26. Bölüm - Garip Fenomen ve Gizemli Adam

avatar
1003 4

Yeryüzünün Hakimi (YENİDEN PLANLANIYOR RATEL) - 26. Bölüm - Garip Fenomen ve Gizemli Adam




O gece Zeren'in artık kalbinde taşıyamadığı yükü dökeceği zamandı. Bunca zaman ne olduğunu bilmediği ağırlıkların şimdi tamamen başka bir şey olduğunu anlamıştı lakin yükünü bırakamadan uykuya daldı. Arden de onu rahatsız etmemek için hareket etmedi. 


Gecenin ilerleyen saatlerinde tüm kamp sessizleşti, insanların çoğu uykuya dalmıştı ve sadece birkaç kişi garip bir şeylerin dikkatini çekmemek için sessizce sohbet ediyordu. Karanlığı delip geçen tek şey gökyüzünden kampa bakan renkli iki aydı, biri mavi ve diğeri beyaz renkleriyle parıldıyordu.


Arden'i uykusundan uyandıran birkaç hafif adımın sesi oldu, bunca zaman burada yaşam mücadelesi vermek duyularını geliştirmişti ve istemsizce her an tetikteydi. Gözlerini açtığında ona doğru gelen bir kadın figürü gördü, dolgun bir vücudu ve kıvrımlı hatları vardı ama yüzünü göremiyordu. Kadın figür adım adım yaklaktışça ay ışıklarının altında güzel yüzü ve şehvetli ifadesi ortaya çıktı. 'Ayano..'


Ayano onu gördüğünde kendinden emin şekilde gülümsedi ancak onun göğsünde yatan genç kadını fark ettiğinde ifadesi istemsizce bozuldu. Yine de bozuntuya vermeden yaklaştı ve başkalarının duymaması için fısıldadı. "Arden, benim ormanda küçük bir işim var ama çok karanlık olduğundan korkuyorum, yanımda beni koruyan bir erkek olsa korkmadan halledebilirdim." dedi büyülü sesiyle, sanki sesi insanın tüm iştahını kabartmak istiyor gibiydi. "Hem yarım kalmış bir işimiz de vardı, hatırlıyor musun?"


Arden onu dinlerken aşağı tarafından istemsizce bir hareketlenme oldu. Şimdiye kadar yüzlerce kadınla etkileşimde olmuştu ancak Zeren de dahil kimse onu etkileyemedi. Yine de bu kadın birkaç kelimeyle vücudunun hareketlenmesini sağlayabiliyordu, etkisinden kurtulabilmek için başını başka yöne çevirdi. "Üzgünüm Ayano, seni koruyacak başka bir erkek bulsan senin için daha iyi olur."


Ayano istediği cevabı alamayınca yüzündeki gülümseme silindi ve sesi donuklaştı, Arden'e sülük gibi yapışan kıza küçümsemeyle baktı. "Bu kadın için beni reddetmek istediğinden emin misin? Gerçekten onu mu seçmek istiyorsun?"


Arden de onun tehlike emaresine aynı soğuklukla cevap verdi. "Beni seçmeye zorlayan kişi zaten kaybeder ama beni tehdit etmeye kalkan daha kötü kaybeder, aklında bulunsun."


Ayano dişlerini sıksa da sonraki an sakinleşmeyi başardı. "İstesen de istemesen de sonunda benim olacaksın." Ayano uzaklaşırken Arden istemsizce dar uzun elbisesinin arkasından salınan dolgun kalçalarına göz attı.


..



Zeren yüzüne vuran parlak altın rengindeki güneş ışınları yüzünden uyandı. Gözlerini açtığında Arden'in göğsünde yattığını fark etti ancak yüzünde bir sebepten hayal kırıklığı oluştu. 'Uyuyakalmışım.. Ona söyleyemedim.' Ancak hemen sonra hayal kırıklığı yerine kararlılığa bıraktı. 'Bugün ne olursa olsun kesinlikle söyleyeceğim.!'


