Bölüm 605 : ***

avatar
1306 1

A Will Eternal - Bölüm 605 : ***


Çevirmen : Clumsy

 

Bai Xiaochun'un sözleri, yankılandığı atasal arazideki her şeyi sarsmıştı. Gökyüzünde şekillenen muazzam anaforsa adeta göklerin öfkesinin temsiliydi.


Atasal dağ şiddetle sarsılıyor, dört bir yandan taşlar, molozlar dökülüyordu. Hala dağda olan klan üyeleriyse doğru düzgün düşünemeyecek derecede şoktaydı, ağızları açık bir şekilde öylece olanları izliyorlardı!


İki kardeş birbirini öldürmeye çalışıyordu!!


Biri Bai Klanının baş tacıydı, diğeriyse piç oğul. Biri ışıl ışıl bir güneşti, diğeriyse bir böcek!


Ama şimdi her şey tersine dönmüştü. Baş tacı oğul böcek olmuştu, piç oğulsa ışıl ışıl bir güneş!


Bai Xiaochun inanılmaz uzunlukta olmasa da Bai Qi’nin önünde menekşe göğü örtebilecek, kıpkırmızı güneşi karartabilecek gibi duruyordu!



Tek bir kişinin göğü örtüp güneşi karartabilecek görünüşüyse Bai Klanı üyelerini daha da derin bir şoka sokuyordu. Direkt soy ve yan soyların fertleri nefes almayı dahi unutacak derecede şaşkındı ve zihinleri allak bullak olmuştu.


Bai Lei’nin kafatası patlayabilecek derecede karıncalanıyordu, beşinci genç leydinin gözleriyse hayretten bomboş bakmaya başlamıştı. Bai Xiaochun’un şu anda yaptıklarını hiç kimse ömrü boyunca unutamayacaktı. Kaç yıl geçerse geçsin bu anı hatıralardan silinmeyecekti.



“Fazla ileri gitme, Bai Hao!!”
Bai Qi’nin gözlerindeki çaresizlik tarifsiz bir seviyeye ulaşmıştı ve felç olmuş gibi bir hali vardı. Karşılık vermek istese de Bai Xiaochun’dan gelen baskı bunu imkânsız kılıyordu. Kendisini tamamen güçsüz bırakan efsanevi bir kuvvetle karşı karşıyaydı.


Öz Formasyonun büyük çemberinde oluşu bir şey ifade etmiyordu. Bai Klanının baş tacı olması bir şey ifade etmiyordu. Bai Xiaochun’un karşısında durmak, yeraltı dünyasının kapısında durmaktan farksızdı.



Bai Qi bir adım gerileyerek bağırdı: “Beni öldürürsen Bai Klanı seni bulana dek huzura ermez! Onlardan kaçamazsın! Yaban Araziler ne kadar büyük olursa olsun asla saklanamazsın!!”



Bai Qi’nin ruhu dehşet ve korkunun esiri olmuştu, deliliğe sürüklenmiş bir şekilde bağırmaktaydı: “Acele etme, Bai Hao! Konuşarak anlaşabiliriz! Ben… ben senin abinim!!” 


“Kimin umurunda?!” diyen Bai Xiaochun’un sesi en yüksek göklerden gelen bir gök gürültüsü misaliydi. Bu iki kelimenin ardından sağ eliyle uzandı, tek başına bu hareketle menekşe gök ve kırmızı güneş çarpıklaşmış, onun enerjisiyse tavan yaparak önceki halini patlayıcı bir yoğunlukla aşmıştı!



GÜÜÜÜÜÜMMMMMMM!!



Etrafındaki araziler delice bir enerjinin birikimiyle sarsılıyordu; tüm atasal arazi darmaduman olacakmış gibiydi!


Ve bunu yapacak olan el de… bizzat Bai Xiaochun’un uzattığı eldi!



Dağdaki herkes sağırlaşmış, tüm gözler boş bakmaya başlamıştı. O elden nasibini almayan tek bir ruh, tek bir zihin yoktu!


Etkilenenler onlardan ibaret de değildi. Taş geçidin dışındaki klan üyeleri de hayrete düşmüştü, Madam Cai ise çılgınlar gibi çığlıklarına devam etmekteydi.


“Kendine hakim ol, Bai Hao!!”



Klan kıdemlileri şok içerisindeydi, Bai Hao’nun beti benzi atık, çığlık çığlığa kalan Bai Qi’ye elini kaldırışı auralarını istikrarsızlaştırmıştı.



Klandaki herkes eşit oranda şaşkındı. Tüm gözler, tüm ilahi hisler ekrana ve Bai Xiaochun imgesine odaklanmıştı!



“O… gerçekten Bai Hao mu...?”


“O avuç… o…”


“Bai Hao... klana ihanet edecek!!”



Klan şefi delirmek üzereydi, taş geçide ve büyü formasyonuna öfkeyle, delice saldırmaktaydı. Gözlerinin kenarlarından yaşlar sızıyor, öz oğlunun öldürülmek üzere oluşunu izlemeye mahkûm bırakılıyordu.



“Derini diri diri yüzeceğim, Bai Hao!”
diye tiz bir çığlık attı. An itibariyle klan şefinden ziyade bir baba olarak konuşuyordu.


Yine de her şeye rağmen unutamadığı bir şey vardı… o yalnızca Bai Qi’nin babası değildi… Bai Hao’nun da babasıydı!!



