi.

 

Tanımlama yoluyla Sanat statı kazanma!

 

Söz konusu şey çizim de olsa, ünlü kılıçlar, hatta efsanevi zırhlar da olsa az az Sanat statı kazandırıyordu.

 

‘Sanat Artı diğer statlardan farklıymış gibi görünüyor.’

 

Ne zaman canlı bir heykel yapsa veya bir yetenek kullansa Sanat statı tükeniyordu. Fakat yeniden yükselttiği vakit beliren yenileme gücü, onda bu statı yükseltmenin diğerlerine nazaran biraz daha kolay olduğu hissi doğuruyordu.

 

Yalnızca heykel tanımlayarak Sanat statı kazanmak zor olsa da Ebedi Oymacılığı aktive etti edeli Sanat statı iki kat hızlı artıyordu.

 

Sadece iyi materyallerle dikiş yapmak bile Sanat statını yükseltiyordu. Ayrıca Demircilikle ilişkili üretimler de artış sağlıyordu.

 

‘Yine de sıklıkla kullanabileceğim bir yöntem değil.’

 

İsminin de işaret ettiği gibi onarım gücü gerçekten de statları hızla onarıyordu!

 

Sanat statını tüketmekle kalır ve kaybettiklerini telafi etmezse asla yüksek bir seviyeye ulaşamazdı.

 

Sanat statını telafi etmek için de Kurueso’da pek çok Cüceyle tanışıyordu.

 

“Hünerli Eller, bir bira ister misin? Bendensin.”

 

“Acaba bir loncaya katılmış olabilir misin?”

 

Bir Oymacı edinmek için ona yaklaşan loncalar oluyordu.

 

Weed ise her seferinde reddediyordu.

 

Bir gün bu manzarayı izlemekte olan Herman, kibar bir ses tonuyla şöyle dedi:

 

“Bizim loncamıza katılman hoş olurdu. Üretim sınıfı, ha! Gerçi sen bir üretim mesleğinde değilsin. Her halükarda bir loncada olmak bizim gibi zanaatkarlık mesleklerini sevenlere rahatlık sağlıyor.”

 

“Ben de bunun farkındayım.”

 

“Öyleyse bir loncada olmamanın özel bir sebebi mi var?”

 

Bir Karanlık Oyuncu olması konusunda vicdan azabı çekiyordu. Büyü Kıtasında oynadığı vakitlerde bile daima tek başına hareket ederdi, dolayısıyla bir lonca tarafından kapana kıstırılmak onun için bir yüktü.

 

Herman kahkaha atarak göz kırptı.

 

“Bahsedemeyeceğin şartlar var gibi görünüyor. Ama yalnızca bir loncaya dahil olman herkesin hayat hikayeni öğrenmek isteyeceği anlamına gelmez.”

 

“...”

 

“Başkalarının bilmesini istemediğin şeylerden bahsetmek zorunda değilsin, rahat etsene. Ve loncayı beğenmezsen de çıkarsın olur biter, haksız mıyım?”

 

“Evet öyle olabilir ama...”

 

“Benim yaşıma geldiğinde en büyük pişmanlığın gençliğinde farklı şeyler denememiş olman olacak. Bunun yerine deneyip de pişman olamaz mısın? Genç yaşta bu kadar endişelenmek sağlığa zararlı.”

 

Weed böylece kararını verdi.

 

‘İçerisinde rahatlıkla hareket edebileceğim bir lonca varsa katılmayı denemekten zarar gelmez sanırım.’

 

Pek çok açıdan tuhaf bir tip olsa da lonca konseptinden kaçınmak için bir sebep göremiyordu.

 

Kıdemli Geomchiler bile o güne dek bir lonca kurup beraber hareket etmemişlerdi ama Rosenheim Krallığında buna zorlanacağı derecede ünlenme yolundaydılar.

 

‘Gerçi Eğitmenin loncasına katılmama gerek olmamalı.’

 

Weed Kıdemli Geomchiler ile yakın bir ilişki içerisindeydi ve her gün yüzlerini görüyordu. Ayrıca onları arkadaş olarak kaydettiği için onlarla sıklıkla sohbet de ediyordu. Dolayısıyla Geomchilerin kurduğu bir loncaya katılmasına gerek yoktu.

 

Herman, Weed’in kararsızlığını sezmişçesine konuştu:

 

“Yaban Gezginlerinin namını işitmiş olabilir misin?”

 

“Hiç duymadım.”

 

“Benim bulunduğum lonca o işte. Sık sık hiç konuşmadan avlanıyoruz, yalnızca maceralara katılanlar da oluyor… Bildiğini okuyan insanlardan oluşan bir lonca.”

 

“Kaç kişisiniz?”

 

“Yirmi beş kadar galiba? Aktivite oranı yüksek tarafta. Yaş grubuna gelince... Benim gibi yaşlılar var, çoğunluksa 20, 30 ve 40larında. Hiçbir Krallığa bağlı değiliz ve bir kabul törenimiz de yok, yani aramıza katılmak kolay. Bize katılmaya ne dersin?”

 

“Peki ya rahatsız olmaya başlarsam?”

 

“O durumda ayrılmakta özgürsün.”

 

Weed Herman’ın teklifini kabul edilebilir bulmuştu.

 

‘Bu konuda veya bir Oymacı olduğum için beni rahatsız etmeyecekler.’

 

Loncaların çoğu, bir Oymacı olduğunu bilerek Weed’i kendi saflarına katmaya çalışıyordu.

 

Loncaları için bir Oymacı.

 

Onu loncalarına davet etmekteki amaçları buydu. Fakat Herman’ın loncasında böyle bir şey söz konusu değilmiş gibi görünüyordu.

