"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Emperor’s Domination - Bölüm 257: Sikong Toutian


 

Bölüm 257: Sikong Toutian

 

Li Qiye hırsıza bir bakış attıktan sonra küçümseyici bir tonda konuştu: “Kökenini senden daha iyi biliyorum!”

 

Nasıl bilmesin ki? Issız Çağ döneminde yeterince güçlü olmamışken bu sanatı oluşturan kendisiydi. Kara Karga olarak bu sanat ile birbiri ardına kovalamacalardan kurtulmuştu! Gücünün gerçek zirvesine ulaştığında, bu tekniği çok nadir kullanır olmuştu ve böylece yakınlarındaki bir küçüğüne verivermişti.

 

Bu sanat, sayısız kez zor durumlardan kaçmak için bizzat kendisi tarafından hazırlanmıştı. Bu dünyada bu tekniği kendisinden daha iyi anlayan çıkabilir miydi? Bu sanatın avantajları da dezavantajları da zihninde apaçık belliydi! Kendisinin önünde bunu kullanan küçük hırsız sadece uzmanının önünde ufak beceriler sergiliyordu – resmen kendi belasını arıyordu.

 

Ama tabii ki bu küçük hırsız en uçuk rüyalarında bile karşısındaki kişinin, kullandığı tekniğin yaratıcısı olduğunu düşünemezdi. Böyle düşünebilseydi zaten bu taktiği kullanmazdı.

 

“Gerçek bedenini göster; benim önümde oyunlar oynama.” Li Qiye’nin talebi oldukça açıktı.

 

Küçük hırsız hiçbir şey söylemeden Li Qiye’ye bakıyordu. Gerçek bedenini yabancılara kolay kolay göstermezdi. Birçok düşmanı vardı ve insanlar gerçek formunu öğrenirse herkes tarafından aranacağı için, bu durum hiç hoş olmazdı.

 

Li Qiye karşısındakinin tereddüt ettiğini görünce sakince ekledi: “Gerçek formunu ortaya çıkaracak mısın yoksa bizzat zorlayayım mı? İnan bana bizzat eyleme geçersem, bir daha asla ayağa kalkamayacağın için kim olduğunun hiçbir önemi kalmaz!”

 

Li Qiye’nin sakin ve acelesiz sesinde tehdit eder gibi bir ton yoktu ama bu sözleri duyduktan sonra küçük hırsızın ve Chi kardeşlerin tüyleri diken diken olmuştu. Li Qiye’nin sözlerinde hiçbir kuşku olmadığına emindiler.

 

Küçük hırsız derin bir nefes aldı ve bedeni nihayet bir kez parladı. Aniden tamamen başka birine dönüşmüştü – bu gerçek bedeniydi! Kendini kolay kolay yabancıların önünde açığa çıkarmazdı ama karşısındaki genç adamın hayal ettiğinden çok daha tehlikeli olduğunu sezmişti. Genç adamın söylediği gibi, eğer gerçek bedenini açığa çıkarmazsa başı büyük belada olacaktı!

 

Gerçek bedeni ışıldadığında, abla ve kardeş şok olmuştu. Bu küçük hırsızın gerçek bedenini sefil ve düşük görünümlü bir dolandırıcı olarak hayal etmişlerdi. Ancak gerçekte karşılarındaki kişi yakışıklı ve oldukça iyi görünümlü biriydi. Böyle birini dolandırıcı olarak düşünmek zordu.

 

Küçük hırsız gerçek bedeniyle Li Qiye’nin önünde eğildi ve konuştu: “Kardeş gerçekten fenasın. Dokuz Dokuz Seksen-Bir Dönüşümüm daha önce hiç başarısız olmamıştı; saniyesinde başka birine dönüşebiliyorum. Esasen birinin bunu fark etmesi imkansız ama sen tek bakışta ayırt edebiliyordun. Hala bile kafam karışık.”

 

“Çünkü sen basitçe bir uzmanın karşısında beceri kırıntısı gösteriyorsun!” Li Qiye gözlerini kısmış hırsıza doğru bakarken konuşmuştu: “Dokuz Dokuz Seksen-Bir Dönüşümü nasıl aldığın umrumda değil, ama bugünden itibaren iki şeyi hatırlayacaksın. Benim önümde dururken akıllı ol. Eğer ejderha isen kuyruğunu kıstır ve terbiyeni takın; eğer kaplansan başın önünde uzan! Benimle oyunlar oynama! İkincisi ise, ne yaptığın umrumda değil, iyi işler için mi kullanıyorsun yoksa sıkıntılı şeyler peşinde misin bilmem. Dolandırıcılığını sorgulamayacağım. Ancak bir kırmızı çizgin olsun ve asla onu geçme…”

 

“…eğer bu iki şeyi yapamazsan, bugünden sonra asla Dokuz Dokuz Seksen-Bir Dönüşümü kullanma! Bu sanatı kullanmak istiyorsan bu iki kuralıma uyman gerek; aksi takdirde bizzat gelir kemiklerini bir bir çıkarırım, anladın mı?!”

