Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Coiling Dragon - Cilt 9 Bölüm 29: On Yıl Sonraki Buluşma


 

Kitap 9 (Ünü Dünyayı Sarsıyor)  Bölüm 29  –  On Yıl Sonraki Buluşma

 

Çeviri: Gin Düzenleme: Dr.Hiluluk

 

“Linley ve Haydson mu?” Üstat Longhaus’da şaşırmıştı.

 

Marki Jeff arka arkaya kafasını salladı. “Doğru. İki gece önce, Efendi Oliver, Efendi Haydson tarafından öyle ağır yaralandı ki, şu an hala komada. Hemen ardından Efendi Haydson, Üstat Linley’e meydan okudu.”

 

Marki Jeff ve Scott’ın sözleri Haydson’un fazla ileri gittiğini anlatan bir kızgınlık içeriyordu.

 

“Bu Haydson en güçlü Aziz olmakla ünlü. Oliver’ı komaya sokacak kadar ağır yaralaması ününü hak ettiğini gösteriyor. Linley ne kadar büyük bir dahi olursa olsun daha ancak yirmi yedi yaşında..” Üstat Longhaus’da durumdan rahatsız olmuştu.

 

Çırağı Delia’nın Linley’den hoşlandığını biliyordu. Doğal olarak o da Linley’in tarafındaydı.

 

“Oliver komaya girecek kadar ağır mı yaralandı.” Delia’nın gözleri kaynıyordu. “Işık stili büyüyle tedavi edildikten sonra nasıl hala komada olabilir?”

 

Yara ne kadar ciddi olursa olsun, ışık stili büyü onu kolaylıkla ve tamamen iyileştirebilirdi. Ayrıca dahası, ışık stilinden çok daha etkili bir büyü çeşidi daha vardı; Yaşam Büyüsü

 

Üç çeşit Yüksek Büyü vardı: Ölüm Büyüsü, Kehanet Büyüsü ve Yaşam Büyüsü.

 

Birisi ölmediği sürece, ruhu ağır yaralanmış bile olsa, Yaşam Büyüsü onu iyileştirebilirdi.

 

“Ruhuyla ilgili bir sorun var gibi gözüküyor.” Bir prens olarak Scott, oldukça şey biliyordu.

 

“Ruhu mu?” Üstat Longhaus kaşlarını çattı.”Haydson ruhsal kökenli bir saldırıya sahip olabilir mi?” Aslında Aziz Seviye Başbüyücüler ruhsal kökenli saldırılarda uzmandı.

 

Genel olarak, yasalar konusunda içgörü kazanmaya başladıktan sonra, yüksek ruhsal enerjileri hesaba katılırsa, ruhsal kökenli saldırılar kullanmaları hiç de zor değildi.

 

“Size göre, Linley’in Haydson’u yenebilme şansı var mı?” Delia aniden sordu.

 

“Tabi ki yok.” Scott açıkça cevap verdi. “Efendi Haydson yüzyıllardır ünlü ve hiç kimse henüz onu yenemedi! Üstat Linley bir süre önce Efendi Oliver’la dövüştü ve ikisi yaklaşık denk güçtelerdi. Efendi Haydson Oliver’ı böyle korkunç bir duruma sokabildiğine göre, büyük olasılıkla Linley’i ağır yaralar hatta öldürebilir bile.”

 

Delia ne kadar sakin ve kendine hakim birisi olsa da, Linley için endişelenmeye başlamıştı.

 

Ya Linley ölürse?

 

Delia böyle bir şeyi hayal etmeye bile cesaret edemedi.

 

“Haydson gerçekten de tüm gücüyle saldıracak kadar acımasız olur mu?” Delia’nın yüzü hala sakinliğini koruduğunu gösteriyordu.

 

“Bayan Delia, iki gün önce, Efendi Haydson , Efendi Oliver’la dövüşürken, Oliver’a karşı tüm gücüyle dövüştü. Nasıl olur da Üstat Linley’e karşı insaflı davranır?” Marki Jeff araya girdi.

 

Üstat Longhaus başını salladı. “Biz azizler dövüştüğümüzde, arada  büyük bir güç farkı yoksa kendimizi tutmaya cesaret edemeyiz. Eğer sen geri dururken rakibin tüm gücüyle saldırısa sonuç ölüm olabilir.”

 

Delia bir süre sessiz kaldı.

 

“Bayan Delia?” Scott ve Marki Jeff hafifçe ona seslendi.

 

“Bir şey yok. Haydi gidelim.” Delia’nın yüzü her zamanki gülümsemesine döndü. Ancak bu gülümseme biraz zorlamaydı.