Zeren yana döndüğünde Arden'in yüzünün çok yakınında olduğunu fark etti. Yüzü güneş ışığı sayesinde parlıyordu ve her zamanki gibi iyi bir görünüşü vardı. Zeren onun uykuda olmasından faydalanarak yüzünün her köşesini uzun uzun izledi, normalde direkt yüzünü izlemek yapamayacağı bir şeydi.


Bakışları dudaklarına düştüğünde fark etmeden zaten Arden'in dudaklarının dibine kadar gelmişti. Bir çift soluk dudağın kendisine bu kadar çekici geleceğini hiç düşünmemişti. Yaklaştığı her anda kalbinin hızı biraz daha arttı, tam birbirlerine dokunacakları anda yükselen ses onu ürküttü. Korkuyla geriye doğru sıçradı ve teni yüzünden boynuna kadar kırmızıya döndü.


"Ardeen.! Arden.!" Ormandan iki figür her sabah olduğu gibi ellerinde balıklarla çıkageldi. 


Arden gürültücüler yüzünden uykusundan ayrıldığında hoşnutsuzca mırıldandı. 'Lanet, çok güzel bir rüyanın tam ortasındaydım.' Ağı kontrol eden iki gencin kendisine doğru yürüdüğünü gördükten sonra yanında heykel gibi kaskatı kesilmiş Zeren'i fark etti. Zeren'in tüm vücudu gerilmişti ve yüzü boynuna kadar kıpkırmızı olmuştu.


"Zeren iyi misin? Yüzün kıpkırmızı olmuş, hasta mı oldun?" Arden ona seslenip elini alnına koymaya çalışırken Zeren küçük bir çığlıkla geriye sıçradı. 


Arden'in şaşkın bakışları altında Zeren de davranışlarının garip olduğunu anladı, yüzüne bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı. "Ah.. İyiyim ben, güneşin altında kaldığımızdan olmalı." Bahanesinin işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordu ve Arden sanki ondan şüphelenmiş gibi gözlerini üzerine dikmişti. Birkaç nefes sonra balıklarla ilgilenmek için döndüğünde Zeren rahat bir nefes aldı.


Arden günlük rutini olan balıkları Naru'ya koklatma işini yaptı ve bittiğinde kendine, balıklarla ilgilenen gençlere ve Naru'ya birer balık ayırdıktan sonra gerisini muhafızlara verdi. Yavru kurt kamp için önemli bir iş yapıyordu ve özellikle genç kızlar yavru kurdun tatlılığına ve yumuşak kürküne hasta olduğundan çok seviliyordu, Arden de onun kamptan biri olarak düşünülmesi için Naru ismini verdi.


Dünkü müsabakaların ilk ellisi yemeklerini yedikten sonra artan yiyecekler diğerlerine paylaştırıldı. Ardından bugünün eğitimi başladığında herkes dünkünden daha da gayretliydi, özellikle ilk elliye giremeyenler. Onları gördüğünde Arden eğitimin zorluğunu bir basamak arttırdı, müsabakalar da ciddileşti.


Birkaç kısa günde muhafızların bu kadar gelişmesi Klaus ve Eren'i bile şaşırtmıştı. Eğitim bittiğinde bugünün ilk ellisi ortaya çıktı ve eğitimde parlayan birkaç kişi de vardı. Bunlar beyaz saçlı bir genç, Alvin, adını hatırlamayan başka bir erkek ve Nina adındaki kadın muhafızdı. Nina birden Emila'dan sonra en yetenekli kadın muhafız olmuştu.


Dağılan muhafızlar kendi aralarında sohbet ediyordu. "Lanet olsun, sadece bir harekette yavaş kaldım. Eğer birazcık daha hızlı olsam ilk ellideydim." dedi muhafızlardan bir genç.


"Hahah, daha çok çalışmalısın. Biraz daha hızlı olsan bile beni yenebileceğini mi düşündün? ama merak etme yarınki yemeğimden sana biraz vereceğim." dedi arkadaşı.


