Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Barrock: Yeni Dünya - 27. Bölüm - Hain mi? 3


 

Klark hemen onun sözlerini kesmişti,

"Duygusal davranmıyorum. Siz bizden sonra geldiğinizden hiçbir şeyden haberiniz yok, Adel'in kaç kişiyi kurtardığından ya da bizi kurtarırken kaç kere yaralandığından. Ona benim gibi kaç kişinin canını borçlu olduğunu bilmiyorsunuz.

Sadece o örümceklerden kurtardığımız insan sayısı 50'den fazlaydı, o yaratıklardan bir tanesini görseydin böyle konuşamazdın. Adel hain ve bizi buraya getirenlerden biri olsaydı, burada neyin olduğunu ve nelerden uzak durması gerektiğini bilirdi. O mağarada Adel neredeyse ölüyordu, hatta herkes öldüğünü düşündü."

 


Klark'ın sözleri biter bitmez herkesin odağı kollarını birbirine kavuşturmuş halde titreyen genç olmuştu. Yüzünde tiksintisini ve korkusunu açık eden inanılmaz bir ifade vardı, gözleri korkuyla bakarken yaşarmaya başlamıştı. Tırnaklarını etine sımsıkı geçirmiş, derin nefeslerle kendine gelmeye çalışıyordu.

Bu beyaz saçlı genci her keşif üyesi seviyordu, beyaz saçı ve sempatik yüzüyle gülmese bile yüzünde gülüyormuşcasına neşe saçan bir ifadesi vardı ama şimdi bu halini gördüklerinde nasıl bir şoka uğradığını kestirebiliyorlardı. Beyaz saçlı genç kısa süre sonra konuşabilecek kadar kendine gelmişti..


"Onları görseydiniz böyle konuşamazdınız.."

 


Gözleri hala korkuyla titreyen genç cümlesinden sonra bir süre duraksadı.


"Beni oradan kurtaran birine hain diyemem, eğer öyleyse bile hala bir can borcum var. Ama.."


- Ama?

 

-------------------------

 

Genç devam etti, "Orada bizi kurtardıktan sonra diğer insanları öldürdü, neden yaptığını bilmiyorum. Öldürecek olsa bizi neden kurtardı?"


Gözler bir anda Klark'a çevrilmişti, o gün insanları kurtaran ekipte Klark ve diğer insanlar bunu bilmese de buradakilerden biri daha vardı. Klark meraklı gözlerin söze dökmedilerse de ne istediklerini anlamıştı,


"Evet bu doğru. Hala bilinci açık olanları kurtardıktan sonra Adel, geri kalanları öldürmemizi söyledi. Onları taşıyamayacak olmamız ve geride bırakmak istemediğinden olmalı.."


Bu açıklama ekibi biraz olsun rahatlatmıştı ama yine de tam olarak ikna olamayan biri vardı. Konuşmaya başlayacağı sıra mağaraya giren Adel göründü. Emila,


"Belki de kendisine sormalıyız.."

 

Adel mağaranın sonundaki geniş alana adımını attığı gibi yavru kurt koşarak üzerine atlamıştı. Onu kucağına alarak diğerlerinin yanına kadar geldiğinde Emila'nın sesini duydu.


"Adel.. Sana sormamız gereken şeyler var."


Adel oturan kalabalığın başına kadar gelip durdu, kollarındaki yavru kurdu okşuyordu.

"Sorun o zaman."


- O örümcek mağarasında insanları neden öldürdün?


Adel'in yüzü sorunun hemen başında değişmişti, yüzü tiksinme ve korkuyla şekil almıştı. Bunu gören herkes Adel'in o yaratıklardan ne kadar korktuğunu anlayabiliyordu. Emila'nın hiç duraksamadan direkt sormasıyla diğerleri gözlerini kaçırmıştı. Adel cevapladı,


"Onları öldürdüm çünkü.. O yaratıkların hiçbir şeyi diğerlerine benzemez. Bu konu hakkında konuşmak beni geriyor, kısa keseceğim. Öldürdüğüm insanların üzerine örümcek yumurtaları bırakılmıştı, çoktan vücutlarına yapışan bu yumurtalar kırıldığında yavru örümcekler için canlı yemek olacaklardı. Sizi canlı olarak içten yemeye başlayan onlarca örümceğe bırakmamı ister miydiniz? Onlara hızlı bir ölüm verdim sadece.."