 

Marki Jeff ve Scott başlarıyla onayladılar.

 

Kont Wharton’un Malikanesinde..

 

“Bayan Delia, daha önce de söylediğim gibi Üstat Linley’i göremeyebilirsiniz.” Marki Jeff gülümseyip, kapıdaki nöbetçiye döndü. “Gidip 8.Prens, Marki Jeff ve Yulan İmparatorluğunun Özel Elçisinin Kont Wharton’la görüşmeye geldiğini haber verin.”

 

“Peki. Lütfen burada bekleyin.”

 

Kapıdaki nöbetçilerden biri içeri koşup durumu bildirdi.

 

Delia ve diğerleri Linley’in şu anki durumunda onlarla görüşmesinin zor olacağını biliyordu. Şu an tek seçenekleri önce Wharton’la görüşüp, ondan Linley’le görüşmeyi istemeleriydi.

 

“Lütfen içeri buyurun.”

 

Delia, Üstat Longhaus, Marki Jeff ve Scott kontun malikanesine girdiler.

 

Ana salonda..

 

“Wharton.” Scott ana salona yürüyüp, dostane bir tavırla gülümsedi. “İzin ver seni tanıştırayım. Bu genç ve güzel leydi Yulan İmparatorunun Özel Elçisi, Bayan Dalia.”

 

Scott 8. Prensti. Nina ise 7. Prenses. Wharton doğal olarak Scott’la oldukça samimiydi.

 

“Yulan İmparatorunun Özel Elçisi mi? Neden benimle görüşmek istedi ki?” Wharton oldukça şaşırmış olsa da, yine de kibarca gülümsedi. “Bayan Delia, sizinle buluşmak benim için bir onur.”

 

“Kont Wharton.” Delia konuşurken gülümsedi. ”Bu benim Ustam, rüzgar stili Başbüyücü Aziz, Üstat Longhaus.”

 

Wharton irkilmişti. Arkasında duran Kahya Hiri’de aynı şekilde.

 

O’Brien İmparatorluğunda aziz seviye savaşçılara ara sıra da olsa rastlamak mümkündü ancak daha önce hiç aziz seviye bir başbüyücü görmemişlerdi. Ne de olsa O’Brien imparatorluğunda çok az sayıda başbüyücü mevcuttu.

 

“Wharton, İmparatorluk Özel Elçisi mi geldi?” Yüksek ve küstah bir ses yankılandı. Sesin sahibi Barker kardeşlerin beşincisi Gates’ti

 

Wharton, Barker ve kardeşleriyle birlikte eğitimin ortasındaydı. Wharton malikane hizmetkarlarının raporunu duyduğunda eğitimini durdurup misafirleri karşılamaya çıkmıştı. Merak eden Gates de peşinden gelmişti.

 

“Yuha... Ne kadar güzel bir kız.” Gates’in gözleri parladı.

 

“Gates, bu İmparatorluk Özel Elçisi Bayan Delia.. Bu da rüzgar stili aziz seviye baş büyücü Üstat Longhaus.” Gates’in diplomatik bir krize neden olmasından korkan Wharton hemen duruma el attı.

 

Gates’in dikkati hemen Üstat Longhaus’a döndü.

 

“Yuhaa! Aziz seviye bir başbüyücü!” Gates in gözleri bir öküz kadar kocaman açılmıştı.

 

Üstat Longhaus gizliden iç çekti. Yok artık. Bu adamlar nereden geliyordu? Wharton’un devasa fiziği çoktan Longhaus’u şaşırtmıştı, ancak Wharton en azından yakışıklı sayılırdı. Gates ise tamamen farklıydı. Göğsü o kadar kalındı ki, adam devasa bir ayı gibi görünüyordu.

 

“Efendimden uzak dur.” Derin bir ses yükseldi.

 

Üstat Longhaus’un arkasındaki kocaman ayı birden daha da büyümeye başladı. Normalde yalnızca iki metre boyundaydı, ancak şu anda üç metreye ulaşmıştı. Evren Ayısı başını eğip Gates’e baktı, gözlerinde bir sevinç ışıltısı vardı.

 

“Aziz seviye bir sihirli canavar?” Gates kafasını kaldırıp Evren Ayısına baktı.

 

Delia doğrudan konuya girdi. “Kont Wharton, ustam ve ben buraya Üstat Linley’i görmek için geldik.”

 

“Abimi görmek için..” Wharton kaşlarını çattı.