Klaus yanından geçtiği muhafızların sohbetini duydu, iç çekmeden edemedi. 'Şeytanlık ha.. Arden insanları nasıl motive edeceğini iyi biliyor.' Arden'i bulduğunda omzuna bir tokat patlattı, "Kısa zamanda muhafızların bu denli gelişmesini beklemiyordum. Gerçe-"


Ani ve şiddetli bir sarsıntı patlak verdiğinde Klaus sözlerini tamamlamak üzereydi. Belki birkaç nefes zamanlık bu sarsıntı sanki hiç olmamış gibi kesildiğinde gökyüzünde yuvarlak, siyah bir çember belirdi. Çemberin içindeki alan sanki kaynayan siyah su gibi fokurduyordu.


Bu sarsıntıyı yeni insanların geleceğine yoran kamp sakinleri, daha önce hiç görmedikleri bu görüntüyle karşılaştıklarında içleri korkuyla dolmuştu. Sonuçta daha önce hiç karşılaşmadıkları bilinmezliğin nasıl bir tehlikeyi getireceğini kimse bilmiyordu, tüm muhafızlar mızraklarına sıkıca yapıştı.


Dikkatli bakışların arasında havada süzülen bu kara alanın içinden bir figür çıkmaya başladı, ne olduğunu bilmeyen insanlar kaçmak için hazırlanmışlardı bile.


Kara alanın içinden önce bir yüz ve ardından uzun bir beden çıktı, bu yaşlı bir insandı. Siyah, fırfırlı ve oldukça lüks görünen cüppesinin içinde uzun kirli sakallı, yüzü kırışıklarla dolu yaşlı adam belirdi. Elinde oldukça güzel oyulmuş, ucuna mavi parlak bir taş yerleştirilmiş ilgi çekici bir asa tutuyordu. En garibi ise hiçbir temas olmadan havada süzülüyordu. Gür ve çatallı sesi o kadar yüksekti ki tüm kampta yankılandı. "Hoş geldiniz başka dünyanın insanları.."


Yaşlı adamın sesi adeta içindeki derin bilgeliği yansıtıyordu, bu ses diğerlerinin kendisinden aşağı bir mertebede olduğunu net şekilde anlatmasının yanında karşısındaki insanlara büyüklerine karşı saygılı olmaları gerektiğini derinden hissettiriyordu. Kendisine doğrultulmuş mızrakları ve şaşkınlık içinde kendisini izleyen meraklı insanları süzdükten sonra sözlerine devam etti, "Korkmanıza lüzum yok, ben sizin düşmanınız değilim. Söyleyin şimdi, buradan çıkmak istiyor musunuz?"


Arden bunu duyduğunda gözleri parladı, korkusu ve tereddüdü yerini heyecana bıraktı. "Ormandan mı bahsediyorsun?"


Onun konuşmasıyla güvenini kazanan birkaç kişi daha sesini yükseltti. "Biz neredeyiz?"


"Neden buraya geldik ve geçmişten hiçbir şey hatırlamıyoruz?"


Gür sesiyle uğuldamayı kesti yaşlı adam, "Evet bu ormanın dışından bahsediyorum. Çok vaktiniz kalmadı, gün ne kadar ısınırsa hayatlarınız o kadar tehlikede olacak. İstirahatte olan canavarların uyanmaları çok yakın, bu olmadan önce kafesten çıkıp medeniyete dönmezseniz sizin için çok geç demektir. Olur da medeniyete ulaşırsanız sorularınıza orada karşılık bulacaksınız." 


Yaşlı adam konuşmadan önce parmağını kampın kuzeyine doğrulttu. "Kafesinizden kurtulmanın tek yolu oradaki büyük geçit mağara lakin şimdi iblis canavarların ini haline geldi. Pek umudum ya da beklentim yok lakin size güvenmeyi seçtiğimden buraya gelmek için bedel ödedim. Geç olmadan kafesinizden kaçın ancak iblislere dikkat edin. Onların sekiz gözü her şeyi görür, kurnazlığı ağına düşürür ve ruhlarınızı bedenlerinden çekmek için tereddüt etmez. Ormandan geçen küçük akarsu size rehberlik edecektir."