 


Duydukları karşısında her biri küçük dillerini yutmuştu, Klark ve Emila en cesur ve pervasızları olarak adlandırılan bu ikili bile titremeden edemediler. En çok etkilenen ise beyaz saçlı genç idi, duydukları karşısında hala titriyordu. Kendini öylesine acınası ve iğrenç bir durumda düşündükçe içine hala ürpertiler giriyordu.

Öylesine acınası ve zavallı bir durama girdiği için kendini sürekli şanssız olarak niteliyordu ama aslında o şanssız insanların arasındaki şanslı yarıdan biri olduğunu öğrendiğinde karmaşık duygular içindeydi. Genç kısık sesiyle Adel'e,

"Teşekkür ederim beni kurtardığınız.. kurtardığın için."

 


Adel, gencin kendine karşı duyduğu minnettarlık ve yüzündeki iyimser ifade karşısında mutlu olmuştu. Kendi de hafifçe gülümsedi, bu aynı zamanda bugün Adel'in ilk kez gülüşüydü. Tüm gün kötü anı ve düşünceleri arasında eziyet ve ızdırap çeken Adel'i, küçük bir teşekkür ve tebessüm o karanlık dünyasından çekip çıkarmıştı.

Adel de o anda fark etmişti ki, bu saçma ve anlamsız yası çok fazla sürdürmüştü. Şimdi bu genç tarafından zihinsel olarak kurtarıldığını hissediyordu, bunun altında kalmamak için aynı şekilde bir karşılıkta bulunacaktı.

 


"Siz bana inanmayabilirsiniz, güvenmiyor da olabilirsiniz ama ben her birinize sırtımı yaslayabileceğim kadar güveniyorum. Siz kamptaki en güçlülerin arasındaki en güçlü insanlarınız, öyle olmasaydı burada duruyor olmazdınız. Her birinizin güçlü olduğu kadar kafası da çalışıyor, ben bu yol boyunca sırtımı size yaslayacağım ve sizin yeteneklerinize bu kadar güvendiğim için yükleniyorum.

Artık dönecek bir yerimiz yok, artık ailelerimiz ya da bizi bekleyen kimsemiz yok. Artık sizin aileleriniz yanınızdakiler, sizin aileleriniz canınızı emanet ettiğiniz insanlar ve benim ailem sizsiniz artık.. Siz buradan çıkmak için olan en büyük şansımızsınız, siz başaramazsanız diğerlerinin hiç şansı yok, kamptaki insanların her birinin kaderi sizin elinizde ve HERKES BU BOKTAN ORMANDAN ÇIKMADAN ÖLMEYE İZNİNİZ YOK."

 

Adel konuşma boyunca sert ve kararlı ifadesinden ödün vermemişti, konuşmanın sonlarına doğru adeta kükrüyordu. Sesiyse sanki bir komutanın askerlerine son komutunu veriyormuşcasına ciddiydi. Gözleri ciddiyet ve istekle parlarken hitabet yeteneklerini en ufak parçasına kadar kullanıyordu.

Keşif ekibiyse bu konuşmanın ardından kampın en güçlü figürü tarafından tanınmış ve güçlü olarak ifade edilmiş olmalarının verdiği gururu taşıyordu. Adel'in buradan çıkma isteğini kalplerine kadar ulaştıran bu konuşmanın ardından artık kimse ona hain demeye cesaret edemezdi.

 


Mertens, Klark ve beyaz saçlı genç gibi Adel'in gerçek bir lider olduğuna inanan kimseler, onun tüm kampın kaderini üzerlerine yüklediği bu konuşmanın ardından gözlerinde yanan ateşle parlıyordu. Vazifelerini şimdi daha net anlayabilmişlerdi, bu sadece basit bir keşif değil herkesin canlı çıkabileceği bir yol bulmaktı. Adel'e karşı hoşnutsuz olan birkaç kişi bile bu konuşmanın ardından onun hain olmadığına inanmıştı.

