Bölüm 666: Gizemli Araba

avatar
2032 4

Emperor’s Domination - Bölüm 666: Gizemli Araba


 

Bölüm 666: Gizemli Araba

 

Bu madamın merağını yükseltti. "İlahi Muhafız’ımız neden bir şeytan olmayı seçmedi?"

 

Çiçekler, kuşlar ve hayvanlar bir fırsat olduğu sürece anında şeytana dönüşürdü ve zeka elde etmek onların nihai arzularıydı.

 

"Neden bir şeytana dönüşmeli?” Li Qiye sırıtarak konuştu: "Bilgelik her zaman iyi şey değildir. İnsan veya şeytan olman fark etmeksizin çok fazla sıkıntı ve üzüntü var ve birinin gücü yükseldikçe sorumluluğu da yükselir. Ölümsüz İmparatorlar bile zayıflık ve yorgunluk anlarına sahiptir." O anda nazikçe iç çekmeden edemedi.

 

Madam ifadesini fark etti ve bir an için sarsıldı. Onun ifadesine bakınca zaman tarafından yıpranmış gibi görünüyordu ve bu ifadeye bakarken kalbinde açıklanamayan bir acı hissetti. Nazikçe uzandı ve ona en içten bakışı ile bakarken elini tuttu.

 

En sonunda Li Qiye gülümsedi ve nazikçe çekici çenesini yükseltti. Su kadar nazik gözleri ile madam sessizce ona baktı.

 

En sonunda gülümsedi ve hafifçe elini geri çekti. "Bambu ağacı olmanın nesi kötü? Her şeye tepeden bakarken dokuz göğü omuzluyor. Yüz binlerce yıl parmağını çırpmasıyla geçiyor."

 

Madam Zi Yan şaşırdı. O ilk başta bir Menekşe Bambusu olduğundan bunu duyduktan sonra anlaşılmaz bir duygu hissetmeden edemedi. Bambuyken ülkede yetiştirilmişti. Biraz duygusallık kazandıktan sonra şeytan olmayı arzulamaya başlamıştı.

 

Koşullar da Dev Bambu Ülkesi’nin gelişimi nedeniyle oldukça iyiydi. Zeka kazandıktan sonra gelişime sıkıca devam etti ve daoya ulaşacağını günü bekledi. Yüksek gökler onu hayal kırıklığına uğratmadı ve en sonunda yirmi otuz yılın ardından bir şeytan olmayı başardı.

 

Ama şu an Li Qiye'nin bu sözlerini duyduktan sonra hala bir Menekşe Bambusu olduğu günleri hatırlamadan edemedi. İstemsizce düşünceleri içinde kayboldu.

 

Bir süre sonra kendine geldi ve çarpıkça gülümsemeden edemedi. Kafasını salladı ve bu mesele hakkında düşünmek istemedi.

 

"Gittikten sonra Şeytan Hükümdarlar sizin emriniz altında olacak." Madam Zi Yan konuştu: "Alp Ağaç Atası’nın doğum günü için tüm Taş Tıp Dünyası kutlamaya geleceğinden korkarım ki bu bir süre sürecektir."

 

“Hayır!” Li Qiye kafasını nazikçe salladı ve konuştu: "Bana ülke meselelerini devretmene gerek yok, hükümdarlara bırakabilirsin. Ben de gitmeyi düşünüyorum."

 

Dev Bambu Ülkesi’nde uzun süre harcamıştı ve Shi Hao sonunda yerleşmişti. Eğer simya konferansı olmasaydı çoktan gitmiş olurdu.

 

"Genç Asil, gitmek mi istiyorsunuz?" Madam bu isteği duyduktan sonra korktu.

 

Li Qiye gülmeden edemedi ve konuştu: "Bu kadar paniklemene gerek yok. Konferansa katılacağıma zaten söz verdim, bu nedenle doğal olarak gideceğim. Gitmem gereken yerler ve yapmam gereken şeyler var. Doğum gününe gidebilirsin. İşlerim bittikten sonra ben de Alp Dağı’na bir ziyarette bulunacağım."

 

Madam Li Qiye'yi duyduktan sonra iç çekti. Li Qiye'nin gidişi konusunda oldukça isteksiz olsa da onun gitmesini engelleyemeyeceğini de biliyordu.