 

“Tamamdır. Nasıl katılıyorum?”

 

“Seni davet edebilirim. Bir yılı aşkın süredir loncanın bir parçası olan tüm üyelere tanınan bir ayrıcalık.”

 

***Ding!***

 

*****

 

- Herman sizi Yaban Gezginleri Loncasına davet etti.

 

Yaban Gezginleri Loncası hakkında bilgiler:

 

Üye Sayısı: 25

 

Lonca Lideri : *Vacant   (Pozisyon boş anlamında da olabilir, liderin kullanıcı adı da olabilir, emin olamadım.)

 

Uyum : İyi

 

Düşman Loncalar : Yok

 

Düşman Krallık : Yok

 

Loncayla ilgili detaylı bilgilerin görülebilmesi için belli bir süre boyunca üye kalmak gereklidir.

 

Bu daveti kabul ediyor musunuz?

*****


Savaşta olan veya diğer loncalardan düşman edinen loncalara katılmak oyuncuları tedirgin edebilirdi fakat tarafsız bir loncaya katılırken kaybedecek bir şeyiniz olmazdı.

 

“Kabul ediyorum.”

 

***Ding!***

 

- Yaban Gezginleri Loncasına katıldınız.

 

O sırada Weed’in mesaj penceresinde yeni bir lonca belirdi.

 

- Sabrina: Loncaya hoş geldin, yeni üye!

 

- Pin: Hoş geldin.

 

- Edwin: Tanıştığımıza memnun oldum.

 

Yeni üyelerini selamlayan bir lonca!

 

Lonca üye listesinde Weed’le birlikte 26 üyenin 24ü mevcuttu.

 

Ancak yalnızca 3 kişi tarafından selamlanmasına bakılınca faaliyet oranının ekstrem seviyede olduğu söylenebilirdi.

 

- Weed: Merhaba, ben Weed. Tüm lonca üyeleriyle tanıştığıma memnun oldum.

 

- Herman: Diğerleri avlanmakla veya görevlerle meşgul herhalde. Bizim loncamızda lonca mesajlarını tamamen kapatan çok kişi oluyor. Yani bir ihtiyacın olursa onları şahsen arkadaş olarak kaydetmen ve o şekilde konuşman gerekecek.

 

- Weed: Anlıyorum.

 

- Pin: Ama Herman dede, Hünerli Eller-nim’in katılacağını söylememiş miydin?

 

- Herman: Ne diyorsun sen? Şimdi katılan kişi Hünerli Eller işte.

 

- Pin: Yok canım. Katılan kişi Weed. Kontrol et lütfen, dede.

 

- Herman: Yanılıyor olmam mümkün değil. Hünerli Elleri bizzat elimi ona doğru kaldırarak davet ettim..... Ha, bu nasıl oldu ki? Pin’in de söylediği gibi katılan kişi gerçekten Weed’miş.

 

Weed, aralarına katılır katılmaz seviyesini ve mesleğini gizlemişti.

 

Şimdilik loncayla fazla haşır neşir olmak istemiyordu. Tanımadığı üyeleri olan bir loncaya kendisini ifşa etmek konusunda tereddütlüydü.

 

Fakat ismi olduğu gibi görünüyordu.

 

- Weed: Hünerli Eller benim.

 

- Herman: Sen gerçekten o Cüce Oymacı Hünerli Eller misin?

 

-Weed: Evet. Ama ben bir Cüce değilim.

 

- Herman: Bir Cüce değil misin?

 

- Weed: Şartlar gereği şu an için bir Cüce gibi davranıyorum.

 

- Pin: Hünerli Eller, seni gördüğüme sevindim. Ama bir Cüce değilim derken ne kastediyorsun? Sen mükemmel, kısacık bir Cücesin... Aay! Cüceler kısa dediğim için gerçekten üzgünüm. Ama sen Herman dedeyle aynı ırktan değil misin sahiden?

 

- Weed: Değilim.

 

- Pin: Öyleyse gerçek ırkın ne?

 

- Weed: İnsan.

 

Weed’in yanında boş boş dikilen Herman bir anda bir şeyin farkına vardı.

 

Weed’in yaptığı inanılmaz heykeller, Oymacı görevi manzaraları ve Işığın Kanatlarını yaptığı vakit.

 

İşte tüm bunları gözden geçiren Herman’ın zihninde bir düşünce belirdi.

 

- Herman: Bir İnsan ve bunun yanı sıra Oymacı olan bir Weed.... Yok artık, sen Morata Lordu musun?

 

- Weed: Evet, benim.

 

#İlk kısımdaki Huni bizim diriliş rahibi abimiz herhalde, adını unuttum bak şimdi. Bunu daha önceden biliyor muyduk yeni mi öğrendik hatırlayamıyorum, her halükarda ben biliyorsam da unutmuşum :D Peki ikinci kısıma ne demeli? Güzeller güzeli sessiz tanrıçamız bizimkini arkadaş bellemiş de şeflerden ders alarak bizimkine her gün gizli gizli yemek kutuları bırakıyormuş… Ah pinti Weed ah, ne şanslısın da haberin yok! Son kısımdaysa bizimki nihayet bir loncaya dahil oldu, hem de son zamanlarda isimlerini çok duyduğumuz tiplerin loncasına. Bakalım lonca macerası kısa mı sürecek uzun mu ve oradakilere güvenip her şeyi ifşa ettiği bir gün gelecek mi… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 23119 Üye Sayısı
  • 828 Seri Sayısı
  • 41793 Bölüm Sayısı


creator
manga tr