Arden'in ve belli birkaç muhafızın ifadeleri duyduklarından sonra çirkinleşti, her biri bu gizemli yaşlı adamın bahsettiğini ve neden beklentisi olmadığını anlamıştı. Ancak Arden'in aklında başka bir şey daha vardı, madem beklentisi yoktu neden bedel ödeyip buraya kadar geldi?


Havada süzülen karanlık alan titremeye başladı, sanki gücünü yitiyormuş gibi soluklaşıyordu. Yaşlı adam homurdandıktan sonra konuşmasına devam etti, "Bedeninde hem gücü hem de zayıflığı barındıran insanları götürmeye karar verdim, onların bu yerde yitirilmesine göz yumamayız. Üç diğer dünyalıyı yanımda götüreceğim, dostlarınızı medeniyete döndüğünüzde görebilirsiniz."


Yaşlı adam ellerini kalabalığa doğru savurduğunda üç insan yerden havalanıp çığlıklar arasında gökyüzüne yükseldi. Yaşlı adama doğru süzülen üç kişi de genç kızlardı, daha da ilginci Arden onlardan birinin Zeren olduğunu gördü. 


Kimse tepki veremeden yaşlı adam ve üç genç kız karanlık alanın içine çekilip gözden kayboldu. Yaşlı adam gittikten sonra arkasında kalan kara alan da yavaş yavaş küçülüp sonunda gözden kayboldu. Pek çok şaşkın insanın arasında birkaç kişi avazı çıktığı kadar bağırıyordu, bunlardan biri de Eren'di. "Zeren.!!!!!!!"


"Nina.! Nina.!!!"


Çok geçmeden kızgın bir insan kalabalığı yararak Arden'e ulaştı, gözlerinden ateş fışkırıyordu. "Zeren'i böyle mi koruyorsun!? Biri yanındaki kadını kolayca alıp gidebilirken kendine erkek mi diyorsun Arden!?"


Arden onun söylediği laflara çok da takılmadı, onun asıl derdinin Zeren olduğunu zaten biliyordu ve şu an Zeren'in kaybolmasından dolayı mantığını kaybetmişti. "Yapabileceğim bir şey yok, uçabilen ve insanları istediği gibi hareket ettiren birine nasıl karşı koyayım?"


Eren onun umursamaz yanıtı duyduğunda siniri bir kat daha yükseldi. "O senin yanında kalmaya karar verdi, hep sana baktı ve ölü olduğunu düşündüğünde bile seni o kurtardı ama o kaçırıldığında bile onu umursamadın." Elindeki mızrağı daha sert sıktı ve kızgınlıktan kızarmış yüzünde damarlar çıkmaya başladı.


Eren ne kadar bağırırsa bağırsın Arden umursamıyor gibi davranıyordu, hatta onu dinlemediği söylenebilirdi. Sanki kafası tamamen başka bir yerdeydi, böyle olunca Eren'in öfkesi gittikçe katlandı. "Onu senin yanında bırakmamalıydım, buna değmezsi-"


"Yeter.!" Arden onun susmayacağını anladığında kükredi, kampta yankılanan sesi her bir insanı susturdu. "Kapa çeneni de ne yapacağımızı düşünebileyim."


Eren istemsizce birkaç nefesliğine sessiz kaldı ancak Zeren'in elinden alınıp götürülmesinin öfkesi yatışmıyordu, tam ağzını açmıştı ki bir el omzuna dokundu. Omzunun üstünden kim olduğuna baktığında Klaus'u gördü, "Sakinleş, lider bile sakinliğini yitirirse kampın kalanına ne olur?"


Uğultu ve bağırışların arasında beyaz saçlı bir genç yüzündeki hüzün ve çaresizlikle Eren'i arıyordu. Sevgilisini kurtarmak için ondan yardım istemeyi düşünmüştü ama onun da bunu başkasına söylediğini duyduğunda içindeki umut solmaya başladı. Koskoca lider karar vermek yerine başkasına soruyordu, başka çaresi olmadığından onların arasına katıldı. "Arden, Eren. Nina.. o adam Nina'yı da beraberinde götürdü, onu bulmalıyım. Nina'yı kurtarmama yardım ederseniz istediğiniz her şeyi yaparım."