 

"Durum böyleyse tekrar buluştuktan sonra doğrudan Simya Krallığı’na gidebiliriz. Doğum günü partisinin ardından konferansa gitmek için oldukça zamanımız olmalı." Madam Zi Yan ona kararını söyledi.

 

"Tam olarak öyle olmayabilir, belki Simya Krallığı’na girdikten sonra oldukça meşgul oluruz." Bunu dedikten sonra Li Qiye gözlerini daraltarak gülümsedi

 

Madam Li Qiye hakkında biraz bilgi sahibiydi. Li Qiye'nin gözlerini daralttığını gördükten sonra kalbi sıçramadan edemedi.

 

"Genç Asil, yoksa..." Madam gerçekten gerginleşti. Kısacası onun ifadesini gördükten sonra büyük bir şey olacağını hissetti.

 

Li Qiye onun endişesini fark etti. Bir bakış ile konuştu: "Merak etme, görgü anlayışım var."

 

Madam fısıldamadan önce bir anlığına duraksadı: "Genç Asil, her ne kadar Simya Krallığı’nın imparatorluk ailesi nadiren kendilerini gösterse de güçleri akıl almaz seviyede..."

 

Li Qiye'nin Simya Krallığı’na olan yolculuğunun kanlı olacağını hissettiğinden onun için endişelenmeden edemedi. Sonuçta Simya Krallığı gibi bir deve karşılardı.

 

“Biliyorum.” Li Qiye gülümsedi ve konuştu: "Simya Krallığı’na konferans için gidiyorum, birilerini öldürmek için değil. Tabii ki eğer bana bulaşmazlarsa onlara bulaşmam."

 

Madam Zi Yan usulca iç çekti. Diğer kişilerin bir çift göze daha sahip olması için sadece dua edebilirdi. Aksi halde birileri sefil şekilde ölebilirdi.

 

Sonunda Dev Bambu Ülkesi’ni ilk terk eden Li Qiye'ydi. Madam Zi Yan doğum gününe gitmeden önce oldukça yapacak işi olduğundan Li Qiye gibi istediği zaman gidemiyordu.

 

Li Qiye başkentten ayrıldı ve nereye gideceğine karar verdikten sonra gökyüzüne yükseldi. Ancak acele etmediği için sık sık duruyordu.

 

Bazen nehirleri geçiyor bazen de yalnız bir tepede duruyordu. Bazen mola vermek için küçük bir köyde duruyordu... Hedefine doğru giderken birkaç yeri geçiyordu ve geçmişi hatırlamadan edemiyordu.

 

Başlangıçta hiçbir sorun yoktu. Ancak birkaç gün sonra Li Qiye hemen arkasında bir arabanın olduğunu fark etti.

 

Bu araba ile ilgili özel bir şey yoktu. Bir bakışta çok yaygın gibi gözüküyordu ve perdeleri kapalı olduğundan içinde kimin olduğu görülmüyordu. Sürücü çok yaşlı bir kadındı. Gri saçlıydı ve yüzü kırışıklıklar ile doluydu. Yaşlı kadının ortalama bir görüntüsü vardı. Ancak düzenli giysilerinden efendisinin isimsiz olmadığı açıktı.

 

Arabada otururken kırbacı nazikçe atın sırtına vuruyordu. Kafası sanki uykuluymuş gibi gevşekçe yana yatıktı.

 

Bu araç Li Qiye'yi son iki gündür takip etmekle kalmamıştı, bazen onun peşinde olmuyordu ancak bir süre sonra Li Qiye'nin arkasında ortaya çıkıyordu.

 

Eğer birkaç gün olsaydı belki de aynı güzargaha gittiği düşünülebilirdi. Ancak iki günün ardından onun arkasında çıkmaya devam ediyordu.

 

Her ne kadar Li Qiye her zaman kuyudaki su kadar sakin olsa da ve arkasındaki arabaya bakmayı umursamasa da sürekli durmasına rağmen hareket ettiğinde hızı aşırı yüksekti, hatta birçok uçan hazineden yüksekti.

 

Yavaş veya hızlı gitmesi önemli değildi, bu araç her zaman onu takip ediyordu. Bu sıradan bir araç için imkansızdı.

 

Tabii ki Li Qiye'nin cesareti becerisinden kaynaklanıyordu, bu nedenle araç onu bilerek takip etse bile korkmuyordu. Ayrıca bu at arabası da umrunda değildi.