 

Bunlar sıradan insanlar değillerdi, hatta aralarında aziz seviye bir başbüyücü bile vardı. Ancak Wharton’a göre abisinin eğitimi daha önemliydi. Ne de olsa iki aydan biraz fazla zaman sonra büyük bir düello yapacaktı.

 

“Üzgünüm, ancak abim Haydsonla yapacağı düelloya odaklanmış durumda ve rahatsız edilemez.”  Wharton, Haydson’un adını kullandığında sesinde en ufak bir saygı tonu yoktu.

 

Bu sözleri duyan Delia, gerçekten de Linley’in düelloya hazırlanmasın daha önemli olduğunu düşündü. Bir an sessiz kaldıktan sonra. “O halde.. onu rahatsız etmeyeceğim.”

 

Yanındaki Longhaus gizlice iç çekip ardından yüksek sesle “Kont Wharton, çırağım Delia önceden Ernst Akademisinin bir öğrencisiydi ve abinizin hem sınıf arkadaşı hem de yakın bir dostudur. Yaklaşık on yıldır görüşmediler.”

 

“Ernst Akademisinin bir öğrencisi mi?” Wharton’un aklı çelinmişti.

 

Aslında Linley her gün normalde olduğu gibi yiyip dinleniyordu. Dalga Kalkanını geliştirdiği zamanki gibi aralıksız eğitim yapmıyordu. Bazı misafirleri karşılamak için ara vermesi büyük bir olay değildi.

 

Eğer gelenler Linley’in tanımadığı insanlar olsaydı Wharton onları reddederdi.

 

Ancak karşısındaki abisinin eski okul arkadaşıydı.

 

“O halde... benimle gelin.” Wharton başıyla onayladı.

 

Delia gergin biçimde yumruklarını sıktı. Sakinleşmek için derin bir nefes aldı. Yanındaki Üstat Longhaus gülerken omzuna hafifçe vurarak “Sakinleş.” dedi.

 

“Eski bir sınıf arkadaşı mı?” Scott ve Marki Jeff şaşkındı.

 

Ancak önlerinde yürüyen Delia onlara dikkat etmedi bile. Scott ve Jeff durumu kabullenip sessizce arkadan takip ettiler.

 

Bir süre yürüdükten sonra..

 

“Bayan Delia, abim önümüzdeki avuda eğitim yapıyor.” Wharton gülerken, Gates aceleyle “Gidip efendimizi haberdar edeyim.” Dedi.

 

Delia nefesinin hızlandığını hissediyordu.

 

On yıl!

 

O yıl Linley’in babası ölmüş ve Delia Linley’den ayrılmıştı. Göz açıp kapayıncaya kadar.. tam on yıl olmuştu. Delia bir anlığını gözlerini kapattı. Tekrar açtığında daha sakindi.

 

“Bebe, yolumdan çekil. Önemli bir şeyi bildirmem gerek.” Gates’in yüksek sesi avludan taşıyordu.

 

“Efendimiz, dışarıda Delia adında birisi var. Sizin eski sınıf arkadaşınız olduğunu söylüyor ve sizi görmek istiyor.”

 

“Delia?” Hafif şaşkınlık içeren sakin bir ses duyuldu. Ses çok yüksek değildi ancak Delia’ya göre tüm gökleri kaplayan bir gök gürültüsü gibi gelmişti.

 

Normalde ne kadar sakin olursa olsun, on yıldır düşündüğü insanla buluşmadan önce… kalbinin titremesine engel olamıyordu.

 

“Fffısss!” Tatlı bir rüzgar çevrelerindeki ağaçlardan yükselerek, Delia’nın uzun, altın rengi saçlarını nazikçe havalandırdı.

 

Delia, rüzgardan dolayı gözlerini kısmaktan kendini alamadı.

 

Tam o sırada milyonlarca kez hayalini kurduğu figür avlunun kapısında belirdi. Adam açık mavi bir cübbe gidiyordu ve önceden kısa olan saçları uzamıştı.

 

Delia dikkatle onu inceledi.

 

“Olduğundan biraz daha uzun ve çok daha olgun.” Rüyalarındaki adamı karşısında gören Delia bir süre konuşamadı.

 

“Delia. Gerçekten sensin.” Linley aniden neşeli, şaşkın bir sesle konuştu.

 

“Benim.” Delia sonunda konuşabilmişti.

 

Linley’in gözleri kara ve deniz kadar engindi. Çabucak Delia’nın yanındaki Üstat Longhaus’u ve aynı zamanda Evren Ayısı’nı fark etti. “Aziz seviye bir sihirli canavar. Evren Ayısı?”