Eren'in cevap vermesine bile izin vermeden Arden konuştu, sanki kesin bir karara varmış gibi gözleri kararlılıkla bakıyordu. "Tüm muhafız kaptanları ve kamptaki grup liderlerini toplayın, kampın geleceğini ilgilendiren kararı verme zamanı geldi."


Eren onun emir vermesinden hoşnut olmasa da işin ucunda Zeren vardı. Çok geçmeden kampın önde gelen isimleri toplandı, kampın bir köşesinde koca bir yuvarlak oluştu. İlk katmandaki yuvarlakta muhafız kaptanları ve Eren, yuvarlağın ikinci katmanında kamp gruplarının liderleri oturmuştu.


Herkes gerçekleşen garip olayların ve o yaşlı adamın gelmesinin ardından buraya çağrılmanın önemsiz olmadığını biliyordu, Arden'in gelmesini beklerken kendi aralarında olanlar hakkında konuşuyorlardı. Arden oluşan halkanın içine girdiğinde tüm uğultu kesildi ve gözler ona döndü. İlk konuşan Emila oldu. "Arden neden bizi çağırdın?"


Arden iç halkanın boş bir yerine oturup halkayı tamamladıktan sonra devam etti. "Sizi çağırdım çünkü önemli bir karar vermemiz gerekiyor. Şu ana kadar bu kamp yeri bizim için güvenliydi ve burada kaldık lakin bugün birkaç kişi kaçırıldı. Daha önce de kampın yakınlarında oklarla saldırıya uğradık. Birkaç gün önce de ben kampın yakınlarında dolaşan bir grup garip canlı fark ettim, düşman mı bilmiyorum ama dost olmadıklarından eminim."


Toplanan insanlar konuşmanın nereye gideceğini tahmin edemiyordu ama basit bir şey olmayacağını bildiklerinden yutkunmadan edemediler.


"Bu bölgenin artık güvenli olmadığını kabul etmeliyiz. Ayrıca yiyecek olmadan insanlar daha fazla dayanamayacak, çoktan birkaç kişi açlıktan öldü. Bugün ortaya çıkan yaşlı adamın dedikleri canımı sıkıyor, hava yeterince ısındığında uykuda olan canavarların uyanacağını söyledi. Bu olmadan önce bir şeyler yapmak istiyorum."


Bunu duyduğunda Emila, Eren ve hatta Klaus bile ayağa fırladı, dediklerinin ne olduğunu en iyi onlar anlıyordu. "O adama nasıl güvenebiliriz? Öylece gelip insanlarımızı kaçırdıktan sonra bize yardım edeceğini mi düşünüyorsun!?" dedi Emila.


Eren'in kalbi çalkantılıydı, "Doğru söylüyor, insanlarımızı kaçırdıktan sonra ona nasıl güvenebiliriz? Kaçırdığı üç kişi de kadınlardı, o şerefsizin başka amaçları olmalı." Bu düşünceyi belirttiğinde dişleri istemsizce sıkıldı. "Bunu yapacaksak ona güvenmeden yapmalıyız ve onlara zarar vermeden önce o şerefsizi yakalayıp kaçırılanları kurtarmalıyız Arden.!"


"Sakin olup dikkatli düşünün." dedi Arden. "Gerçekten de o yaşlı bunağa güveniyor değilim ama tekrar düşünün. Yaşlı kayının bize söylediklerini unuttunuz mu? Bize bu yerden çıkmak için tek kapı nerede dedi?"


Emila'nin sesi bir şey fark etmiş gibi soluktu. "Karanlık yaratıkların işgal ettiği in.."


"Evet yaşlı kayın da aynı şeyi söyledi, bu yüzden yaşlı adamın bu konuda yalan söylemiyor diyebilirim. Ayrıca yaşlı bunak gerçekten de üç kadını kaçırdı, başta benim de aklıma kötü düşünceler geldi ancak düşünün. O üçü dışında kampta kalan iki güzel kadın daha var ve belki de kaçırılanlardan daha güzeller.. O üçünü alıp diğer ikisini geride bırakır mıydınız?"