 

Ama altıncı günün ardından bu araba Li Qiye'nin önünde ortaya çıkmaya başlamıştı. Artık onu takip etmekle kalmayıp daha da ileri gidiyordu.

 

İşin garibi Li Qiye'nin nereye gitmek istediğini de biliyor gibiydi. Yolculuk boyunca Li Qiye mola vermeye devam ediyordu ve nereye giderse gitsin bu araba sürekli onun önünde ortaya çıkıyordu.

 

Arkasında veya önünde fark etmeksizin Li Qiye onu görmezden gelmeye devam ediyordu. Aynı şey arabanın sahibi için de geçerliydi. Yakın temasa rağmen arabanın sahibi Li Qiye'yi umursamayıp ikisi arasında bir mesafe tutuyordu.

 

Bu durum Li Qiye Göksel Tepe Dağı’na girene kadar devam etti. Araç ardından kayboldu ve bir daha ortaya çıkmadı.

 

Dağ sırasına girdiğinde soğuk bir hava yüzüne çarptı. Burası birçok yükselen sıradağın bulunduğu ıssız bir bölgeydi ve çevresi yaşlı sarmaşıkların bulunduğu uzun ağaçlar ile çevriliydi. Orada birçok kurt sürüsü vardı ve gökyüzünde birçok kartal uçuyordu. Bir göz attıktan sonra hiç insan olmadığı fark ediliyordu.

 

Li Qiye bu dağ sırasına girdikten sonra duygulu şekilde konuştu. "Göksel Tepe…”

 

Her ne kadar Göksel Tepe Taş Tıp Dünyası’ndaki sekiz Büyük Damardan biri olmasa da oldukça büyüktü ve 100.000 mile yakın bir bölgede yayılmıştı.

 

Devasa boyutuna rağmen çok az tarikat orada bulunuyordu. Orada olan tarikatlar bile dağ sırasının dışında bulunuyordu. Ancak çok çok uzun zaman önce bu yerde aşırı büyük bir miras vardı. Üstelik o insanlar tarafından kurulmuştu.

 

Bu nedenle Taş Tıp Dünyası’nda burasının insanların toplandığı bölge olduğu hakkında bir efsane oluşmuştu.

 

Li Qiye yükselen tepeler ve canlı ağaçların olduğu Göksel Tepe’nin içinde biraz duygusallaştı. Bu güzel ve görkemli bölgenin antik bir savaş alanı olarak kullanıldığını kim bilebilirdi? Epik bir savaş burada yapılmıştı ve kanlar nehirler gibi akarken cesetlerden dağlar oluşmuştu.

 

Çok sayıda uğursuz şeyin burada olduğu söylenebilirdi ve en sonunda insan ırkının yenilmez bir Tanrı Kralı buraya gelip mirasını kurmuştu. Çok uzun bir değişim döneminin ardından bu yer sonunda görkemli hale gelmişti ve bu modern zamanlarda bile görülebiliyordu.

 

Gelecek nesiller o yenilmez olan Tanrı Kral’ın Kara Karga’nın altındaki cesur bir general olduğunu ve bu dünyayı süpürdüğünü bilmiyordu

 

Antik Ming'e karşı burada bir savaş geçrekleştiğini de bilmiyorlardı. Bu savaşta Antik Ming'in o çağdaki en güçlü bölümü tek seferde Taş Tıp Dünyası’ndan silinmişti.

 

Bu galibiyet nedeniyle herkesin bugün bildiği Taş Tıp Dünyası’nın şu an burada olduğunu bilmiyorlardı. Bu galibiyet olmasaydı şu anki Taş Tıp Dünyası’nın efendileri golem veya şeytan olmayacaktı. Onlar Antik Ming olacaktı!

 

Bu büyük savaşın ardından birçok korkunç şey bu yerde gerçekleşmişti. Ardından Li Qiye bu Tanrı Kral'a bu yeri korumasını ve bir miras kurmasını emretmişti. En sonunda Tanrı Kral’ın çabaları bu yeri on binlerce yılın ardından değiştirmiş ve bu savaş alanı yavaş yavaş sakinleşerek bugünkü Göksel Tepe’ye dönüştürmüştü.

 

Ancak Tanrı Kral’ın mirası uzun süre önce yok olmuştu. En sonunda bu yerde kaybolmuş ve eski parlaklığı da duman olmuştu.

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21864 Üye Sayısı
  • 835 Seri Sayısı
  • 40659 Bölüm Sayısı


creator
manga tr