 

“Linley bu benim ustam, rüzgar stili aziz seviye başbüyücü, Üstat Longhaus. Evren Ayısı onun sihirli canavar yoldaşı.” Delia sonunda üzerindeki uyuşukluğu atmıştı.

 

“İçeri gelin.” Linley gülümsedi.

 

Linley’in gülümsemesini gören Delia, bir sebepten içinde yükselen sıcaklığı hissetti. “Bu.. bu mutluluk mu?” Delia’nın gözleri kızarıyordu.

 

“Wharton, bu ikisiyle ilgilenebilirsin.” Linley Marki Jeff ve Scott’a bir bakış atıp başka bir şey söylemedi.

 

Scott ve Marki Jeff kızgın değildi. Hemen saygıyla oradan ayrıldılar. Ne de olsa adam bir azizdi. Majesteleri bile ona karşı saygıyla yaklaşıyordu. Onlar gibi soylular için nasıl zaman harcayabilirdi ki?

 

Avludaki taş masanın etrafında..

 

Linley, Delia ve Longhaus masada oturuyordu.

 

“Neye bakıyorsun sen?” Evren Ayısı, Karabulut Panteri Haeru’ya bakıyordu. Bir aziz seviye sihirli canavar olarak, Evren Ayısı oldukça kibirli bir canlıydı.

 

“Sana, seni aptal ayı.” Haeru yüksek sesle dudak büktü.

 

“Aziz seviye sihirli canavar?” Haeru’nun konuştuğunu gören Longhaus ve Delia şaşkınlıkla dönüp Linley’e baktı.

 

“Haeru didişmeyin.” Linley Haeru’ya bir bakış attığında, Haeru hemen yere sinip Evren Ayıyla muhatap olmayı kesti. Aslında Haeru Evren Ayısı’na denk olmadığını biliyordu. Ancak yine de korkmuyordu. Çünkü Evren Ayısı ona göre çok yavaştı.

 

Ancak Bebe pençelerini tehditkar bir şekilde ayıya doğru salladı.

 

“Bebe.” Delia oldukça mutluydu. “Buraya gel.”

 

Bebe itaatkar bir şekilde tek bir sıçrayışta Delia’nın kollarına atladı.

 

“Bebe, görüşmeyeli uzun zaman oldu.” Delia Bebe’nin parlak kürkünü özenle okşarken, Bebe gözlerini mutlu bir biçimde kapattı.

 

Bebe’yi seviyor olsa da Delia hala Linley’e bakıyordu.

 

Geçmişte Linley soğuk ve duygusuzdu. Ancak şimdi daha nazik ve çok daha doğal ve huzurlu görünüyordu.

 

“Üstat Linley, Haydsonla düello yapacağınızı duydum?” Konuşmayı Longhaus başlattı.

 

“Doğru.”

 

Linley gülümseyip başını salladı.

 

Delia ona dönüp bakarken “Linley, Haydson’u yeneceğin konusunda kendine güveniyor musun?”

 

“Hayır.” Linley dürüstçe cevap verdi. Delia onun Ernst Akademisindeki en yakın dostlarından biriydi. Yale, Reynolds ve George dışında Delia büyük ihtimalle en yakınıydı.

 

Delia’yı görünce Linley yıllar önceki o son buluşmalarını düşünmeden edemedi.

 

O gece..

 

Delia o gece geç saatte gelip Linley’e Kutsal İttifak’tan ayrılacağını söylemişti. Gitmeden önce ona sarılmak istemişti. Ancak kim o sarılmanın bir elveda öpücüğüne dönüşeceğini beklerdi ki?

 

Linley o öpücükle donup kalmıştı.

 

Bugün bile, Delia’yı görünce o günü düşünmeden edemiyordu.

 

“Emin değil misin?” Delia dudaklarını çiğnedi.. ardından sordu. “Linley düelloyu iptal edip, onunla dövüşmesen olmaz mı?”

 

Üstat Longhaus başını salladı. “Delia nasıl böyle safça bir şey söyleyebilirsin? İki aziz düello konusunda anlaştıktan sonra, biri nasıl olur da geri çekilir?”

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 778

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 743

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 604

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 583

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 483

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 446

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 418

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 410

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 380

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 343

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 132

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 109

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 96

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 38

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 33

Ölü Soy
Ölü Soy
Beğeni Sayısı: 28

White
White
Beğeni Sayısı: 26

Art Of War
Art Of War
Beğeni Sayısı: 26

Site İstatistikleri

  • 6284 Üye Sayısı
  • 129 Seri Sayısı
  • 10205 Bölüm Sayısı


creator
manga tr