 

Adel, gözleri ateşli bir şekilde parlayan bu topluluğa seslenen bir kral gibiydi. Ayakta dikilmiş onların gözlerine bakıyordu, sözlerinin tükenmesiyle her birinin yüzüne baktı.

 

En başta Emila oturuyordu. Yüzü, kendi öyle olmasa bile ciddiyetle örtülüydü ve gözleri içindeki kararlılık dışarıya taşıyordu. Güzel ve duygularını kolaylıkla belli etmeyen donuk yüzünün yanında vücudu da oldukça düzgün ve fitti.

Burnu ince ve uzun bir nehirmişçesine yüzünde kusursuzca uzanıyordu, dolgun dudaklarıysa donuk bir renkte ilgi çekiyordu. Çok atılgan ve girişken bir kişiliği vardı. Yerde oturmasına rağmen dimdik durmuş, saatlerdir duruşunu bozmamıştı. Adel'e göre insanları kendi etrafında toplayabilecek bir asilin kızı ya da prenses havası vardı.

 

Onun karşısındaysa Klark oturuyordu, Klark her zamanki gibi ciddi ve insanları korkutan soğuk bakışlara sahipti. Sürekli çevresini izleyen keskin bakışları ve çatılan kaşları insanları ondan uzaklaştırıyordu. Kel olduğu zamanın üstünden birkaç gün geçtiğinden saçları biraz uzamıştı, geniş omuzları ve iri fiziğiyle bir tanka benziyordu.

Konuşmanın ardından içinde yanan alev gözlerinden okunabiliyordu, sanki bir kralın canını verebilecek kadar sadık gardiyanıydı. Adel ona baktığında kendisine verdiği güveni ve dik durabilecek gücü rahatça görebiliyordu.

 


Klark'ın yanında örümceklerden kurtarılan beyaz saçlı genç oturuyordu. Hafif uzun beyaz saçları onu yeleli bir kaplan gibi gösteriyordu, yüzü oldukça nazik ve neşeli görünüyordu. Kendi için ifadesiz bir yüz olsa da, çevresindekiler onun bu klasik ifadesiyle sanki ateşe üşüşen böcekler gibi çevresine toplanıyordu.

 


Onun hemen yanında Mertens vardı. Mertens, Adel'in en çok dikkatini çeken isimlerden biri olmuştu. O aynı zamanda yenigelen kamp sakinlerinin gözündeki asil liderdi, Adel'in bir alternatifi ya da onun yerini alabilecek daha iyi bir lider olarak görenler bile vardı.

Yüzündeki kararlı ve keskin bakışla diğerlerinden farklı olduğu hemen belli oluyordu. Klark kadar cüssesi olmasa da vücut yapısı hiç fena değildi, ayrıca dövüş becerileri de Adel'in bakışıyla işlenmemiş bir elmastı. Hepsinin dışında insanları arkasına alabilecek lider havası oldukça baskındı, burada gördüğü lider 4 lider kişilikten biri Mertens idi.

 


Mertens'in yanındaki isimsiz, vücudu ortalama özelliklere sahip olsa da, dövüş ve kafasını kullanma açısından oldukça iyiydi. Buradakiler arasında ilk 5'e gireceğinden şüphesi yoktu ama ismini hala hatırlamamış olması Adel'i düşündürüyordu. Siyah dağınık saçlarının altında, duygularını belli etmeyen soğuk bir yüz vardı ve çevresine çok ilgili olduğu söylenemezdi.

Gözleri ölü balık gibi bakıyor ve korktuğunda bile yüz ifadesi çok fazla değişikliğe uğramıyordu. Pek konuşkan bir kişiliği olduğu da söylenemezdi, hatta hiç.. Çevresine insanları toplayabilecek biri gibi görünmese de oldukça yakışıklıydı. Adel'e göre havalı bir yönü vardı, ayrıca potansiyel olarak ilgisini çeken bir yönü vardı.

 

 

Adel diğer taraftaki ramseye bir bakış attı, Ramsey'in ona karşı olan sinirli yüzü ve kötü tavrı biraz olsun normale dönmüştü. Gerçi her daim sinirli olarak görülen biriydi, bu yüzden Adel çok da takılmıyordu buna.