Erkeklerin arasında bir homurdanma yükseldi, daha sonra uğultular yükseldi ancak ilk konuşan aydınlanma yaşamış gibi heyecanlanan Emila oldu. "Ah.! Ayano. Ben erkek olsaydım kesinlikle ilk alacağım kadın o olurdu, öyleyse yaşlı adam onları farklı bir şey için götürmüş olmalı. Ama diğer kadın kim?"


Erkekler garip bir şeye bakıyormuş gibi gözlerini Emila'ya dikti. Emila garip bakışları fark ettiğinde endişelendi. 'Yanlış bir şey mi dedim?'


Arden de biraz şaşkın bakışla kafasını yana eğdi. "Sensin?"


Emila beklemediği iltifat karşısında beyaz yüzü kırmızıya çaldı, şimdi niye insanların garip baktığını anlamıştı. Kampta bilinen üç güzel kadın vardı ki Zeren ve Ayano zaten çoğu kişinin ağzındaydı ancak üçüncü güzellik soğuk ve yaklaşılması zor biriydi. Ayrıca muhafız kaptanı ve biraz da sert oluşundan insanlar ulu orta onun hakkında konuşmuyordu.


Klaus çenesini ovuşturmadan önce homurdandı. "Haklı olabilirsin.. O adam üçünü kaçırmadan önce bir şey dedi. 'Bedeninde hem gücü hem de zayıflığı barındıran insanları götürmeye karar verdim, onların bu yerde yitirilmesine göz yumamayız.' Dedikleri doğruysa götürdüğü kadınlarda özel bir şey olmalı ki burada ölmelerini istemiyor."


Arden başıyla onu onayladı. "Evet, bu aynı zamanda neden Ayano ve Emila'yı götürmediğini de açıklar. Her şekilde önceliğimiz kampın güvenliği ve canavarlar uyanmadan önce buradan çıkmak, daha kendimizi kurtaramazsak o üçünü kurtarmak sadece hayal olur. Şimdi toplanmamızın asıl nedenini konuşalım. Yaşlı adamın dediği tek çıkışa daha önce gittik, benimle orada olanlar o yerden geçmemizin imkansız olduğunu kabul ediyor mu?"


Daha önce örümcek mağarasında bulunan gençlerin yüzleri ekşidi, istemeseler de başlarını sallayarak onayladılar. "Bu yüzden öncelikli hedefimizin o mağara değil de bu ormanda kalıcı ve güvenli bir yer aramak olması gerektiğini düşünüyorum. Keşiflere tekrar başlayıp yiyecek bulabileceğimiz güvenli bir yer oluşturmak.." ancak Arden'in gülümseyerek söylediği sonraki şey insanların gerilmesine sebep oldu. "ya da zaten güvenli yerleri sahiplerinden alacağız."


Klaus,  orada gülümseyerek dikilen gence bakarken başına ağrılar girdiğini hissetti, istemsizce şakaklarını ovuştururken buldu kendini. 'Baştan beri bunu düşünüyordun değil mi? Yaşlı kayınla karşılaştığımız günden beri Eren'in insanları eğitmesini istemek için ona geleceğini biliyordu ve onun eğitmeyi kabul etmesinin asıl amacı güvenliği sağlamak değildi, o şeylerle savaşmaktı. Bu kadar kolay kabul etmesini garip bulmuştum.. lanet sıçan avcısı. Onun yanında kaldığımdan beri ne düşündüğünü anlamaya başladım, bu beni daha fazla rahatsız ediyor.!'


Yaratıklarla ya da ok kullanan şeylerle savaşmak pek çok kimseyi rahatsız etmişti ancak ilk yükselen Eren oldu. "Buradan çıkmak yerine güvenli bir yer mi istiyorsun? Bu dediğinin o üç kişiden vazgeçmekten farkı yok, biz güvendeyken onlara neler olacağını düşünmüyor musun hiç!? O koca ağacın dediklerini de mi unuttun? Özellikle güneye ve batıya gitmeyin dedi, o şey bile böyle diyorsa nasıl savaşabiliriz onlarla!?" Eren'in yüzü yine kıpkırmızıydı, ağzından çıkanlar bile karışıyordu bazen.