 

Li Qiye bunları düz bir ses tonuyla dile getirmişti ama kendisi değişmişti. Sanki Dokuz Dünyanın üzerinde bir tahta oturmuş ve tüm evreni avucunun içinde kavramış biri gibi dünyadakileri küçük görüyordu! Bu anda tanrılar ve şeytanlar bile Li Qiye’nin aurasına huşu ile bakardı.

 

Sadece küçük hırsız değil, Chi Xiaodao ve Chi Xiaodie de kalpleri ürpertici bir his ile titrerken Li Qiye’nin azametinden korkmuştu! İçgüdüsel, ilkel korku ruhlarının derinliklerinden ortaya çıkmıştı. Şu anda hepsi Li Qiye’nin dediğini yapabileceğine inanmıştı ve hatta Li Qiye’nin küçük hırsızın kemiklerini birer birer çıkardığını hayal etmişti. Vücutlarındaki tüm tüyler dikilmişti.

 

Özellikle de küçük hırsız. Geçmişi müthişti ve Chi kardeşlerden daha fazla rüzgar ve dalgayla karşılaşmıştı, ikiliden daha tecrübeliydi. Ama daha olgun olsa da kalbindeki korku bastırılamaz bir haldeydi. Kendisinden daha genç olan ama sırrına erişilmez biri ile karşılaştığını hissetmişti ve bu kişinin dehşeti her yanı kaplamıştı! Fark etmişti ki, eğer bu genç adamı kışkırtırsa, cesedinin bir mezarı bile olmazdı. Bu noktada kendi cesaretinden bile şüphe eder olmuştu!

 

Sersem haldeki Chi Xiaodie’nin de kafası karışmıştı. Li Qiye’nin aurası kardeşini tıbbi malzemeler için dolandıracak biri gibi değildi. Böylesi bir auraya sahipken belki de gerçekten söylediği gibi Aslan Kükreyişi Kapısı’nın hazineleri umrunda değildi!

 

Üçü de şok olmuştu. Dokuz Dokuz Seksen-Bir Dönüşüm küçük hırsızı başka birine çevirebiliyordu ve başkaları kendisini tanıyamıyordu ama Li Qiye’nin ilahi ve yüce aurası dokuz göğün üzerindeydi, taklik edilebilecek ya da kopyalanacak bir şey değildi. Küçük hırsız dönüşüm sanatı ile bile böyle bir şeye dönüşemezdi!

 

“Kardeşin sözlerini aklıma kazıdım!” Küçük hırsız dikkatliydi, küstahlık yapmaya cesaret edememişti. Li Qiye’nin önünde eğiliyordu. Ona göre karşısındaki genç adam ile dalaşmak, cenaze töreni olmadan öteki dünyaya postalanmak gibiydi!

 

Li Qiye hırsıza baktı ve sordu: “Adın ne?” Bunu sorarken az önceki dokuz göğe hükmedebilecek olan aurası tamamen kaybolmuştu ve Li Qiye sıradan genç haline bürünmüştü.

 

“İnsanlara bana Sikong Toutian der!”

[Ç.N: Toutian = gökleri çalmak]

K.N: İsimler efsane :D

 

Li Qiye’nin aurası kaybolunca küçük hırsız nihayet rahat bir nefes almıştı. Li Qiye’nin az önceki baskısı çok korkutucuydu. Tekrar o aura ile karşılaşmaktansa güçlü yaşlı ölümsüzlerin karşısına çıkmayı tercih ederdi. Gerçekten fenaydı; akşama kabuslarında ne göreceği artık belliydi!

 

“Sikong Toutian” ismini duyunca Chi Xiaodie hırsıza pis pis bakarak lafa girdi: “Sen Doğu Yüz Şehri’ndeki herkesin yakalayıp eşek sudan gelinceye kadar dövmek istediği Sikong Toutian’sın! Birçok insan seni hain tüccar, mezar soyguncusu, ahlaksız pis hırsız olarak biliyor…”

 

“Bayan, böylesi söylentiler inanılır değildir ve bunlara güvenmemek gerek!” Sikong Toutian, Chi Xiaodie tüm bu lakapları sıralayınca biraz utanmıştı ve karşı çıktı: “Ben sadece bir sokak satıcısıyım, bazen başka insanlar tarafından atılmış birkaç şeyi tesadüfen alıyor olabilirim. Hain bir tüccar değilim, hırsız hiç değilim.”

 

“Senin ağzına sıçarım! O zaman benim malzemeleri dolandırman ne oluyor yavşak?! Hala hırsız olmadığını iddia edecek kadar yürekliymişsin, ama apaçık şekilde benden tıbbi malzemeleri çaldın! Pislik herif, gerçekten başıma bela açtın ama bugün kaçmana izin vermeyeceğim!” Chi Xiaodao öne atılmıştı ve sövdüğü Sikong Toutian’ın yüzüne parmağını doğrultmuştu.