Bai Klanı bu şokla boğuşurken klanın altındaki yeraltı mezarlarındaki gizli odada başka bir şey yaşanmaktaydı. O odadaki yedi bilek kalınlığındaki mumlar bir çember şeklinde dizilmiş ve yeşil ateşlerle yanmaya başlamıştı.



O mum çemberinin içerisindeyse kırışık, yaşlı bir adam bağdaş kurup meditasyon yapmaktaydı. Bir deri bir kemikten birazcık fazlası olan adamın saçında tek bir tel dahi görünmüyordu, az önce mezardan çıkmış gibi bir hali vardı.



Adamın gözleri ansızın açıldı ve ay ile güneşin ışıklarını taşımaya başladı. Zulmedici bir ışıltıydı, herhangi biri görecek olsa adamın gözleri hariç her şey hafızasından silinirdi.



Yaşlı adam yavaşça kafasını kaldırdı ve toz toprağı aşan görüşü taş ekrandaki Bai Qi ile Bai Xiaochun’u görene dek ilerledi.



Bai Qi’ye yakından bakmaya tenezzül dahi etmedi. Gözleri tamamıyla Bai Xiaochun’a odaklıydı…



Birbirine sürten kemikleri andıran bir sesle, “Böylesi bir içsel yetenek… ve böyle bir aurayla… sıradaki vücut bulmuş halim olmaya Bai Qi’den daha uygun…” diye mırıldandı.



Bu esnada atasal arazideki Bai Xiaochun’un yer ve göğü kapsayan enerjisi onu bütünüyle ilgi odağı kılmıştı!



Eli fiziksel olarak büyük olmasa da her şeyi var olmaktan men edebilecek güçte görünüyordu! Adeta güneşi ve ayı yok edebilecek, atasal dağı söküp atabilecek, tüm arazileri sarsabilecek kadar güçlüydü!



Bai Qi elin yükselişini izlerken menekşe gök ortadan kaybolmuş, kan kırmızı güneş silinmişti. Bai Xiaochun’un eli Bai Qi’nin gözünde göklerin iradesi halini almış, atasal arazideki tek varlık olmuştu! O el onun için bizzat ölümün temsilcisiydi!



Gözleri patlayacakmış gibi geliyor, kanı pompalanamıyordu. “Bana klanına ihanet edeceğini söylemeyeceksin herhalde, Bai Hao!?!?”



Babasının ve annesinin içeriye girip onu kurtarabilmek için her şeyi yapacağını biliyordu.



Dağdaki yüzlerce klan üyesinin kendisine bakmakta olduğunu da biliyordu…



Ama… hiçbirinin önemi yoktu. Yer ve gökte onu kurtarabilecek hiçbir şey olmamasının korkunç farkındalığıyla dolmuştu.



Bai Qi ihanetten bahseder bahsetmez Bai Xiaochun’un sesi işitilmiş, bizzat havayı titreten ezici bir sesle karşılık vermişti!



“İhanet edersem ne olur!?”



Bu sesler yankılanırken Bai Qi'nin hisleri tek bir şeyde birleşti. Atasal arazideki tüm ışıklar, tüm enerjiler ve geri kalan her şey silinmiş, koca dünya tek bir avuçtan ibaretmiş gibiydi.



Ve sonra… o avuç alçaldı!!



“Hayıııırrr!!!”
Bai Qi histerik bir çığlık atmıştı. Ölmek istemiyordu, bilhassa Bai Hao’nun ellerinden ölmeyi hiç istemiyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü, saçları karman çormandı, zihni deliliğin esaretindeydi. Hiç tereddütsüz yetişim basamağını çekti, elde edebileceği her enerji zerresini kullandı, ruh gücünü şahlandıracak iki elli bir büyü hareketi gerçekleştirdi.



Sonra da Bai Xiaochun’a karşılık vermek için iki elini birden uzattı!



Fakat bu direnç bir savaş arabasına karşılık veren bir böcekten farksızdı. Avuç yer ve göğün gücünü arkasına alarak, önüne çıkan her şeyi kuru buğdayları ezer gibi rahatlıkla ezecek bir kuvvetle ona doğru alçalmaktaydı!  



Bai Qi’nin kafasına indiğindeyse tüm direncini yok etti. Çatırdama sesleriyle birlikte bedeni çökmeye başladı, o avuç darbesine hiçbir şekilde direnemeyecekti!

Bölüm 605 : Bir Avuçla Yıkıldı!

#Son anda bir müdahale olur mu acaba demiştim ama dışarıdakiler yetişemedi. Bir zamanlar tek tokadıyla Bai Hao'yu öldüreceğini söyleyen kendini beğenmiş Bai Qi, şimdi Bai Hao görünümündeki Bai Xiaochun'dan yediği tokatla yıkıldı. Artık şöyle rahat bir nefes alabilirim.
Madam Cai'nin atacağı çığlıkları hayal etmek çok zor olmasa gerek. Sanırım oğlunun ölümünü ekrandan izleyip hiçbir şey yapamamak ondan alınabilecek en büyük intikamdı. Taze bir anne olarak bir düşündüm de gerçekten daha kötüsü olamazdı herhalde. Neyse usulca bu bölümü de terk ediyorum, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18389 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37597 Bölüm Sayısı


creator
manga tr