Pek çoğu onun derdinin götürülen kızlardan biri olduğunu anlamıştı, bu yüzden ona destek çıkılmadı ancak savaş fikri hala insanları ürkütüyordu. 


"Anlıyorum Eren ama yapamayacağımız şeyler de vardır. Bugün, yarın ya da kampta her bir insanı en mükemmel mızrak ustasına dönüştürdüğüm gün bile oradan geçemeyiz. Sen o gün orada değildin, o yaratıkları görmedin ve duyguların da seni yönlendiriyor. Önce kendimizi güvene almalıyız ki örümceklerle savaşmak için mızraktan daha güçlü savaş aletleri yapabilelim, yeterince güçlü olduğumuzda buradan çıkacağız." dedi Arden.


"O haklı." Konuşmak için ayağa kalkan Alvin'di. Alvin ilk günden Arden'le tanışıp onu yakından gözlemleyen biriydi, Arden tarafından bir kez kurtarılmıştı ve örümcek mağarasına da onunla gidip o vahşete tanık olmuştu. "Şu an o yerden geçmemizin en küçük bir ihtimali bile yok. Ben Arden'i hepinizden uzun zamandır tanıyorum. Bizim için kötü olan bir kararı hiç vermedi, bizim için yararsız olan bir şeyi de hiç söylemedi. Bugün benim gibi pek çok insanın yaşıyor olma sebebi de odur, bu yüzden ona güvenmeyi seçiyorum."


Klaus da bıkkın bir nefes verdikten sonra ayağa kalktı, "Alvin'e katılıyorum, sıçan avcısı boş yere kendini yoracak şeyler yapmaz. İstemesem de ona katılıyorum."


"Öyle yaptık diyelim, o zaman nereye gideceğiz?" Emila onu sorguluyor olsa bile aslında üstü kapalı bir onaydı bu. Diğerleri de nereye gidecekleri konusunda meraklanmıştı, nereye gidecekleri ne ile savaşacaklarını belirleyecekti.


Arden istediğini almış gibi gülümsedi. "Yaşlı kayın bize gitmememiz gereken yerleri söylemişti hatırlıyor musun?"


Emila'nın kaşları çatıldı, "Bilmece gibi konuşup duruyorsun, direkt söylesene nereye gideceğiz be!?"


"Tamam tamam.." Kızacağını düşünmemişti Arden, acı bir gülümsemeyle konuştu. "Yaşlı kayın dedi ki; ormanın tüm güneyi, batısı ve ormanın kuzeyindeki kurumuş ormana hiçbir koşulda girmeyin. Ancak ormanın kuzeyinin tamamıyla ilgili bir şey söylemedi."


O gün yaşlı kayını gören herkes olayların garipliğinden bu ufak detayı kaçırmıştı, Emila ve diğerleri bunu nasıl kaçırabildiklerini düşünüyordu. "Gerçekten de.. böyle söyledi."


"Demek istediğim o ki, kurumuş ormanlar geçit mağaranın etrafını sarıyor ancak kuzeyin tamamını kapsamıyor. Ben de kurumuş orman dışında kalan kuzey bölgesinde ne olduğunu merak ediyorum." dedi Arden. 



..



Zifiri karanlık odanın tek kapısı yavaşça açıldığında içeri uzun bir figür girdi, üzerindeki fırfırlı cüppesi dalgalandı ve asası yere dokunduğunda çıkan tok ses sessiz odada yankılandı. Cüppeli figür başını hafifçe öne eğdi, "Majesteleri."


Kapı tekrar kapandığında oda yeniden zifiri karanlığa gömüldü ancak odada kendini gösteren tek şey bir tahtta oturan figürün kafasında bulunan sarı parıltıydı. Sarı parıltının biraz yükselmesi adamın kafasını kaldırdığının göstergesiydi. "Sethas.. Senin inatçı davranman pek sık görülmez. Bedel ödeyip [Boyut]u bile kullanmanı sağlayan şey sıradaki dalga öncüllerinin ortaya çıkması mı?" Adamın sesi yaşlı değildi lakin Sethas'ı bile ona boyun eğdirecek bir hükümdarı andırıyordu.


"Majesteleri'nin dediği gibi inatçı değilim lakin iki ayın birbirine yaklaşması beni huzursuz ediyor, dahası üçüncü ay da yakında ortaya çıkacak. Dediğiniz gibi dalganın öncülleri de ortaya çıkmaya başladı, bunların aynı anda başlıyor olmasından içgüdülerim sürekli hoşnutsuz. İnsanlar üç ayın bir araya gelmesini kötü talih olarak yoruyor ancak Kahin Vava'nın kehaneti de aklımda dolanıyor." dedi cüppeli.


"Üç ay toplanıp felaketi haber edince, güneş de kan ağlayıp felakete karşı koyacak kişinin habercisi olacak lakin- öhm, her neyse bu beş bin yıllık bir kehanet ancak yine de iyi niyetimizi esirgememek gerek." Kehanetin kalanını söylemekten kaçındı adam, o kısmı duymaktan pek hoşlanmıyordu. Kehanet beş bin yıl önce onun eski atalarından birine verilmişti ve bugüne kadar başa geçen herkese öğretilmişti. 


"Evet majesteleri, belki de felakete karşı koyacak kişiyi bulabiliriz diye düşündüm ancak emin olamadığım ve [Boyut]u kullanmak büyük yük bindirdiğinden kullanmadan önce öngörü küresine danıştım." dedi cüppeli adam.


"Hımm." Tahtında oturan adam bir şey ilgisini çekmiş gibi doğruldu. "Öngörü küresi önemsiz bir şey için sana cevap vermez."


"Evet.. ancak ilk isteğimde cevap verdi. Daha ilginci dört parçadan üçü beyaz, diğeri siyahtı."


Tahtta oturan adam merakla öne eğildi. "Nasıl olur!? Öngörü küresinin büyük savaşları bile önemsiz görüp cevaplamadığı oldu ancak bir grup insan için ışığını yaktı. Üstelik ya siyah yanardı ya da beyaz, nasıl iki renk gösterebilir!? Daha fazla anlat sonra ne oldu?"


"Evet efendim. Üç parça iyi talih ve bir parça kötü talih şansı göstermesinin tek bir sebebi olabilir, öngörü küresi bile kaderin çizgisini tam olarak okuyamıyor. Bu da kader çizgisi değişebilir demek, neden ve nasıl bilmiyorum ancak öngörü küresi yalan söylemez ve o bile okuyamıyorsa basit bir olay olamaz. Yine de üç parça talihin izinden gitmek istedim ve [Boyut]u kullanmaya değer bir yolculuk oldu. Sandığımız gibi bir grup insan değildi majesteleri, binden fazlası vardı ve aralarından üçü Umay Ana'nın kutsamasına sahipti. Bu yüzden o üçünün yitip gitmesini istemediğimden beraberimde getirdim, diğer insanlaraysa çıkışın yerini söyleyip tehlikeden bahsettim. " dedi cüppeli adam.


"Aferin Sethas aferin.." Tahttaki adamın sesi aniden neşeyle doldu, sanki birden on yaş gençleşmiş gibiydi. "Boşuna Bilge Sethas değilsin. O üçüyle ilgilenmeyi sana bırakıyorum, unutma bizden başka kimse bunu bilmeyecek. Kalan insanlar için yapabileceğimiz pek bir şey yok, hayatları kendi ellerinde. Bizim için Geriye kalan tek şey o tek parça kötü talihin bizi bulmaması için dua etmek."



Not: Bölüm geciktiği için özür mahiyetinde tam 3235 kelime.


Bölüm Sonu. 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 26517 Üye Sayısı
  • 848 Seri Sayısı
  • 43025 Bölüm Sayısı


creator
manga tr