Ramsey de o siyah dağınık saçlı genç gibi konuşkan değildi ve gerekmedikçe boş konuşmaktan kaçınıyordu ama agresif ve sinirli yapısının getirdiği karakteriyle ufak şeyler için bile şikayet edip duruyordu. Savaş yeteneklerine gelirsek, savaş alanında tamamen kişiliği değişen biriydi. Hala agresif ve saldırgan tarafı geçerli olsa da aptalca hareketlerden kaçınıp kafasını kullanmayı biliyordu.

 

 

Adel'in keşif ekibinde en çok dikkatini çeken isimler bunlardı, hala elinde tuttuğu yavru köpeğe bir bakış attığında onun uykuya yenik düştüğünü fark etti. Keşif üyeleri de saatlerce yürüdükten sonra savaşmıştı, onların da yorgun olduğunu yüzlerinden belli oluyordu.


"Hepiniz yorgun olmalısınız uyuyun şimdi, yarın sabah devam edeceğiz. Klark kapıya iki bekçi dik, sabaha kadar her saat başı değişelim."

 

Bekçi ayarlama işini Klark'a yıkan Adel, hemen bir duvarın dibine geldi ve sırtını duvara yaslayıp gözlerini kapattı. Kucağında yatan uykusunda hırlayıp duran yavru kurdu sakinleştirmek için onu okşuyordu, onun arkasından Adel de çok geçmeden uykuya yenik düşmüştü. Bundan sonra ara ara bekçilerin değişim yaparken çıkardıkları sesleri duyup, uykudan uyansa da hemen uykusuna geri dönüyordu.

 

----------

 

Gecenin geç saatleri bir ses duyuluyordu..

 

Şıp..


Şıp..

 

Yere damlayan suyun sesi gibiydi, Adel zar zor uykusundan ayrıldığında gözlerini açmakta hala zorlanıyordu. Kulağına gelen ses şimdi daha net duyuluyordu, bu sesin ardından başka bir ses daha duydu. Yavru kurdun acı içinde cıyakladığını algılayabiliyordu, kalbinin aniden teklemesiyle derin uykusunu üzerinden atabildi.

Hemen gözlerini genişçe açtı, karanlığın tamamen sardığı mağarada birkaç metre ileride kanlar içinde yatan yavru kurdu zorlukla görebiliyordu. Hızlıca yerinden kalkmaya çalışsa da bedenini hareket ettiremedi, çevresine dönüp bakmaya çalışsa da bunu bile yapamıyordu.

 


Ayrıca karanlık çok ileriyi görmesine engel oluyordu, sağına baktığında kanlar içerisinde kalan Emila'yı gördüğünde neredeyse nefesi kesilmişti. Panik içerisinde soluna baktı, orada ise yerdeki bedensiz başı görmüştü. Mertens'in başı vücudundan ayrı halde yerde öylesine duruyordu. Aklı ve bedeni artık dizginleri koyvermişken, Mertens'in başsız vücudunun yanında vücudunun yarısı olmayan Klark'ı görüyordu.

 

Derin bir şok yaşayan Adel'in gözlerinden yaşlar yere damlıyordu, bağırmaya çalıştıkça çıkmayan sesi onu delirtiyordu. Hareket etmek için çırpınıyorken gözlerine ilişen şey onun tüm umudunu kaybettirmişti, bacakları bedeninden ayrılmış öylesine önünde duruyordu.

Tam o anda önündeki karanlığın içinden hareket eden bir şeyi sezmişti, önündeki karanlığa gözlerini dikti. Karanlıktan bir şey ona doğru yaklaşmaya başlamıştı, hemen ardından karanlığın içinden bir çift kıskaç kendini gösterdi. Hemen arkasından kıskaçın sahibi olduğu kocaman bir örümcek, yüzünün tamamını kaplayan kan ve ürkünç ifadesiyle Adel'in bir metre kadar yakınında ona bakıyordu..

 

 

 

27. BÖLÜM SONU

 

----------------------------------------------------------------------------------

BİRCAN'IM VAR O DA AL SENİN OLSUN :)

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1120

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 998

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 835

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 780

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 656

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 610

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 599

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 578

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 519

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 492

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 292

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 200

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 179

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 110

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 83

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 12345 Üye Sayısı
  • 364 Seri Sayısı
  • 17443 Bölüm Sayısı


creator
manga tr