 

Sikong Toutian, kendisine sövülünce oldukça utanmıştı. Sinsice gülümsedi ve konuştu: “Kardeş Chi, ah, ah, ah, gerçekten seni kandırmak istemedim. Ah bilsen, gerçek şöyle; o sırada gerçekten sorununu çözmek istedim. Başladığım zaman düşündüm ki Fiziğin ve kan enerjin çok güçlü ve kontrol edilmesi zordu, bu yüzden kan enerjini sakinleştirmeyi düşündüm…”

 

“…ama gerçekten tedavine başladığımda, meselenin bu olmadığını anladım. O noktada anladım ki senin sorunun basit bir Fizik ve kan enerjisi baskısı değilmiş, son derece nadir bir durum olan aslanın kaplumbağayı ısırdığı durummuş. Ah, ah, ah bir bilsen, tüm kalbimle seni tedavi etmek istedim ama güçsüzdüm. Senin durumunun çözümü Kader değişimi, ama bu çok zor; bunu biliyor olmalısın. Bu konu gökyüzünü kat etmekten daha zor ve çok yüce ve duruma uygun bir tarif gerektirir. Yüce simya daosuna ihtiyacın olacağından bahsetmiyorum bile…” Sikong Toutian utanmış şekilde kendini savunmuştu.

 

Sikong Toutian’ın söyledikleri iki kardeşi oldukça şaşırtmıştı, özellikle de Chi Xiaodie’yi. Toutian’ın söyledikleri tam olarak Li Qiye’nin söyledikleriyle aynıydı!

 

“Ama bu malzemeleri dolandırman için bir bahane değil!” O sırada Chi Xiaodao’nun öfkesi biraz dinmişti ama gene de üzgündü.

 

Bir başka zoraki gülümsemeyle Sikong Toutian cevapladı: “Kardeş Chi, o sırada gerçekten malzemeleri çalmak istemedim. Durumunu düzeltmek için düşünürken biraz kazanç elde etmeyi düşünmüştüm. İyi ya da kötü biraz malzeme almalıydım değil mi? Ama tedaviye başladığımda sorunu çözmemin imkansız olduğunu düşündüm. Ah-hh işin aslı, Kardeş Chi, o zaman ben, palavralar atıyordum ve sana bakacak yüz bulamadığım için kaçtım. Gerçekten malzemeler için seni dolandırmak istemiyordum!”

 

“Beni kandırma niyetinin olup olmadığını umursamıyorum, tüm malzemelerimi bana geri ver!” Chi Xiaodao oldukça kızmış şekilde konuşmuştu.

 

Yakalandıktan sonra, Sikong Toutian duruma razı olmak dışında başka bir şey yapamazdı ve gülümseyerek konuştu: “Pekala, tüm malzemelerini toplayana kadar bekle. Hepsini senin için Aslan Kükreyişi Kapısı’na getireceğim!”

 

“Senin saçmalığını yutmam ben!” Chi Xiaodie de homurdanarak araya girdi: “Onları şimdi küçük kardeşime versen iyi olur!”

 

“Bu, bu biraz zor, şu anda yanımda o kadar tıbbi malzeme yok!” Sikong Toutian  konuşurken garipçe gülümsüyordu.

 

Li Qiye konuşmayı kesti ve Sikong Toutian’a bakarak sordu: “Mezarları nasıl soyacağını biliyor musun?”

 

“Kardeş benimle dalga geçiyorsun. Bu yeteneksiz halimle nasıl mezar sormaya cesaret ederim ben. Ben sadece mezarlıklarda diğer insanlar tarafından bırakılmış, artık işlerine yaramayan şeyleri alıyorum.” Sikong Toutian hemen reddetmişti. Li Qiye’den hala korkuyordu.

 

Li Qiye umursamazca devam etti: “Mezar soygunculuğunu bildiğine göre Çürümüş Yer altı Fasulyesi’nin Doğu Nesli Şehri’nde nerelerde satılacağını biliyor olmalısın.”

 

“Çürümüş Yer altı Fasulyesi mi?” Li Qiye’nin sorusunu duyunca Sikong Toutian bir anlığına düşünmek için duraksamıştı: “O eşyanın ortaya çıkışı nadir olur. Duyduğuma göre bir Çürümüş Yer altı Fasulyesi yüzeye çıkmış ama hemen Ebedi Nehir Okulu tarafından satın alınmış. Bu oyuncak çok kullanışlı ve dayanıklı olduğundan çok zor bulunur.”

 

“Başka bir yer biliyor musun?” Li Qiye bir kez daha dik dik bakarak sordu.

 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 991

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 800

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 781

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 633

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 597

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 597

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15230 Üye Sayısı
    • 719 Seri Sayısı
    • 33341 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr